﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Karahanlılar &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/karahanlilar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Jun 2022 07:52:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Karahanlılar &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sanki Bilâl-i Habeşî Hayata Dönmüş de Türkiye Semalarını Çınlatıyordu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/izdusum/sanki-bilal-i-habesi-hayata-donmus-de-turkiye-semalarini-cinlatiyordu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jun 2022 07:52:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İzdüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Cevdet]]></category>
		<category><![CDATA[Atataürk]]></category>
		<category><![CDATA[Ezân-ı Muhammedî]]></category>
		<category><![CDATA[Karahanlılar]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Prens]]></category>
		<category><![CDATA[Tekke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8156</guid>

					<description><![CDATA[Kaynaklara göre Türkler, Karahanlılar döneminde 840 yılından itibaren Müslüman olmaya başladılar ve bundan sonra İslâm dinine ait âdet ve gelenekler günlük hayatlarına nüfuz etti. Namaz vaktinin geldiğini duyurmak için okunan ezan da bunlardan biriydi. Asırlarca Müslüman Türk şehirlerinde Arapça olarak okunan Ezân-ı Muhammedî, 1932’de alınan bir kararla Türkiye’de yasaklandı. Bu tarihten 1950’ye kadar minarelerden Türkçe ezan yankılanacaktı. Meselenin tarihî boyutundan evvel, fikrî altyapısını anlamaya çalışalım: Yeni kurulan her siyasî sistemin ya da rejimin kurucu kadroları, tabii olarak döneminin fikir adamlarından, düşünce akımlarından veya ideolojilerinden etkilenir. Bu etkileşim, karar ve icraatlara tesir eder. 1932 yılında ezanın Türkçe okunmasına dair kararı veren&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kaynaklara göre Türkler, Karahanlılar döneminde 840 yılından itibaren Müslüman olmaya başladılar ve bundan sonra İslâm dinine ait âdet ve gelenekler günlük hayatlarına nüfuz etti. Namaz vaktinin geldiğini duyurmak için okunan ezan da bunlardan biriydi. Asırlarca Müslüman Türk şehirlerinde Arapça olarak okunan Ezân-ı Muhammedî, 1932’de alınan bir kararla Türkiye’de yasaklandı. Bu tarihten 1950’ye kadar minarelerden Türkçe ezan yankılanacaktı.</p>
<p>Meselenin tarihî boyutundan evvel, fikrî altyapısını anlamaya çalışalım: Yeni kurulan her siyasî sistemin ya da rejimin kurucu kadroları, tabii olarak döneminin fikir adamlarından, düşünce akımlarından veya ideolojilerinden etkilenir. Bu etkileşim, karar ve icraatlara tesir eder. 1932 yılında ezanın Türkçe okunmasına dair kararı veren ve uygulatan Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerinin arka planında da dönemin bazı ideologlarının etkisinin olduğunu çeşitli tarihî kayıtlardan öğreniyoruz. Türkçe ezan bahsine geçmeden önce, bu şahıslara ve fikir dünyalarına göz atalım.</p>
<p>İlk sırada Kemalist devrimin ideologlarından Abdullah Cevdet var. Kendisi Avrupa tipi bir uygarlık anlayışını benimseyen ve bunun her şeyiyle Osmanlı’ya getirilmesi gerektiğini savunan bir siyasetçiydi. “A Very Wakeful Sleep” (Bitmek Üzere Bir Uyku) adlı makalesinde, gelecekteki Türkiye’nin nasıl olacağına dair kanaatlerini ayrıntılı biçimde tasvir eder: Sultan tek eşli olacak, cariyeleri bulunmayacaktı. Prensler harem ağası ve haremdeki başka hizmetçilerin gözetiminden alınacak ve askerlik hizmeti dahil olmak üzere iyi bir eğitimden geçirilecekti. Fes kullanılmayacak, onun yerine yeni bir şapka getirilecekti. Dokuma fabrikaları büyütülecek, yeni fabrikalar açılacaktı. Sultanlar, prensler, senatörler, bakanlar, subaylar, memurlar ve askerler bu fabrikaların dokuduğu elbiseleri giyecekti. Kadınlar istedikleri gibi giyinebilecek, kocalarını seçmekte özgür olacaklardı. Tekkeler, zaviyeler ve bütün medreseler kapatılacaktı. Güçlendirilmiş ve arıtılmış Osmanlı Türkçesi sözlük ve grameri oluşturulacaktı.</p>
<p>Sultan II. Abdülhamid devrinin kayda değer muhaliflerinden olan Abdullah Cevdet, yeni rejimle fikrî akrabalığı olması hasebiyle, dönemin öne çıkan isimleri üzerinde de etkili olmuştu. Kemal Karpat, onun bu tesirini şöyle ifade eder: “Kürt kökenli Abdullah Cevdet’in liderliğindeki pozitivistler, gelecekteki cumhuriyetin liderlerinin çoğu tarafından okunan İçtihad adında bir dergi yayınladılar.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2022">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Roman Roman Kuruluş</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/roman-roman-kurulus/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şaban Sağlık]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jan 2020 07:57:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Karahanlılar]]></category>
		<category><![CDATA[Lukacs]]></category>
		<category><![CDATA[Roman Kuramı]]></category>
		<category><![CDATA[Uygurlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5452</guid>

					<description><![CDATA[İnsanların ve toplumların hayatında “geçiş” dönemleri önemlidir. Mesela bir çocuk, belirli bir yaşa gelince “ergenlik bunalımları” yaşar. Neden yaşar? Çünkü o, artık çocuk olarak görülmüyor; ancak yetişkin biri olarak da tanınmıyor. Bu arafta ya da arada kalma hali o çocuğa sıkıntılar yaşatabilir. Toplumlar da bu mânâda bir çocuğa benzerler. Özellikle geçiş dönemlerinde devletler de bir insan gibi “ergenlik” sancıları yaşarlar. Mesela Göktürklerden Uygurlara, Uygurlardan Karahanlılara, Karahanlılardan Selçuklu’ya, Selçuklu’dan Osmanlı’ya, hatta Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti tarihine geçişler hep sancılı olmuş, bu geçiş süreçlerinde pek çok olay yaşanmıştır. Sanat-edebiyat dilinde bu geçiş süreçleri için “çatışma” tabiri kullanılır. Hatta çatışma olmadan sanat olamayacağı görüşü&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanların ve toplumların hayatında “geçiş” dönemleri önemlidir. Mesela bir çocuk, belirli bir yaşa gelince “ergenlik bunalımları” yaşar. Neden yaşar? Çünkü o, artık çocuk olarak görülmüyor; ancak yetişkin biri olarak da tanınmıyor. Bu arafta ya da arada kalma hali o çocuğa sıkıntılar yaşatabilir. Toplumlar da bu mânâda bir çocuğa benzerler. Özellikle geçiş dönemlerinde devletler de bir insan gibi “ergenlik” sancıları yaşarlar. Mesela Göktürklerden Uygurlara, Uygurlardan Karahanlılara, Karahanlılardan Selçuklu’ya, Selçuklu’dan Osmanlı’ya, hatta Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti tarihine geçişler hep sancılı olmuş, bu geçiş süreçlerinde pek çok olay yaşanmıştır. Sanat-edebiyat dilinde bu geçiş süreçleri için “çatışma” tabiri kullanılır. Hatta çatışma olmadan sanat olamayacağı görüşü de herkesin kabul ettiği bir sanat düsturudur. Roman kuramcısı Lukacs, <em>Roman Kuramı</em> adıyla Türkçeye de çevrilen kitabında, burada söz konusu ettiğimiz çatışmayı iki açıdan ele alır. Lukacs’a göre çatışmanın toplumsal (millet) boyutu kadim zamanlarda “destan”lara konu olmuştur. Gerçekten de destanlar bir milletin adeta var oluş hikâyesini anlatırlar. Batı literatüründe bu hikâyeler “epik” ya da “epope” kavramıyla adlandırılır. Söz konusu çatışmanın bireysel boyutu da modern zamanlarda “roman”a konu olmuştur. Kaba bir genelleme ile ifade edecek olursak, epik anlatılarda milletin, roman sanatında da bireyin hikâyesi anlatılmıştır. Bu gerçeği Lukacs, bahsi geçen kitabında roman sanatının tarihçesi bağlamında da ele alır. Yani roman sanatı esasında epik olan anlatı formunun dönüşmesi ile roman sanatına evrilmiştir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-4079">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
