﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İsmet İnönü &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/ismet-inonu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 01 Jul 2022 08:32:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>İsmet İnönü &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Chp’nin Hokkabazları Kıskandıran Sandık Numaraları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/mercek/chpnin-hokkabazlari-kiskandiran-sandik-numaralari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 08:32:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mercek]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrat Parti]]></category>
		<category><![CDATA[DP]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet İnönü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8283</guid>

					<description><![CDATA[II. Dünya Savaşı’nda diktatörlerin dünyayı ateşe vermeleri sonucunda Başta Amerika ve Avrupalı devletlerin baskılarıyla tek elden idare edilen devletlere çok partili hayata geçme direktifi verilmişti. Ülkemizde de bu baskılar neticesinde çok partili hayata kerhen de olsa adım atmak zorunda kalan CHP yöneticileri (Ekinci, 1997: 276) ilk katıldıkları 21 Temmuz 1946 seçimlerini, mevcut atmosfer aleyhlerine dönmeden oldubittiye getirmeye çalıştılar. İktidar partisi CHP ve lideri İsmet İnönü, rejimin tam olarak demokratik bir hüviyet kazanmasından ziyade, dizginlerin elinde olmasına ve dışarıya “birden fazla parti arasında seçim yapılıyor” görüntüsü verilmesine gayret etmişti (Akandere, 2009: 460). 26 Nisan 1946’da toplanan CHP Meclis Grubu, Eylül 1946’da&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>II. Dünya Savaşı’nda diktatörlerin dünyayı ateşe vermeleri sonucunda Başta Amerika ve Avrupalı devletlerin baskılarıyla tek elden idare edilen devletlere çok partili hayata geçme direktifi verilmişti. Ülkemizde de bu baskılar neticesinde çok partili hayata kerhen de olsa adım atmak zorunda kalan CHP yöneticileri (Ekinci, 1997: 276) ilk katıldıkları 21 Temmuz 1946 seçimlerini, mevcut atmosfer aleyhlerine dönmeden oldubittiye getirmeye çalıştılar.</p>
<p>İktidar partisi CHP ve lideri İsmet İnönü, rejimin tam olarak demokratik bir hüviyet kazanmasından ziyade, dizginlerin elinde olmasına ve dışarıya “birden fazla parti arasında seçim yapılıyor” görüntüsü verilmesine gayret etmişti (Akandere, 2009: 460).</p>
<p>26 Nisan 1946’da toplanan CHP Meclis Grubu, Eylül 1946’da yapılması gereken belediye seçimlerinin Mayıs 1946’da yapılmasını sağlayan tasarıyı kabul etti. Bu kanun, iktidar ile muhalefet arasındaki ilişkileri bozarken, giderek artan bir gerginlik sürecinin de başlamasına neden oldu.</p>
<p>CHP’li Nihat Erim, 30 Mayıs 1946 günü <em>Ulus</em> gazetesinde yayınladığı “Şal” başlıklı makalesinde, dönemin cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün nabzını yoklayarak başarısız seçim propagandasından yakınmıştı (www.yenisafak.com). İsmet İnönü ise Erim’e, “Demokrat Parti kazanırsa yönetime el koyarız” şeklinde yorumlanacak şu cevabı vermişti: “Buna imkân vermem. Ben ihtilâlci ve Kuvâ-yı Milliyeci İsmet’im. Bu devleti yoktan bu hale getirdik. Üç beş çapulcuya maskara ettirmeyeceğiz. Yaptığımız bir tecrübedir. Muvaffak olursak ne âlâ. Olmazsa vazgeçer, birkaç sene daha eski usûlde gideriz. Sonra yeniden tecrübe ederiz” (Toker, 1970: 127-128).</p>
<p>7 Ocak 1946’da henüz yeni kurulan Demokrat Parti (DP) ve eş zamanlı kurulmuş diğer partiler, erkene alınmış yerel seçimi protesto ederek bu haksız yarışa katılmadılar. CHP yöneticileri bu defa 1947 yılında yapılması gereken genel seçimleri öne alan kanunu kabul ederek ve mevcut Meclis’i feshederek ülke demokrasisini yeni bir oldubittiyle karşı karşıya bıraktılar. Fakat DP’nin kuruluşunun hemen ardından hızla örgütlenmesi ve halkın teveccühüne mazhar olması iktidar partisini tedirgin etmeye yetmişti. Bu tedirginlik etkisini çabuk gösterdi ve 1947 yılında yapılması gereken yerel seçimler alelacele bir yıl öncesine çekildi (Çolak, 2012: 1).</p>
<p>Bu karar, henüz ülke çapında örgütlenmesini tamamlayamamış DP dahil birçok parti için yeni bir sarsıntı sebebi oldu. Seçimlere katılıp katılmama hususunda partilerin üst düzey yöneticileri uzun süren müzakereler gerçekleştirdiler. Ardından DP yöneticileri, ‘demokrasi içinde var olmanın ve meşru kalmanın bir vesilesi olur’ kanaatiyle 21 Temmuz 1946 seçimlerine girme kararı aldılar. Bu karara rağmen, muhalefet cephesinin lideri konumunda bulunan DP’nin 16 şehirde seçimlere girememesi, muhalefet partilerinin bu seçime ne kadar hazırlıksız yakalandığını gösteren çarpıcı bir tablodur.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>75. Yıldönümünde Amerikan Zırhlısının Türkiye Ziyareti</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/75-yildonumunde-amerikan-zirhlisinin-turkiye-ziyareti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatma Türk Toksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2021 06:34:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet İnönü]]></category>
		<category><![CDATA[mason]]></category>
		<category><![CDATA[Missouri]]></category>
		<category><![CDATA[Ulus Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus Nadi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6922</guid>

					<description><![CDATA[Amerikan zırhlısı Missouri’nin 5 Nisan 1946’da İstanbul’a varışı basında farklı yorumlar eşliğinde yer bulur kendisine. Ulus gazetesi 11 Mart 1946 tarihinde, “…Amerika’nın Akdeniz’de bir yardımcı devlet olarak değil, müstakil bir devlet olarak tanınması…” ifadesine yer verirken, Mümtaz Faik Fenik 5 Nisan 1946 tarihli Vatan’daki yazısına, “Amerika’nın hududu Akdeniz’dedir” başlığını atar. Amerika’nın hududu okyanuslar aşıp Akdeniz’e, oradan Ortadoğu’ya uzanmıştır anlayacağınız. Missouri’nin gelişi Ulus’ta yazan Ahmet Şükrü Esmer için ise “bir dostluk tezahürü”dür. Cumhuriyet gazetesinin kurucusu Yunus Nadi’nin oğlu Nadir Nadi, 5 Nisan 1946 günkü yazısına, “Dost Amerika’nın denizcilerini karşılarken” başlığını atar: “Amerika, bugün yeryüzünün en kuvvetli bir milletidir. Fakat bu kuvvet,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Amerikan zırhlısı <em>Missouri</em>’nin 5 Nisan 1946’da İstanbul’a varışı basında farklı yorumlar eşliğinde yer bulur kendisine. <em>Ulus</em> gazetesi 11 Mart 1946 tarihinde, “…Amerika’nın Akdeniz’de bir yardımcı devlet olarak değil, müstakil bir devlet olarak tanınması…” ifadesine yer verirken, Mümtaz Faik Fenik 5 Nisan 1946 tarihli <em>Vatan</em>’daki yazısına, “Amerika’nın hududu Akdeniz’dedir” başlığını atar. Amerika’nın hududu okyanuslar aşıp Akdeniz’e, oradan Ortadoğu’ya uzanmıştır anlayacağınız. <em>Missouri</em>’nin gelişi <em>Ulus</em>’ta yazan Ahmet Şükrü Esmer için ise “bir dostluk tezahürü”dür.</p>
<p><em>Cumhuriyet</em> gazetesinin kurucusu Yunus Nadi’nin oğlu Nadir Nadi, 5 Nisan 1946 günkü yazısına, “Dost Amerika’nın denizcilerini karşılarken” başlığını atar: “Amerika, bugün yeryüzünün en kuvvetli bir milletidir. Fakat bu kuvvet, saldırganlığın, istila ve tahakküm hırsının değil; barışın, adaletin ve milletler arasında eşitlik hakkını kurup yaşatmak isteyen temiz bir idealin emrindedir. Kötü niyet beslemeyen her kuvvet gibi Birleşik Amerika da, muazzam endüstrisini yıllar boyunca yalnız insanlık ve medeniyet şartlarına göre yürütmekten başka bir şey yapmamıştı.” Burada parantez açarak, Amerikan hayranı yazılar yazan gazetecilerin çoğunun, Mason dergi ve kitaplarında Mason olduklarından gururla bahsedilen kimseler olduklarını belirtmeliyim.</p>
<p>Nadir Nadi’nin yazısındaki şu kısımlar da atlanmamalı: “Milletlerin hürriyet ve eşitlik ülküsü, gerçekleşme yoluna girmiştir. Çok uzak değil, bir gün gelecek, milletlerarası ahlakının şimdiden suç saydığı tecavüz hadisesi imkânsız bir hale gelecek, büyük küçük her devlet dağ başında eşkıya korkusu ile silah elde teker teker nöbet tutmak mecburiyetinden kurtulacaktır. Medeni dünyanın müşterek zabıta kuvveti, insan topluluklarının müşterek emniyetini kendi başına koruyacak; milletler de birikmiş enerjilerini yükselme ve ilerleme yolunda daha rahat harcayabileceklerdir.” Ahmet Emin Yalman, aynı tarihli <em>Vatan</em>’da <em>Missouri</em>’den “Çelikten bir barış elçisi” diye bahseder.</p>
<p>Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve Başbakan Şükrü Saraçoğlu tarafından 6 Nisan 1946’da <em>Missouri</em> erkânının kabul edilmesi de hayret verici anekdotlar barındırır. İnönü, misafirlere hitaben, “Amerikan donanmasına mensup gemiler bize ne kadar yakın bulunursa o kadar iyi olur” diyerek gazetelerde yazılanlarla konsensüs içinde olduğunun ve Türkiye’nin yeni ABD politikasının ipuçları verecektir. Buna ilaveten, Amerikalı gazetecilere iltifatta bulunduktan sonra İstanbul’u kastederek sorar: “Bizim köyü nasıl buldunuz?” Neyse ki gazeteciler İstanbul’u San Francisco’ya benzettiklerini, sihirli bir şehir görünümünde olduğunu belirtirler de İstanbul köy statüsünden ABD’li bir şehir statüsüne yükselir! (“İnönü Truman’ın mesajına samimi dille yazılmış bir cevap verdi”, <em>Son Posta</em>, 7 Nisan 1946, s. 1, 3).</p>
<p>Burhan Felek öyle sevmiştir ki gemiyi, 7 Nisan 1946 günü <em>Son Posta</em>’da “Ben <em>Missouri</em>’liyim” diye yazar. 8 Nisan 1946 tarihli <em>Cumhuriyet</em>’te yazan Abidin Daver’e göre ise “Amerika, Ortadoğu’nun koruyucusudur”. Nasıl koruduğunu yıllar gösterecektir!</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2021">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Köy Enstitülerini Kim Kapattı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/koy-enstitulerini-kim-kapatti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2021 06:42:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet İnönü]]></category>
		<category><![CDATA[Milletler Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Çetin Yetkin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6699</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazıda Köy Enstitülerinin tarihçesini verecek değiliz. Hatta eleştiri babında gündeme getirilen enstitülerin 10 yıllık ömrü zarfında yapılan eğitsel hataları, ahlaki skandalları, beyin yıkama faaliyetlerini, köylünün manevi değerleriyle alay edildiği, faydadan çok zarar getirdiği ve Sovyetler Birliği’nden ilham alındığı vs. gibi sorunları da ele almayacağız. Onları diğer yazılarda okuyacaksınız. Sadece kapatılmasıyla Demokrat Parti’nin en ufak bir alakasının olmadığını, tersine Köy Enstitülerini kapatanın CHP ve İsmet İnönü olduğunu göstermekle yetineceğiz. Bunu ortaya koymak için de Kemalist bir kaynağı, Prof. Dr. Çetin Yetkin’in Karşıdevrim adlı kitabındaki verileri takip edeceğiz. Bir kere Köy Enstitülerinin yerli bir fikir olduğunu iddia etmek saçma. Zira devletimiz&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazıda Köy Enstitülerinin tarihçesini verecek değiliz. Hatta eleştiri babında gündeme getirilen enstitülerin 10 yıllık ömrü zarfında yapılan eğitsel hataları, ahlaki skandalları, beyin yıkama faaliyetlerini, köylünün manevi değerleriyle alay edildiği, faydadan çok zarar getirdiği ve Sovyetler Birliği’nden ilham alındığı vs. gibi sorunları da ele almayacağız. Onları diğer yazılarda okuyacaksınız. Sadece kapatılmasıyla Demokrat Parti’nin en ufak bir alakasının olmadığını, tersine Köy Enstitülerini kapatanın CHP ve İsmet İnönü olduğunu göstermekle yetineceğiz. Bunu ortaya koymak için de Kemalist bir kaynağı, Prof. Dr. Çetin Yetkin’in Karşıdevrim adlı kitabındaki verileri takip edeceğiz.</p>
<p>Bir kere Köy Enstitülerinin yerli bir fikir olduğunu iddia etmek saçma. Zira devletimiz 1937 yılında Birleşmiş Milletler’in o zamanki karşılığı olan Milletler Cemiyeti’nden eğitime dair bir rapor istemiş, bunun üzerine Milletlerarası İş Bürosu Teşkilatı’ndan Mösyo Olindo Gorni tarafından hazırlanan rapor belirli merkezlerde tarım okulları açılarak bu okulları bitiren elemanları köye göndermeyi ve köylerin yetersiz kaldığı meselelerin çözümüne odaklanmayı tavsiye etmiştir. Amaç, teorik bilgiler yerine teknik bilgiye sahip okumuş elemanları Toprak Reformuyla köylüye dağıtılacak topraklarda istihdam etmek ve verimi artırmaktır.</p>
<p>Fakat bu nasıl bir toprak reformudur ki, hazırlanmasına Atatürk zamanında, 1935 yılında başlamış ve tam 10 yıl boyunca kanun üzerinde “çalışılmış” ama tam da Hitler’in teslim olduğu ay, 1945 Mayıs’ında Meclis’e getirilmiştir. Lakin bu tarihte artık Meclis’in de, İnönü’nün de kanunu çıkartacak dermanı kalmamıştır! Dolayısıyla Toprak Reformu yapılırsa diye işe başlanan Köy Enstitüleri projesi Cumhuriyetin iki kurucusunun bu kanunu her nasılsa TBMM’den geçirememesi üzerine (yoksa geçirmemesi mi demeliydik?) rafa kaldırılmıştır.</p>
<p>Yani 1945 yılının ikinci yarısındaki dünya şartları, daha açık olarak Köy Enstitülerinin ideolojik dayanağı olan Sovyetler Birliği’nin hasım kampındaki Hür Dünya/ABD şemsiyesi altında yer alışımız CHP iktidarını kendi eliyle kurduğu bu kurumu kadük hale getirmeye zorlamıştır. İşte bizzat İnönü’nün yıllar sonra gelen Köy Enstitülerini kendilerinin kapattığı itirafı:</p>
<p>“Benim gücüm, partiden, parti meclis grubundan geliyordu. Bu konuda, bütün bu organlarda gücümü kaybetmiştim… Artık Köy Enstitülerini eski gücüyle, eski ruhuyla devam ettirmek olanakları benim elimden çıktı.”</p>
<p>Zavallı İnönü! Bu sözleri okuyunca insanın haline acıyacağı, hatta gözyaşı dökeceği geliyor değil mi? Ama durun. Aynı Halk Partililer bu dönemde çok partili hayata geçişinden dolayı onu “demokrasi kahramanı” ilan etmiyorlar mıydı? Kendi devrinde kurulan Köy Enstitülerine bile sahip çıkamadığını itiraf etmiş olan ‘aciz’ İnönü mü Türkiye’yi çok partili hayata geçirmişti? Güldürmeyin insanı. Bal gibi ABD’nin zorlamasıyla demokrasiye geçmiştik. Paşamıza kalsaydı ölene kadar da geçmezdi, zira demokrasiye geçmek isteyen biri 1946 gibi seçim rezaletini bu millete yaşatmazdı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2021">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nuri Killigil Neden Şehit Edildi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/nuri-killigil-neden-sehit-edildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2020 06:10:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Bakanlar Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[Bakü Fatihi]]></category>
		<category><![CDATA[Enver Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet İnönü]]></category>
		<category><![CDATA[Nuri Killigil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6057</guid>

					<description><![CDATA[24 Mart 1949 tarihinde Cumhurbaşkanı İsmet İnönü başkanlığındaki Bakanlar Kurulu Ankara’da alelacele toplanıp İSRAİL DEVLETİNİN ‘DERHAL’ TANINMASINI KARARLAŞTIRIYORDU. Kararda neden ‘derhal’ kelimesinin kullanıldığını bilenler biliyordu elbette. Ya bilmeyenler? Anlatalım… Belgesi Devlet Arşivleri’nde bulunan karar metni aynen şöyleydi: “İsrail devletinin derhal tanınması; Dışişleri Bakanlığının 24/3/1949 tarihli ve 35970/115 sayılı yazısı üzerine, Bakanlar Kurulunun 24/3/1949 tarihli toplantısında kararlaştırılmıştır.” Altında Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve Bakanlar Kurulu üyelerinin imzaları bulunan karar metni ertesi gün gazetelerde de neşredilmiş, böylece Türkiye’nin bir süredir tereddütler yaşadığı İsrail politikası da netleşmiştir. Dışişleri Bakanlığı’nın istek yazısı ile kararın Bakanlar Kurulu’ndan çıkması aynı gün, şimşek hızıyla gerçekleşmişti. Ne kadar gariptir&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>24 Mart 1949 tarihinde Cumhurbaşkanı İsmet İnönü başkanlığındaki Bakanlar Kurulu Ankara’da alelacele toplanıp İSRAİL DEVLETİNİN ‘DERHAL’ TANINMASINI KARARLAŞTIRIYORDU. Kararda neden ‘derhal’ kelimesinin kullanıldığını bilenler biliyordu elbette. Ya bilmeyenler? Anlatalım…</p>
<p>Belgesi Devlet Arşivleri’nde bulunan karar metni aynen şöyleydi: “İsrail devletinin derhal tanınması; Dışişleri Bakanlığının 24/3/1949 tarihli ve 35970/115 sayılı yazısı üzerine, Bakanlar Kurulunun 24/3/1949 tarihli toplantısında kararlaştırılmıştır.” Altında Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve Bakanlar Kurulu üyelerinin imzaları bulunan karar metni ertesi gün gazetelerde de neşredilmiş, böylece Türkiye’nin bir süredir tereddütler yaşadığı İsrail politikası da netleşmiştir. Dışişleri Bakanlığı’nın istek yazısı ile kararın Bakanlar Kurulu’ndan çıkması aynı gün, şimşek hızıyla gerçekleşmişti.</p>
<p>Ne kadar gariptir ki, tam da Bakanlar Kurulu karanının imzalandığı gün İsrail’e karşı mücadele etmekte olan Araplara, bu arada Filistinlilere silah sattığı için Haliç’teki silah ve cephane fabrikasıyla beraber kendisi de havaya uçurulan iş adamı Nuri Killigil’in, nam-ı diğer Kafkasya İslam Ordusu kumandanı, Bakü Fatihi, Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa’nın (Azerbaycan’da ‘Nuru Paşa’ dediniz mi akan sular durur, bilesiniz) ve 27 işçisinin parçalanmış ve kömürleşmiş cesetlerinden ibaret nakıs cenazeleri Edirnekapı Şehitliği’nin bir köşesine sessiz sedasız defnedilmekteydi.</p>
<p>Ne var ki Nuri Killigil’in cenaze namazı Diyanet İşleri Başkanlığı’na yukarıdan yapılan siyasî baskılar yüzünden kılınamadı. Başında ünlü alim Ömer Nasuhi Bilmen’in bulunduğu İstanbul Müftülüğü vücudun büyük bir kısmı parçalanmış olduğu için cenaze namazının kılınmasının caiz olmadığına karar vermişti:</p>
<p>“İstanbul Müftülüğü, ceset parçası üzerine cenaze namazı kılınamayacağını bildirdi. Nuri Paşa ailesi, Sütlüce sahilinde bulunan ve Nuri Paşaya ait olduğu iddia edilen ceset parçası için cenaze merasimi yapamayacak” (<em>Yeni Sabah</em>, 23 Mart 1949).</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2020">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zafersiz Kahraman: İnönü</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/zafersiz-kahraman-inonu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Dec 2018 21:10:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Eskişehir-Kütahya muharebeleri]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet İnönü]]></category>
		<category><![CDATA[Sıradışı Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4082</guid>

					<description><![CDATA[“Askerlik hayatında komutan olarak hiçbir savaşı kazanamamış olan İsmet İnönü tarih kitaplarımızda yere göğe sığdırılamazken, girdiği bütün savaşları kazanmış olan Kâzım Karabekir nedense birkaç satırla geçiştirilir. O adeta yok hükmündedir.” Bir ara Ülke TV’de Sıradışı Tarih programını beraber yaptığımız Turgay Güler’in bir programdaki sorusuna yukarıdaki cevabı verince “Vayyy, kahraman Paşamız İnönü’nün savaşlarındaki dehasını inkâr etmek senin ne haddine!” diye hiddetle çıkışanlar olmuştu. Ne de olsa İsmet Paşa bu ülkenin şerbetlilerindendir, gazeteci Nimet Arzık’ın harika tespitiyle söylersek ‘Son Padişah’tır1. 2 Kasım 1917’de 3. Kolordu Komutanı olarak Filistin cephemizin yarılıp çökmesine sebep olan Birüsseba bozgunundaki sorumluluk almamak şeklindeki hatalarını bir yana bırakalım2,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Askerlik hayatında komutan olarak hiçbir savaşı kazanamamış olan İsmet İnönü tarih kitaplarımızda yere göğe sığdırılamazken, girdiği bütün savaşları kazanmış olan Kâzım Karabekir nedense birkaç satırla geçiştirilir. O adeta yok hükmündedir.” Bir ara Ülke TV’de Sıradışı Tarih programını beraber yaptığımız Turgay Güler’in bir programdaki sorusuna yukarıdaki cevabı verince “Vayyy, kahraman Paşamız İnönü’nün savaşlarındaki dehasını inkâr etmek senin ne haddine!” diye hiddetle çıkışanlar olmuştu. Ne de olsa İsmet Paşa bu ülkenin şerbetlilerindendir, gazeteci Nimet Arzık’ın harika tespitiyle söylersek ‘Son Padişah’tır1. 2 Kasım 1917’de 3. Kolordu Komutanı olarak Filistin cephemizin yarılıp çökmesine sebep olan Birüsseba bozgunundaki sorumluluk almamak şeklindeki hatalarını bir yana bırakalım2, Eskişehir-Kütahya muharebelerini kaybetmemize ve savaşın bir yıl uzamasına sebebiyet veren feci hatalarına ne demeli?</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2019">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2019 Yılına Girerken</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/4077/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derin Tarih]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Dec 2018 21:05:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet İnönü]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4077</guid>

					<description><![CDATA[Derin Tarih gemisi 2012 yılının Nisan’ında yola çıkarken yine bu köşede bir şey vaad etmiştik siz sevgili okurlarımıza: Şair Edip Cansever gibi “Bir mendil niye kanar?” diye soruyorduk. Öyle ya, “Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar?” Kanayan bir yaramız vardı, büyük bir derdimiz vardı ve en önemlisi derdimizi seviyorduk. Bize dertli yazar ve okur lazımdı, bilgi küpleri ve tüketiciler değil. İnanıyorduk ki bu ülkeyi dertliler ordusu kurtaracak. Artık 82 aylığız. ‘Çok olduk’, biliyoruz. Hakkımızda davalar da açılsa, dergimiz toplatılsa da satışına engeller konulsa da çok olmaya ve daha önemlisi hakkı tutup kaldırmaya devam edeceğiz. Bugüne kadar 15 bin&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Derin Tarih</em></strong> gemisi 2012 yılının Nisan’ında yola çıkarken yine bu köşede bir şey vaad etmiştik siz sevgili okurlarımıza: Şair Edip Cansever gibi “Bir mendil niye kanar?” diye soruyorduk. Öyle ya, “Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar?” Kanayan bir yaramız vardı, büyük bir derdimiz vardı ve en önemlisi derdimizi seviyorduk. Bize dertli yazar ve okur lazımdı, bilgi küpleri ve tüketiciler değil. İnanıyorduk ki bu ülkeyi dertliler ordusu kurtaracak. Artık 82 aylığız. ‘Çok olduk’, biliyoruz. Hakkımızda davalar da açılsa, dergimiz toplatılsa da satışına engeller konulsa da çok olmaya ve daha önemlisi hakkı tutup kaldırmaya devam edeceğiz. Bugüne kadar 15 bin sayfaya yakın yayın yaptık; yegâne hedefimiz, davamız ve derdimiz istikametinde doğruları dile getirmekten ibarettir. 2012’den bu yana olduğu gibi 2019 yılında da bütün olumsuz şartlara rağmen istikamet üzere yayıncılığımızda devam ve ısrar edeceğiz. Bu meyanda siz sevgili okurlarımızın yakın ilgi ve desteği bizim için can simidi değerindeydi. Hepinize teker teker teşekkür ediyor ve bundan sonra da desteğinizi devam ettirmenizi diliyoruz. “Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük” demişti <strong>Üstad Necip Fâzıl</strong> ve ardından şunları eklemişti: “Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya! Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?” Talip olduğumuz dava, bütün geri dönenlere veya yan çizenlere inat, bin bir başlı kartalı taşımaya azimli o kanarya olabilmektir. Olduk mu? Hayır. Olabilecek miyiz? Bilmiyoruz. Bildiğimiz o ki biz zaferle değil, seferle muvazzafız. Necip Fazıl’lar, Osman Yüksel Serdengeçti’ler, Eşref Edip’ler, Kadir Mısıroğlu’lar, Sadık Albayrak’lar bu milletin tarih üzerinden fareleştirildiğini nasıl ortaya koydularsa biz de kendini fare zanneden fil’e “Yüksel ki yerin bu yer değildir” diyebilmek için tarihe gidiyor ve ona kaybettiği büyük şuuru iade etmeye çalışıyoruz. “Başarım ancak Allah’tandır, O’na güvendim; O’na yöneliyorum.” (Hud Sûresi’nin 88. Âyeti) 2019 yılında görüşmek dileğiyle, hayırla kalınız efendim.</p>
<p><strong><em>Mustafa Armağan</em></strong></p>
<p><strong><em>Derin Tarih Dergisi Genel Yayın Yönetmeni</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şaibeli Seçimlerin Anatomisi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/saibeli-secimlerin-anatomisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ensar Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jun 2018 13:00:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[1946 seçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet İnönü]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Kalkınma Partisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3441</guid>

					<description><![CDATA[CHP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı İsmet İnönü 5 Mayıs 1946’da Akşehir’deki konuşmasında seçimlerin bir yıl erkene alınarak 1946 yılı içinde yapılmasına karar verdiklerini açıklıyordu (Ulus, 06 Mayıs 1946). Dört gün sonra da partisinin olağanüstü kurultayını Ankara’da topladı. Kurultayda alınan kararlardan en önemlisi hiç şüphesiz “tek dereceli seçim sisteminin kabulü”ydü. 1946’ya kadar Türkiye’de seçimler çift dereceli yapılmış, buna bir de de facto tek partinin iştirâk etmesiyle demokratik meşruiyeti son derece tartışmalı seçimler yaşanmıştı. Bu nedenle DP Genel Başkanı Celal Bayar “Seçimler iki dereceli yapıldığı takdirde, buna iştirâkte mânâ olmayacağını, demokrasiye uymayan bu hareketten kaçındıkları için, çift dereceli olursa seçimlere girmeyeceklerini” söylüyordu&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>CHP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı İsmet İnönü 5 Mayıs 1946’da Akşehir’deki konuşmasında seçimlerin bir yıl erkene alınarak 1946 yılı içinde yapılmasına karar verdiklerini açıklıyordu (Ulus, 06 Mayıs 1946). Dört gün sonra da partisinin olağanüstü kurultayını Ankara’da topladı. Kurultayda alınan kararlardan en önemlisi hiç şüphesiz “tek dereceli seçim sisteminin kabulü”ydü. 1946’ya kadar Türkiye’de seçimler çift dereceli yapılmış, buna bir de de facto tek partinin iştirâk etmesiyle demokratik meşruiyeti son derece tartışmalı seçimler yaşanmıştı. Bu nedenle DP Genel Başkanı Celal Bayar “Seçimler iki dereceli yapıldığı takdirde, buna iştirâkte mânâ olmayacağını, demokrasiye uymayan bu hareketten kaçındıkları için, çift dereceli olursa seçimlere girmeyeceklerini” söylüyordu (Erer, 1966: 248). Kısa süre önce yapılan belediye seçimlerini DP boykot etmiş, seçimlere katılmamıştı. Seçime CHP ve Millî Kalkınma Partisi (MKP) katılmış ancak daha sonuçlar belli olmadan, yolsuzluk yapıldığını ileri süren MKP, seçim günü öğleden sonra yayımladığı bir bildiriyle seçimlerden çekildiğini açıklamıştı (Toker, 1990: 112). Böylelikle iktidar partisi belediye seçimlerinde tek parti olarak kalacaktı. CHP grubunun genel milletvekili seçimlerinin öne alınmasına ilişkin aldığı karar iktidar-muhalefet ilişkilerini sertleştirmiş; DP içerisinde seçimlere katılıp katılmama konusunda görüş ayrılıkları belirmişti (Uzun, 1995: 86). DP Genel İdare Kurulu seçimleri boykot etme kararındaydı. Muhalefetin, seçimlerin erkene alınmasına karşı çıkması üzerine İnönü, bazı memleketlerde muhalefetin seçimi boykot etme taktiği uyguladığını, bunun yabancılara karşı memleketi suçlama anlamına geleceğini, Türkiye’de de böyle bir durumun olması durumunda vatandaşların bunu hoş görmeyeceklerini açıkladı. (<em>Cumhuriyet</em>, 11 Mayıs 1946)</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-haziran2018">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
