﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Karadeniz &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/karadeniz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2023 09:11:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Karadeniz &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kafkasların Muhafızları Hazarlar</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/kafkaslarin-muhafizlari-hazarlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Altay Tayfun Özcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2023 09:11:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Baltık Denizi]]></category>
		<category><![CDATA[coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Dnyeper]]></category>
		<category><![CDATA[Hazar Denizi]]></category>
		<category><![CDATA[Karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Kırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9120</guid>

					<description><![CDATA[Avrupa ile Asya kıtalarının birbirine karıştığı Karadeniz ve Hazar Denizi’nin Baltık Denizi ile buluştuğu bir coğrafya üzerinde kurulan Hazar Kağanlığı, 650’lerden 950’lere kadar devam eden 300 yıllık tarihine pek çok önemli tarihî hadise sığdırdı. Kimsenin karşısında duramadığı Araplar ordularının kuzeye çıkmasını engelleyen, İsveç’ten gelen Rusların Dnyeper ve İdil boylarında oyalayan ve Kırım’da Bizans İmparatorluğu’na kafa tutan Hazarlar Kırım bölgesinde kurulacak Altın Orda Devleti’nin de temelini atmışlardı. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa ile Asya kıtalarının birbirine karıştığı Karadeniz ve Hazar Denizi’nin Baltık Denizi ile buluştuğu bir coğrafya üzerinde kurulan Hazar Kağanlığı, 650’lerden 950’lere kadar devam eden 300 yıllık tarihine pek çok önemli tarihî hadise sığdırdı. Kimsenin karşısında duramadığı Araplar ordularının kuzeye çıkmasını engelleyen, İsveç’ten gelen Rusların Dnyeper ve İdil boylarında oyalayan ve Kırım’da Bizans İmparatorluğu’na kafa tutan Hazarlar Kırım bölgesinde kurulacak Altın Orda Devleti’nin de temelini atmışlardı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Stalin’in Türkiye’yi İşgal Planı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/mercek/stalinin-turkiyeyi-isgal-plani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kazım Kazımov]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 07:55:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mercek]]></category>
		<category><![CDATA[Belarus]]></category>
		<category><![CDATA[Karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Kiev Knezliği]]></category>
		<category><![CDATA[Kızılorda Türk Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Ukrayna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8252</guid>

					<description><![CDATA[Rusların kökenlerini dayandırdıkları tarihteki ilk devlet, 9. yüzyılda kurulan Kiev Knezliği idi. 13. yüzyıla kadar Rusya Federasyonu’nun güneybatısına, Belarus ve Ukrayna topraklarına yayılan bu devlet zaman zaman -Kırım istisna olmak üzere- Karadeniz’in şimdiki Ukrayna sahillerini kontrolü altına almıştı. 1240 yılında Kızılorda Türk Devleti’nin Kiev Knezliği’nin varlığını sona erdirmesiyle Ruslar tek devletlerini de kaybetti. Bu fetret dönemi 1263 yılında Moskova Knezliği’nin küçük prensliklerin kavgasında öne çıkmasına kadar devam etti. Moskova’da kurulan yeni devlet, Kiev Knezliği’nin yerini tutsa da iki konuda geride kalıyordu: Moskova’nın toprakları daha doğudaydı ve Kiev topraklarına göre daha az verimliydi. Daha da önemlisi, yeni knezliğin Karadeniz veya başka&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rusların kökenlerini dayandırdıkları tarihteki ilk devlet, 9. yüzyılda kurulan Kiev Knezliği idi. 13. yüzyıla kadar Rusya Federasyonu’nun güneybatısına, Belarus ve Ukrayna topraklarına yayılan bu devlet zaman zaman -Kırım istisna olmak üzere- Karadeniz’in şimdiki Ukrayna sahillerini kontrolü altına almıştı. 1240 yılında Kızılorda Türk Devleti’nin Kiev Knezliği’nin varlığını sona erdirmesiyle Ruslar tek devletlerini de kaybetti. Bu fetret dönemi 1263 yılında Moskova Knezliği’nin küçük prensliklerin kavgasında öne çıkmasına kadar devam etti.</p>
<p>Moskova’da kurulan yeni devlet, Kiev Knezliği’nin yerini tutsa da iki konuda geride kalıyordu: Moskova’nın toprakları daha doğudaydı ve Kiev topraklarına göre daha az verimliydi. Daha da önemlisi, yeni knezliğin Karadeniz veya başka bir denizle bağlantısı yoktu. Denizlere açılmak, bugün olduğu gibi 13. yüzyılda da büyük bir öneme sahipti. Deniz kıyılarında oluşan liman kentleri zenginlik ve refah anlamına geliyordu. Öte yandan, daha ucuz ithalat ve taşımacılık, sınır vergisi gibi yan maliyetlerden kurtulmuş ihracat demekti. Aynı zamanda çağın ruhunu yakalamak ve yenilikleri elde etmek için de büyük bir avantajdı. Nitekim Ruslar 18. yüzyıla kadar büyük ölçüde tüm bunlardan mahrum kaldı.</p>
<p>Ruslar için “sıcak denizler” asırlarca bir hayal olarak kalsa da Petro döneminde durum değişti. 1672’de tahta çıkan I. Petro, Kuzey Avrupa ittifakı ve Osmanlı’ya karşı savaş başlattı. 1713’te Edirne Antlaşması ile Karadeniz’e çıkamasa da topraklarını Kırım Hanlığı’nın içlerine kadar genişletti. Aynı zamanda Kuzey Savaşı’yla Baltık ve Beyaz Deniz kıyılarına ulaştı ve Safevîlerle yaptığı savaş sonucunda Hazar Denizi’nin batı kanadını kontrol altına almış oldu.</p>
<p>Karadeniz’de hâkimiyet sağlamak üzere yapılan Osmanlı-Rus savaşları neredeyse her iki imparatorluğun sona ermesine kadar devam etti. Bu savaşlarda her iki taraf çok yıpranmış olsa da özellikle 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) ile Osmanlı büyük bir kayıp verdi. Ağır mağlubiyetle Anadolu’nun parçası olan Kars, Batum, Artvin ve Ardahan sancakları Rusya’ya bırakıldı. 1918 yılında yapılan Brest-Litovsk Antlaşması’yla bu bölgeler geri alınsa da (Batum 1920’de tekrar işgal edildi) Ruslar bu topraklar üzerindeki iddialarından 1940’ların sonuna kadar vazgeçmedi.</p>
<p>Peşi sıra yaşanan savaşlarla yorgun düşen Rusya’da 1917 yılında yapılan Şubat Devrimi ile 300 yıllık Romanovlar Hanedanı devrildi. Aynı yılın Ekim ayında (yeni takvimle) iktidar Bolşevikler tarafından ele geçirildi ve böylece Rusya bir yandan I. Dünya Savaşı’nda mücadele ederken, bir yandan da iç savaşın içine sürüklendi. Hem içeride hem de dışarıda savaşı sürdüremeyeceğini gören Bolşevik lider Vladimir İlyiç Lenin, 1918 yılında imzaladığı Brest-Litovsk Antlaşması ile savaşa son verdi. Antlaşmanın ardından dört yıl içinde iç savaşı bitiren Lenin, 1922’de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ni (SSCB) kurdu. Ancak Lenin iki yıl sonra hayatını kaybetti ve 1924’te ondan boşalan Komünist Parti Genel Sekreterliği’ne, asıl adı Yosif Visaryonoviç Cugaşvili olup Rusça “çelik adam” anlamındaki Stalin lakabıyla anılan Gürcü asıllı Josef Stalin geldi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yemen’de Basılan Osmanlı Sikkeleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/yemende-basilan-osmanli-sikkeleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Mert Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2022 05:59:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Hudeyde]]></category>
		<category><![CDATA[Karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Sevakin Limanı]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7896</guid>

					<description><![CDATA[Ümit Burnu’nun keşfinden önce doğu-batı ticaretinin en önemli yolu öncelikle Kızıldeniz ve ardından de Hürmüz Boğazı üzerinden Basra Körfezi’ydi. Kara ticareti ile kıyaslandığında deniz ticareti çok daha güvenli ve daha az masraflıydı. Bu iki deniz ticaret yolu üzerinden yüklü miktarda baharat, başta abanoz çeşitli ahşap ürünleri, fildişi, ipek, çeşitli yağ ve esanslar Karadeniz ve Akdeniz üzerinden batıya akıyordu. Aden, Hudeyde, Sevakin Limanı önemli ticarî duraklardı. Akdeniz limanlarına ulaşan mallar ağırlıklı olarak Venedik ve Ceneviz gemileri ile Avrupa’ya taşınıyordu. Yemen başta olmak üzere, güney ve doğu Arabistan tüm bu nedenlerle son derece önem arz ediyordu. Osmanlıların Yemen’de farklı sultanlar adına bakır,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ümit Burnu’nun keşfinden önce doğu-batı ticaretinin en önemli yolu öncelikle Kızıldeniz ve ardından de Hürmüz Boğazı üzerinden Basra Körfezi’ydi. Kara ticareti ile kıyaslandığında deniz ticareti çok daha güvenli ve daha az masraflıydı. Bu iki deniz ticaret yolu üzerinden yüklü miktarda baharat, başta abanoz çeşitli ahşap ürünleri, fildişi, ipek, çeşitli yağ ve esanslar Karadeniz ve Akdeniz üzerinden batıya akıyordu. Aden, Hudeyde, Sevakin Limanı önemli ticarî duraklardı. Akdeniz limanlarına ulaşan mallar ağırlıklı olarak Venedik ve Ceneviz gemileri ile Avrupa’ya taşınıyordu. Yemen başta olmak üzere, güney ve doğu Arabistan tüm bu nedenlerle son derece önem arz ediyordu. Osmanlıların Yemen’de farklı sultanlar adına bakır, gümüş ve altın para basmalarının altında yatan temel motivasyon bu yoğun ticaretti.</p>
<p>Osmanlı Yemen darphanelerinin tamamı bugün Yemen sınırları içerisinde olsa da konuyu güncel siyasî haritaların dışında, “Arap Yarımadası’nın güney bölgesi” üzerinden değerlendirmek daha isabetli olur. Şimdiye kadar yapılan çalışmalarda Osmanlı Devleti’nin Yemen’in on bir şehrinde sikke bastırdığı tespit edilebildi. Osmanlıların Yemen darplı sikkelerle birlikte, bugün Suudi Arabistan sınırları içerisinde kalan Ar’ar ve Necran’da, Irak’ta merkez Bağdat ve güneyde Basra’da, Umman’da ve Habeş Eyaleti merkezi Devarya’da basılan sikkeler üzerinden sürdürülen ekonomik bir hâkimiyet alanı kurma stratejisi uyguladığı görülüyor.</p>
<p>Bu mücadeleye bu denli önem verilmesinin temel nedeni Osmanlıların doğu-batı ticaretinden hem doğrudan, hem de gümrük rüsumları yoluyla çok önemli miktarda gelir elde ediyor oluşuydu. Bağdat ve Basra’da darbedilen “Larin” ve “Muhammedî” gümüş sikkeleri Hint Denizi boyunca Hindistan, Seylan, Gucarât Emirliği, Güneydoğu Asya’nın ticarî cazibe merkezleri olan Ace, Sumatra, Endonezya, Filipinler vb. yerlerle yapılan ticarette kullanılıyordu. Osmanlı Devleti’nin Basra Körfezi’nde 1553 yılında kurduğu Lahsa Beylerbeyliği sınırlarında basılan “Lari” (bakır Larinler) ya da “Tavila” (uzun para) tipi sikkeler de yine uluslararası piyasada itibar görüp, kullanılan paralarıydı.</p>
<p>İşte böylesine ekopolitik önemi haiz bir coğrafyada Osmanlı Devleti’nin ana idare merkezi İstanbul’a oldukça uzak olan Yemen, farklı sikkelerin basıldığı önemli bir bölge konumundaydı. Yemen’de sikke basımına önem verilmesinin bir diğer önemli nedeni de kuşkusuz Portekiz Krallığı ile yaşanan hem bölgenin hem de Güneydoğu Asya ticaret yollarının denetimini elde tutma rekabetiydi.</p>
<p>Yavuz Sultan Selim’in Memlük Devleti’ne karşı düzenlediği 1516 ve 1517 tarihli başarılı Mısır seferleriyle; Hicaz başta olmak üzere, Arap Yarımadası’nın büyük bir bölümü Osmanlı idaresine girdi. Ancak Yemen coğrafyasının tamamının kontrolü tam olarak 1539’da, Hadım Süleyman Paşa tarafından sağlandı. Yemen, Cezîretülarab olarak da adlandırılan yarımadanın coğrafî olarak -günümüzde de- en stratejik yerlerinden. Kızıldeniz’in girişi ve Hint Okyanusu ile Doğu Afrika sahillerinin kontrol noktası olarak Yemen, gerçekten de askerî ve ekonomik olarak kilit pozisyondaydı. Aynı zamanda yarımadanın batı sahilleri boyunca Afrika’ya en çok yaklaştığı yer de yine burasıydı. Kısacası Portekiz ile Osmanlı arasında Kızıldeniz, Basra Körfezi ve Hint Denizi’ndeki doğu-batı ticaret yolunu açık tutma ve ticarete hâkim olma mücadelesinde en büyük kozdu. Bu mücadele kapsamında Osmanlılar Gucerât ve Açe devletleriyle iş birliği de yapmıştı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2022">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>PAUL ROBERT MAGOCSİ: NE DİYORDU STALİN: “HALK YOKSA PROBLEM DE YOK!”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/paul-robert-magocsi-ne-diyordu-stalin-halk-yoksa-problem-de-yok/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Kocukeli Özbay]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 May 2021 08:47:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Britanya]]></category>
		<category><![CDATA[Çarlık Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Moskova]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Tatar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7083</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: ÖZLEM KOCUKELİ ÖZBAY Kırım’ın 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’yla Osmanlı Devleti’ne bağlılığına son verilmesinin ardından 1783’te Rusya tarafından ilhakı hangi gerekçeye dayandırılmıştı? Osmanlı Devleti’nin bu süreçte yaşananlara karşı reaksiyonu ne oldu? Her şey jeopolitikle ilgilidir. Rusya İmparatorluğu’nun halefi olan Moskova Çarlığı (Rusya Çarlığı), karayla kuşatılmış, denize ulaşımı olmayan bir ülke idi. Moskova Knezliği’nin denize tek ulaşımı kuzeydendi; ancak o bölgede de sular yılın büyük bir kısmında donmuş haldeydi. Sıcak su limanlarına ulaşmak, Moskova Knezliği’nin ve daha sonra da Rusya’nın başlıca hedefi haline gelmişti. Rusya batıda Baltık Denizi’e eriştikten sonra, güneyde Karadeniz’e ulaşmak üzere işe koyuldu. Burada Osmanlı İmparatorluğu ile çatışması&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: ÖZLEM KOCUKELİ ÖZBAY</strong></p>
<p><strong>Kırım’ın 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’yla Osmanlı Devleti’ne bağlılığına son verilmesinin ardından 1783’te Rusya tarafından ilhakı hangi gerekçeye dayandırılmıştı? Osmanlı Devleti’nin bu süreçte yaşananlara karşı reaksiyonu ne oldu?</strong></p>
<p>Her şey jeopolitikle ilgilidir. Rusya İmparatorluğu’nun halefi olan Moskova Çarlığı (Rusya Çarlığı), karayla kuşatılmış, denize ulaşımı olmayan bir ülke idi. Moskova Knezliği’nin denize tek ulaşımı kuzeydendi; ancak o bölgede de sular yılın büyük bir kısmında donmuş haldeydi. Sıcak su limanlarına ulaşmak, Moskova Knezliği’nin ve daha sonra da Rusya’nın başlıca hedefi haline gelmişti. Rusya batıda Baltık Denizi’e eriştikten sonra, güneyde Karadeniz’e ulaşmak üzere işe koyuldu. Burada Osmanlı İmparatorluğu ile çatışması gerekiyordu. Bu nedenle 17. yüzyıldan 18. yüzyılın sonlarına kadar Moskova/Rusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında bir dizi savaş gerçekleşti. Rusya er ya da geç Kırım Hanlığı dâhil Osmanlı topraklarının Çarlık Rusya’sı tarafından ilhak edileceğine inanıyordu.</p>
<p>İlhak yöntemleri farklılık gösterse de, sonuç kaçınılmaz olarak aynıydı. 1770’li yıllarda sahnelenen senaryo şu şekildeydi: Kırım hanı ve nüfuzlu Şirin aşireti, Rusya Çariçesi II. Katerina’ya bağlılıklarını bildirdiler. Çarlık orduları Kırım’ı işgal ettiler ve Kırım’ın bağımsız bir devlet olduğu ilan edildi. Osmanlılar Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım’ın bağımsızlığını tanıdı. Ancak aradan 10 yıl geçmeden II. Katerina Kırım’ın Rusya’ya ilhakını emretti (1783). Son tahlilde bunlar yalnızca ayrıntıdan ibaretti. Zira Moskova Knezliği/Rusya daima sıcak su limanlarını elde etmeyi istiyordu. Bu ilhak ile Kırım’da ve Karadeniz’in kuzey kıyılarında birkaç limana sahip olmuşlardı.</p>
<p>Elbette Rusya Osmanlı İmparatorluğu’nu Avrupa’dan çıkarana kadar durmayacaktı. Belki de Katerina’nın “Yunan Projesi”ni -Rus imparatorluk hanedanı tarafından yönetilecek Bizans İmparatorluğu’nun yeniden kurulması- gerçekleştirebileceklerdi. Bu emeline ulaşamamasının nedeni, Büyük Britanya ve Fransa’nın yardımıyla, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1. Dünya Savaşı’na kadar hayatta kalmayı başarabilmesiydi.</p>
<p><strong>1774’ten 1944’e kadar geçen 170 yılda Rusya Tatar topraklarında neyi hedefledi? Bu hedefe ulaşmak için takip ettiği sistematik program neyi içeriyordu? Bu süreçte Tatar kimliği, dili, kültürü ne tür yaralar aldı? </strong></p>
<p>1783 yılında başlayan Rus yönetimi altında, Kırım Tatarları ve kültürleri istikrarlı biçimde geriledi. 1775 yılında Tatarlar Kırım nüfusunun yüzde 88’ini oluştururken,  20. yüzyılın başlarında, Çarlık Rusya’sının son yıllarında bu oran yüzde 30’a kadar düştü. 1944 yılına gelindiğinde, çeyrek asırlık Sovyet Rusya’sı yönetimi sonrasında bu oran sıfıra inmiş, Kırım’da artık hiç Tatar kalmamıştı. İstikrarlı gerileme ve sonunda Tatarların Kırım’dan silinmesinin nedeni, birkaç göç dalgası idi. Bunların en büyüğü Kırım Savaşı’nın sona ermesinden (1854) sonraki 10 yıl içinde gerçekleşti ve bu göçte 140.000’den fazla Kırım Tatarı Osmanlı İmparatorluğu topraklarına, ya Balkanlara (günümüzün Romanya ve Bulgaristan’ı) veya Anadolu’ya göç etti.</p>
<p>Kırım’da kalan Tatarlar ise çeşitli ayrımcılıklara maruz kaldılar. Camileri ve diğer kültür eserleri çürümeye terk edildi, zira çarlık otoriteleri Kırım’ı Ortodoks Hıristiyan toprağına çevirmeyi amaçlıyordu. Hersonesos (günümüzün Sivastopol’u) 10. asırda Kiev Büyük Prensi Vladimir’in vaftiz edildiği yer olması itibariyle, Çarlık Rusya’sının Kırım’ı Hıristiyanlaştırma amacının başladığı yer oldu. Çarlık Rusya’sındaki Hıristiyanlık ideolojisinin yerini Sovyet Rusya’sının ateist Marksist-Leninist ideolojisi aldı. İdeoloji değişikliğine rağmen Kırım Tatarlarının durumu daha da kötüleşti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2021">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>FETHİ GÜNGÖR: KAFKASYA’NIN PARLAYAN KILICI İMAM ŞAMİL</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/fethi-gungor-kafkasyanin-parlayan-kilici-imam-samil/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Munise Şimşek]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2021 07:20:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Acarya]]></category>
		<category><![CDATA[Apşeron]]></category>
		<category><![CDATA[Hazar Denizi]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas]]></category>
		<category><![CDATA[Karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Kafkasya]]></category>
		<category><![CDATA[Transkafkasya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6794</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: MUNİSE ŞİMŞEK Kafkas coğrafyası için “Asya’nın kilidi” denilmiş. İslam tarihçisi Mes’udî ise bölgeyi “diller dağı” olarak tanımlıyor. Kafkasları bu denli önemli kılan nedir? Hazar Denizi’nin batı sahilinden Karadeniz kıyısına kadar uzanan kıta koridoruna Kafkasya, Kafkas sıradağlarının güneyinde kalan kısma ise Transkafkasya (Kafkasötesi) denilmektedir. Aynı mânâyı ifade etmek üzere Araplar Mâverâ-yı Kafkas, Ruslar ise Zakavkaz tabirini kullanagelmiştir. İngur nehrini Apşeron’a bağlayan hattın alt kısmında yer alan Şapsığya, Ubıhya ve Abhazya Kafkasya’nın bir parçası olup Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, Ahıska ve Acarya Transkafkasya’ya dahildir. Sovyet döneminde kullanılan Kuzey Kafkasya ve Güney Kafkasya şeklindeki isimlendirme ilmî olmaktan uzak olsa da pratik bir ihtiyaç&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: MUNİSE ŞİMŞEK</strong></p>
<p><strong>Kafkas coğrafyası için “Asya’nın kilidi” denilmiş. İslam tarihçisi Mes’udî ise bölgeyi “diller dağı” olarak tanımlıyor. Kafkasları bu denli önemli kılan nedir?</strong></p>
<p>Hazar Denizi’nin batı sahilinden Karadeniz kıyısına kadar uzanan kıta koridoruna Kafkasya, Kafkas sıradağlarının güneyinde kalan kısma ise Transkafkasya (Kafkasötesi) denilmektedir. Aynı mânâyı ifade etmek üzere Araplar Mâverâ-yı Kafkas, Ruslar ise Zakavkaz tabirini kullanagelmiştir. İngur nehrini Apşeron’a bağlayan hattın alt kısmında yer alan Şapsığya, Ubıhya ve Abhazya Kafkasya’nın bir parçası olup Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, Ahıska ve Acarya Transkafkasya’ya dahildir. Sovyet döneminde kullanılan Kuzey Kafkasya ve Güney Kafkasya şeklindeki isimlendirme ilmî olmaktan uzak olsa da pratik bir ihtiyaç saikiyle yerleşmiş olmalıdır. Ancak özellikle SSCB sonrası dönemde sıkça kullanılmaya başlayan Güney Rusya isimlendirmesi tarih ilmiyle bağdaşmayan yayılmacı bir yaklaşımın ifadesi olup Kafkasya gerçeğini perdelemeye muvaffak olamayacaktır.</p>
<p>11 Mayıs 1918’de kurulan Şimali Kafkas Cumhuriyeti hakkında Tercümân-ı Hakîkat gazetesinde neşrettiği “Kafkas Hükümetinin Beyannamesi” başlıklı makalesinde Ahmet Ağaoğlu sualinize cevap teşkil eden şu görüşü serdetmişti: “… Kafkas Müslümanlarıyla aramızdaki dinî, lisânî ve ırkî münâsebetler bizi Kafkas Müslümanlarının mukadderatına lakayt bırakamaz. Biz ister istemez bunların hâlini ve maruz kalacakları tehlikeleri nazar-ı dikkate almak mecburiyetindeyiz… Kafkasya’nın zaafından bilistifade Ruslar yeniden bizimle hemhudut olan bu memleketi yine ellerine geçirmeye teşebbüs edebilir. Bizim için bu mühim bir mesele olur. Biz Kafkasya’yı kuvvetli ve bizimle Rusya arasında muhkem bir hâil (engel) olarak görmek isteriz…”</p>
<p>Arap dünyasında “Cebelu’l-elsine, Diller Dağı” olarak bilinen Kafkasya coğrafyası, sadece Rusya ile Türkiye arasında değil, Rusya ile İslam âlemi arasında doğal bir hudut ve muhkem bir mânia teşkil etmekte, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile Türkiye başta olmak üzere âlem-i İslam’ın hudut kapısı hüviyetini ihraz etmektedir.</p>
<p><strong>Rus Çarlığının 18. yüzyıldan itibaren Kafkasya’yı hedef alması ve 19. asır boyunca var gücüyle saldırmasının arka planında ne vardı?</strong></p>
<p>İlk zamanlar Rus çarları Kafkasya’nın coğrafi zenginliğinden haberdar değildi ve bölgeyi sürgün yeri görüyorlardı. Ancak bölgenin çok katmanlı ehemmiyetini idrak etmekte gecikmediler. Rusya açısından Kafkasya sadece Türkiye’ye ve İslam âlemine açılan bir kapı değil, sıcak denizlere inme stratejisini gerçekleştirebilmek için aşılması gereken zorlu bir engeldi. Keza dünya ticaretinin can damarı kabul edilen İpekyolu’nu kontrol edebilmenin de ön şartıydı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2021">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
