﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kerkük &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/kerkuk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Mar 2021 05:42:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Kerkük &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hıdırlık’ta Kim Yatıyor</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sehir-tarihi/hidirlikta-kim-yatiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali Kılcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2021 05:42:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şehir Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Hıdırlık]]></category>
		<category><![CDATA[İmruülkays]]></category>
		<category><![CDATA[Kerkük]]></category>
		<category><![CDATA[şehr-i kadim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6841</guid>

					<description><![CDATA[Uzaktan Ankara’ya bakıldığında iki silüet dikkat çeker: Tarihî Ankara Kalesi ve karşısındaki Hıdırlık Tepesi. Adeta birer çadır direği misali şehri yukarı çeken bu iki tepe, tarih boyunca Ankara yerleşimine şekil vermiştir. Şehrin Bizans, Selçuklu ve Osmanlı devirleri boyunca kalenin üzeri ve eteklerinde genişlediği görülür. Geçmişte Arap Dağı, Timurlenk Tepesi gibi isimlerle de anılan Hıdırlık Tepesi ise Cumhuriyet devrine kadar şehrin dışındaydı. Cumhuriyetle birlikte yeni bir Ankara kurulurken, eskiyi temsil eden Hıdırlık ismi değiştirilerek Altındağ denildi. Geniş bir alanı kapsayan Altındağ, bugün şehr-i kadimi temsil eder. Hıdırlık Tepesi hakkında rivayetler dışında fazla bilgi yok gibidir. Rivayetlerden birine göre meşhur Arap şairi&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uzaktan Ankara’ya bakıldığında iki silüet dikkat çeker: Tarihî Ankara Kalesi ve karşısındaki Hıdırlık Tepesi. Adeta birer çadır direği misali şehri yukarı çeken bu iki tepe, tarih boyunca Ankara yerleşimine şekil vermiştir. Şehrin Bizans, Selçuklu ve Osmanlı devirleri boyunca kalenin üzeri ve eteklerinde genişlediği görülür. Geçmişte Arap Dağı, Timurlenk Tepesi gibi isimlerle de anılan Hıdırlık Tepesi ise Cumhuriyet devrine kadar şehrin dışındaydı. Cumhuriyetle birlikte yeni bir Ankara kurulurken, eskiyi temsil eden Hıdırlık ismi değiştirilerek Altındağ denildi. Geniş bir alanı kapsayan Altındağ, bugün şehr-i kadimi temsil eder.</p>
<p>Hıdırlık Tepesi hakkında rivayetler dışında fazla bilgi yok gibidir. Rivayetlerden birine göre meşhur Arap şairi İmruülkays’ın mezarı bu tepededir.</p>
<p>1962 yılından beri Ankara’da yaşayan biri olarak Hıdırlık’ı gecekondularla dolmuş sıradan bir tepe bilirdim. Ta ki 1980’li yılların başlarında Irak’tan Dışişleri Bakanlığı’na gelen bir yazıyı görene kadar. Evrak Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne gönderilmiş ve bana havale edilmişti. Evrakta Ankara’da bulunan İmruülkays’ın mezarının ihya edilmesi karşılığında Türk şairi Fuzulî’nin Kerbela’daki mezarının restore edileceği bildiriliyordu. Aslında böyle bir teşebbüsün 1960’lı yıllarda da olduğunu, iki ülke arasında yapılan protokol gereği Eylül 1970 tarihinde teknik incelemeler yapmak ve proje hazırlamak üzere Bağdat’a gidildiğini ve görüşmeler yapıldığını ancak bir sonuç alınamadığını Kerküklü hocamız Suphi Saatçi yazmaktadır. Dışişleri Bakanlığının meselenin evveliyatı yokmuş gibi evrakı Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne havale etmesi acı bir hafızasızlıktı.</p>
<p>Böyle bir durumdan habersiz olarak yaptığım araştırmalardan sonra İmruülkays’ın mezarının bir rivayete göre Hıdırlık Tepesi’nde olduğunu, Osmanlı devri sonlarına kadar burada bir türbe bulunduğunu öğrendim; eski resimlerini de gördüm. Bir gün mezarı bulmak için Hıdırlık Tepesi’ne çıktım. Yakındaki evlerin birinden yaşlıca bir kişi geldi. Ona eskiden burada bir türbe bulunduğunu söyledim ve zamanla yıkılan bu türbe hakkında bilgisinin olup olmadığını sordum. 1950 yılından beri burada yaşadığını ancak böyle bir türbe ve İmruülkays hakkında hiçbir bilgisi olmadığını söyledi. Hıdırlık Tepesi’ndeki Hatib Ahmed Türbesinin yerinde bir iki betonarme kulübe vardı. İmruülkays’ın mezarı için boş bir alan yoktu. Mesele hakkında yazdığımız rapor Dışişleri Bakanlığına gitti ama her iki mesele de unutuldu.</p>
<p>Öte yandan İmruülkays’ın mezarının yeri hakkında pek dikkate alınmayan başka bir ihtimal daha mevcut. Kaynaklarda onun bir prensesin mezarının yanına defnedildiği şeklinde bir bilgi mevcut. Hasluck bu prenses mezarının Belkis Sütunu dediğimiz Julian Sütununun dibinde olduğunu kaydeder.</p>
<p>16. yüzyılda Ankara’ya gelen Alman seyyahı Dernschwam’ın sütunla ilgili verdiği bilgi Hasluck’u destekler mahiyettedir: “…Türkler bu sütuna Baal-ks (Belkıs, Balkız) diyorlar. Güya bu taşı Hazreti Süleyman dikmiş.” Buna göre İmruülkays’ın mezarının Julian Sütunu civarında olması gerekir.</p>
<p>Bilindiği gibi Julian Sütunu daha önce İş Bankası ve eski Maliye Bakanlığı binaları arasında iken 1937 yılında şimdiki yerine taşınmıştır. İş Bankası’nın arkasına 1954 yılında ek bina yapılırken temelde bazı kalıntılar çıkmıştır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2021">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Misak-ı Millî Osmanlı’nın Kırmızı Çizgisiydi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/misak-i-milli-osmanlinin-kirmizi-cizgisiydi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2020 13:01:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Batum]]></category>
		<category><![CDATA[Kerkük]]></category>
		<category><![CDATA[Magna Carta]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis-i Mebusan]]></category>
		<category><![CDATA[Misak-ı Millî]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5736</guid>

					<description><![CDATA[Bugün Türkiye’de eğitimli de olsa insanlara “Misak-ı Millî nedir?” diye sorsanız, çoğunun cevabı, “Millî sınırlar” olacaktır, yani bugünkü Türkiye’nin sınırları. Acaba bu cevap ne kadar doğru? Bunda, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından benimsenen barışçı ve uluslararası sisteme uygun dış politikanın rolü ve bu politikaya uyumlu olması için Misak-ı Millî Beyannamesi’nde yapılan “küçük değişiklikler”in hiç mi payı yok? Elbette var. Yine de bu çerçevenin dışına çıkarak Misak-ı Millî deyince Musul, Kerkük, Halep, Batı Trakya ve Batum’u aklına getiren bilinçli insanlar yok değil. Bu sevindirici durum, Misak-ı Millî algısını “sınırlara hapsetme”ye engel oluşturmamıştır. Kestirmeden cevap verelim: Misak-ı Millî yeni&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün Türkiye’de eğitimli de olsa insanlara “Misak-ı Millî nedir?” diye sorsanız, çoğunun cevabı, “Millî sınırlar” olacaktır, yani bugünkü Türkiye’nin sınırları. Acaba bu cevap ne kadar doğru? Bunda, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından benimsenen barışçı ve uluslararası sisteme uygun dış politikanın rolü ve bu politikaya uyumlu olması için Misak-ı Millî Beyannamesi’nde yapılan “küçük değişiklikler”in hiç mi payı yok? Elbette var. Yine de bu çerçevenin dışına çıkarak Misak-ı Millî deyince Musul, Kerkük, Halep, Batı Trakya ve Batum’u aklına getiren bilinçli insanlar yok değil. Bu sevindirici durum, Misak-ı Millî algısını “sınırlara hapsetme”ye engel oluşturmamıştır. Kestirmeden cevap verelim: Misak-ı Millî yeni Türk vatanının sınırlarının belirlenmesinden ve bu sınırlar içinde yaşayan insanların niteliklerinin tanımlanmasından daha geniş anlamlara sahiptir.</p>
<p>Hemen belirtelim ki, Misak-ı Millî’nin kelime anlamı ‘millî yemin’dir. Devrinde ‘Ahd-i Millî’, ‘Peyman-ı Millî’ olarak da adlandırılmıştır. 12 Ocak 1920’de açılan son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda kurulan Ahd-i Millî Komisyonu’nun çalışmaları neticesinde Misak-ı Millî beyannamesi hazırlanmış ve 28 Ocak’ta, 121 milletvekilinin imzasıyla kabul edildikten sonra 17 Şubat 1920’de oybirliğiyle dünya parlamentolarına ilân edilmesi tasdik edilmiştir. Genellikle Misak-ı Millî, yerli ve yabancı tarihçi ve siyaset bilimciler tarafından “bağımsızlık bildirisi”, “Türk Magna Carta”sı, “Kemalist politik ilkeler deklarasyonu”, “Erzurum ve Sivas kongrelerinde alınan kararların Osmanlı Meclis-i Mebusanı tarafından benimsendiği siyasî bir program”, Müslüman Osmanlıların direniş hareketinin hedeflerinin resmî ifadesi”, “Osmanlı Devleti’nin bütün uluslararası mesuliyet ve iddialarından soyutlanması” ve “barış şartları” olarak değerlendirilmiştir. Bunların bir karşılığı olmakla beraber bihakkın devrin iç ve dış siyasî şartları pek fazla dikkate alınmadan, çoğunlukla Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî tarih anlatısına uygun değerlendirmelerdir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2020">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kerkük Misak-I Millî’nin Dışında Mıdır?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/kerkuk-misak-i-millinin-disinda-midir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2020 12:58:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Kerkük]]></category>
		<category><![CDATA[Misak-ı Millî]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5733</guid>

					<description><![CDATA[Siyaset-i dahiliyemizde olduğu gibi siyaset-i hariciyemizde de umde-i esasiyemiz Misak-ı Millî mevâddından ibarettir. &#160; MUSTAFA KEMAL PAŞA (1 Mart 1922) &#160; Neredeyse bir asırdır tartışıyoruz: Musul ve Kerkük Misak-ı Millî’ye dahil miydi değil miydi? Net bir cevap alabiliyor musunuz? Siz alıyorsanız bahtiyar sayılırsınız. Ben bir türlü alamıyorum da&#8230; Önce Misak-ı Millî nedir? Kime sorsanız aynı cevabın beyinlere mıhlanmış olduğunu görürsünüz: “Millî sınırlarımız.” Mektepte böyle belletmişler bir kere; sökün zihninizden sökebilirseniz artık. Velhasıl, “sınır”la sınırlamışlar Misak-ı Millî’yi. Peki nerede başlayıp nerede bitiyor o sınır? Bu sorunun ötesi koca bir boşluktan ibaret. Sanki ortada elle tutulur bir harita varmış da, onun üzerinden&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Siyaset-i dahiliyemizde olduğu gibi</p>
<p>siyaset-i hariciyemizde de</p>
<p>umde-i esasiyemiz Misak-ı Millî</p>
<p>mevâddından ibarettir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>MUSTAFA KEMAL PAŞA</p>
<p>(1 Mart 1922)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Neredeyse bir asırdır tartışıyoruz: Musul ve Kerkük Misak-ı Millî’ye dahil miydi değil miydi? Net bir cevap alabiliyor musunuz? Siz alıyorsanız bahtiyar sayılırsınız. Ben bir türlü alamıyorum da&#8230;</p>
<p>Önce Misak-ı Millî nedir? Kime sorsanız aynı cevabın beyinlere mıhlanmış olduğunu görürsünüz: “Millî sınırlarımız.” Mektepte böyle belletmişler bir kere; sökün zihninizden sökebilirseniz artık.</p>
<p>Velhasıl, “sınır”la sınırlamışlar Misak-ı Millî’yi. Peki nerede başlayıp nerede bitiyor o sınır? Bu sorunun ötesi koca bir boşluktan ibaret.</p>
<p>Sanki ortada elle tutulur bir harita varmış da, onun üzerinden konuşuyoruz gibi konuşurken gayet eminiz. Yok, gerçekten de yok: Misak-ı Millî’de kesin olarak çizilmiş sınırlar da, herhangi bir mahdut harita da mevcut değil.</p>
<p>Şaşıranlar, ‘Nereden çıkarıyorsun bunu? Eski dershaneye yeni tahta mı getiriyorsun yoksa?’ diyenler varsa içinizde, merak buyurmasınlar, cevabını yazının sonunda “en yetkili ağızdan” bulabilecekler. Ancak biz Misak-ı Millî denizindeki dalgalanmalar üzerinde az biraz daha sörf yapacağız. Bakalım daha kaç tane “şoke edici” gerçekle karşılaşacağız bu tehlikeli yolculukta?</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2020">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suriye Sınırımızın Tartışmalı Tarihi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-tarih/suriye-sinirimizin-tartismali-tarihi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Nov 2019 05:30:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Cerablus]]></category>
		<category><![CDATA[Erzurum]]></category>
		<category><![CDATA[İtilaf Devletleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kerkük]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis-i Mebusan]]></category>
		<category><![CDATA[Misak-ı Millî]]></category>
		<category><![CDATA[Mondros Mütarekesi]]></category>
		<category><![CDATA[mütarekenâme]]></category>
		<category><![CDATA[ortadogu]]></category>
		<category><![CDATA[Sivas]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5159</guid>

					<description><![CDATA[30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’nde sınırlarla ilgili açık hüküm bulunmamaktadır. Buna rağmen Erzurum ve Sivas kongreleri beyannamelerinin birinci maddesinde yer alan “mütarekenâmenin imza olunduğu 30 Teşrin-i evvel 334 tarihindeki hududumuz dahilinde” ifadesi açıktan olmasa da bir sınırın “tasavvur ve kabul” edildiğini ortaya koymaktadır. Bunun daha açık ifadesi, “İtilâf devletleri tarafından işgal edilmemiş topraklar” olduğu idi. Bu sınırın Wilson ilkeleri ile İtilâf Devletleri’nin Ortadoğu’daki çıkarları göz önünde bulundurularak düşünüldüğü, açıkça belirtilmese de muhakkak idi. Ancak Misâk-ı Millî Beyannamesi’nde daha da ileri gidilerek bu işgal edilmemiş toprakların dışına çıkılarak yeni bir sınır tasavvuru yapılmıştı. Nitekim, 3 Ocak 1920’de Osmanlı Meclis-i Meb’ûsanı’ndaki&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’nde sınırlarla ilgili açık hüküm bulunmamaktadır. Buna rağmen Erzurum ve Sivas kongreleri beyannamelerinin birinci maddesinde yer alan “mütarekenâmenin imza olunduğu 30 Teşrin-i evvel 334 tarihindeki hududumuz dahilinde” ifadesi açıktan olmasa da bir sınırın “tasavvur ve kabul” edildiğini ortaya koymaktadır. Bunun daha açık ifadesi, “İtilâf devletleri tarafından işgal edilmemiş topraklar” olduğu idi. Bu sınırın Wilson ilkeleri ile İtilâf Devletleri’nin Ortadoğu’daki çıkarları göz önünde bulundurularak düşünüldüğü, açıkça belirtilmese de muhakkak idi. Ancak Misâk-ı Millî Beyannamesi’nde daha da ileri gidilerek bu işgal edilmemiş toprakların dışına çıkılarak yeni bir sınır tasavvuru yapılmıştı. Nitekim, 3 Ocak 1920’de Osmanlı Meclis-i Meb’ûsanı’ndaki özel toplantılarda ortaya konulan görüşlere baktığımızda, Misâk-ı Millî’nin sınırlarla ilgili hükümlerini anlamak mümkündü. Çünkü söz konusu milletvekilleri, bir “coğrafî vahdet” kavramından hareket ederek yeni Türkiye’nin güney sınırlarını belirlemekte ve bu sınırın “Anadolu’nun Irak’a uzanmış bir kolunu teşkil eden havali” dedikleri Birecik, Ayıntap, Maraş, Halep ve Kuzey Irak’ı içine aldığını söylemekteydiler. Diğer taraftan, Mustafa Kemal Paşa, 27 Aralık 1919’da Ankara’ya geldikten bir gün sonra Ankaralı ileri gelenlere yaptığı konuşmada, Türkiye’nin güney sınırı için bir sınır tesbiti yapmış ve bu sınır, Kerkük’ü de dahil etmesinden dolayı -çünkü, mütarekede Kerkük, düşman işgali altndaydı- “işgal edilmemiş topraklar” kriterinin dışına çıkan bir tesbit olmuştu. Buna göre sınır “İskenderun körfezi cenubundan Antakya’dan Halep ile Katma istasyonu arasında Cerablus cenubunda Fırat nehrine mülaki olur. Oradan Deyr-i Zor’a iner. Ba’dehu, şarka temdit edilerek Musul, Kerkük ve Süleymaniye’yi ihtiva eder.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasım-2019">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kerküklü Türk Gençlerin Feryadı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/genel/kerkuklu-turk-genclerin-feryadi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Dec 2018 21:59:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Erbil]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz işgali]]></category>
		<category><![CDATA[Kerkük]]></category>
		<category><![CDATA[Misak-ı Millî]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<category><![CDATA[Süleymaniye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4131</guid>

					<description><![CDATA[Baba bugün Kerkük ateşe benzer; Sönmez güneşe benzer. Kerkük’ü unutanlar, Çölde bir taşa benzer. Yukarıdaki dörtlük, bir Kerkük ağıtı olan meşhur “Kurbanam Han Gözüne” ağıtından. Tasvir anlamlı: Kerkük’e ilgisiz kalanları “çölde bir taşa” benzetmek. Bir başka deyişle, unutmayın bizi, unutmayın Kerkük’ü diyor bu ağıt. Bilindiği gibi Kerkük, kadim bir Türk şehri. Aynı zamanda hoyratlarıyla meşhur, zengin bir kültür havzası… Bu şehirde insanlar Azerbaycan Türkçesine benzer bir Türkçe konuşurlar; hiç fark etmez, Türk’ü de Arab’ı da Kürd’ü de bilir bu dili. Buna biraz da Arap aksanını eklerler. Öyle konuşurlar Kerkük Türkçesini insanlar. İngiliz istihbaratçı C. J. Edmonds bile Kürtler, Türkler ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Baba bugün Kerkük ateşe benzer;</em></p>
<p><em>Sönmez güneşe benzer.</em></p>
<p><em>Kerkük’ü unutanlar,</em></p>
<p><em>Çölde bir taşa benzer.</em></p>
<p>Yukarıdaki dörtlük, bir Kerkük ağıtı olan meşhur “Kurbanam Han Gözüne” ağıtından. Tasvir anlamlı: Kerkük’e ilgisiz kalanları “çölde bir taşa” benzetmek. Bir başka deyişle, unutmayın bizi, unutmayın Kerkük’ü diyor bu ağıt. Bilindiği gibi Kerkük, kadim bir Türk şehri. Aynı zamanda hoyratlarıyla meşhur, zengin bir kültür havzası… Bu şehirde insanlar Azerbaycan Türkçesine benzer bir Türkçe konuşurlar; hiç fark etmez, Türk’ü de Arab’ı da Kürd’ü de bilir bu dili. Buna biraz da Arap aksanını eklerler. Öyle konuşurlar Kerkük Türkçesini insanlar. İngiliz istihbaratçı C. J. Edmonds bile <em>Kürtler, Türkler ve Araplar</em> adlı meşhur eserinde (Çevirenler: Serdar Şengül-Serap Ruken Şengül, Avesta Yayınları, İstanbul 2003, s.572) Kerkük şehrinin %75’inin Türklerden oluştuğunu yazar. Ayrıca, Kerkük’ün kaderi, Musul, Erbil, Süleymaniye ve Telafer ile birlikte Anadolu’nun kaderiyle aynıdır. Geçmişte de öyleydi, şimdi de öyledir. Nitekim 1. TBMM’de (1920-1923) çoğu milletvekili, “Kerkük dâhil Musul vilayeti elden çıkarsa, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun güvenliği tehlikeye girer, orası kaybedilirse Anadolu’nun güvenliği de tehlikeye girer” demekten kendilerini alamamışlardı. Yani, Musul vilayeti demek, Anadolu demekti. Ne var ki, Mondros Mütarekesi öncesi, 23 Ekim 1918’de, Kerkük’ün İngiliz işgaline uğraması, adeta, sonun başlangıcıydı. Çok geçmeden 3 Kasım’da Musul işgale uğradı. Daha sonra Musul Vilayeti, Paris Barış Konferansı’na Osmanlı Devleti’nce resmen sunulan 23 Haziran 1919 tarihli muhtırada ismen, “yeni Türk vatanı”nın içinde gösterilmiş ve Misak-ı Millî’de ise kriter olarak “Osmanlı-İslam çoğunluğu”nun oturdukları toprakların içinde düşünülmüştü.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2019">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABD ve İngiltere’den Abdülhamid’in Petrolleri İçin Kurnaz Teklif:  Demiryolunu Al Petrolü Ver</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/abd-ve-ingiltereden-abdulhamidin-petrolleri-icin-kurnaz-teklif-demiryolunu-al-petrolu-ver/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif Emre Gündüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Oct 2017 22:21:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Kerkük]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2842</guid>

					<description><![CDATA[“Musul Vilâyeti dâhilinde bulunan emlâk-i mahsûsa-i cenâb-ı cihânbânî derûnunda kesretle petrol gazı madenleri zuhûr etmekde olmasına mebnî umûm Musul Vilâyeti dâhilinde gerek emlâk-ı seniyye derûnunda ve gerek sâir cihetlerde petrol gazı madeni taharrîsi (araştırılması) ve işletmesi imtiyazının münhasıran Hazîne-i Hâssa-i Şâhâne nâmına verilerek ale’l-usûl îcâb eden fermân-ı âlînin tasdîr ve i’tâsı Hazîne-i Hâssa nezâret-i celîlesinin tezkire-i ma’rûzası üzerine şeref-sâdır olan irâde-i seniyye-i cenâb-ı Pâdişâhî iktizâ-yı âlîsinden bulunmuş olmakla ol-bâbda emr u fermân hazret-i veliyyü’l-emrindir.” Musul Vilâyetinin Sultan II. Abdülhamid’e ait olmayan yerlerinde bulunan petrol madenlerinin işletilmesinin de yine kendisine ait olduğunu bu vesikadan anlayabiliyoruz. Kerkük ve Süleymaniye’nin de Musul Vilâyetine&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Musul Vilâyeti dâhilinde bulunan emlâk-i mahsûsa-i cenâb-ı cihânbânî derûnunda kesretle petrol gazı madenleri zuhûr etmekde olmasına mebnî umûm Musul Vilâyeti dâhilinde gerek emlâk-ı seniyye derûnunda ve gerek sâir cihetlerde petrol gazı madeni taharrîsi (araştırılması) ve işletmesi imtiyazının münhasıran Hazîne-i Hâssa-i Şâhâne nâmına verilerek ale’l-usûl îcâb eden fermân-ı âlînin tasdîr ve i’tâsı Hazîne-i Hâssa nezâret-i celîlesinin tezkire-i ma’rûzası üzerine şeref-sâdır olan irâde-i seniyye-i cenâb-ı Pâdişâhî iktizâ-yı âlîsinden bulunmuş olmakla ol-bâbda emr u fermân hazret-i veliyyü’l-emrindir.”</p>
<p>Musul Vilâyetinin Sultan II. Abdülhamid’e ait olmayan yerlerinde bulunan petrol madenlerinin işletilmesinin de yine kendisine ait olduğunu bu vesikadan anlayabiliyoruz. Kerkük ve Süleymaniye’nin de Musul Vilâyetine bağlı sancaklar olduğu hesaba katıldığında Irak’ın kuzeyindeki petrollerin tamamının Sultan II. Abdülhamid’in şahsî servetinde olduğu ortaya çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-kasim2017">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Gök Sultan’ın Kerkük’teki İzleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/gok-sultanin-kerkukteki-izleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derin Tarih]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2017 21:05:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[İKBY]]></category>
		<category><![CDATA[Kerkük]]></category>
		<category><![CDATA[Musul petrolleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2732</guid>

					<description><![CDATA[Necip Fazıl, “Fatih’ten yola çıkıp nereye varılmaz ki?” demişti. Bu söz ayniyle Sultan II. Abdülhamid için de geçerli. Geçtiğimiz ay doğumunun 175. yıldönümünü idrak ettiğimiz Sultan II. Abdülhamid’den de yola çıkınca hangi paslı kapılar gıcırdamıyor ki? Siyonizmin de, Ermeni sorununun da, İslam alemini büken Haçlı kıskacının da, eğitim-öğretim yaramızın da o devirden akıp gelen bir tarafı muhakkak çıkıyor. İşte o paslı kapılardan biri, dergiyi yayına hazırlarken yeniden gıcırdadı. Mesut Barzani liderliğindeki İKBY, bağımsız olmayı bir kenara bırakın, kendini Siyonist kıskaca tamamen teslim edecek bağımsızlık referandumundan bütün ikazlara rağmen vazgeçmedi ve Türkiye gerekirse askerî seçeneği de masaya koyduğunu açıkladı. İşte bu&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Necip Fazıl, “Fatih’ten yola çıkıp nereye varılmaz ki?” demişti. Bu söz ayniyle Sultan II. Abdülhamid için de geçerli. Geçtiğimiz ay doğumunun 175. yıldönümünü idrak ettiğimiz Sultan II. Abdülhamid’den de yola çıkınca hangi paslı kapılar gıcırdamıyor ki? Siyonizmin de, Ermeni sorununun da, İslam alemini büken Haçlı kıskacının da, eğitim-öğretim yaramızın da o devirden akıp gelen bir tarafı muhakkak çıkıyor.</p>
<p>İşte o paslı kapılardan biri, dergiyi yayına hazırlarken yeniden gıcırdadı. Mesut Barzani liderliğindeki İKBY, bağımsız olmayı bir kenara bırakın, kendini Siyonist kıskaca tamamen teslim edecek bağımsızlık referandumundan bütün ikazlara rağmen vazgeçmedi ve Türkiye gerekirse askerî seçeneği de masaya koyduğunu açıkladı.</p>
<p>İşte bu sıradadır ki, basınımızda 1926 Ankara Antlaşması’ndan Lozan’a uza¬nan bir dizi tartışma boy verdi ve dikkatler tarihe mıhlandı. Tarihten müdahale gerekçesi çıkarılmaya çalışıldı. Ama kimse Sultan Abdülhamid’in Musul Vilayeti’ndeki muazzam mal varlığını gündeme getirmedi. Nerelerde mi var emlaki? Basra ve Bağdat vilayetleri haricinde Musul, Kerkük, Süleymaniye, Erbil, Kerbela, Samarra, Zaho vb. yerlerdeki kimisi petrol ve maden imtiyazı olmak üzere Osmanlı hanedanı üzerine tapulanmış koca bir servet yatıyor ve nedense Türkiye devleti bu meselenin üzerine gitmiyor.</p>
<p>Neden gidilmediğini ve gidildiği takdirde Barzani’nin başkent yaptığı Erbil dahil bütün bu topraklardaki arazi tapularının Türkiye’nin lehine ne tür hukukî sonuçlar doğuracağını değerli tarihçi Prof. Dr. Metin Hülagü ile ayrıntısıyla konuştuk ve böylece gündeme bir menfez açmaya çalıştık. Bu arada dergimizdeki belgelerden bir kısmının ilk kez yayımlandığını hatırlatalım.</p>
<p>Kapak dosyamızın Son Sultan’ın bugünü de kucaklayan dehasına yeni bir yol açacağı kanaatindeyiz. Bu arada Eylül’ün 19’unda Bakırköy Adliyesi’nde Mayıs sayımızda neşrettiğimiz Latife Hanım’ın mektubu davamızın ilk duruşması yapıldı. Dualarınızı daima yanımızda hissettik. Davaya 31 Ekim tarihinde devam edilecek. Durmak yok; yola devam diyor, yeni sayılarda ilk sayımızdaki coşkuyla buluşmayı diliyoruz.</p>
<p>Hayırla kalınız efendim.</p>
<p><strong><em>Mustafa Armağan</em></strong></p>
<p><strong><em>Derin Tarih Dergisi Genel Yayın Yönetmeni</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
