﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslam Tarihi &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/islam-tarihi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Feb 2023 15:05:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>İslam Tarihi &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hutbe Zaten Türkçe Değil Mi İdi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/defter/hutbe-zaten-turkce-degil-mi-idi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2023 15:05:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Defter]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe hutbe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9102</guid>

					<description><![CDATA[Türkçe hutbe talepleri, daha doğru bir ifade ile hutbenin dinen zaruri bir unsuru olmayan konuşma kısmının uzatılması ve etkili hale getirilmesi istekleri, İslâm tarihinde hiç olmadığı kadar modern dönemde ortaya çıkacaktır. Hem siyasî merkez(ler), hem basın-matbuat ve yeni Müslüman aydınlar, hem de “dinî kurumlar”, âlimler ve şeyhler tarafından… Çünkü herkes kendince dindar kalmak şartıyla modernleşmek, yenileşmek istemektedir ve din-hutbe bunun en etkili ve olmazsa olmaz araçlarından biridir. Ayrıca Türkçe hutbe yeni din anlayışlarını anlatmak ve yerleştirmek için de lüzumludur… &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkçe hutbe talepleri, daha doğru bir ifade ile hutbenin dinen zaruri bir unsuru olmayan konuşma kısmının uzatılması ve etkili hale getirilmesi istekleri, İslâm tarihinde hiç olmadığı kadar modern dönemde ortaya çıkacaktır. Hem siyasî merkez(ler), hem basın-matbuat ve yeni Müslüman aydınlar, hem de “dinî kurumlar”, âlimler ve şeyhler tarafından… Çünkü herkes kendince dindar kalmak şartıyla modernleşmek, yenileşmek istemektedir ve din-hutbe bunun en etkili ve olmazsa olmaz araçlarından biridir. Ayrıca Türkçe hutbe yeni din anlayışlarını anlatmak ve yerleştirmek için de lüzumludur…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HALUK DURSUN: “AYASOFYA’NIN MÜZE YAPILMASI, BİR CİNNET, BOŞLUK VE KIRILMA DÖNE-MİNİN ESERİDİR”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/haluk-dursun-ayasofyanin-muze-yapilmasi-bir-cinnet-bosluk-ve-kirilma-done-minin-eseridir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2020 12:15:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[fetih]]></category>
		<category><![CDATA[I. Mahmud]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6179</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: MUSTAFA ARMAĞAN Ayasofya’nın İslam tarih ve kültüründeki yerini anlatır mısınız? Müslümanlar için Ayasofya ne ifade ediyordu? Osmanlı için Fetih öncesi ve sonrasında neyi ifade etti? Ortak düşüncelerden yola çıkarak ve kendi görüşümü de katarak söylüyorum: Bir kesim onu bir büyük kilise olarak görürken, diğer bir kesim de cami-i kebir olarak görüyor. Osmanlılar hep cami-i kebir olarak gördüler, çünkü Ayasofya, Osmanlı’daki cami ve cami imamlarının hiyerarşisinde tartışmasız bir numaraydı. Kendi görüşüme gelince, benim tarihçi, Ayasofya yöneticisi ve Müslüman olmak üzere üç ayrı kimliğim var. Bunları bir araya getirerek konuşmak istiyorum: Osmanlılar Ayasofya’nın cami-i kebire dönüştürülmesi işinde bir zarureti görmüşler. Ana&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: MUSTAFA ARMAĞAN</strong></p>
<p><strong>Ayasofya’nın İslam tarih ve kültüründeki yerini anlatır mısınız? Müslümanlar için Ayasofya ne ifade ediyordu? Osmanlı için Fetih öncesi ve sonrasında neyi ifade etti?</strong></p>
<p>Ortak düşüncelerden yola çıkarak ve kendi görüşümü de katarak söylüyorum: Bir kesim onu bir büyük kilise olarak görürken, diğer bir kesim de cami-i kebir olarak görüyor. Osmanlılar hep cami-i kebir olarak gördüler, çünkü Ayasofya, Osmanlı’daki cami ve cami imamlarının hiyerarşisinde tartışmasız bir numaraydı.</p>
<p>Kendi görüşüme gelince, benim tarihçi, Ayasofya yöneticisi ve Müslüman olmak üzere üç ayrı kimliğim var. Bunları bir araya getirerek konuşmak istiyorum: Osmanlılar Ayasofya’nın cami-i kebire dönüştürülmesi işinde bir zarureti görmüşler. Ana bina her ne kadar cami-i kebire dönüştürülse de, daima kilise halini hatırlatacağı için etrafına ilaveler yaparak onu bir ‘kül’ haline getirip o külün içinde bir ‘cüz’ halinde tutmak lüzumunu fark etmişler ve Ayasofya’yı bir külliye haline getirmiş, ilavelerden başlamak üzere dış çehresini değiştirmeyi çok önemsemişler. İç ve dış şadırvanlar, sebil, imaret, medreseler, muvakkithane ve en son olarak da türbelerin eklenmesiyle bu değişimi tamamlamaya çalışmışlar.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Haseki Hamamı dahil edilebilir mi buna?</strong></p>
<p>Tam değil, Ayasofya Hamamı’dır adı, doğrudur ancak o, bu zihniyetin dışında yapılmıştır. Ayasofya’nın dönüşümündeki önemli faktör, Fatih’in medrese ve minareyle başlattığı değişimin I. Mahmud döneminde sürdürülmesi ve Abdülmecid’in bunun üzerine gitmesidir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ayasofya’nın dönüşümü için sadece bu üç padişah mı öne çıkmakta?</strong></p>
<p>Aslında dördüncü olarak araya II. Selim’i koyuyorum; çünkü minarelerle devreye giriyor, daha da önemlisi, oraya gömülerek türbeler geleneğini başlatıyor. Sonra özellikle kütüphanesiyle çok çok ayrı bir yere sahip olan I. Mahmud’u koyuyorum. Beşinci bir aday koymak gerekirse II. Abdülhamid’i sayıyorum. Çünkü 1894 depreminin hasarını çok dikkatli bir şekilde düzeltmek ve Ayasofya’yı kurtarmak için teşebbüse geçmiş. Bu beşliyi dönemlerine referans vererek kurguluyorum.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2020">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eski İstanbul’da Belediyecilik</title>
		<link>https://www.derintarih.com/osmanli-tarihi/eski-istanbulda-belediyecilik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ekrem Buğra Ekinci]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Aug 2019 07:51:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Kadı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[salâhiyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4814</guid>

					<description><![CDATA[İslam tarihinde Hz. Peygamber (sas) devrinden beri, ihtisab (hisbe) teşkilâtı bugünkü belediyelerin işini görürdü. Bu işi yapana da muhtesib denirdi. Muhtesibin salâhiyetleri, şimdiki belediye reislerinden daha geniştir. Hem adlî, hem de idarî salâhiyetleri haiz olarak, kanunları icra eder; uymayanları engeller. Ahlâk ve âdâba uyuluyor mu, umumî yollar muntazam mı, halk sağlığına riayet ediliyor mu, çevre temizliği yerinde mi, binalar nizama uygun mu, köle ve hayvan haklarına uyuluyor mu, esnaf ve tüccar ölçü ve tartıda âdil mi, karaborsa yapılıyor mu, narha uyuluyor mu, bunları kontrol eder; gerekirse kabahatlilere ceza verir. Osmanlı’da kadılar Avrupa şehirlerinde olduğu gibi adlî işler yanında başka vazifelerle&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslam tarihinde Hz. Peygamber (sas) devrinden beri, ihtisab (hisbe) teşkilâtı bugünkü belediyelerin işini görürdü. Bu işi yapana da muhtesib denirdi. Muhtesibin salâhiyetleri, şimdiki belediye reislerinden daha geniştir. Hem adlî, hem de idarî salâhiyetleri haiz olarak, kanunları icra eder; uymayanları engeller. Ahlâk ve âdâba uyuluyor mu, umumî yollar muntazam mı, halk sağlığına riayet ediliyor mu, çevre temizliği yerinde mi, binalar nizama uygun mu, köle ve hayvan haklarına uyuluyor mu, esnaf ve tüccar ölçü ve tartıda âdil mi, karaborsa yapılıyor mu, narha uyuluyor mu, bunları kontrol eder; gerekirse kabahatlilere ceza verir.</p>
<p>Osmanlı’da kadılar Avrupa şehirlerinde olduğu gibi adlî işler yanında başka vazifelerle de mükellef tutulmuştur. Kadı, aynı zamanda bulundukları şehrin belediye reisidir. Belediye hizmetlerinin zaten çok inkişaf etmediği bir zamanda, devlet bu işi ulemadan birine vererek şehirlerdeki muhtemel çekişmelerin önüne geçmek istemiştir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Bir Vakıf Medeniyetidir ya Selçuklu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/selcuklu-tarihi/osmanli-bir-vakif-medeniyetidir-ya-selcuklu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Alican]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Feb 2018 21:24:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[ilk halifeler dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[vakıf kültürü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3250</guid>

					<description><![CDATA[Arapçada “ve-ka-fe ()” mazi kökünden türeyen ve “durmak, durdurmak, sabit hale getirmek, alıkoymak” gibi anlamlara gelen vakıf kelimesi, temelde “bir maldan elde edilen yararın sonsuza dek belirli bir iyilik amacına tahsis edilmesi” mânâsını taşır. İslam tarihinde özellikle kamusal hizmetlerin yürütülmesi için oluşturulan hayır kurumlarının işleyişini tarif etmek için kullanılan kelime, Hz. Peygamber (sas) döneminden itibaren İslam toplumunda görülen hayır uygulamalarına karşılık gelir. Bununla birlikte, İslam devletinin topraklarının genişlemesine, diğer sosyal, siyasal ve kültürel yapılarla kurulan temasların artmasına ve özellikle de siyasî kurumsallaşmanın gelişme sürecine paralel olarak vakıf olgusunun ve kavramının da tekâmül ettiğini not etmek gerekir. Vakıflar Hz. Peygamber ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Arapçada “ve-ka-fe ()” mazi kökünden türeyen ve “durmak, durdurmak, sabit hale getirmek, alıkoymak” gibi anlamlara gelen vakıf kelimesi, temelde “bir maldan elde edilen yararın sonsuza dek belirli bir iyilik amacına tahsis edilmesi” mânâsını taşır. İslam tarihinde özellikle kamusal hizmetlerin yürütülmesi için oluşturulan hayır kurumlarının işleyişini tarif etmek için kullanılan kelime, Hz. Peygamber (sas) döneminden itibaren İslam toplumunda görülen hayır uygulamalarına karşılık gelir. Bununla birlikte, İslam devletinin topraklarının genişlemesine, diğer sosyal, siyasal ve kültürel yapılarla kurulan temasların artmasına ve özellikle de siyasî kurumsallaşmanın gelişme sürecine paralel olarak vakıf olgusunun ve kavramının da tekâmül ettiğini not etmek gerekir.</p>
<p>Vakıflar Hz. Peygamber ve ilk halifeler döneminde tasadduk/sadaka/hayır-hasenat kültürü olarak karşımıza çıkar. Zaman içerisinde belirli kurallar bütünüyle yapılandırılan, idarî anlamda bir tür devlet ya da şirketi andıran ve aynı zamanda hukukî bir çerçevesi olan, başlı başına bir hukuk alanına dönüşen karmaşık bir sistem haline gelmiştir.</p>
<p>İslam tarihinde vakıf kültürünün “iyilik” olarak nitelendirilebilecek her şeye temas ettiği görülür. Açları doyurmak ve hastaları iyileştirmek için imaretler ya da şifahaneler tahsis etmek, ilmî faaliyetlerin yürütüleceği medreselerin kesintisiz bir biçimde işlemesini garanti altına almak için müderrislere maaş vermek vakıfların hedefleridir. Talebelere burs kaynakları yaratmak ya da cami, yol, çeşme vb. tabir yerindeyse belediyecilik hizmetleri için vakıf kurumunu devreye sokmak bütün Müslüman toplumlarında vaka-yı âdiyedendir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-mart2018">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muhalefetten İktidara Şia’nın Yükselişi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/islam-tarihi/muhalefetten-iktidara-sianin-yukselisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adnan Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Oct 2016 22:40:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl-i Beyt]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Şia]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=1630</guid>

					<description><![CDATA[İslam tarihi tartışmalarının en çok müracaat edilen kavramlarından biridir Şia. Köken olarak “taraftar, yardımcı, destekleyici; bir işi gerçekleştirmek için bir kimse etrafında toplanan grup” anlamlarını taşır. Şemsiye bir kavram olup her ne kadar Hz. Ali’nin (ra) hilafet hakkını savunma tezi etrafında başlamışsa da, esasen mevcut iktidara muhalif birçok grubu zamanla içine almıştır. Bu kapsayıcılıktaki en önemli etken, Şia kavramının birçok Müslümanın desteğini alabilecek olan “Ehl-i Beyt”i barındırmasıdır. Nitekim hem Emeviler, hem de Abbasiler döneminde idareye muhalif birçok zümre Ehl-i Beyt mefhumuna sığınmış ya da Şiîlerin desteğini sağlamak amacıyla bu mefhumu kullanmıştır. Şia, Hz. Peygamber’in (sas) bazı sözlerine atıfta bulunarak imametin,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslam tarihi tartışmalarının en çok müracaat edilen kavramlarından biridir Şia. Köken olarak “taraftar, yardımcı, destekleyici; bir işi gerçekleştirmek için bir kimse etrafında toplanan grup” anlamlarını taşır. Şemsiye bir kavram olup her ne kadar Hz. Ali’nin (ra) hilafet hakkını savunma tezi etrafında başlamışsa da, esasen mevcut iktidara muhalif birçok grubu zamanla içine almıştır. Bu kapsayıcılıktaki en önemli etken, Şia kavramının birçok Müslümanın desteğini alabilecek olan “Ehl-i Beyt”i barındırmasıdır. Nitekim hem Emeviler, hem de Abbasiler döneminde idareye muhalif birçok zümre Ehl-i Beyt mefhumuna sığınmış ya da Şiîlerin desteğini sağlamak amacıyla bu mefhumu kullanmıştır.</p>
<p>Şia, Hz. Peygamber’in (sas) bazı sözlerine atıfta bulunarak imametin, yani hilafet makamının Hz. Ali’nin hakkı olduğunu temellendirmeye çalışır. Zikredilen delillerin güvenilirliği hususunda Şia ile Ehl-i Sünnet arasında görüş ayrılığı vardır. Şiîlerin delillerinden biri, Veda Haccı dönüşü meydana geldiği rivayet edilen ve olayın geçtiği yerin isminden gelen Gadir-i Hum hadisidir. Buna göre Hz. Peygamber, vefatından yaklaşık 2,5 ay önce Hz. Ali’nin imametini açıkça ilan etmiş ve orada bulunan bütün Müslümanlardan biat almıştı. Şiîlere göre bu olaya rağmen Hz. Peygamber’in vefatından hemen sonra, daha cenazesi defnedilmeden Hz. Ali’nin hakkı gasp edilmiştir.</p>
<p>Bu şüpheli hadis konusunda uzun uzadıya açıklama yapma imkânımız yok. Ancak iddia edildiği gibi vahyin emrine ve Hz. Peygamber’in açık mesajına rağmen neredeyse bütün Müslümanların Hz. Ebubekir’in (ra) halifeliği üzerine ittifak etmeleri izah edilebilecek bir durum değildir.</p>
<p>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derintarih-kasim2016" target="_blank">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
