﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Katolik Kilisesi &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/katolik-kilisesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Mon, 02 Nov 2020 05:33:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Katolik Kilisesi &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hıristiyanların İlk Savaşçı Tarikatı: Hospitalier</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/hiristiyanlarin-ilk-savasci-tarikati-hospitalier/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2020 05:33:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Augustine]]></category>
		<category><![CDATA[Fâtimî halifesi]]></category>
		<category><![CDATA[I. İznik Konsili]]></category>
		<category><![CDATA[Katolik Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mustansır-Billah]]></category>
		<category><![CDATA[Sainte-Marie Latine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6482</guid>

					<description><![CDATA[Hıristiyan ilahiyatçılar I. İznik Konsili öncesinde savaşı aslan tasvip etmiyorlardı. 4. yüzyılın ikinci yarısından itibaren devletle iç içe geçen Hıristiyanlığın bu tavrını değiştirdiği, hatta savaşı devletin varlığı için gerekli gördüğü dikkat çeker. Özellikle 5. yüzyılda yaşayan meşhur ilahiyatçı Aziz Augustine ile ibre tamamen savaş taraftarlığına kaymıştır. 6. yüzyılda Papa I. Grégoire sapkın mezheplere ve Hıristiyan olmayanlara, yani ‘kafirlere’ karşı ‘dini yaymak için’ silaha başvurulabileceğine karar verdi. 9. yüzyıldan itibaren papalar, Müslümanlara karşı yapılan savaşlarda ölenlerin günahlarının affedileceğini ilan ettiler. 10. yüzyılda şövalyelerden istifade etme yolunu benimseyen Katolik Kilisesi ise onları kutsal topraklarda Müslümanlara karşı kullanmaya karar verdi. Böylece ortaya usta&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hıristiyan ilahiyatçılar I. İznik Konsili öncesinde savaşı aslan tasvip etmiyorlardı. 4. yüzyılın ikinci yarısından itibaren devletle iç içe geçen Hıristiyanlığın bu tavrını değiştirdiği, hatta savaşı devletin varlığı için gerekli gördüğü dikkat çeker. Özellikle 5. yüzyılda yaşayan meşhur ilahiyatçı Aziz Augustine ile ibre tamamen savaş taraftarlığına kaymıştır. 6. yüzyılda Papa I. Grégoire sapkın mezheplere ve Hıristiyan olmayanlara, yani ‘kafirlere’ karşı ‘dini yaymak için’ silaha başvurulabileceğine karar verdi. 9. yüzyıldan itibaren papalar, Müslümanlara karşı yapılan savaşlarda ölenlerin günahlarının affedileceğini ilan ettiler. 10. yüzyılda şövalyelerden istifade etme yolunu benimseyen Katolik Kilisesi ise onları kutsal topraklarda Müslümanlara karşı kullanmaya karar verdi. Böylece ortaya usta savaşçılardan oluşan silahlı Hıristiyan tarikatları çıktı. Bunların en meşhur örneği Tapınak Şövalyeleri olsa da Hospitalier tarikatı da faaliyet ve tesir sahasıyla dikkat çeker.</p>
<p>Tarikatın temelleri Haçlı Seferleri öncesinde, 1050 yılında Kudüs’e gelen Avrupalı hacıların ve fakirlerin ikameti, hastalananların tedavisi için bir hastane (hôpital) kurulmasıyla atıldı. Benedikten tarikatına mensup Sainte-Marie Latine Kilisesi ve Manastırının çatısı altında hizmet veren bu hastanenin açılmasına Amalfili tüccarlar öncülük etmişti. Amalfili tüccarlar elde ettikleri imtiyazlar sayesinde Müslümanların sahil şehirlerinde kalıp dinlenebilecekleri yerlere sahiptiler. Bunun bir benzerini Kudüs’e gelen hacılar için de inşa etmek istediler. Bu taleplerini arz ettiklerinde Fâtimî halifesi Mustansır-Billah (1036-94) Kudüs’te Hıristiyanların yaşadığı mahallede bir bina inşa etmelerine izin verdi. Önce Meryem Ana’ya tahsis edilmiş bir manastır yaptırdılar. Ardından da fakir, hasta ve kimsesiz hacıların barınacağı bir dârülaceze görevi de gören hastane kurdular. Kurumların idaresini Amalfili tüccarların reisi Gérard (1040-1120) üstlendi. Giderlerinin tamamı Amalfili tüccarlar tarafından karşılanan bu kurumlara zamanla Avrupa’nın farklı şehirlerinden bağışlar gelmeye başladı.</p>
<p>Dindar bir tüccar olan Gérard, Kudüs’ün 1099’da Haçlılar tarafından alınmasından sonra ilk yapılan binaları yıktırarak daha büyük bir hastane ve katedral inşa ettirdi. Hıristiyan hacılara ve yoksullara hizmet eden bu hastanenin kendi kuralları olan bağımsız dinî bir kurum statüsü kazanması amacıyla bu düşüncesini Papalık’la paylaştı. Papa II. Pascal, 15 Şubat 1113’te yayınladığı ‘Pie Postulatio Volontaris’ (Adanmışlıkla Yapılmış Gönüllü Talep) adlı imtiyaz belgesi ile Kudüslü Aziz Yuhanna’ya adanmış Hospitalierlerin dinî bir kurum olduğunu ilan etti ve Gérard’ın da başkanı olduğunu duyurdu. Papa ayrıca hem Doğu’dan, hem de Batı’dan birçok akar, arazi ve müesseseyi hastanenin hizmetine verdi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2020">Derin Tarih Kasim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Katolik-Ortodoks Düellosunda Ayasofya’nın Kaderi Nasıl Yazıldı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/katolik-ortodoks-duellosunda-ayasofyanin-kaderi-nasil-yazildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 06:22:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[hâkim]]></category>
		<category><![CDATA[ikonoklazm]]></category>
		<category><![CDATA[Katolik Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasî]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6252</guid>

					<description><![CDATA[Katolik Kilisesi’nin Ayasofya’ya bakışının, Katoliklerin Ortodoks kilisesine bakışı ile şekillendiği söylenebilir. Roma Latin Katolik Kilisesi ile İstanbul’daki Rum Ortodoks Kilisesi arasındaki rekabet, kimilerine göre her ne kadar 8. yüzyılda başlayan ‘ikona kırıcılık’ (ikonoklazm) hareketine dayandırılsa da, bunun çok daha erken dönemlere, yani İstanbul’un Doğu Roma’nın başkenti olması ve bu vesileyle İmparatorun Ayasofya’yı inşasıyla birlikte başladığını söylemek mümkün. I. Konstantin 325’te İstanbul’u kendi imparatorluğunun yeni başkenti ilan etmekle devleti, Latin kültürünün hâkim olduğu Roma’yı terk edip Grek kültürünün hâkim olduğu bir coğrafyaya taşımış oluyordu. İleride Rum adını alacak olan Greklerin, İstanbul’da Boğaz’ın çevresine yerleşmesinin MÖ 8. yüzyıla tarihlendiği tahmin edilir. İmparatorluk&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Katolik Kilisesi’nin Ayasofya’ya bakışının, Katoliklerin Ortodoks kilisesine bakışı ile şekillendiği söylenebilir. Roma Latin Katolik Kilisesi ile İstanbul’daki Rum Ortodoks Kilisesi arasındaki rekabet, kimilerine göre her ne kadar 8. yüzyılda başlayan ‘ikona kırıcılık’ (ikonoklazm) hareketine dayandırılsa da, bunun çok daha erken dönemlere, yani İstanbul’un Doğu Roma’nın başkenti olması ve bu vesileyle İmparatorun Ayasofya’yı inşasıyla birlikte başladığını söylemek mümkün.</p>
<p>I. Konstantin 325’te İstanbul’u kendi imparatorluğunun yeni başkenti ilan etmekle devleti, Latin kültürünün hâkim olduğu Roma’yı terk edip Grek kültürünün hâkim olduğu bir coğrafyaya taşımış oluyordu. İleride Rum adını alacak olan Greklerin, İstanbul’da Boğaz’ın çevresine yerleşmesinin MÖ 8. yüzyıla tarihlendiği tahmin edilir. İmparatorluk başkentinin buraya nakledilmesi bir yandan eski başkentteki Hıristiyan din adamları hiyerarşisini rahatsız ederken, yeni başkentteki din adamlarına, yani Rumlara yeni bir imkân sunmuş oluyordu.</p>
<p>Doğu Roma ile Batı Roma arasındaki bu kültürel gerilim, tarih boyunca dinî ve siyasî alanda çeşitli vesilelerle nüksederek devam edecektir. Batı Roma’daki kilisenin başında yer alan başpiskopos aynı zamanda Papalık unvanına sahip olduğu için Doğu Roma’daki başpiskoposun Patrik olarak kendisine ‘her konuda kayıtsız ve şartsız’ tâbi olması gerektiğini dile getirir. Bunu her türlü ilişkilerinde açıkça ızhar etmesi, tabii olarak iki şehirdeki kilise hiyerarşisinin karşı karşıya gelmesine sebep olur. Katolik Kilisesi’nin, başta İstanbul’daki Ortodoks Kilisesi olmak üzere, Hıristiyanların tamamına yukarıdan bakan, tartışmasız itaat bekleyen kibirli tavrı, özellikle Ortodoks kiliseleri ile ilişkilerinde bir engel teşkil etmiştir. Aforozlaşmalar ile başlayan gerilimli ilişki, nihayet 4. Haçlı seferinde en çirkin yüzüyle kendini gösterir.</p>
<p>MÖ 512’de şehir Greklerin elinden Perslerin eline geçer. MÖ 343’te Atinalıların denizden kuşatmalarıyla birlikte yeniden Grek hakimiyeti başlar. Miladi 196’da Roma İmparatoru Septimus Severus (ö. 211) İstanbul’u işgal edip yerle bir ettikten sonra, burada daha büyük bir şehrin kurulması kararını alır. Şehrin kaderi, ilk Hıristiyan Roma İmparatoru olarak bilinen Konstantin’in (324-337) 324’te şehrin adını önce Yeni Roma, daha sonra Konstantinopolis olarak değiştirmesi, uzun bir imar faaliyetinden sonra resmen 330’da başkent olarak açılışını yapması ve Ayasofya Bazilikası’nı inşası ile değişir. I. Konstantin’e göre bu şehir, her zaman Cermenlerin tehdidi altında olan Roma’dan daha güvenli bir konumda yer almaktaydı.</p>
<p>Ayasofya’nın inşasına yeni imparator II. Konstantios (337-360) zamanında devam edilir. Tarihçiler Ayasofya’ya verilen ilk ismin ‘Megale Ekklesia’ yani ‘Büyük Kilise’ olduğunu, ardından “Tanrı’nın hikmeti” mânâsında Hz. İsa’ya nispetle önce sadece ‘Sofya’, daha sonra da “Kutsal Hikmet” anlamına gelen ‘Ayasofya’ adının verildiğini nakleder.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2020">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Katolik Kilisesi’nin Veba ile İmtihanı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/katolik-kilisesinin-veba-ile-imtihani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2020 10:59:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[19. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Aziz Sebastiyen]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Katolik Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[veba]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5901</guid>

					<description><![CDATA[Katolik Kilisesi’nin ve genel olarak Avrupa’nın veba gibi bulaşıcı hastalıkların yapısına ilişkin ilk ciddi bilgileri 19. yüzyılda oluşmuştu. Özellikle 1348-52 yılları arasında görülen ve etkileri uzun yıllar devam eden Kara Veba sırasında Katolik Kilisesi çareyi kiliselerde toplu halde yapılacak ayinlerde görüyordu. Hatta belânın şiddeti arttıkça, toplu ayin ve ritüellerin hem adedi, hem de çeşidi artıyordu. İnsanları kapalı bir alana toplayarak hastalığın yayılmasına sebep olduğunun farkında olmayan Katolik Kilisesi, vebaya karşı çeşitli dinî ritüeller, dua formülleri ve ibadetler üzerinde durmuştu. Hatta törenlerde yeni azizler ve kültler ihdas edilmişti. Vebadan koruyan azizler kültü bir anda Avrupa’nın birçok yerinde yayılmaya başladı. Bunlar içerisinde&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Katolik Kilisesi’nin ve genel olarak Avrupa’nın veba gibi bulaşıcı hastalıkların yapısına ilişkin ilk ciddi bilgileri 19. yüzyılda oluşmuştu. Özellikle 1348-52 yılları arasında görülen ve etkileri uzun yıllar devam eden Kara Veba sırasında Katolik Kilisesi çareyi kiliselerde toplu halde yapılacak ayinlerde görüyordu. Hatta belânın şiddeti arttıkça, toplu ayin ve ritüellerin hem adedi, hem de çeşidi artıyordu. İnsanları kapalı bir alana toplayarak hastalığın yayılmasına sebep olduğunun farkında olmayan Katolik Kilisesi, vebaya karşı çeşitli dinî ritüeller, dua formülleri ve ibadetler üzerinde durmuştu. Hatta törenlerde yeni azizler ve kültler ihdas edilmişti. Vebadan koruyan azizler kültü bir anda Avrupa’nın birçok yerinde yayılmaya başladı. Bunlar içerisinde özellikle 2. yüzyılda Roma’da yaşayan Aziz Sebastiyen en meşhur olanıydı. Rivayete göre bir asker olan ve dönemin putperest yönetiminde görevi icabı Hıristiyanlığını gizleyen Aziz Sebastiyen, birçok masum Hıristiyan’ın ölmesine engel olmuştu. Bu kerameti binlerce kişinin putperestliği bırakıp Hıristiyanlığı kabul etmesine vesile oldu. Bu durumu öğrenen ve aldatıldığını düşünen İmparatoru Diyokletiyen, Aziz Sebastiyen’i yakalattı. Ölüm cezasına çarptırarak hedef tahtasına yerleştirdi ve vücudunun tamamı oklarla kaplanacak şekilde atış yapılmasını emretti. Öldüğü zannedilen Aziz Sebastiyen’in cesedi nehre atıldı. Ancak ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi imparatorun huzuruna çıkan Aziz Sebastiyen haksız yere tutuklanıp işkence gören Hıristiyanların salıverilmesini istedi. İmparator Diyokletiyen’den bir asır önce yaşamış olsa da Aziz Sebastiyen’in olağanüstü şifa kerametleri ve dirilmesine dair rivayetler, vebanın yaygınlaştığı dönemde Kilise tarafından ‘vebadan koruyucu Aziz’ ilân edilmesine neden olmuştur.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2020">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
