﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kâzım Karabekir &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/kazim-karabekir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Mon, 01 Feb 2021 06:03:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Kâzım Karabekir &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kâzım Karabekir Paşa Hakkında Bazı Belgeler</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-tarih/kazim-karabekir-pasa-hakkinda-bazi-belgeler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2021 06:03:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Arnavut kavmi]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycab]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Kâzım Karabekir]]></category>
		<category><![CDATA[vakâ-i adiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6741</guid>

					<description><![CDATA[Dergimizin ilk sayısı Nisan 2012 tarihinde yelkenlerini açarken kapağımızda Kâzım Karabekir Paşa boy gösteriyordu. Manşette şu iddiasına yer verilmişti: Kâzım Karabekir açıklıyor! “19 Nisan 1919’da Trabzon’a çıktım”. Dile kolay 9 yıl geçti beraberce. Bu arada 2019 yılından itibaren Karabekir Paşa’nın kitapları, üzerindeki telif hakkı kalktığı için farklı yayınevlerinden neşrediliyor. Bu gelişme de vaktiyle ağzına susturucu takılmış olan Paşa’nın fikir ve hatıralarının yaygınlaşmasına, yeni bir okur kitlesine ulaşmasına zemin hazırlıyor. Tabiatıyla fikirlerinin yayılması resmî tarihi ve ideolojiyi sarsıyor, titretiyor, inletiyor hatta… Ardından resmî tarih sıvacıları çıkıp üzerini sıvamaya girişiyor canla başla. Boşuna zahmet efendim, boşuna zahmet. “Karabekir depremi”nin resmî tarih duvarında&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dergimizin ilk sayısı Nisan 2012 tarihinde yelkenlerini açarken kapağımızda Kâzım Karabekir Paşa boy gösteriyordu. Manşette şu iddiasına yer verilmişti:</p>
<p>Kâzım Karabekir açıklıyor! “19 Nisan 1919’da Trabzon’a çıktım”.</p>
<p>Dile kolay 9 yıl geçti beraberce. Bu arada 2019 yılından itibaren Karabekir Paşa’nın kitapları, üzerindeki telif hakkı kalktığı için farklı yayınevlerinden neşrediliyor. Bu gelişme de vaktiyle ağzına susturucu takılmış olan Paşa’nın fikir ve hatıralarının yaygınlaşmasına, yeni bir okur kitlesine ulaşmasına zemin hazırlıyor. Tabiatıyla fikirlerinin yayılması resmî tarihi ve ideolojiyi sarsıyor, titretiyor, inletiyor hatta… Ardından resmî tarih sıvacıları çıkıp üzerini sıvamaya girişiyor canla başla.</p>
<p>Boşuna zahmet efendim, boşuna zahmet. “Karabekir depremi”nin resmî tarih duvarında açtığı çatlakları sıvayarak, hatta binayı mantolayarak hiçbir neticeye varmanız mümkün değil. Resmî tarih yıkılmaktadır ve enkazı arasında koşuşturanları seyretmek bu derginin okurları için vak’a-i adiyedendir. Geçmişler olsun.</p>
<p>Şimdi gazete ve arşivlerden derlediğim Karabekir belgelerini okumaya başlıyoruz. Paşa konuşuyor, biz dinliyoruz…</p>
<p><em>Kâzım Karabekir Paşa aşağıdaki görüşlerini 2 Mart 1923 tarihinde İzmir İktisat Kongresi’nde yaptığı konuşmada belirtmiştir. Daha sonra hayli tartışmalara konu olan Paşa’nın bu görüşlerini 3 Mart 1923 tarihli </em><strong>Vakit, Tanin </strong><em>ve </em><strong>Akşam</strong><em> gazetelerinden derledim.</em></p>
<p>Bu mesele maarife taalluk ettiği için bizim kongremiz iştigal edeceği mesailin (meselelerin) haricindedir. Fakat çok zamandan beri bu mesele zaman zaman ortaya atılmaktadır. Bendeniz de bu işle sonuna kadar uğraştığım için müsaadenizle birkaç söz söyleyeyim. Bu fikir bir zamanlar Avrupa’da hercümerci (karışıklığı) mucib oldu. Bu cereyan evvela orda başladı. “<strong>Bizim İslâm hurûfatımız asla kâfi değilmiş, binaenaleyh Lâtin hurûfatı isti’mal edilmeli (kullanılmalı) imiş</strong>.” Orada bazı arkadaşlarımız bu fikrin mürevvici (taraftarı) oldular. Fakat neticede <strong>bunun felaketli olduğunu anladılar ve pişman oldular</strong>. Bu fikrin müthiş bir felaket olduğunu <strong>Arnavut kavmi</strong> de pek geç olarak anladı. Maatteessüf arzederim ki <strong>Azerbaycanlı arkadaşlarımız</strong> da bu felakete bugün düştü. Bu hususta hususi olarak bizden de fikir soranlar oluyordu. (…)</p>
<p>Binaenaleyh bugün bir kuvvet vardır ki o kuvvet bütün cihana karşı şu propagandayı yapıyor: “Türk yazısı güçtür, okunmaz!” Bendeniz bu mesele ile bizzat uğraştım ve Arnavutluk ihtilali içinde bulundum. Acaba bu Lâtince kabul edilebilir mi? <strong>Bu kabul edildiği gün memleket hercümerce girer</strong>. Her şeyden sarfı nazar (herşeyi bir kenara bıraksak) bizim kütüphanelerimizi dolduran mukaddes kitaplarımız, tarihlerimiz, yazılarımız ve binlerce cilt eserlerimiz bu lisanla yazılmış iken büsbütün başka bir şekilde olan <strong>hurûfu kabul ettiğimiz gün en büyük bir felakete maruz kalacağız</strong>. Ve böylece derhal bütün Avrupa’nın eline güzel bir silah vermiş olacağız. Bunlar âlem-i İslâm’a karşı diyeceklerdir ki Türkler ecnebi yazısını kabul etmişler ve Hıristiyan olmuşlardır. İşte <strong>düşmanlarımızın çalıştığı şeytankârâne fikir</strong> budur.</p>
<p>Arkadaşlar, kucaktaki çocuklardan başlayan birçok, yüzlerce yetim bugün şark cephesinde asker arkadaşlarımızın bizzat kendileri ve aileleri tarafından okutuluyor. En gabi (anlayışı kıt) bir köylü çocuğuna bile biz bir ilâ üç ay arasında kendi hurûfatımızı ve gazetelerimizi okutabiliyoruz. (Alkışlar)</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2021">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Emre Gör: İstihbarat Merkezinin Yıldız Sarayı Olması Devletin Elini Güçlendirmiştir</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/istihbarat-merkezinin-yildiz-sarayi-olmasi-devletin-elini-guclendirmistir-konusan-mirza-mahmut-demir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mirza Mahmut Demir]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Aug 2019 08:07:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Arap İzzet Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[çatışma]]></category>
		<category><![CDATA[Enver Bey]]></category>
		<category><![CDATA[kaos]]></category>
		<category><![CDATA[Kâzım Karabekir]]></category>
		<category><![CDATA[suikast]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[yeni silah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4828</guid>

					<description><![CDATA[Kitabınızda Abdülhamid devri için, “Dönemin istihbarat sistemi kimileri için devletin iç ve dış düşmanlarla çevrili olduğu bir dönemde otoriter bir iktidarın sembolüdür, kimileri için ise denetim ve ahlak boşluğundan kaynaklanan ispiyon ve gammazlık düzenidir” diyorsunuz. Bu yaklaşımları göz önünde bulundurarak, dönemle ilgili sağlıklı bir değerlendirme yapmak mümkün mü? Aslında Sultan Abdülhamid devri istihbarat sisteminin otoriter bir iktidarın parçası olduğu algısı, Cumhuriyet döneminde değil, 1908’de başlayan 2. Meşrutiyet döneminde ortaya çıkıyor. Çünkü Meşrutiyet döneminde iktidarda güç kazanmaya başlayan İttihat ve Terakki mensupları, Sultan Abdülhamid’in mutlakıyet sistemiyle uzun yıllar bire bir mücadele etmiş ve çoğu kez bu sistemin istihbarat ağına takılmış kadrolardan&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kitabınızda Abdülhamid devri için, “Dönemin istihbarat sistemi kimileri için devletin iç ve dış düşmanlarla çevrili olduğu bir dönemde otoriter bir iktidarın sembolüdür, kimileri için ise denetim ve ahlak boşluğundan kaynaklanan ispiyon ve gammazlık düzenidir” diyorsunuz. Bu yaklaşımları göz önünde bulundurarak, dönemle ilgili sağlıklı bir değerlendirme yapmak mümkün mü?</strong></p>
<p>Aslında Sultan Abdülhamid devri istihbarat sisteminin otoriter bir iktidarın parçası olduğu algısı, Cumhuriyet döneminde değil, 1908’de başlayan 2. Meşrutiyet döneminde ortaya çıkıyor. Çünkü Meşrutiyet döneminde iktidarda güç kazanmaya başlayan İttihat ve Terakki mensupları, Sultan Abdülhamid’in mutlakıyet sistemiyle uzun yıllar bire bir mücadele etmiş ve çoğu kez bu sistemin istihbarat ağına takılmış kadrolardan oluşuyordu. Örneğin Kazım Karabekir’in hatıralarına baktığınız zaman şunu açıkça görürsünüz: Enver Bey dâhil birçok İttihat ve Terakki mensubu, Sultan Abdülhamid’e ya da Arap İzzet Paşa gibi yakın adamlarına İstanbul’da suikast düzenlemenin yollarını defalarca aramışlar. Mesela Enver Bey, 1908 Meşrutiyet hareketi başlamadan önce, Ramazan ayındaki Hırka-yı Şerif alayında Sultan Abdülhamid’e suikast düzenlemeye karar verdiğini Karabekir’e ifade ediyor, bu ifade hatıratta aynen yer almakta. Yine hemen aynı tarihte İttihat ve Terakki’nin Selanik Merkez-i Umumisi Arap İzzet Paşa’yı öldürerek, İstanbul’da bir hareket ortaya çıkarmanın planlarını yapıyor.</p>
<p>Tabii tüm bunların hayata geçirilmesini engelleyen kuvvetli bir istihbarat ağı var, bilhassa İstanbul ve çevresinde. Peki bu adamlar bunu neden yapmak istiyorlar. Bir Enver Bey ya da bir Kazım Karabekir Rumeli’de birçok kez komitelerle silahlı çatışmalara girmiş, başlarından çok şey geçmiş vatansever insanlar. Bunlar bu çatışma ve kaos ortamının da etkisiyle Sultan Abdülhamid idaresini keyfi idare olarak görüyorlar. Eğer iktidar bir şekilde değişirse işlerin düzeleceği yönünde bir fikre sahipler. Ama 2. Meşrutiyet ve sonrasında gelişen olaylar bunun pek de o kadar kolay olmadığını gösteriyor. “Otoriter bir iktidarın sembolü” ya da “ispiyon-gammazlık düzeni”, adına ne denirse densin, tarihî gelişmeler bize şunu gösteriyor: Osmanlı İmparatorluğu 19. yüzyılda içinde bulunduğu durum itibariyle kuvvetli ve iyi işleyen bir istihbarat ağına sahip olmak zorundaydı. Bu, imparatorluğun varlığını devam ettirmesi için bir anlamda zorunluluktu. Çünkü 19. yüzyıl, bir yandan insanoğlunun her alanda gelişim gösterdiği aydınlık, fakat yeni tehditlerin ortaya çıkması bakımından bir o kadar karanlık bir yüzyıl. Bu dönemde imparatorluğun genelini tehdit eden ve</p>
<p>özellikle 1880-90’larda zirveye tırmanan Batı emperyalizmi, yükselmeye devam eden milliyetçilik hareketleri, suikastlar, komiteleşmeler, üretilen yeni silahlar, ideolojik çatışmalar, artan anarşizm ve daha sıralanabilecek onlarca farklı kaynaklı tehdit, sözünü ettiğimiz istihbarat çalışmalarından yararlanılarak karşılanmaya çalışılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>En Çok Eser Veren Generalimiz &#8211; Sıcak Harbin Ortasında Kitap Molası</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ozel-dosya/en-cok-eser-veren-generalimiz-sicak-harbin-ortasinda-kitap-molasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Caner Arabacı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Dec 2018 21:15:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özel Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Kâzım Karabekir]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtuluş yılları]]></category>
		<category><![CDATA[Şark Cephesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4089</guid>

					<description><![CDATA[Kâzım Karabekir’in kumandanlığı ve devlet adamlığı yanında herhalde en çok öne çıkan özelliği, çok sayıda kitap kaleme almış olmasıdır. Balkan dağlarında gerillacı, Edirne’de vatan savunmasında esareti tadan bir kurmaydır. Çanakkale, Kerevizdere denilen “ölüm vadisinin” 3,5 aylık komutan ve müdafii; Şark Cephesi’nin muzaffer kumandanı, Gümrü’de, Kars’ta diplomat, Millî Mücadele Meclisi’nde milletvekili, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında muhalif siyasetçi, 1926’nın İstiklâl Mahkemesi’nde ise idamla yargılanan sanığıdır! Düelloda kalemini, kılıcı-tabancası gibi kullanmayı bilen bir savaşçı, muhasara günlerinde soğukkanlı direnişçi, kendisine suikast hazırlayanlara karşı ölüm soğukluğunu derisinde duyarak yaşamayı kanıksamış bir mütevekkildir aynı zamanda. Aile hayatı açısından bakarsak, sadece üç kızının üstüne titreyen bir ata değil;&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kâzım Karabekir’in kumandanlığı ve devlet adamlığı yanında herhalde en çok öne çıkan özelliği, çok sayıda kitap kaleme almış olmasıdır. Balkan dağlarında gerillacı, Edirne’de vatan savunmasında esareti tadan bir kurmaydır. Çanakkale, Kerevizdere denilen “ölüm vadisinin” 3,5 aylık komutan ve müdafii; Şark Cephesi’nin muzaffer kumandanı, Gümrü’de, Kars’ta diplomat, Millî Mücadele Meclisi’nde milletvekili, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında muhalif siyasetçi, 1926’nın İstiklâl Mahkemesi’nde ise idamla yargılanan sanığıdır! Düelloda kalemini, kılıcı-tabancası gibi kullanmayı bilen bir savaşçı, muhasara günlerinde soğukkanlı direnişçi, kendisine suikast hazırlayanlara karşı ölüm soğukluğunu derisinde duyarak yaşamayı kanıksamış bir mütevekkildir aynı zamanda. Aile hayatı açısından bakarsak, sadece üç kızının üstüne titreyen bir ata değil; binlerce yetimin babasıdır. İşte böylesine yoğun meşguliyetler içinde 65 yıllık ömre 68 eser sığdırarak Türk tarihinin en çok eser veren generali olmuştur. İçinde doğup büyüdüğü cihan devleti ölüm kalım mücadelesi verirken onca kitap yazabilmek, üzerinde durulması gereken bir husustur! Karabekir küçük yaştan itibaren düzenli okuyan biridir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2019">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
