﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>IV. Murad &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/iv-murad/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Feb 2023 13:58:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.7</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>IV. Murad &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bayram Paşa Tekkesi Ve Sanat Şahikası Bir Mezar Taşı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sehir-ve-mimari/bayram-pasa-tekkesi-ve-sanat-sahikasi-bir-mezar-tasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oktay Türkoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2023 13:58:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şehir ve Mimarî]]></category>
		<category><![CDATA[IV. Murad]]></category>
		<category><![CDATA[Medrese]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh Hüseyin Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[türbe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9066</guid>

					<description><![CDATA[Medrese, sıbyan mektebi, tekke, türbe, sebil, çeşme ve dükkânlarla müzeyyen İstanbul’un Haseki semtindeki Bayram Paşa Külliyesi adını, IV. Murad’ın sadrazamlarından olan bânisinden alır. Bünyesinde cami bulunmayan külliyede medrese ve tekkenin bir arada yer alması dikkat çekicidir. Farklı tarikatlara hizmet eden tekkenin çevresinde zamanla iki ayrı parselde hazire vücut bulmuştur. Hazirede nazar-ı dikkatten kaçmayacak letafetteki mezar taşları arasında Şeyh Hüseyin Efendi’nin eşi Zehra Hanım’ın kabri âdeta bir sanat şahikasıdır. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Medrese, sıbyan mektebi, tekke, türbe, sebil, çeşme ve dükkânlarla müzeyyen İstanbul’un Haseki semtindeki Bayram Paşa Külliyesi adını, IV. Murad’ın sadrazamlarından olan bânisinden alır. Bünyesinde cami bulunmayan külliyede medrese ve tekkenin bir arada yer alması dikkat çekicidir. Farklı tarikatlara hizmet eden tekkenin çevresinde zamanla iki ayrı parselde hazire vücut bulmuştur. Hazirede nazar-ı dikkatten kaçmayacak letafetteki mezar taşları arasında Şeyh Hüseyin Efendi’nin eşi Zehra Hanım’ın kabri âdeta bir sanat şahikasıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hacı Sinanova Kâdirî Tekkesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/maziye-bir-nazar/haci-sinanova-kadiri-tekkesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 08:28:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maziye Bir Nazar]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[IV. Murad]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Ramiza Osmanoviç]]></category>
		<category><![CDATA[Tekke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8279</guid>

					<description><![CDATA[İslâm tasavvufunun asli unsurlarından Kâdirîliğin Bosna Hersek’te yayılmasında katkısı olan Silahtar Mustafa Paşa’nın ismiyle anılan tekke yahut halk arasındaki meşhur ismiyle Hacı Sinanova Kâdirî Tekkesi günümüzde de bu geleneği başarıyla temsil etmektedir. Saraybosna’nın kuzeyinde, Ramiza Osmanoviç Caddesi’ndeki Saraç Ali Camii’nin (Vrbanuşa Camii) haziresinin alt tarafındaki tekke halen aktif durumdadır. Bir rivayete göre tekkeyi, IV. Murad’ın vezirlerinden Silahtar Mustafa Paşa’nın babası, Saraybosna’nın tüccarlarından olan Hacı Sinan, padişahın isteği üzerine inşa ettirmiştir. IV. Murad Bağdat’ı fethettiğinde yakın arkadaşı ve veziri olan Silahtar Mustafa Paşa’yı yanına çağırıp imparatorluk toprakları içinde tekkesi bulunmayan bir şehir olup olmadığını sorar. Vezir de Saraybosna’da sultanın arzu ettiği&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslâm tasavvufunun asli unsurlarından Kâdirîliğin Bosna Hersek’te yayılmasında katkısı olan Silahtar Mustafa Paşa’nın ismiyle anılan tekke yahut halk arasındaki meşhur ismiyle Hacı Sinanova Kâdirî Tekkesi günümüzde de bu geleneği başarıyla temsil etmektedir. Saraybosna’nın kuzeyinde, Ramiza Osmanoviç Caddesi’ndeki Saraç Ali Camii’nin (Vrbanuşa Camii) haziresinin alt tarafındaki tekke halen aktif durumdadır.</p>
<p>Bir rivayete göre tekkeyi, IV. Murad’ın vezirlerinden Silahtar Mustafa Paşa’nın babası, Saraybosna’nın tüccarlarından olan Hacı Sinan, padişahın isteği üzerine inşa ettirmiştir. IV. Murad Bağdat’ı fethettiğinde yakın arkadaşı ve veziri olan Silahtar Mustafa Paşa’yı yanına çağırıp imparatorluk toprakları içinde tekkesi bulunmayan bir şehir olup olmadığını sorar. Vezir de Saraybosna’da sultanın arzu ettiği keyfiyette, yani zikir ve ibadetlerin dışında derviş ve yolcuların da konaklayıp karınlarını doyuracakları bir tekkenin olmadığını söyler. Bunun üzerine Sultan, vezirinin Saraybosna’da tüccar olan babası Hacı Sinan Ağa’ya büyük bir tekke inşa ettirmesi için bir ferman gönderirken, masraflar için gereken parayı da yollamayı unutmaz.</p>
<p>Kadı sicillerinde ise tekkenin bânisi olarak Silahtar Mustafa Paşa görünmekte, bu güzel eseri babası Hacı Sinan Efendi’nin arzusunu yerine getirmek için yaptırdığı ifade edilmektedir. Menkıbeye göre Hacı Sinan Ağa, tekkenin inşası için Milyaçka Nehri’nin sol kıyısında bir arazi satın almış lakin rüyasında bir ses ona tekkeyi burada değil de bugün bulunduğu yerde inşa etmesini söylemiştir. Böylece tekke hâlihazırdaki yerine inşa edilir.</p>
<p>Tekkenin giriş kapısı üzerindeki hilâl, buranın bir dinî mekân olduğuna dikkat çekmektedir. Yapı malzemesinde bulunan kaliteli yağlı kireç taşları sayesinde bugüne orijinal hali ve mimarisiyle ulaşmayı başaran tekke, Bosna’nın altın çağına ait kültürel mirasın değerli bir parçasıdır. Sarayın baş mimarı, aynı zamanda meşhur Bağdat Köşkü’nün de mimarı olan Arnavut kökenli Kasım Ağa’nın (ö. 1659) eseridir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı’yı Göklere Çıkartan Kanadı Kırık Osmanlı Kuşları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/osmanliyi-goklere-cikartan-kanadi-kirik-osmanli-kuslari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Kaçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2020 06:43:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Hezarfen Ahmed Çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[I. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[IV. Murad]]></category>
		<category><![CDATA[Montgolfier Kardeşler]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6602</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı’da ilk uçuş denemesini IV. Murad döneminde (1623-40) kanat takarak Galata Kulesi’nden Üsküdar Doğancılar semtine inen Hezarfen Ahmed Çelebi’nin gerçekleştirdiğini bilmeyen yoktur. Fakat Osmanlı havacılığı bu hadiseyle bitmemiştir. Adeta filmlere konu olabilecek müthiş bir serüvenle “Bu yarışta biz de varız” demiştir Osmanlı kuşları. Gelin biz de kanatlarımızı takıp bir asır önceki yolculuklarında yalnız bırakmayalım bu kahraman havacılarımızı. 4 Haziran 1783’te Fransız Montgolfier Kardeşler Paris yakınlarında Annonay şehrinde 800 metreküplük bir balonla 1500 metre yükselmişler fakat havada ateş alarak yere düşmüşlerdi. Ardından birçok ülkede benzer denemeler gerçekleştirildiğini biliyoruz. Osmanlı kaynaklarında bu konuda bilgi olmamakla birlikte I. Abdülhamid’in izin ve yardımlarıyla İranlı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı’da ilk uçuş denemesini IV. Murad döneminde (1623-40) kanat takarak Galata Kulesi’nden Üsküdar Doğancılar semtine inen Hezarfen Ahmed Çelebi’nin gerçekleştirdiğini bilmeyen yoktur. Fakat Osmanlı havacılığı bu hadiseyle bitmemiştir. Adeta filmlere konu olabilecek müthiş bir serüvenle “Bu yarışta biz de varız” demiştir Osmanlı kuşları. Gelin biz de kanatlarımızı takıp bir asır önceki yolculuklarında yalnız bırakmayalım bu kahraman havacılarımızı.</p>
<p>4 Haziran 1783’te Fransız Montgolfier Kardeşler Paris yakınlarında Annonay şehrinde 800 metreküplük bir balonla 1500 metre yükselmişler fakat havada ateş alarak yere düşmüşlerdi. Ardından birçok ülkede benzer denemeler gerçekleştirildiğini biliyoruz.</p>
<p>Osmanlı kaynaklarında bu konuda bilgi olmamakla birlikte I. Abdülhamid’in izin ve yardımlarıyla İranlı bir hekim ve iki saray bostancısının İstanbul’dan Bursa’ya balonla uçtuklarına dair bir mektup 26 Mart 1785’te <em>The Times</em> gazetesinde neşredilmiştir. Ancak Osmanlı topraklarında balonla ilk uçuş denemeleri Napolyon Bonapart’ın Mısır’ı işgali sırasında, 1798-99 yıllarında gerçekleştirilmişti. III. Selim Avrupa’da balonla yapılan uçuşlara yakından ilgilenmişti. Mühendis Selim Ağa, III. Selim zamanında askerî amaçla ilk defa balonla uçuş denemeleri yapmış, 1802’de yine aynı padişah döneminde İstanbul’da İngiliz baloncuları gösteri uçuşları gerçekleştirmişlerdi. Abdülmecid’in izin ve katkılarıyla 1844 yılında gerçekleştirilen balon gösterisiyse Osmanlı basınında geniş yer bulacaktı. Gösteri amaçlı balonculuk faaliyetleri daha sonra da gelişerek devam etti.</p>
<p>Askerî amaçlı olarak kullanılan ilk Osmanlı balonu ise yere bir halatla bağlanarak gözetleme için Edirne’nin kuşatması esnasında kullanılan Edirne Balonu’dur. Bu balondan ilk kez 6 Kasım 1912’de yararlanıldığını biliyoruz. Almanya’ya sipariş edilen PL. 9 güdümlü askerî balon, 16 Haziran 1913’te bir Türk heyeti tarafından Alman pilot ve teknisyenlerin refakatinde denenerek teslim alınmış ve trenle İstanbul’a nakledilmişti. Safraköy’de özel bir hangar inşa edilerek 5 subay ve 100 askerden oluşan bir balon bölüğü kuruldu. İlk uçuşunu 5 Ağustos 1913’te Yeşilköy’de gerçekleştiren balon üçüncü ve son uçuşunu 15 Ağustos 1913’te yaptı. Motorunun arızalanması ve sepeti bağlayan iplerinden birinin kopması nedeniyle zarar gördüğünden bir daha kullanılmadı. Velhasıl büyük ümitlerle yüksek bir fiyata satın alınan balon hiçbir işe yaramamış, bundan sonra da Osmanlı idaresi ordunun ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak artık sadece tayyareciliğe önem vermişti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2020">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çok İyi Kurgulanmış Seyirlik Bir Dizi Var Karşımızda</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/cok-iyi-kurgulanmis-seyirlik-bir-dizi-var-karsimizda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mesut Uçakan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2020 06:46:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[IV. Murad]]></category>
		<category><![CDATA[kelimetullah]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Altıoklar]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6527</guid>

					<description><![CDATA[Dönem filmi, yani tarihî film çekmek zordur. Canlandırılacak olaylar ve kişiler hakkında çoğu zaman detaylı bilgiler çıkar karşınıza. Bu da, kim anlatırsa anlatsın, sinemada tarihî olayların anlatımını göreceli hale getirir. Özellikle karakter seçimleri, mizansen ve diyaloglar sübjektiftir, senariste ve yönetmene göre değişir. Hatta kimi zaman kostüm ve aksesuarlar da böyledir. Dönem filmlerinde asıl olan, o dönemin, olayların ve kişilerin ruhunu doğru yansıtabilmektir. Burada iki büyük sorun söz konusu. Eğer anlatılacak dönemde bilgi kirliliği varsa bunu aşmak bazen o kadar kolay olmuyor. Yakın tarihimiz gibi… Yakın tarihimiz yalan bilgilerle dolu ve kimi kanunlarla korunuyor. Biz bu döneme ait konuları anlatmakta zorlanıyoruz,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dönem filmi, yani tarihî film çekmek zordur. Canlandırılacak olaylar ve kişiler hakkında çoğu zaman detaylı bilgiler çıkar karşınıza. Bu da, kim anlatırsa anlatsın, sinemada tarihî olayların anlatımını göreceli hale getirir. Özellikle karakter seçimleri, mizansen ve diyaloglar sübjektiftir, senariste ve yönetmene göre değişir. Hatta kimi zaman kostüm ve aksesuarlar da böyledir. Dönem filmlerinde asıl olan, o dönemin, olayların ve kişilerin ruhunu doğru yansıtabilmektir. Burada iki büyük sorun söz konusu. Eğer anlatılacak dönemde bilgi kirliliği varsa bunu aşmak bazen o kadar kolay olmuyor. Yakın tarihimiz gibi… Yakın tarihimiz yalan bilgilerle dolu ve kimi kanunlarla korunuyor. Biz bu döneme ait konuları anlatmakta zorlanıyoruz, hatta çoğu netameli olaylara dokunamıyoruz bile. Ama Selçuklu veya Osmanlı dönemi öyle değil. Bu yüzden o döneme dair istediğiniz yorumu yapmada ve o dönem ruhunu dilediğiniz gibi yansıtmada özgürüz. Kimi yönetmenler, bu özgürlüğe rağmen, o dönemin ruhunu anlamadıkları için olayları ve karakterleri yansıtmada tarihe ihanet edecek yanlışlara sürükleniyorlar ya da ideolojik hırslarıyla olayları çarpıtıyorlar. Bunun en kepaze örneği, IV. Murad’ın homoseksüel bir Moğol tiplemesiyle canlandırıldığı, Mustafa Altıoklar’ın <em>“İstanbul Kanatlarımın Altında”</em> filmidir. Yine Lütfü Akad’ın çektiği <em>“Vurun Kahpeye” </em>de bu tür ihanet örneklerinden biri.</p>
<p><em>Uyanış: Büyük Selçuklu</em> dizisinde böyle bir ihanetin zerresini göremezsiniz. Aksine o dönemin olaylarını ve kişilerini yansıtırken kadim kültürümüzün kokusunu çekersiniz içinize. Belki şu söylenebilir: Devlet-gelenek eksenli yorum çok baskın. Bir <em>Diriliş Ertuğrul</em>’da, bir <em>Payitaht Abdülhamid</em>’de gördüğümüz “i‘lâ-yi kelimetullah” eksenli bir bakış öne çıkmalıydı, derim. Herhalde sonraki bölümlerde bu eksiklik giderilecektir. Ayrıca, dizinin entrika anlayışı da bana pek doğru gelmedi. Entrika dizinin vazgeçilmezidir. Reyting belası yüzünden %80’i çoğunlukla kadınlar ve çocuklardan oluşan seyirci kitlesini çekebilmek için entrika ve bunun beraberinde getirdiği şiddet ve gerilim, biraz da kadınlar ve aralarındaki dedikodular, fitne fesat, bir dizinin olmazsa olmazıdır. Bu anlaşılır bir şey. Ama tarihî bir diziye bir polisiye film gibi tamamen entrikanın, hem de şablon bir entrikanın hâkim olması ve buna karşılık o dönemin toplumsal ambiyansının arka planda bırakılması ne kadar doğru?</p>
<p>Oyuncu seçimleri çoğu yerde çok başarılı duruyor. Kimi yerde nasıl böyle biri seçilir diye düşündüğüm, kimi yerde çok amatör bulduğum tiplemeler yok değil. Ancak böyle bir eleştiri görecelidir ve haddi aşmak olabilir. Bir diziden beklenen, seçimi ters gelen bir oyuncuyu seyirciye benimsetmesidir. Ki <em>Uyanış: Büyük Selçuklu </em>bunu başarıyor. Seyirci de diziye zaten gereken ilgiyi gösteriyor. Olayların ne kadar bilineni yansıttığı; dekorların, aksesuarların, kostümlerin ne kadar doğru ya da yanlış olduğu, tarihçilerin sorumluluğuna girer. Planlamanın, oyuncu yönetiminin, kurgusunun vesair… niye öyle değil de böyle olduğu ise yönetmene has konular. O alana girmeyi edepsizlik addederim. Bir yönetmeni bir başka yönetmenin eleştirmesi zaten etik değil. Benim bu tespitlerimin, birer eleştiri olmaktan ziyade, o dönemin ruhunu anlamada ve yansıtmada bir katkıda bulunma çabası olarak algılanması gerekiyor. Çünkü bu tür yapımlardaki başarı sadece o diziyi çekenlere mahsus değildir! Sonuç olarak çok iyi kurgulanmış, seyirlik bir dizi var karşımızda. Reytingler de bunu söylüyor zaten. Bize de alkışlamak düşer.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2020">Derin Tarih Kasim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
