﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslam &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/islam/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2023 09:15:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>İslam &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Moğollara İlk Mağlubiyeti Tattıran Kuzeyin Müslüman Türkleri İdil Bulgarları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/mogollara-ilk-maglubiyeti-tattiran-kuzeyin-musluman-turkleri-idil-bulgarlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dinçer Koç]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2023 09:15:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Abbâsî halifesi]]></category>
		<category><![CDATA[Bulgarlar]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Orta Asya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9123</guid>

					<description><![CDATA[Hazarların boyunduruğu altında yaşayan Bulgarlar, ticarî faaliyetler neticesinde Müslümanlığı tanımış, Abbâsî halifesinin de desteği ile İslâm’ı kabul ederek bağımsızlıklarını ilan etmişlerdi. İslâm âleminin en kuzeydeki temsilcisi haline gelen İdil Bulgar Devleti, ticarî ve kültürel faaliyetlerini sadece Avrupa’da değil, Orta Asya’da ve Yakındoğu’da da yürüterek Türk dünyasıyla yakın ilişkilerini sürdürmüş, “Moğolları ilk defa bozguna uğratan devlet” vasfını da kazanarak tarih sahnesinden çekilmişti. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hazarların boyunduruğu altında yaşayan Bulgarlar, ticarî faaliyetler neticesinde Müslümanlığı tanımış, Abbâsî halifesinin de desteği ile İslâm’ı kabul ederek bağımsızlıklarını ilan etmişlerdi. İslâm âleminin en kuzeydeki temsilcisi haline gelen İdil Bulgar Devleti, ticarî ve kültürel faaliyetlerini sadece Avrupa’da değil, Orta Asya’da ve Yakındoğu’da da yürüterek Türk dünyasıyla yakın ilişkilerini sürdürmüş, “Moğolları ilk defa bozguna uğratan devlet” vasfını da kazanarak tarih sahnesinden çekilmişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Osmanlı Arapları”Na Dair…</title>
		<link>https://www.derintarih.com/1-kitap-1-yazar/bir-kitap-bir-yazar/osmanli-araplarina-dair/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zekeriya Kurşun]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2023 15:02:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bir Kitap Bir Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[Hilafet-Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[I.Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9099</guid>

					<description><![CDATA[I.Dünya Savaşı sonrasında yaşanan keskin kopuşun ardından, istese de istemese de Osmanlı’nın varisi olan Türkiye ile Arap dünyası arasındaki sorunlar hâlâ çözülebilmiş değil. Sadece tarafları değil İslâm dünyasının kaderini de etkileyen bu sorunun çözümünde ortak tarihî tecrübeden istifade etmek mümkün mü? Bu noktada tarihçilere nasıl bir görev düşüyor? Sorularımızı 40 yıllık bir emeğin ürünü olarak geçtiğimiz aylarda yayınlanan Osmanlı Arapları: Hilafet-Siyaset-Milliyet (1798-1918) kitabının yazarı Prof. Dr. Zekeriya Kurşun’a yönelttik.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>I.Dünya Savaşı sonrasında yaşanan keskin kopuşun ardından, istese de istemese de Osmanlı’nın varisi olan Türkiye ile Arap dünyası arasındaki sorunlar hâlâ çözülebilmiş değil. Sadece tarafları değil İslâm dünyasının kaderini de etkileyen bu sorunun çözümünde ortak tarihî tecrübeden istifade etmek mümkün mü? Bu noktada tarihçilere nasıl bir görev düşüyor? Sorularımızı 40 yıllık bir emeğin ürünü olarak geçtiğimiz aylarda yayınlanan <em>Osmanlı Arapları: Hilafet-Siyaset-Milliyet </em>(1798-1918) kitabının yazarı Prof. Dr. Zekeriya Kurşun’a yönelttik.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muhammed Tâhir Bin Âşûr</title>
		<link>https://www.derintarih.com/abide-sahsiyetler/muhammed-tahir-bin-asur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim Bozbeşparmak]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2023 09:12:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Abide Şahsiyetler]]></category>
		<category><![CDATA[fransız]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Tunus]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8911</guid>

					<description><![CDATA[Fransız hâkimiyeti altındaki Tunus’ta doğup yetişen Muhammed Tâhir bin Âşûr, uzun ömrüne yoğun bir ilmî ve içtimâî mücadeleyi sığdırmıştı. Müslümanlar farklı coğrafyalarda bir yandan saldırılarla boğuşuyor, bir yandan da modern dünyanın getirdiği problemlere çareler arıyordu. İslâm’ın ana kaynaklarından istifadeyle meselelere çözümler getirmeye çalışan İbn Âşûr’un büyük çabası, bugün bile Müslümanların yolunu aydınlatmaya devam etmektedir. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fransız hâkimiyeti altındaki Tunus’ta doğup yetişen Muhammed Tâhir bin Âşûr, uzun ömrüne yoğun bir ilmî ve içtimâî mücadeleyi sığdırmıştı. Müslümanlar farklı coğrafyalarda bir yandan saldırılarla boğuşuyor, bir yandan da modern dünyanın getirdiği problemlere çareler arıyordu. İslâm’ın ana kaynaklarından istifadeyle meselelere çözümler getirmeye çalışan İbn Âşûr’un büyük çabası, bugün bile Müslümanların yolunu aydınlatmaya devam etmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Asım” Kitabı Nasıl Bir Gelecek Tasavvuruna İşaret Eder?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/asim-kitabi-nasil-bir-gelecek-tasavvuruna-isaret-eder/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Dec 2022 12:45:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[bir mucize-i şiir]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Nazif]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8881</guid>

					<description><![CDATA[Safahat’ın altıncı kitabı olan ve Süleyman Nazif’in “bir mucize-i şiir” ifadesiyle karşıladığı Asım kitabı şiirdeki başarılarından ötede aynı zamanda çağdaş Türk ve İslâm düşüncesinin tartışageldiği birçok problemi ve kavramı yeni çehreleriyle ele alıp müzakere eder. Bununla birlikte üçlü bir konuşma ve müzakere (muhavere) tarzında akan kitap, yaşanan zamanın ve geçmişin müzakere ve tenkidine dair birçok bahis taşısa da esas itibariyle bir gelecek tasavvuru, istikbal inşası ve “fütürist” bir projedir, “kurtuluş” için bir ümit ışığı ve muhayyel saadet şehrinin kapısıdır, bunda şüphe yok. &#160; Devamı Derin Tarih Aralık Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Safahat</em>’ın altıncı kitabı olan ve Süleyman Nazif’in “bir mucize-i şiir” ifadesiyle karşıladığı <em>Asım</em> kitabı şiirdeki başarılarından ötede aynı zamanda çağdaş Türk ve İslâm düşüncesinin tartışageldiği birçok problemi ve kavramı yeni çehreleriyle ele alıp müzakere eder. Bununla birlikte üçlü bir konuşma ve müzakere (muhavere) tarzında akan kitap, yaşanan zamanın ve geçmişin müzakere ve tenkidine dair birçok bahis taşısa da esas itibariyle bir gelecek tasavvuru, istikbal inşası ve “fütürist” bir projedir, “kurtuluş” için bir ümit ışığı ve muhayyel saadet şehrinin kapısıdır, bunda şüphe yok.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralık-2022">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlk İslâm Orduları Nasıl Organize Edildi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/islam-tarihi/ilk-islam-ordulari-nasil-organize-edildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doğan Mert Demir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Dec 2022 12:09:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Arap]]></category>
		<category><![CDATA[Dört halife]]></category>
		<category><![CDATA[Emevî]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8850</guid>

					<description><![CDATA[Arap tarihinde ordu nizamının tesisinin altında yatan başat güç şüphesiz İslâm’ın kendisidir. Cahiliye döneminde kabilenin her ferdi birer savaşçıydı. Hz. Peygamber ﷺ döneminde orduya katılan Müslümanların savaş ve sefer sırasında riayet etmesi gereken bazı kaideler konulduğundan ilk defa sivil ve askerî alanın ayrışması söz konudur. Dört Halife ve Emevî dönemlerinde müstakil ordulardan bahsetmek mümkünse de kabilelerin gücü hem İslâm ordularını muzaffer kılan nüveyi teşkil etti hem de onların sonunu getirdi. Kabileden bağımsız kuvvetlerin teşekkülü ise ancak Abbâsî döneminde gerçekleşti. &#160; Devamı Derin Tarih Aralık Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Arap tarihinde ordu nizamının tesisinin altında yatan başat güç şüphesiz İslâm’ın kendisidir. Cahiliye döneminde kabilenin her ferdi birer savaşçıydı. Hz. Peygamber ﷺ döneminde orduya katılan Müslümanların savaş ve sefer sırasında riayet etmesi gereken bazı kaideler konulduğundan ilk defa sivil ve askerî alanın ayrışması söz konudur. Dört Halife ve Emevî dönemlerinde müstakil ordulardan bahsetmek mümkünse de kabilelerin gücü hem İslâm ordularını muzaffer kılan nüveyi teşkil etti hem de onların sonunu getirdi. Kabileden bağımsız kuvvetlerin teşekkülü ise ancak Abbâsî döneminde gerçekleşti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralık-2022">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osman Bin Fûdî</title>
		<link>https://www.derintarih.com/abide-sahsiyetler/osman-bin-fudi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim Bozbeşparmak]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2022 07:58:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Abide Şahsiyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Islahat]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Osman bin Fûdî]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8715</guid>

					<description><![CDATA[Islahatçı bir âlim, hitabeti kuvvetli ateşli bir vaiz, meşhur bir mutasavvıf, başarılı bir devlet adamı&#8230; Osman bin Fûdî ders halkalarında talebelere, vaaz kürsülerinde kalabalıklara İslâm’ı en güzel şekilde anlatmış, halk arasında yayılmış bidatlere karşı mücadele ederek Kur’ân ve Sünnet merkezli bir tasavvuf anlayışı inşa etmişti. İslâm düşmanlarına ve sömürgecilere karşı cihad etmekten de geri durmamış; hareketli bir ömrün nihayetinde hayata veda ettiğinde, ardında Batı Afrika’nın siyasî ve dinî teşekkülünde önemli rol oynayacak bir miras bırakmıştı. &#160; Devamı Derin Tarih Kasım Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Islahatçı bir âlim, hitabeti kuvvetli ateşli bir vaiz, meşhur bir mutasavvıf, başarılı bir devlet adamı&#8230; Osman bin Fûdî ders halkalarında talebelere, vaaz kürsülerinde kalabalıklara İslâm’ı en güzel şekilde anlatmış, halk arasında yayılmış bidatlere karşı mücadele ederek Kur’ân ve Sünnet merkezli bir tasavvuf anlayışı inşa etmişti. İslâm düşmanlarına ve sömürgecilere karşı cihad etmekten de geri durmamış; hareketli bir ömrün nihayetinde hayata veda ettiğinde, ardında Batı Afrika’nın siyasî ve dinî teşekkülünde önemli rol oynayacak bir miras bırakmıştı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2022">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Bir Vakıf Medeniyetidir Ya Selçuklu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ozel-dosya/osmanli-bir-vakif-medeniyetidir-ya-selcuklu-3/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Alican]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2022 14:19:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özel Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8648</guid>

					<description><![CDATA[Vakıf ekseninde gelişen bir medeniyete sahip olan Osmanlı Devleti bu tecrübeyi hiç şüphesiz önceki İslâm devletlerinden devralmıştı. İşte vakıfların Selçuklu’daki izleri. &#160; Devamı Derin Tarih Ekim Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Vakıf ekseninde gelişen bir medeniyete sahip olan Osmanlı Devleti bu tecrübeyi hiç şüphesiz önceki İslâm devletlerinden devralmıştı. İşte vakıfların Selçuklu’daki izleri.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2022">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Açlıktan Ağaç Yaprakları Yeseler De Harama El Sürmediler</title>
		<link>https://www.derintarih.com/islam-tarihi/acliktan-agac-yapraklari-yeseler-de-harama-el-surmediler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adnan Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2022 11:04:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[askerî seferler]]></category>
		<category><![CDATA[Ebû Ubeyde]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8582</guid>

					<description><![CDATA[Hz. Peygamber ﷺ döneminde düzenlenen askerî seferlerde Müslümanlar İslâm savaş hukukuna riayet ederek daima hakkı gözettiler. Açlıktan ölecek durumda olsalar bile kimsenin malına el sürmediler. Mesela Ebû Ubeyde b. Cerrâh komutasında Kızıldeniz sahilindeki Sîfulbahr’a sefere çıkan 300 kişi erzakları bittiğinde ağaç yaprakları yemek zorunda kalmış, buna rağmen yöre halkından bir menfaat beklentileri olmamıştı. &#160; Devamı Derin Tarih Ekim Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Peygamber ﷺ döneminde düzenlenen askerî seferlerde Müslümanlar İslâm savaş hukukuna riayet ederek daima hakkı gözettiler. Açlıktan ölecek durumda olsalar bile kimsenin malına el sürmediler. Mesela Ebû Ubeyde b. Cerrâh komutasında Kızıldeniz sahilindeki Sîfulbahr’a sefere çıkan 300 kişi erzakları bittiğinde ağaç yaprakları yemek zorunda kalmış, buna rağmen yöre halkından bir menfaat beklentileri olmamıştı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2022">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam Kültüründe İnsan Ruhuna Açılan Kapı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/hos-sada/islam-kulturunde-insan-ruhuna-acilan-kapi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Serhan Tayşi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2022 08:02:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hoş Sadâ]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[karakter]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8561</guid>

					<description><![CDATA[28 Nisan 2015’te dar-ı bekaya irtihal eyleyen, kültür ve medeniyet tarihimizin müstesna ismi Mehmed Serhan Tayşi, vefatından kısa süre önce arkadaşımız Şeyma Aydın Üstün’e kıyâfetnâme geleneğini anlatmıştı. Kendi ifadeleriyle söylersek, İslâm düşüncesinde, insanın dış görüntüsünün rastgele olmadığına, onun bir bakıma ruhu kavrayan ve muhafaza eden bir elbise, bir kıyâfet gibi olduğuna inanılır. Kişinin sahip olduğu uzuvların belli şahsî ve ahlâkî tezahürleri vardır. İlmü’l-kıyâfe de, bir kimsenin ahlâk ve karakter hususiyetlerini, diğer bir ifadeyle zâhirinden bâtınî vasıflarını tahmin ve tespit eden ilimdir. &#160; Devamı Derin Tarih Ekim Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>28 Nisan 2015’te dar-ı bekaya irtihal eyleyen, kültür ve medeniyet tarihimizin müstesna ismi Mehmed Serhan Tayşi, vefatından kısa süre önce arkadaşımız Şeyma Aydın Üstün’e kıyâfetnâme geleneğini anlatmıştı. Kendi ifadeleriyle söylersek, İslâm düşüncesinde, insanın dış görüntüsünün rastgele olmadığına, onun bir bakıma ruhu kavrayan ve muhafaza eden bir elbise, bir kıyâfet gibi olduğuna inanılır. Kişinin sahip olduğu uzuvların belli şahsî ve ahlâkî tezahürleri vardır. İlmü’l-kıyâfe de, bir kimsenin ahlâk ve karakter hususiyetlerini, diğer bir ifadeyle zâhirinden bâtınî vasıflarını tahmin ve tespit eden ilimdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2022">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hilâfetin Kureyşîliği Meselesi Hindistan’da Nasıl Karşılık Buldu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/mercek/hilafetin-kureysiligi-meselesi-hindistanda-nasil-karsilik-buldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Çıkılı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2022 11:15:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mercek]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8512</guid>

					<description><![CDATA[İslâm’ın ilk asırlarından itibaren tartışılan hilâfetin Kureyşîliği meselesinin son asırlarda özellikle Hint alt kıtası’nda gündeme gelmesinde İngilizlerin etkisi açıktır. İngilizler önceleri hilâfetin nüfuzundan istifade etmeyi tercih ederken, II. Abdülhamid döneminden itibaren Osmanlı hilâfetini bir tehdit olarak algılamaya başladılar. Hindistan Müslümanları nazarında Osmanlı halifesinin itibarını zedelemek amacıyla da meşruiyetini tartışmaya açtılar. Buna karşılık bölgedeki Müslümanlar bu oyuna gelmedi&#8230; &#160; Devamı Derin Tarih Eylül Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslâm’ın ilk asırlarından itibaren tartışılan hilâfetin Kureyşîliği meselesinin son asırlarda özellikle Hint alt kıtası’nda gündeme gelmesinde İngilizlerin etkisi açıktır. İngilizler önceleri hilâfetin nüfuzundan istifade etmeyi tercih ederken, II. Abdülhamid döneminden itibaren Osmanlı hilâfetini bir tehdit olarak algılamaya başladılar. Hindistan Müslümanları nazarında Osmanlı halifesinin itibarını zedelemek amacıyla da meşruiyetini tartışmaya açtılar. Buna karşılık bölgedeki Müslümanlar bu oyuna gelmedi&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2022">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivas Kongresi Kararlarına Resmî Tarih Sansürü</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/sivas-kongresi-kararlarina-resmi-tarih-sansuru/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beytullah İmzaoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2022 07:54:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Sivas Kongresi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8471</guid>

					<description><![CDATA[4-11 Eylül 1919 tarihinde tertip edilen Sivas Kongresi’nin 7. maddesi olarak ilan edilen meşhur “Manda ve himaye kabul edilemez”, “Manda ve himaye kesin bir dille reddedilmiştir” cümlelerinin aslında kongre kararları mündericatında olmadığını; Osmanlı, hilafet, saltanat, İslâm ve Müslümanlık vurgularını ihtiva eden birçok maddenin de sansüre tâbi tutulduğunu biliyor muydunuz? &#160; Devamı Derin Tarih Eylül Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>4-11 Eylül 1919 tarihinde tertip edilen Sivas Kongresi’nin 7. maddesi olarak ilan edilen meşhur “Manda ve himaye kabul edilemez”, “Manda ve himaye kesin bir dille reddedilmiştir” cümlelerinin aslında kongre kararları mündericatında olmadığını; Osmanlı, hilafet, saltanat, İslâm ve Müslümanlık vurgularını ihtiva eden birçok maddenin de sansüre tâbi tutulduğunu biliyor muydunuz?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2022">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kâbe’nin Kıble Olarak Tayini Ne Anlama Geliyordu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/islam-tarihi/kabenin-kible-olarak-tayini-ne-anlama-geliyordu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adnan Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2022 08:11:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Beytülmakdis]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Mekke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8383</guid>

					<description><![CDATA[Bütün dinlerde, inanılan yüce varlığa yakarış ve yöneliş ritüelleri bulunmaktadır. Bazı ibadetlerin yerine getirilmesinde bir tarafa (İslâmî ıstılahla ifade etmek gerekirse kıbleye) yönelme ve bu yönün tespiti önem taşır. İslâm söz konusu olduğunda “kıble” sadece namaz için değil; dua, ölünün defni, kurban kesimi gibi ibadet ve uygulamalar yerine getirilirken de ehemmiyet arz etmektedir. Aynı inancı paylaşanların ibadetlerinde ortak bir menzile yönelmeleri aralarında birleştirici bir vazife görmektedir. Bu değer çerçevesinde ilişkiler güçlenir, hatta kurumlar tezahür eder. Allah’ın Elçisi’nin (sas) Mekke’de kıble olarak nereye yöneldiği hususunda farklı rivayetler mevcuttur. Kaynaklara baktığımızda bu dönemde Müslümanlar iki farklı kıbleye yönelerek ibadet etmiş görünüyor. Öyle&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bütün dinlerde, inanılan yüce varlığa yakarış ve yöneliş ritüelleri bulunmaktadır. Bazı ibadetlerin yerine getirilmesinde bir tarafa (İslâmî ıstılahla ifade etmek gerekirse kıbleye) yönelme ve bu yönün tespiti önem taşır. İslâm söz konusu olduğunda “kıble” sadece namaz için değil; dua, ölünün defni, kurban kesimi gibi ibadet ve uygulamalar yerine getirilirken de ehemmiyet arz etmektedir. Aynı inancı paylaşanların ibadetlerinde ortak bir menzile yönelmeleri aralarında birleştirici bir vazife görmektedir. Bu değer çerçevesinde ilişkiler güçlenir, hatta kurumlar tezahür eder.</p>
<p>Allah’ın Elçisi’nin (sas) Mekke’de kıble olarak nereye yöneldiği hususunda farklı rivayetler mevcuttur. Kaynaklara baktığımızda bu dönemde Müslümanlar iki farklı kıbleye yönelerek ibadet etmiş görünüyor. Öyle anlaşılıyor ki nübüvvet görevinin başlamasıyla birlikte Hz. Peygamber namazlarında Kâbe’ye yönelmekteydi. Ancak namazın farz kılınmasıyla birlikte Beytülmakdis’e (Kudüs) yönelmeye başlamıştı. Yine bu dönemde Hz. Peygamber’in, namazlarını eda ederken Kâbe’yi araya almak suretiyle Beytülmakdis’e yöneldiğini biliyoruz.</p>
<p>Hicretten sonra Müslümanlar namazlarını Beytülmakdis’e dönerek kılmaya devam ettiler. Ancak Benî Kaynuka ve Benî Nadir Yahudileri ile yaşanan sorunların ardından Hz. Peygamber kıblenin değişmesini temenni eder hale geldi. Müşriklerle yaşadığı sorunların ardından, Yahudilerin Yüce Allah tarafından tebliğ etmekle mükellef kılındığı mesaja ilgi duyacaklarını umuyordu. Ancak Yahudiler, İslâm’a iman etmek şöyle dursun, insanları onun hakkında şüpheye düşürecek bir tutum sergilediler. Hatta bir süre sonra Hz. Peygamber’e çirkin ithamlarda bulunarak düşmanlık etmeye başladılar. Nitekim çok geçmeden bu gerilim kanlı çatışmalarla sonuçlandı. Oysa Allah Elçisi Medine’ye yerleşirken -ehl-i kitap olmaları hasebiyle- bilhassa Yahudilerle müşterek aidiyetleri öne çıkararak iyi ilişkiler kurmaya çalışmıştı. Onun huzur, birlik ve beraberlik hedefleyen bu çabalarının görmezden gelinmesi ve düşmanca bir tavır sergilenmesi kıblenin değişmesini temenni etmesindeki en belirleyici unsur olmuştu.</p>
<p>Bir süre sonra beklediği ilâhî müjde geldi. Bakara sûresindeki âyette Yüce Allah şöyle diyordu: “Biz senin, yüzünü göğe doğru çevirdiğini elbette görüyoruz. İşte şimdi kesin olarak seni memnun olacağın kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Harâm tarafına çevir; nerede olursanız olun yüzünüzü o yöne çevirin. Kuşku yok ki kendilerine kitap verilenler bunun rablerinden gelmiş bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.” (Bakara, 2/144)</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ağustos-2022">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hacı Sinanova Kâdirî Tekkesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/maziye-bir-nazar/haci-sinanova-kadiri-tekkesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 08:28:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maziye Bir Nazar]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[IV. Murad]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Ramiza Osmanoviç]]></category>
		<category><![CDATA[Tekke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8279</guid>

					<description><![CDATA[İslâm tasavvufunun asli unsurlarından Kâdirîliğin Bosna Hersek’te yayılmasında katkısı olan Silahtar Mustafa Paşa’nın ismiyle anılan tekke yahut halk arasındaki meşhur ismiyle Hacı Sinanova Kâdirî Tekkesi günümüzde de bu geleneği başarıyla temsil etmektedir. Saraybosna’nın kuzeyinde, Ramiza Osmanoviç Caddesi’ndeki Saraç Ali Camii’nin (Vrbanuşa Camii) haziresinin alt tarafındaki tekke halen aktif durumdadır. Bir rivayete göre tekkeyi, IV. Murad’ın vezirlerinden Silahtar Mustafa Paşa’nın babası, Saraybosna’nın tüccarlarından olan Hacı Sinan, padişahın isteği üzerine inşa ettirmiştir. IV. Murad Bağdat’ı fethettiğinde yakın arkadaşı ve veziri olan Silahtar Mustafa Paşa’yı yanına çağırıp imparatorluk toprakları içinde tekkesi bulunmayan bir şehir olup olmadığını sorar. Vezir de Saraybosna’da sultanın arzu ettiği&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslâm tasavvufunun asli unsurlarından Kâdirîliğin Bosna Hersek’te yayılmasında katkısı olan Silahtar Mustafa Paşa’nın ismiyle anılan tekke yahut halk arasındaki meşhur ismiyle Hacı Sinanova Kâdirî Tekkesi günümüzde de bu geleneği başarıyla temsil etmektedir. Saraybosna’nın kuzeyinde, Ramiza Osmanoviç Caddesi’ndeki Saraç Ali Camii’nin (Vrbanuşa Camii) haziresinin alt tarafındaki tekke halen aktif durumdadır.</p>
<p>Bir rivayete göre tekkeyi, IV. Murad’ın vezirlerinden Silahtar Mustafa Paşa’nın babası, Saraybosna’nın tüccarlarından olan Hacı Sinan, padişahın isteği üzerine inşa ettirmiştir. IV. Murad Bağdat’ı fethettiğinde yakın arkadaşı ve veziri olan Silahtar Mustafa Paşa’yı yanına çağırıp imparatorluk toprakları içinde tekkesi bulunmayan bir şehir olup olmadığını sorar. Vezir de Saraybosna’da sultanın arzu ettiği keyfiyette, yani zikir ve ibadetlerin dışında derviş ve yolcuların da konaklayıp karınlarını doyuracakları bir tekkenin olmadığını söyler. Bunun üzerine Sultan, vezirinin Saraybosna’da tüccar olan babası Hacı Sinan Ağa’ya büyük bir tekke inşa ettirmesi için bir ferman gönderirken, masraflar için gereken parayı da yollamayı unutmaz.</p>
<p>Kadı sicillerinde ise tekkenin bânisi olarak Silahtar Mustafa Paşa görünmekte, bu güzel eseri babası Hacı Sinan Efendi’nin arzusunu yerine getirmek için yaptırdığı ifade edilmektedir. Menkıbeye göre Hacı Sinan Ağa, tekkenin inşası için Milyaçka Nehri’nin sol kıyısında bir arazi satın almış lakin rüyasında bir ses ona tekkeyi burada değil de bugün bulunduğu yerde inşa etmesini söylemiştir. Böylece tekke hâlihazırdaki yerine inşa edilir.</p>
<p>Tekkenin giriş kapısı üzerindeki hilâl, buranın bir dinî mekân olduğuna dikkat çekmektedir. Yapı malzemesinde bulunan kaliteli yağlı kireç taşları sayesinde bugüne orijinal hali ve mimarisiyle ulaşmayı başaran tekke, Bosna’nın altın çağına ait kültürel mirasın değerli bir parçasıdır. Sarayın baş mimarı, aynı zamanda meşhur Bağdat Köşkü’nün de mimarı olan Arnavut kökenli Kasım Ağa’nın (ö. 1659) eseridir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmâm-ı Rabbânî’nin Bâbürlü Hükümdarlarıyla İlişkileri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/iz-birakanlar/imam-i-rabbaninin-baburlu-hukumdarlariyla-iliskileri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Çıkılı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 08:01:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İz Bırakanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Bâbürlüler]]></category>
		<category><![CDATA[Çiştî]]></category>
		<category><![CDATA[Hint Alt Kıtası]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed İkrâm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8258</guid>

					<description><![CDATA[Hint Alt Kıtası’nda İslâm’ın yayılmasında tasavvuf erbabının etkisi büyüktür. Bu durum İslâm’ın bölgeye tam anlamıyla yerleşmesinden sonra da artarak devam etmiştir. Hindistan’da başlangıçtan beri tasavvufun rengi İslâm’a o kadar işlemiştir ki, Pakistan kültür tarihi araştırmacısı Muhammed İkrâm’ın naklettiğine göre 20. asrın başına kadar hiç kimse herhangi bir tasavvufî yola girmeksizin İslâm’ın feyz ve bereketinden istifade edilebileceğini düşünemezdi. Kaynaklar incelendiğinde devlet erkânının mutasavvıflarla sıkı ilişkiler kurduğu ve bu ilişkilerin Bâbürlüler döneminde de devam ettiği görülmektedir. Bâbürlü sultanları arasında uç bir örnek olarak değerlendirilebilecek bir şahsiyet olan Ekber Şah’ın bile dönemindeki bazı sûfîlerle yakın ilişkisi şaşırtıcı boyutlarda olabilmektedir. Bu hususta, Çiştiyye tarikatının&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hint Alt Kıtası’nda İslâm’ın yayılmasında tasavvuf erbabının etkisi büyüktür. Bu durum İslâm’ın bölgeye tam anlamıyla yerleşmesinden sonra da artarak devam etmiştir. Hindistan’da başlangıçtan beri tasavvufun rengi İslâm’a o kadar işlemiştir ki, Pakistan kültür tarihi araştırmacısı Muhammed İkrâm’ın naklettiğine göre 20. asrın başına kadar hiç kimse herhangi bir tasavvufî yola girmeksizin İslâm’ın feyz ve bereketinden istifade edilebileceğini düşünemezdi. Kaynaklar incelendiğinde devlet erkânının mutasavvıflarla sıkı ilişkiler kurduğu ve bu ilişkilerin Bâbürlüler döneminde de devam ettiği görülmektedir. Bâbürlü sultanları arasında uç bir örnek olarak değerlendirilebilecek bir şahsiyet olan Ekber Şah’ın bile dönemindeki bazı sûfîlerle yakın ilişkisi şaşırtıcı boyutlarda olabilmektedir. Bu hususta, Çiştiyye tarikatının önemli isimlerinden olan Abdurrahman Çiştî şöyle demiştir: “Büyük Hâce’ye (Hâce Muînüddîn-i Çiştî) alışılmadık bir biçimde bağlı olan Ekber, kutsal Ecmir şehrini altı-yedi kez yaya olarak gidip ziyaret etti; görkemli bir cami, altı-yedi malikâne ve Ecmir’in etrafına sakinlerinin korunması ve rahatı için bir sur inşa etti. Hâce’nin soyundan gelenlere ve türbegâhının müstahdemlerine nakit ve toprak bağışlarında bulundu. Bazı köylerin giderlerini langarın (aşevi) masrafları için tahsis ederek orada yaşayan dervişlerin ve ziyaretçilerin ihtiyaçlarını gidermesi için bir memur (mütevelli) tayin etti. Bu bağışlar bugüne kadar devam etti. Şu bir gerçek ki, bu hükümdar elli yıllık saltanatı boyunca Hâce’ye tam anlamıyla bağlı kaldı.”</p>
<p>Hint Alt Kıtası’nın manevî mimarlarından olan ve ülkemizde daha çok İmâm-ı Rabbânî olarak tanınan Ahmed-i Sirhindî’nin Bâbürlü sultanlarından Ekber Şah ve Cihangir ile ilişkilerini merkeze alarak bağımsızlık mücadelesine katkılarını yakından inceleyelim.</p>
<p>Hint Alt Kıtası’ndaki ilk ihyâ hareketinin mimarı olan Ahmed-i Sirhindî’nin daha çok fikrî planda gerçekleşen mücadelesinin mahiyetini anlamak için öncelikle dönemin dinî, siyasî, sosyal ve kültürel yapısı hakkında bilgi sahibi olmak gerekir.</p>
<p>Kaynaklarda zikredildiğine göre Sirhindî’nin sert bir biçimde muhalefet ettiği Ekber Şah’ın idaresi sırasında genel bir ahlakî çöküş baş göstermiştir. Bu dönemde yöneticilerin zulmü ve gayrimeşru yollardan servet elde etme olayları artmış; içki, fuhuş ve israf iyice yaygınlaşmış; öteki dünyanın varlığını kabul etmeyenler çoğalmış; İslâmî değerlerle alay edilmiş; Kur’an’ın Hz. Muhammed (sas) tarafından telif edildiği düşüncesi yayılmış; ayetle sabit olan İsrâ olayı hurafe olarak telakki edilmiş; çocuklara Ahmed ve Muhammed isimlerinin konulması kerih görülmüştür. İlk başlarda geleneksel inanç sistemini benimseyen, Muînüddin Hasan el-Çiştî’nin Ecmir’deki kabrini neredeyse her sene ziyaret eden, ilk iki oğlunun duasına büyük önem verdiği Şeyh Selim Çiştî’nin evinde dünyaya gelmesi için çabalayan Ekber Şah’ın değişimine dair dönemin tarihçilerinden Abdulkadir Bedâyûnî’nin tespitleri dikkat çekicidir:</p>
<p>“Zamane adamları ve sapkınlar, çirkin görüşler ve aslı olmayan şüphelerin saikiyle yattıkları pusudan çıkma imkânı buldular; doğrunun değerini iyi bilen ve onu arayan, ne var ki basit düşünen ve cahil biri olan, putperest ve avamdan kimselerle arkadaşlık eden Sultan’ı şaşırtarak bâtılı hak suretinde, kötüyü iyi kıyafetinde gösterdiler. Bütün şüpheler onun zihninde birikti ve sorunlar kontrolden çıktı. Şeriatın ve dinin güçlü hüccetleri çöktü; nitekim beş ya da altı sene içerisinde kendinde neredeyse hiçbir İslâm nişanı kalmadı.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslâm Medeniyetinin Emanetleri Bu Müzede</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ajanda/islam-medeniyetinin-emanetleri-bu-muzede/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Canan Aytaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 May 2022 04:06:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ajanda]]></category>
		<category><![CDATA[Asr-I Saadet]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Çamlıca Camii Külliyesi]]></category>
		<category><![CDATA[fetih]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Sanduka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8017</guid>

					<description><![CDATA[Müslümanların tarih boyunca kurdukları medeniyetlerin kaynağı asr-ı saadettir. Bu dönemde köklenen İslâm medeniyeti, sonraki asırlarda kurulacak İslâm devletlerine emsal olacaktır. Bu bakımdan, insanlığın hidayete erişebilmesi için gerekli her teferruatı bildirmiş olan İslâmiyet’i anlamak ve anlamlandırmak, medeniyetin tesisinde en etkili faktörlerden biridir. Osmanlı Türkleri gerek dinin emirlerini benimsemiş olmaları, gerekse usulünce tatbik etmeleri neticesinde altı asır boyunca mükemmel bir medeniyet örneği teşkil etmişlerdir. Tarih boyunca İstanbul’un Türk-İslâm medeniyetinin başkenti olarak görülmesi, bu toprakların ilim ve sanatın yeşerdiği bir diyar haline gelmiş olması bunu ispat etmektedir. İşte bu medeniyetin ulaştığı ihtişamlı zirve noktalarını ve mihenk taşlarını tespit ve izhar eden İslam Medeniyetleri&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müslümanların tarih boyunca kurdukları medeniyetlerin kaynağı asr-ı saadettir. Bu dönemde köklenen İslâm medeniyeti, sonraki asırlarda kurulacak İslâm devletlerine emsal olacaktır.<br />
Bu bakımdan, insanlığın hidayete erişebilmesi için gerekli her teferruatı bildirmiş olan İslâmiyet’i anlamak ve anlamlandırmak, medeniyetin tesisinde en etkili faktörlerden biridir.</p>
<p>Osmanlı Türkleri gerek dinin emirlerini benimsemiş olmaları, gerekse usulünce tatbik etmeleri neticesinde altı asır boyunca mükemmel bir medeniyet örneği teşkil etmişlerdir. Tarih boyunca İstanbul’un Türk-İslâm medeniyetinin başkenti olarak görülmesi, bu toprakların ilim ve sanatın yeşerdiği bir diyar haline gelmiş olması bunu ispat etmektedir.</p>
<p>İşte bu medeniyetin ulaştığı ihtişamlı zirve noktalarını ve mihenk taşlarını tespit ve izhar eden İslam Medeniyetleri Müzesi’nin kapısını çaldık bu ay. Türkiye’nin en büyük, dünyanın da sayılı camileri arasında yer alan Büyük Çamlıca Camii Külliyesi’nde, 10 bin metrekare kapalı alana inşa edilen müze, İslâm sanatının 7. yüzyıldan 19. yüzyıla kadarki mahsulünü 800’e yakın eser üzerinden aşikâr ediyor. Milli Saraylara bağlı Topkapı Sarayı ve Saray Koleksiyonları, İstanbul Arkeoloji Müzesi, Türk ve İslam Eserleri Müzesi, İstanbul Türbeler Müzesi ve Vakıflar Müzesi koleksiyonlarından seçkilerle hazırlanan müze, Milli Saraylar envanterinde bulunan ve depolarında muhafaza edilen daha önce teşhir edilmemiş eserlere de ev sahipliği yapıyor. Hazreti Peygamber’e Atfedilen Eserler, İlk Mabet Kâbe, Kur’an-ı Kerim ve Mahfazaları, Şam Evrakı, Berat ve Fermanlar, İslâm’da Bilim Tılsımlı Gömlekler, Hüsn-i Hat, Osmanlı’da Giyim, Sikkeler, Türk Çini Sanatı, İslâm’da Fetih, Sanduka Puşideleri ve İslâm’da Bilim olmak üzere pek çok tematik bölüm bekliyor ziyaretçileri.<br />
İçeri girdiğiniz andan itibaren tılsımlı bir rüzgâr sizi önüne katıyor. Teknolojik altyapı, asırların uğultusundan berrak tablolar süzüp adeta nazarınıza hediye ediyor. Çağdaş müzecilik tekniklerinin yardımıyla oluşturulan video prodüksiyonlar ve etkileşimli dokunmatik ekranlar geleneksel ile modernin hassas bir ayar üzere buluşmasını temsil ediyor. İki dakika 17 saniye süren Âb-ı hayat enstalasyonunda “Hayy” isminden ilham alınarak hazırlanan âyetlerle suyun gücü ve hayattaki yeri anlatılırken, İslâm medeniyetinin suya atfettiği mâna dalga dalga içinize işliyor.</p>
<p>Dijital uygulamaların en dikkat çekenlerinden biri, psiko-algısal efektler ve ses düzeninde kendisini gösteriyor. Ultrasonik hoparlör teknolojisi, ışınların eserlere yaklaşan ziyaretçinin kafatası kemiklerini algılayıp hoparlör gibi kullanılmasını sağlıyor. Böylece incelediğiniz esere dair farklı ses altyapılarını duyabiliyorsunuz. Mesela kılıç ve kalkana yaklaştığınızda, sizi algılayan bu sistem sayesinde, kılıç ve kalkan seslerini kulaklık takmışçasına işitiyorsunuz. Bu da birden fazla duyunuzu uyaran, unutamayacağınız bir seyir zevki yaşatıyor.<br />
İslâm medeniyetinin manevî mirasını her köşesinde hissettiğiniz müze; Hz. Muhammed’in (sas) temsili ayak izi, tılsımlı gömlekler, Kâbe kapısına ait perde, padişahlar kaftanları, Fatih Sultan Mehmed’in çocukluk defteri, derviş tespihleri, padişah kılıçları, Osmanlı dönemine ait paralar ve Osmanlı bilimine ait birçok eseri bir arada görme imkânı sunuyor.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2022">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her Esir, 10 Müslüman Çocuğa Okuma Yazma Öğretecek</title>
		<link>https://www.derintarih.com/islam-tarihi/her-esir-10-musluman-cocuga-okuma-yazma-ogretecek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adnan Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2022 05:18:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kâbe]]></category>
		<category><![CDATA[kemâlât]]></category>
		<category><![CDATA[Mekke]]></category>
		<category><![CDATA[Şam]]></category>
		<category><![CDATA[Sasani İmparatorluğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7858</guid>

					<description><![CDATA[Allah Resulü’nün (sas) hayatının önemli bir bölümünü geçirdiği Mekke’de halkın başlıca geçim kaynağı ticaret olup çoğu zaman trampa (takas) yöntemi tercih ediliyor, çevre ülkelerden Doğu Roma İmparatorluğu’nun para birimi olan dinar ile Sasani İmparatorluğu’nun para birimi olan dirhem kullanılıyordu. Ticarî faaliyetlerde hesap yapmak ve kayıt tutmak zorunlu olduğundan yazıya da ihtiyaç duyuluyordu. Özellikle kâr-zarar hesabı yapmak, anlaşmaları kayıt altına almak ve mektup yazmak için okuma yaza şarttı. Mekke halkının tamamı okuryazar olmayıp bazılarının bilmesi yeterliydi. Ayrıca kabileler arasında yapılan anlaşmalar da yazıya geçiriliyor, hatta bazı şairlerin beğenilen şiirleri Kâbe duvarına asılıyordu. Bunlar dışında Araplar yazıya çok fazla ihtiyaç duymadıklarından, İslâm’dan&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Allah Resulü’nün (sas) hayatının önemli bir bölümünü geçirdiği Mekke’de halkın başlıca geçim kaynağı ticaret olup çoğu zaman trampa (takas) yöntemi tercih ediliyor, çevre ülkelerden Doğu Roma İmparatorluğu’nun para birimi olan dinar ile Sasani İmparatorluğu’nun para birimi olan dirhem kullanılıyordu. Ticarî faaliyetlerde hesap yapmak ve kayıt tutmak zorunlu olduğundan yazıya da ihtiyaç duyuluyordu. Özellikle kâr-zarar hesabı yapmak, anlaşmaları kayıt altına almak ve mektup yazmak için okuma yaza şarttı. Mekke halkının tamamı okuryazar olmayıp bazılarının bilmesi yeterliydi. Ayrıca kabileler arasında yapılan anlaşmalar da yazıya geçiriliyor, hatta bazı şairlerin beğenilen şiirleri Kâbe duvarına asılıyordu. Bunlar dışında Araplar yazıya çok fazla ihtiyaç duymadıklarından, İslâm’dan önce okuryazarlığın pek de önemsenmediğini söyleyebiliriz.</p>
<p>Kur’an’daki yazı ve yazı malzemeleriyle ilgili kelimeler gibi deliller, Hz. Peygamber’in tebliğine muhatap olan şehirli insanlar, özellikle de tüccar bir toplum olan Mekkeliler arasında okuma yazma bilenlerin sayısı hakkındaki tahminlerin gerçek tabloyu yansıtmadığını göstermektedir. Yine de bu dönemde nüfusun çoğunun okuma yazma bilmediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bununla birlikte okuma yazma bilmek, kemâlâtın ön şartlarından biri olarak zikredilmektedir. Öte yandan, Mekke’de okuma yazma bildiği kaydedilenler, Hz. Peygamber’in çağdaşı olup bir kısmı Müslümandır ve vahiy kâtipliği yapan şahsiyetlerdir. Bu sebeple verilen sayılar Mekke’nin genel durumunu değil, bir kesitini ifade ediyor görünmektedir.</p>
<p>Cahiliye döneminde okuma yazma bildiği kaydedilenler arasında kadınların da olması, dönemin şartları dikkate alındığında ciddi bir adımdır. Sayıları az olan şehirlerde yaşayanların durumu böyleyken, çölde yaşayan bedeviler arasında okuma yazma bilenlerin oranı çok daha düşüktü.</p>
<p>Hz. Peygamber’in bazı kabile liderlerine gönderdiği mektuplardan, yazının onlar için de önemli bir iletişim aracı olduğunu anlıyoruz. Irak ve Şam bölgelerindeki Araplar ise diğer kültürlerle etkileşim içinde olup farklı dinî ve kültürel münasebetler geliştirdikleri için yazı onların arasında nispeten yaygın olmalıdır.</p>
<p>Araplar arasında okuma yazmanın yaygınlaşması ile Hz. Peygamber’in vahiy almaya başlaması arasında doğrudan bir ilişki söz konusudur. Allah Resulü, Mekke yıllarından itibaren kendisine gelen vahyi yazdırmak suretiyle yazıyı toplum hayatına yerleştirmiştir. Medine döneminde ise yazının vahyin kayda geçirilmesi dışında başka birçok alanda kullanıldığını görüyoruz.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2022">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlılar Biriktirmek Yerine Servetlerini Neden Vakıflara Yatırdılar?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/osmanlilar-biriktirmek-yerine-servetlerini-neden-vakiflara-yatirdilar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Munise Şimşek]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 07:45:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Amy Singer]]></category>
		<category><![CDATA[Guillaume Postel]]></category>
		<category><![CDATA[Hürrem Sultan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Postel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7592</guid>

					<description><![CDATA[Fransız bilim adamı Guillaume Postel (1510-80) Anadolu seyahati sırasında şunları not etmiş: “Anadolu’da başka her yerden fazla zengin insan var. Bunlar yollardan geçen yolcuları, seyyahları görünce kendi evlerine yemeye ve uyumaya davet ediyorlar. Bunu ruhlarının selameti için yapıyorlar. Zengin de fakir de bir şey ödemiyor. Ertesi sabah canı gönülden teşekkür edip Tanrı’nın ondan razı olması için dua ediyorsunuz. Müslümanlar arasında da böyle insanlar saygı görüyor. Çünkü onlar hayırlarını kendilerinden önce cennete gönderiyorlar.” Fransız elçilik heyetiyle resmî görevli olarak bir defa İstanbul’a gelen Postel, özellikle elyazmaları toplamak amacıyla İslâm coğrafyasında uzun yolculuklar yapmış bir seyyah aynı zamanda. Anadolu’da gördüğü yardımseverliğe hayret&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fransız bilim adamı Guillaume Postel (1510-80) Anadolu seyahati sırasında şunları not etmiş: “Anadolu’da başka her yerden fazla zengin insan var. Bunlar yollardan geçen yolcuları, seyyahları görünce kendi evlerine yemeye ve uyumaya davet ediyorlar. Bunu ruhlarının selameti için yapıyorlar. Zengin de fakir de bir şey ödemiyor. Ertesi sabah canı gönülden teşekkür edip Tanrı’nın ondan razı olması için dua ediyorsunuz. Müslümanlar arasında da böyle insanlar saygı görüyor. Çünkü onlar hayırlarını kendilerinden önce cennete gönderiyorlar.”</p>
<p>Fransız elçilik heyetiyle resmî görevli olarak bir defa İstanbul’a gelen Postel, özellikle elyazmaları toplamak amacıyla İslâm coğrafyasında uzun yolculuklar yapmış bir seyyah aynı zamanda. Anadolu’da gördüğü yardımseverliğe hayret eden Postel, kuzey Afrika ülkelerinde de aynı durumla karşılaşır ve şaşkınlığını gizleyemez: “Verecek hiçbir şeyi olmayan yoksul kimlerle karşılaşıyorsunuz. Onlar insanlara yardım etmenin sadece onlara yiyecek ve içecek vermekten ibaret olmadığını ve her ihtiyacı içerdiğini düşünüyorlar. Bu sebeple bazıları ömürlerini kötü yolları onarmakla geçiriyor. Taş, ağaç taşıyıp çukurları dolduruyor. Bazıları kuyu kazıp insanların su ihtiyacını karşılıyor.”</p>
<p>Ortaçağ’da İslâm coğrafyasını gezmiş çoğu seyyahın anlamlandırmakta zorlandığı bir durumdur Müslümanların yardımseverliği. Bu tavrın sebebi dinleri mi, yoksa cömertlik gibi bir erdeme sahip olmak istemeleri miydi? Amy Singer, İyilik Yap Denize At: Müslüman Toplumlarda Hayırseverlik kitabında bu sorunun izini sürmüş. Ulaştığı sonucu baştan söyleyelim. Ona göre Müslümanların hayırseverlikleri dinlerinin yönlendirmesi neticesinde ortaya çıkmıştır. Başka bir ifadeyle, bu toplumların hayırsever olmaları Müslüman olmalarıyla alakalıdır.</p>
<p>Konuya Hürrem Sultan’ın Kudüs’te yaptırdığı imarethaneyi incelerken dikkat kesilip çalışmaya başlayan Singer, İslâm toplumlarındaki hayırseverliğin sebeplerini anlayabilmek için büyük emek sarf etmiş. Öncelikle konuyla ilgili ayetleri, hadisleri ve İslâm hukuku kitaplarını incelemiş. Ayrıca cömertliğiyle şöhret bulmuş kişilerin biyografilerinden ve yabancı seyyahların hatıralarından da istifade etmiş.</p>
<p>Araştırmalar neticesinde, zekâtın dinin temel hükümlerinden biri olması ve namazdan ayrılamayacak derecede önem taşıması sebebiyle, Müslümanların hayırseverliğinin İslâm’dan kaynaklandığı kanaatine varan Singer’e göre yardımseverlik olmadan Müslümanların itikadı kemale eremezdi; çünkü o, Allah ile kul arasındaki ilişkinin ayrılmaz bir parçasıydı. Ancak Müslümanların hayırseverliğinin boyutlarını sadece zekâtla izah etmek imkânsızdır ona göre. Çünkü Müslümanlar, Kur’an’daki bazı ayetlerin teşviki ve Hz. Peygamber’in (sas) konuyla ilgili fiil ve sözleri sebebiyle yükümlü olduklarından çok daha fazlasını veriyorlardı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı’ya Hayran Bırakan Hizmet Geleneği</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/osmanliya-hayran-birakan-hizmet-gelenegi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihan Su]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 07:34:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Fakir]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[vakıf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7582</guid>

					<description><![CDATA[Vakıf kurma ve vakfetme, Türk ve İslâm toplumlarında bir gelenek halini almış ve şehirlerden kasabalara, hatta köylere kadar uzanmıştır. Bu mirası devralarak tekâmüle erdiren Osmanlı, vakıf konusunda oldukça gelişmiştir. Dinî, sosyal ve ekonomik hayatın ayrılmaz parçası olan vakıflar vasıtasıyla pek çok sosyo-ekonomik ve kültürel faaliyet gerçekleştirilmiştir. Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi hizmetlerden vakıflar sorumlu olduğu gibi dinî görevlerin yerine getirilmesi için gereken cami, mescit gibi yapıların bakımını, onarımını, tamirini ve devamlılığını da onlar sağlıyorlardı. Fakirleri doyurmak, giydirmek, öğrencilere burs vermek, hastaları tedavi ettirmek, kimsesiz genç kızlara çeyiz hazırlamak, yetim ve öksüzlere kol kanat germek gibi toplumun her türlü temel ihtiyacına&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Vakıf kurma ve vakfetme, Türk ve İslâm toplumlarında bir gelenek halini almış ve şehirlerden kasabalara, hatta köylere kadar uzanmıştır. Bu mirası devralarak tekâmüle erdiren Osmanlı, vakıf konusunda oldukça gelişmiştir. Dinî, sosyal ve ekonomik hayatın ayrılmaz parçası olan vakıflar vasıtasıyla pek çok sosyo-ekonomik ve kültürel faaliyet gerçekleştirilmiştir. Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi hizmetlerden vakıflar sorumlu olduğu gibi dinî görevlerin yerine getirilmesi için gereken cami, mescit gibi yapıların bakımını, onarımını, tamirini ve devamlılığını da onlar sağlıyorlardı. Fakirleri doyurmak, giydirmek, öğrencilere burs vermek, hastaları tedavi ettirmek, kimsesiz genç kızlara çeyiz hazırlamak, yetim ve öksüzlere kol kanat germek gibi toplumun her türlü temel ihtiyacına koşan vakıflar, bugün için bize çok uçuk gelecek alanlarda dahi hizmet vermişlerdir. Hasta hayvanlara ilaç yapma vakfı, öğrencileri pikniğe götürme vakfı, kışın soğuk suyla abdest alanlara sıcak su temin etme vakfı gibi örnekleri sıralamak Osmanlı toplumunun hizmet anlayışının ne derece inceldiğini görmeye yetecektir.</p>
<p>Çocuklar ve gençler için Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce hazırlanıp yayımlanan <em>Tarihte İlginç Vakıflar</em> kitabının yetişkinler için hazırlanmış bir versiyonu da olsa fena olmazdı. Kitaptaki konu başlıklarına bakmak bile hayretimizi kabartmaya yetiyor: Sokak Hayvanlarına Ekmek Verme Vakfı, Hastalara Evinde Bakma Vakfı, Kadın Sığınma Evi Vakfı, Sıcak Pide Dağıtma Vakfı, Yaz Günlerinde Soğuk Su Dağıtma Vakfı, Sıcakta Sebillere Kar Koyma Vakfı, Yol Güvenliğini Sağlama Vakfı, Helalleşme Vakfı, Hıristiyan Esirleri Kurtarma Vakfı, Tohum Saklama Vakfı, Yoksul Mahkûmlara Harçlık Verme Vakfı, Güvercin Hane Yaptırma Vakfı, Leylekleri Koruma Vakfı, Dara Düşenlerin Vergisini Ödeme Vakfı, İflas Eden Tüccarlara Yardım Vakfı, İlmi Kitapları Bağışlama Vakfı, Şehit ve Sahabe Türbelerini Tamir Etme Vakfı, Şehir Estetiğini Koruma Vakfı… Kitaptan hareketle, bu ilginç vakıflardan bazılarını derledik.</p>
<p><strong>Kanadı Kırık Leyleklerin Bakımı Vakfı:</strong> İzmir Ödemiş’te Mürselli İbrahim Ağa, Yenicami etrafında bulunan veya hastalanarak göç edemeyen leyleklerin bakımı ve beslenmesi için kurduğu vakfın gelirinin bir bölümünü, yıl boyunca ciğer ve işkembe alınmak üzere ayırmıştır.</p>
<p><strong>Çocukları Gezdirme Vakfı:</strong> 1768’de Eski Matbah-ı Amire Emiri Haseki Hacı Mustafa Ağa’nın İstanbul’da kurduğu vakıf, çocukları gezdirip eğlendirmek amacı taşır. Yılda üç bin akçe sarf edip çocukların kırlara götürülerek temiz hava almaları hedeflenmiştir. Bu sırada çocuklar ayrıca birbirleriyle kaynaşıp yeni arkadaşlıklar da kuracaklardır.</p>
<p><strong>Savaşa Giden Gazilere At Veren Vakıf:</strong> İstanbul’da 1574 yılında kurulan bu vakıf cihat şevkiyle Osmanlı ordusunun seferlerine iştirak etmek isteyen ancak maddî imkânsızlıkları yüzünden binek alamayan kimselere hizmet vermiyor. Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa tarafından kurulan vakfın şartnamesine şunlar yazıyor: “Fî sebîlillah vakf olunan yundlardan hâsıl olan atları, &#8230; guzâtı müslimîn ve kihat-ı alâ simat-ı mücâhidînden herhangi gazinin atı olmayub küffar-ı bed-tebâra gaza etmek için at isteye, &#8230; ol gaziye bir yarar at verile&#8230;”</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cüzzamlıların Merhamet Ve Rehabilitasyon Yuvası: Miskinler Tekkesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/cuzzamlilarin-merhamet-ve-rehabilitasyon-yuvasi-miskinler-tekkesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Büşra Sezgin Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 07:21:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[15. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[cezem]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Miskinler Tekkesi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Tekke]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Sultan Selim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7571</guid>

					<description><![CDATA[Vakıf kurumu İslâm/Osmanlı sosyal devlet anlayışının parlak numuneleri olarak asırlardır insanlığa ilham veriyor. Fakat aralarında biri var ki, cüzzamlı hastaları barındırma hizmetiyle hepsinden farklı bir ahlak zemininde kurar teknesini: Miskinler Tekkesi. Cüzzamlıları lanetleyen Avrupa’nın yüzünü kızartacak türden bir uygulamadır bu. Hatırlayın, Avrupa’da 15. yüzyıla kadar bırakın bu hastalığın teşhis ve tedavisine ihtimam gösterilmesini, büyücü sayılan cüzzamlılar Tanrı’nın laneti olarak damgalanmış ve en ağır hakaretlere maruz bırakılarak şehirlerin dışına sürülmüşlerdi. Arapça cezem kökünden gelen, vücudun bir parçasını koparma anlamındaki cüzzam, bir basilden kaynaklanan, sinir sistemi ve deri olmak üzere pek çok organı etkileyebilen ve ciltte ürkütücü şekil bozukluklarına neden olan bir&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Vakıf kurumu İslâm/Osmanlı sosyal devlet anlayışının parlak numuneleri olarak asırlardır insanlığa ilham veriyor. Fakat aralarında biri var ki, cüzzamlı hastaları barındırma hizmetiyle hepsinden farklı bir ahlak zemininde kurar teknesini: Miskinler Tekkesi.</p>
<p>Cüzzamlıları lanetleyen Avrupa’nın yüzünü kızartacak türden bir uygulamadır bu. Hatırlayın, Avrupa’da 15. yüzyıla kadar bırakın bu hastalığın teşhis ve tedavisine ihtimam gösterilmesini, büyücü sayılan cüzzamlılar Tanrı’nın laneti olarak damgalanmış ve en ağır hakaretlere maruz bırakılarak şehirlerin dışına sürülmüşlerdi.</p>
<p>Arapça <em>cezem</em> kökünden gelen, vücudun bir parçasını koparma anlamındaki cüzzam, bir basilden kaynaklanan, sinir sistemi ve deri olmak üzere pek çok organı etkileyebilen ve ciltte ürkütücü şekil bozukluklarına neden olan bir hastalık. “Zavallı” ve “hareketsiz” anlamlarını da barındırmasına binaen cüzzamlılara tahsis edilen kurum, Osmanlı sosyal diline “miskinhane” olarak yerleşir.</p>
<p>Miskinler Tekkesi’ndeki “miskin” ifadesinin nereden geldiğini öğrendik. Peki ya “tekke”?</p>
<p>Halktan ayrı tutulan miskinhaneler çoğunlukla tarikat pîri türbelerinin yanında bulunmaları ve yerleşik grup halindeki hayatı kucaklamaları sebebiyle tekkelere benzetilmiş. Cüzzam hastaları halkın arasına karışamayacağından dervişler gibi münzevi bir hayat tarzını benimsediklerinden “tekke” ifadesi de eklenmiş adına. Hatta idarecilerine “şeyh” denilmiş.</p>
<p>Hem sağlıklı kişileri bu illetten korumak, hem de halk içinde yaşama şansı bulunmayan cüzzamlılara yaşayabilecekleri bir ortam sunmak amacıyla ilk miskinhane Sultan II. Murad döneminde Edirne’nin Kirişhane semtinde hizmete girmiş (1421). Bunu Üsküdar, Bursa, Lefkoşe, Kandiye ve Sakız’da açılanlar takip etmiş. En önemlisi ise Yavuz Sultan Selim zamanında (1514) yaptırılıp 1927’ye kadar Toptaşı Bimarhânesi’ne bağlı olarak hizmet veren Karacaahmet Miskinler Tekkesi.</p>
<p>Osmanlı’da tekke ve dergâh dervişlerine bahşedilen ihsan geleneğinin, miskinhanenin “tekke” adına hürmeten cüzzamlı hastalara da sadaka verilmesine vesile olduğunu biliyoruz. Yolculuk halindeki halk, genellikle şehirden uzakta ve işlek yollar üzerine kurulan bu tekkelerin sadaka taşı denilen oyuklarına gönüllerinden kopanı bırakırlardı. Kapıda bekleyen ve sadakaların bırakıldığını gören “gözcü dede” hastalara haber verir, sonra hep birlikte dua ederlerdi. Şeyh dediğimiz lider sadakaları toplar, hastalar arasında bölüştürürdü.</p>
<p>Hatırlatmakta fayda var; mescidi, çeşmesi, bahçesi ve hasta hücreleriyle sosyal bir kurum olan miskinhanelere bir süre sonra Evkaf Nezâreti (Vakıflar İdaresi) tarafından istihkak verilip hastaların geçimleri garanti altına alınmıştır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sovyet Tabutundaki Son Çivi: Afganistan İşgali</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/sovyet-tabutundaki-son-civi-afganistan-isgali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Oct 2021 07:56:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıl Ordu]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Şefvket Eygi]]></category>
		<category><![CDATA[SSCB]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7475</guid>

					<description><![CDATA[İslâm dünyasında bazı gerçeklerin, ancak bir felaketten sonra ortaya çıkma gibi huyu vardır. Afganistan gerçeği de bunlardan biri. Son 150 yıldır Batı’nın kirli ellerinin hiç çekilmediği Afgan topraklarında kurgulanan “Büyük Oyun”un fotoğrafını Doğuluların ancak günümüzde görebildiğini söylemek zorundayız. Bilirsiniz, yakın tarihe kadar Türkiye’de “Moskova” sadece kızıl düşmandı ve bölge tarihini yazmak bir yana, okumak dahi istemiyorduk. Zira Batılılar, bizdeki Batı yanlıları, oryantalistler böyle istemişlerdi ve amaçlarına da ulaşmış oldular. Merhum Mehmet Şevket Eygi, vefatından bir veya iki yıl önce, bölge hakkında yaptığımız istişarede Müslümanların Rusya topraklarına ve tarihine kendisi de dâhil olmak üzere ilgisiz kaldığına dikkat çekmişti. 1979 yılında Sovyet&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslâm dünyasında bazı gerçeklerin, ancak bir felaketten sonra ortaya çıkma gibi huyu vardır. Afganistan gerçeği de bunlardan biri. Son 150 yıldır Batı’nın kirli ellerinin hiç çekilmediği Afgan topraklarında kurgulanan “Büyük Oyun”un fotoğrafını Doğuluların ancak günümüzde görebildiğini söylemek zorundayız. Bilirsiniz, yakın tarihe kadar Türkiye’de “Moskova” sadece kızıl düşmandı ve bölge tarihini yazmak bir yana, okumak dahi istemiyorduk. Zira Batılılar, bizdeki Batı yanlıları, oryantalistler böyle istemişlerdi ve amaçlarına da ulaşmış oldular. Merhum Mehmet Şevket Eygi, vefatından bir veya iki yıl önce, bölge hakkında yaptığımız istişarede Müslümanların Rusya topraklarına ve tarihine kendisi de dâhil olmak üzere ilgisiz kaldığına dikkat çekmişti.</p>
<p>1979 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)’nin Kızıl Ordu askerleri havadan ve karadan Afganistan topraklarına girerken, komşuya gidiyormuşçasına rahattı. İşgalin ilk günlerinde Afganlar ile Sovyet Rusya askerleri karşılaştıklarında birbirlerine selam veriyorlardı. İlk başlarda bildiğimiz mânada korkunç bir işgal yaşanmadı. Hatta kimi Kızıl Ordu subayları gelirken eşlerini ve çocuklarını da getirmişlerdi. Bu özgüven, neredeyse 100 yıldır Afganistan ile Rusya’nın tabii müttefik olmasının yanı sıra iki ülke arasında ciddi bir sorun yaşanmamasından kaynaklanıyordu. Elbette Moskova’nın tavrı zamanla değişime uğramıştır. İşgal yaklaşık 10 yıl sürdü ve günümüze kadar sirayet eden küresel oyunların da tetikleyicisi oldu.</p>
<p>İki ülke arasındaki ilk münasebetler Rusya’nın temelini atan III. İvan döneminde (1462-1505) atılır. Ruslar henüz “Afganistan” denilmeyen bu topraklara ilgi duymaktadır. Bölgeye 1490’da bir elçilik heyeti gönderilir. İki ülke arasındaki münasebet o tarihte başlasa da 19. yüzyıla kadar ciddi bir etkileşim söz konusu değildir. Ruslar bölgedeki nüfuzlarını, Türkistan ve Hindistan üzerindeki emperyalist politikalarını hayata geçirdikten sonra arttırırlar. 18. asrın başlarından itibaren Türkistan, Kafkasya, Karabağ ve İran’ın altını üstüne getirmeye başlayan Ruslar, bu dönemde aniden Afgan Emirliği’nin de hudutlarında belirirler. Bu esnada Afganlar birbiriyle mücadele halindedir.</p>
<p>İngilizlerin desteklediği isyanlarla baş edemeyen Afgan Emiri Dost Muhammed Han (1826-63) Ruslardan destek istemek zorunda kalır. Bu talep, Ruslara yapılan ilk davettir aynı zamanda. 1830’da Afgan tarihinde ilk defa bir elçi heyeti St. Petersburg’e gider ve Çar I. Nikolay’dan yardım ister. İngilizlerden çekinen Ruslar bu talebi kabul etmez. Birkaç yıl sonra Afgan topraklarında nüfuz sahibi olmadan Türkistan’a hâkim olmanın imkânsız olduğunu fark ettiklerinde hatalarını anlarlar. 1837 yılında başlarında genç bir subayın olduğu elçilik heyeti Afgan Emirliği’ne yollanır. Teğmen İvan Viktoroviç Vitkeviç beraberlerindekilerle Kabil’e vardığında Afgan Emiri Dost Muhammed Han’a, yıllık iki milyon ruble nakdi yardım ile yine iki milyon ruble değerinde çeşitli yardımlarda bulunacaklarının sözünü verir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2021">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
