﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kafkaslar &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/kafkaslar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Mon, 01 Feb 2021 06:26:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Kafkaslar &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Fikir ve Aksiyon İnsanı Bir Hocaefendi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/iz-birakanlar/fikir-ve-aksiyon-insani-bir-hocaefendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Necdet Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2021 06:26:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İz Bırakanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Ziyâeddin Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkaslar]]></category>
		<category><![CDATA[M. Es'ad Coşan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6756</guid>

					<description><![CDATA[M. Es’ad Coşan Hocaefendi, ataları Kafkaslar’dan Anadolu’ya gelerek Çanakkale’nin bir sahil köyüne yerleşmiş bir ailenin çocuğu olarak 1938 yılında dünyaya geldi. Dedeleri eğitimlerini İstanbul Fatih Medreselerinde tamamlamış ve Gümüşhânevî Dergâhı’nda terbiye görmüş, ilim ve irfan ehli kimselerdi. M. Es’ad Coşan Hocaefendi İstanbul Üniversitesi Arap-Fars Filolojisi’nde eğitimini tamamladıktan sonra Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Klasik-Dinî Türkçe Metinler ve Türk-İslam Edebiyatı kürsüleri öğretim üyelikleri görevinde bulundu. Doktora, doçentlik ve profesörlük pâyelerini bu kurumdan aldı. 1987 yılında irşad faaliyetleri ile kültürel ve sosyal çalışmalara daha fazla zaman ayırabilmek amacıyla emekliye ayrıldı. İslam ilim, düşünce, kültür ve edebiyat tarihi alanlarında kitaplar kaleme aldı, insanlar yetiştirdi&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>M. Es’ad Coşan Hocaefendi, ataları Kafkaslar’dan Anadolu’ya gelerek Çanakkale’nin bir sahil köyüne yerleşmiş bir ailenin çocuğu olarak 1938 yılında dünyaya geldi. Dedeleri eğitimlerini İstanbul Fatih Medreselerinde tamamlamış ve Gümüşhânevî Dergâhı’nda terbiye görmüş, ilim ve irfan ehli kimselerdi.</p>
<p>M. Es’ad Coşan Hocaefendi İstanbul Üniversitesi Arap-Fars Filolojisi’nde eğitimini tamamladıktan sonra Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Klasik-Dinî Türkçe Metinler ve Türk-İslam Edebiyatı kürsüleri öğretim üyelikleri görevinde bulundu. Doktora, doçentlik ve profesörlük pâyelerini bu kurumdan aldı. 1987 yılında irşad faaliyetleri ile kültürel ve sosyal çalışmalara daha fazla zaman ayırabilmek amacıyla emekliye ayrıldı. İslam ilim, düşünce, kültür ve edebiyat tarihi alanlarında kitaplar kaleme aldı, insanlar yetiştirdi ve gençliği bu sahalara yönlendirdi. Süregeleni yenileyerek bugüne aktarmak için büyük gayret gösterdi.</p>
<p>Onun zihniyet dünyası iki damar tarafından inşa edildi. Bunlardan biri Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi’nin temsil ettiği Abdülaziz Bekkine, Hasib-i Serezî, Mustafa Feyzi efendilerden Gümüşhaneli Ahmed Ziyâeddin Efendi’ye ulaşır. Bir diğer damar da her biri kendi başına bir değer olan Hellmut Ritter, Yusuf Cemil Ararat ve özellikle de Necati Lügal Hoca’dır. M. Es’ad Coşan’ın Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde doktora tez danışmanı olan Necati Lügal, Osmanlı ilmî geleneği içerisinde yetişerek müderrislik pâyesi almış, bilâhare Almanya’da bir kürsü sahibi olarak uzun süre çalışmış, ardından Türkiye’ye gelerek kitaplar telif etmiş ve çok sayıda insanın yetişmesinde emeği olmuş bir ilim adamıdır. Bu zâtın asistanı olan M. Es’ad Coşan Hocaefendi Arapça, Farsça ve İngilizcenin yanında hocasından daha fazla istifade edebilmek için Almancayı öğrenmiştir. Hocası Necati Lügal ile çok sayıda klasik eser üzerinde özel çalışmalar yapmıştır.</p>
<p>Tarih ve tarihî olanla romantik bir duygu ile değil, geleceğe dair hesapları olduğu için ilgilenen M. Es’ad Coşan Hocaefendi, yalnızca gelecek hayalleri kurarak gününü geçirmemiş, içinde bulunduğu anın yüce değerlerle yüklü yaşanmasına çaba sarf etmiş bir fikir ve aksiyon insanıdır.</p>
<p>Allah’ın kendisine nasip ettiği varlık, mal mülk, pâye vs. ne varsa yine O’nun için nasıl terk edilebileceğini, en değerli varlığı olan canını cânâna vermek suretiyle göstermiştir.</p>
<p>Türk-İslam edebiyatı ve tasavvuf sahalarında Türkiye’de yapılan doktora tezlerinin danışmanlığını yapmış, bu alandaki çalışmaların önünü açmıştır. Fikir ve düşünce alanında öncü olmuş, Türkiye ile İslam dünyası arasında köprü vazifesi görecek dergiler çıkarmış, sempozyumlar tertip ettirmiştir. Hadis, fıkıh ve tefsir enstitüleri tesis etmiştir. Vakıflar, dernekler kurdurmuş; yurt içi ve yurt dışında önayak olduğu aile eğitim programları vasıtasıyla kadını, erkeği ve çocuğu ile toplumun eğitimini hedeflemiştir. Kurdurduğu radyo ile yaygın eğitimine katkıda bulunmuş; kültürel alanda, kurdurduğu yayınevi vs. faaliyetlerle öncü ve ön açıcı olmuştur.</p>
<p>Pergel misali bir ayağını şeriatın merkezine koymuş, Hz. Peygamber’i (sas) başöğretmen saymış, hadis kitaplarını okulunun ders kitabı olarak okutmuş, insanların ve insanlığın sorunlarıyla ilgilenmeyi ana ilke edinmiş bir misyonla yaşayan M. Es’ad Coşan Hocaefendi, 4 Şubat 2001 tarihinde Avustralya’da, cami açılışına katılmak amacıyla yaptığı bir seyahat esnasında şehit edildi. Naaşı İstanbul’a getirilerek Eyüpsultan Mezarlığı’na defnedilmiştir.</p>
<p>Mevlâ ruhunu şâd ve mesrur, merkad-i pâkini pür-nûr, mânevî makamını âlâ eylesin.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2021">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Safevîler Anadolu Kökenli Kızılbaş-Türkmen Oymağını Nasıl Tasfiye Etti</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kesifler/safeviler-anadolu-kokenli-kizilbas-turkmen-oymagini-nasil-tasfiye-etti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şefaattin Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2021 05:28:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Keşifler]]></category>
		<category><![CDATA[Cüneyd]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkaslar]]></category>
		<category><![CDATA[mürid]]></category>
		<category><![CDATA[Safeviler]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh Safiyüddin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6647</guid>

					<description><![CDATA[14. yüzyılın başlarında Osmanlıların siyasî bir yapı olarak tarih sahnesine çıktığı sıralarda, İran’ın Erdebil şehrinde ileride siyasî bir kompozisyona dönüşecek olan bir tarikat neşvünema buluyordu. Kurucusu Şeyh Safiyüddin’e nispetle bu tarikat Safevîler olarak meşhur olmuştu. Şeyh Safî’nin başında bulunduğu bu Sünni tarikat zaman içinde iki büyük dönüşüm geçirdi. Önce Şeyh Hoca Ali zamanında Sünnilikten Şiiliğe, ardından da Şeyh Cüneyd zamanında siyasî bir şekle büründü. Safevî tarikatı çok geniş bir yelpazede mürid kitlesine sahip olmakla birlikte, hiç kuşkusuz bu topluluğun en etkili kısmı Anadolu’dan çıkmıştı. Anadolu’daki çeşitli boy ve oymaklar tarikatın adeta omurgasını oluşturuyordu. Erdebil’de kendileri gibi Şia mezhebine müntesip Karakoyunlu&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>14. yüzyılın başlarında Osmanlıların siyasî bir yapı olarak tarih sahnesine çıktığı sıralarda, İran’ın Erdebil şehrinde ileride siyasî bir kompozisyona dönüşecek olan bir tarikat neşvünema buluyordu. Kurucusu Şeyh Safiyüddin’e nispetle bu tarikat Safevîler olarak meşhur olmuştu. Şeyh Safî’nin başında bulunduğu bu Sünni tarikat zaman içinde iki büyük dönüşüm geçirdi. Önce Şeyh Hoca Ali zamanında Sünnilikten Şiiliğe, ardından da Şeyh Cüneyd zamanında siyasî bir şekle büründü.</p>
<p>Safevî tarikatı çok geniş bir yelpazede mürid kitlesine sahip olmakla birlikte, hiç kuşkusuz bu topluluğun en etkili kısmı Anadolu’dan çıkmıştı. Anadolu’daki çeşitli boy ve oymaklar tarikatın adeta omurgasını oluşturuyordu. Erdebil’de kendileri gibi Şia mezhebine müntesip Karakoyunlu Devleti ile siyasî polemiğe giren tarikatın şeyhi Cüneyd’in şehirdeki baskıdan kaçış yolu olarak Anadolu’yu seçmesi ve kendisine burada kucak açılması oldukça manidardır. Onun Trabzon Rum İmparatorluğu ve Kafkaslar üzerine seferler düzenleyip bölgede yağma ve akınlarda bulunması, “şeyhlik” yolundan “şahlık” yoluna tevessül ettiği kanaatini pekiştiriyor. Bu durum onu bölgenin siyasî kompozisyonunun bir parçası haline getiriyor, müntesibi olan müritlerine de “gazi” hüviyeti kazandırıyordu.</p>
<p>Şeyh Cüneyd’in şahlık yolunda öldürülmesi üzerine bu kez gazi/müridler oğlu Haydar’ın etrafında kenetlendiler. Şeyh Haydar zamanında müridler on iki imama nispeten on iki dilimli birer kızıl başlık takmaya ve bu tarihten sonra da “Kızılbaş” olarak anılmaya başladılar.</p>
<p>Şah İsmail’in liderliğinde ve Akkoyunlu bakiyesi üzerinde, Tebriz’de on iki imam Şiiliği temelinde kurulan Safevî Devleti’nin en etkili gücü, işte Anadolu’dan kopup giden, Safevî hanedanının hizmet kemerini bellerine bağlayan, istiklal ve istikballerini Safevî dergâhında arayan, devlet içinde “beylik”, “sultanlık” ve “hanlık” makam ve mansıplarıyla onurlandırılan Şamlu, Rumlu, Karamanlu, Ustaclu, Zülkadirlü ve Tekelü gibi Kızılbaş boy ve oymaklardır.</p>
<p>Zikrettiğimiz gibi bu boy ve oymakların en önemlilerinden biri hiç kuşkusuz Tekelülerdir. Antalya ile Marmaris arasında kalan yarımadaya onlara nispeten “Teke İli” denilmekteydi. Aynı yer II. Bayezid’in oğullarından Korkud’un taht-ı tasarrufunda bulunduğu için Osmanlı kaynaklarında “Korkud İli” olarak da anılmaktaydı. Tekelüler arasında temayüz eden ilk karakter, tarikatın müridlerinden, aynı zamanda Şeyh Cüneyd ve Haydar’ın halifelerinden Hasan Halife’dir. Şeyh İsmail Hazar Denizi’nin güneyinde bulunan Lahican’da “hurûc” edip Anadolu’ya geldiğinde onu karşılayanlar arasında Tekelülerden bir grup mürid de bulunuyordu. Tekelüler o güne kadar şeklen Osmanlılara, ancak can-ı gönülden ise Safevîlere bağlıydılar.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2021">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Azerbaycan Ermenistan’ın Karabağ’daki 30 Yıllık Statükosunu Nasıl Kırdı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/azerbaycan-ermenistanin-karabagdaki-30-yillik-statukosunu-nasil-kirdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa İnal]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2020 07:00:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Çarlık Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Ebulfeyz Elçibey]]></category>
		<category><![CDATA[Enver Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkaslar]]></category>
		<category><![CDATA[Nuri Paşa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6538</guid>

					<description><![CDATA[1917’de Çarlık Rusya’da devrim başlayınca Rus askerleri Kafkasları boşaltıp ülkelerine döndüler. Böylece Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan bağımsız hale geldi. Ancak bir süre sonra Ermeniler tüm Azerbaycan’ı işgal ederek katliamlara başladı. Bunun üzerine Enver Paşa kardeşi Nuri Killigil Paşa’yı Kafkas İslam Ordusu’nu kurmak üzere bölgeye gönderdi. Nuri Paşa 25 Mayıs 1918’de Gence’ye girdi ve kısa sürede bölgeyi Ermenilerden temizledi. 28 Mayıs 1918’de Mehmed Emin Resulzade Gence’de Azerbaycan Cumhuriyeti’ni kurdu. Nuri Paşa ise art arda yaptığı saldırılar sonunda Karabağ ve Dağıstan’ı da kurtarıp 15 Eylül 1918’de Bakü’ye girdi. Ancak Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ömrü çok kısa sürdü. 24 Nisan 1920’de Kızıl Ordu Bakü’yü işgal&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1917’de Çarlık Rusya’da devrim başlayınca Rus askerleri Kafkasları boşaltıp ülkelerine döndüler. Böylece Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan bağımsız hale geldi. Ancak bir süre sonra Ermeniler tüm Azerbaycan’ı işgal ederek katliamlara başladı. Bunun üzerine Enver Paşa kardeşi Nuri Killigil Paşa’yı Kafkas İslam Ordusu’nu kurmak üzere bölgeye gönderdi. Nuri Paşa 25 Mayıs 1918’de Gence’ye girdi ve kısa sürede bölgeyi Ermenilerden temizledi. 28 Mayıs 1918’de Mehmed Emin Resulzade Gence’de Azerbaycan Cumhuriyeti’ni kurdu. Nuri Paşa ise art arda yaptığı saldırılar sonunda Karabağ ve Dağıstan’ı da kurtarıp 15 Eylül 1918’de Bakü’ye girdi.</p>
<p>Ancak Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ömrü çok kısa sürdü. 24 Nisan 1920’de Kızıl Ordu Bakü’yü işgal etti. Ardından Ermenistan ve Gürcistan’a ilerleyerek bölgeyi Sovyetler Birliği’ne kattı. Stalin Türkiye’nin Türk dünyası ile fizikî bağını kesmek için İran’dan getirilen Ermenileri yerleştirerek Ermenistan topraklarını suni olarak İran sınırına kadar uzattı. Ayrıca Dağlık Karabağ bölgesine planlı olarak Ermenileri yerleştirerek 1923’te bu bölgeyi “özerk” hale getirdi.</p>
<p>1989’da Sovyetler Birliği’nin çökmesi üzerine uzun süredir muhalefet hareketinin liderliğini yapan Ebulfeyz Elçibey Azerbaycan Halk Cephesini kurdu. 1990 yılında Azerbaycan’da bağımsızlık gösterilerinin artınca Rus ordusu halka ateş açtı ve Bakü’de 2 bin civarında Azerbaycanlı şehit edildi. Sonunda 18 Ekim 1991 günü Azerbaycan bağımsızlığını ilan etti ve bunu ilk tanıyan ülke Türkiye oldu. Davanın lideri Ebulfeyz Elçibey ise cumhurbaşkanı seçildi. Ancak Ermeniler kısa süre sonra, 26 Şubat 1992’de Hocalı’da büyük bir katliam gerçekleştirerek 613 Azerbaycanlıyı katlettiler, Karabağ ve etrafındaki yedi yerleşim birimini işgal ettiler. Sonuç olarak Ermeniler, henüz bir ordu kurmaya fırsat bulamayan Azerbaycan Cumhuriyeti’nin topraklarının %20’sini işgal etti. Bölgedeki Azerbaycanlılar göç etmek zorunda kalırken, Ermeniler Karabağ ve işgal ettikleri 7 yerleşim yerinde “Dağlık Karabağ Cumhuriyeti” ni kurdular.</p>
<p>Durumun bu hale gelmesi üzerine 24 Mart 1992’de Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) devreye girdi. Soruna çözüm bulmak için aralarında Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan’ın da olduğu bir grup ülke ile “Minsk Grubu” mekanizması kuruldu. Çözüm yolu ise ABD, Rusya ve Fransa’nın eş başkanlığı altında bu üç ülkeye bırakıldı. 1994’de iki taraf da ateşkesi kabul etti. Aradan geçen sürede AGİT’in sorunun kalıcı çözümünde başarılı olamaması üzerine, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 14 Mart 2008’de Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü onaylayarak Ermeni güçlerin işgal ettikleri tüm topraklardan derhal çıkmasını isteyen bir karar tasarısını kabul etti. Ancak Ermenistan bu karara uymadı. 1 Nisan 2016’da Ermenistan’ın bir saldırısından sonra Azerbaycan ordusu derhal karşılık verdi ve bir miktar toprağını geri alabildi. 5 Nisan 2016 da Viyana’da yapılan görüşmelerde yine ateşkes kararı alındı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2020">Derin Tarih Kasim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
