﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kırım Tatar &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/kirim-tatar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Aug 2022 08:25:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Kırım Tatar &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türk Halkına Tarihini Yeniden Sevdiren Cengâver: Cüneyt Arkın</title>
		<link>https://www.derintarih.com/asina-yuzler/turk-halkina-tarihini-yeniden-sevdiren-cengaver-cuneyt-arkin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[H. Yıldırım Ağanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2022 08:25:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Âşina Yüzler]]></category>
		<category><![CDATA[Arkın Kitabevi]]></category>
		<category><![CDATA[Ekicigil]]></category>
		<category><![CDATA[Fahrettin Cüreklibatur]]></category>
		<category><![CDATA[Gurbet Kuşları]]></category>
		<category><![CDATA[Kırım Tatar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8389</guid>

					<description><![CDATA[Çocukluk yıllarımda sinemada izlediğim Kara Murat filmlerinin ve bunların başkahramanı Cüneyt Arkın’ın da tarihçi olmamdaki tesiri büyüktür. Bana Osmanlı’yı görsel olarak ilk önce bu filmler tanıttı ve öğretti. Peki, savaş yıllarında Kırım’dan göç edip Eskişehir’e yerleşen Tatar Türklerinden bir ailenin oğlu Fahrettin’in Yeşilçam macerası nasıl başlamıştı? Rotamızı benim tarihçilik hikâyemden Arkın’a çevirelim. Asıl adı Fahrettin Cüreklibatur olan sanatçımız 8 Eylül 1937 tarihinde Eskişehir’in Karaçay köyünde doğdu. Babası İstiklal Harbi gazilerinden Hacı Yakup Cüreklibatır’dır. Soyadı C/Y dönüşümüyle Cürekli &#62; Yürekli ile Batır (bahadır, yiğit) kelimelerinden oluşmuş olup “korkusuz yiğit” mânasına gelmektedir. Bu ses dönüşümü Eskişehir’deki Kırım-Tatar kökenli toplulukların dil özelliklerinden kaynaklanmaktadır.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk yıllarımda sinemada izlediğim Kara Murat filmlerinin ve bunların başkahramanı Cüneyt Arkın’ın da tarihçi olmamdaki tesiri büyüktür. Bana Osmanlı’yı görsel olarak ilk önce bu filmler tanıttı ve öğretti. Peki, savaş yıllarında Kırım’dan göç edip Eskişehir’e yerleşen Tatar Türklerinden bir ailenin oğlu Fahrettin’in Yeşilçam macerası nasıl başlamıştı? Rotamızı benim tarihçilik hikâyemden Arkın’a çevirelim.</p>
<p>Asıl adı Fahrettin Cüreklibatur olan sanatçımız 8 Eylül 1937 tarihinde Eskişehir’in Karaçay köyünde doğdu. Babası İstiklal Harbi gazilerinden Hacı Yakup Cüreklibatır’dır. Soyadı C/Y dönüşümüyle Cürekli &gt; Yürekli ile Batır (bahadır, yiğit) kelimelerinden oluşmuş olup “korkusuz yiğit” mânasına gelmektedir. Bu ses dönüşümü Eskişehir’deki Kırım-Tatar kökenli toplulukların dil özelliklerinden kaynaklanmaktadır.</p>
<p>İstanbul Tıp Fakültesi’nden 1961 yılında mezun oldu. Kısa bir süre Adana’da doktorluk yaptı. Memleketi Eskişehir’de yedek subay olarak askerliğini yaparken, <em>Şafak Bekçileri</em> (1963) filminin çekimleri sırasında yönetmen Halit Refiğ’in dikkatini çekti. Askerliğin ardından 1963 yılında Artist dergisi yarışmasında birinci oldu. Halit Refiğ’in teklifiyle sinema oyunculuğuna başladı. İlk filmi olan, 1964 yapımı <em>Gurbet Kuşları</em>’nın finalindeki kavga sahnesi, kariyerinde önemli bir kırılma noktası oldu. Önce ismi Cüneyt Arkın yapıldı. Cüneyt, <em>Gurbet Kuşları</em>’nın yapımcısı ve <em>Artist</em> mecmuasının yayıncısı Recep Ekicigil’in oğlunun adıdır. Soyadı ise, yine Ekicigil’in dostu, Arkın Kitabevi’nin sahibi Ramazan Arkın’dan hareketle tercih edilmiştir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ağustos-2022">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HAKAN KIRIMLI: PUTİN RUSYASI, 1944 SÜRGÜNÜNDE GERÇEKLEŞTİRİLEMEYEN HEDEFLERİNE ULAŞMAYI AMAÇLIYOR</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/hakan-kirimli-putin-rusyasi-1944-surgununde-gerceklestirilemeyen-hedeflerine-ulasmayi-amacliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Munise Şimşek]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 May 2021 09:27:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Kırım Tatar]]></category>
		<category><![CDATA[manâ]]></category>
		<category><![CDATA[Putin]]></category>
		<category><![CDATA[Tatar]]></category>
		<category><![CDATA[zalimâne]]></category>
		<category><![CDATA[Zenci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7097</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: MUNİSE ŞİMŞEK Hocam sizinle 18 Mayıs 1944 Tatar sürgününün tarihi arka planını konuşmayı istiyoruz. Kırım-Moskova rekabetine odaklanalım ve dengelerin Kırım Tatarlarının hilafına nasıl değiştiğine bir göz atalım isterseniz. 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar sürgünü muhakkak ki 20. yüzyılın utanç verici olaylarından ve soykırım suçlarından biridir. İnsanlığın asla unutmaması ve affetmemesi gereken facialardandır. Sürgün sürecinde ve sonrasında yaşanan korkunç olayları hakkıyla kayda geçirelim, konuşalım, yazalım, dinleyelim. Bir halkı yarım asır boyunca vatanından eden, yarısını bilfiil öldüren, kültürel mirasının büyük kısmını yok eden böyle bir insanlık suçunun belgelenmesi ve unutulmasını önlemek bir insanlık vazifesidir. Böyle olmakla birlikte, bu zulme geçmişte yaşanmış,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: MUNİSE ŞİMŞEK</strong></p>
<p><strong>Hocam sizinle 18 Mayıs 1944 Tatar sürgününün tarihi arka planını konuşmayı istiyoruz. Kırım-Moskova rekabetine odaklanalım ve dengelerin Kırım Tatarlarının hilafına nasıl değiştiğine bir göz atalım isterseniz.</strong></p>
<p>18 Mayıs 1944 Kırım Tatar sürgünü muhakkak ki 20. yüzyılın utanç verici olaylarından ve soykırım suçlarından biridir. İnsanlığın asla unutmaması ve affetmemesi gereken facialardandır. Sürgün sürecinde ve sonrasında yaşanan korkunç olayları hakkıyla kayda geçirelim, konuşalım, yazalım, dinleyelim. Bir halkı yarım asır boyunca vatanından eden, yarısını bilfiil öldüren, kültürel mirasının büyük kısmını yok eden böyle bir insanlık suçunun belgelenmesi ve unutulmasını önlemek bir insanlık vazifesidir. Böyle olmakla birlikte, bu zulme geçmişte yaşanmış, bitmiş bir acı, kapanmış tarihî bir hadise olarak bakamayız. Aksine, bu insanlık cinayetinin sadece neticelerinin devam ettiğini değil, soykırım kurbanı bu halkın varlığının bugün tekrar büyük bir tehdit altında olduğunu da unutmamak zorundayız. Bu bakımdan, 1944’ü hatırlarken mutlaka Kırım’da şu an yaşanan durumu, yani Kırım’ın Putin Rusyası tarafından 2014’ten beri devam etmekte olan tamamen hukuk dışı ve zalimâne işgalini de görmeli, onu da lanetlemeliyiz. Şu andaki işgal ile Rusya, 1944 sürgününde gerçekleştirilemeyen hedeflerine ulaşmayı amaçlıyor. O dönemde yok edemedi, şimdi bu şekilde yok etmeyi hedefliyor. Bu yüzden ben bunun farkına varılmasını ve altının çizilmesini hayatî derecede önemli görüyorum. Aksi takdirde tamamen samimiyetsiz olunur. Stalin dönemindeki vahşetten bahsedip, bugün Putin Rusya’sı tarafından işlenen cinayetlerden bahsetmemek asla kabul edilecek bir durum değildir.</p>
<p><strong>Çok haklısınız. Rusların bile isteye Kırım Tatarlarını yok etmeyi hedefleyen politikaları 1783’ten bu yana devam ediyor. Kırım Tatarları kimdir? İsterseniz buradan başlayalım.</strong></p>
<p>“Kırım Tatarları kimdir?” sorusunu cevaplamaya önce “Kim değildir?” sorusundan başlayalım. “Tatar” kelimesi tarih içinde farklı coğrafyalarda farklı zamanlarda çok farklı manâlarda kullanılmıştır. Bunu bilmeyen pek çok insan tarihte “Tatar” kelimesinin geçtiği her yerde aynı halktan bahsedildiğini zannediyor. Bütün Afrikalılara ya da nerde olursa olsun tüm siyahîlere “Zenci” demek nasıl muğlak, yanlış ve saçma bir ifadeyse “Tatar” kelimesinin de tarih içinde kimi kast ettiği anlaşılmaksızın kullanılması böyledir. Tatar kelimesiyle 19. yüzyılda Moğolistan’da kast edilen halk başka, bugünkü Türkiye coğrafyasında zaman içinde kullanıldığı manâ başkadır. Altın Orda’da kullanıldığı manâ başka, bugün Kırım Tatarlarından kastedilen şey başkadır.</p>
<p>Burada “Tatar” kelimesini diğer tarihî bağlamlarını hiç karıştırmayarak, özellikle Rusya İmparatorluğu bağlamında ele alıyorum. Bu isim, Rusya bağlamında Altın Orda Devleti’nin Müslüman-Türk tebaasının hepsine verilmiş umumî şemsiye bir isimdi. O sebepten Osmanlı Türkleri hariç Ruslar karşılaştıkları Türk dilinde konuşan bütün Müslüman halklara, özellikle de Altın Orda Devleti ile ilişkili olanlara “Tatar” dediler. Bu bakımdan, Çarlık devrinde sadece bugün etnonimlerinde bu ibareyi taşıyanların değil, diğer Türk halklarının da, meselâ “Kırgız Tatarları”, “Özbek Tatarları” gibi isimlerle anıldıklarını görmek mümkündür. Hemen hatırlatayım, şu cümleden olarak, Azerbaycan Türklerinin etnik isimleri de Rus literatüründe 1917’ye kadar “Tatar” olarak geçerdi ve dillerine “Tatarca” denirdi. Aynı şekilde, 1918’e kadar Rusya’nın bir parçası olan Kars, Ardahan ve çevrelerindeki Türklerin Çarlık hükûmeti nezdindeki adı da “Tatar” idi.</p>
<p>“Tatar” ibaresi, Kırım Tatarlarına Altın Orda’dan miras kalmıştır. Kırım Tatarlarının Altın Orda’nın vârisi olan halklardan biri oldukları açık olmakla birlikte, Kırım’daki geçmişleri Altın Orda’dan çok daha geriye gitmektedir. Altını çizerek ifade etmek gerekir ki, bu halkın ismindeki “Kırım” ibaresi yalnızca coğrafî bir sıfattan ibaret olmayıp, etnoniminin ayrılmaz bir parçasıdır. Yani söz konusu halkın ismi bir bütün olarak “Kırım Tatarları”dır ve onlardan sadece “Tatarlar” olarak söz edilmesi yanlıştır.</p>
<p>Kırım Tatarları Kırım’ın yerli halkıdır. Bir Türk halkı olan Kırım Tatarları bütünüyle Müslümandır ve Hanefî geleneğine mensuptur. Aslında dünyadaki hemen hemen her halk gibi, meselâ Türkiye’dekiler gibi, Kırım Tatarları da tek bir kaynaktan veya tek bir soydan peyda olmuş değildir. Kırım Tatarları, 1500 veya 1400 sene evvelinden başlayarak Kırım’a yerleşmiş muhtelif Türk kavimlerinin ve bu süreç içinde Türkleşmiş yahut Müslümanlaşmış birçok diğer kavimlerin kendi aralarında karışmasından, bir halitasının ortaya çıkmasından teşekkül etmiş bir halktır. Bunun içinde kültürel ve linguistik olarak iki unsur ön plana çıkmaktadır: Bunlar kuzeyden gelen Kıpçak Türk ve güneyden gelen Oğuz Türk unsurlarıdır. Kırım Tatarları dünyadaki Türk halkları ve Türk dilleri içinde söz konusu iki unsurun özgün bir birleşimi olmaları hasebiyle ünik bir özellik taşırlar. Pek çok farklı tarihî ve kültürel etkileri de üzerinde taşıyan bu etnik, linguistik ve kültürel birleşim, bugün Kırım Tatarları dediğimiz otantik, otokton ve orijinal halkı ortaya çıkarmıştır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MUSTAFA ABDÜLCEMİL KIRIMOĞLU: DESTEĞİ İÇİN TÜRKİYE’YE MİNNETTARIZ</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/mustafa-abdulcemil-kirimoglu-destegi-icin-turkiyeye-minnettariz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 May 2021 08:54:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[2.Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Özenbaşlı]]></category>
		<category><![CDATA[Kırım Tatar]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Kaynarca Antlaşması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7090</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: METİN TAHA YILMAZ Kırım’ın tarihî serüveninden bahsederek söze başlayalım. Geçmişten günümüze, yaşananlar nasıl özetlenebilir? Kırım Tatar halkının tarihi çok dramatiktir. Çünkü toprağımız Kırım birçok devletin dikkatini çekti ve bu devletler buraya sahip olmak istediler. 1783 yılında bizim devletimiz Kırım Hanlığı yok oldu. Ruslarla Osmanlıların yapmış olduğu savaş neticesinde Küçük Kaynarca Antlaşması (1774) imzalanmıştı. O antlaşmada Ruslar, “Kırım, Osmanlılardan tamamen bağımsız bir devlet olacaktır” dediler. Fakat daha sonra Ruslar bu antlaşmaya uymayarak Kırım’a girdiler. O zaman Osmanlı başka devletlerle savaştaydı. Yani Kırım’ı kurtarmaya veya yardım etmeye imkânı yoktu. Neticede Kırım Hanlığı yıkıldı ve Kırım Tatarlarına, yani Kırım Türklerine çok büyük&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: METİN TAHA YILMAZ</strong></p>
<p><strong>Kırım’ın tarihî serüveninden bahsederek söze başlayalım. Geçmişten günümüze, yaşananlar nasıl özetlenebilir? </strong></p>
<p>Kırım Tatar halkının tarihi çok dramatiktir. Çünkü toprağımız Kırım birçok devletin dikkatini çekti ve bu devletler buraya sahip olmak istediler. 1783 yılında bizim devletimiz Kırım Hanlığı yok oldu. Ruslarla Osmanlıların yapmış olduğu savaş neticesinde Küçük Kaynarca Antlaşması (1774) imzalanmıştı. O antlaşmada Ruslar, “Kırım, Osmanlılardan tamamen bağımsız bir devlet olacaktır” dediler. Fakat daha sonra Ruslar bu antlaşmaya uymayarak Kırım’a girdiler. O zaman Osmanlı başka devletlerle savaştaydı. Yani Kırım’ı kurtarmaya veya yardım etmeye imkânı yoktu. Neticede Kırım Hanlığı yıkıldı ve Kırım Tatarlarına, yani Kırım Türklerine çok büyük baskılar yapıldı. Kırım Tatarları da Osmanlı Devleti topraklarına göç etmek zorunda kaldılar. Böylelikle 1917’de Bolşeviklerin iktidarı başladığında, biz artık millî toprağımızda bir azınlık haline gelmiş durumdaydık.</p>
<p><strong>1917 öncesinde, Kırım’daki Tatar nüfusu ne kadardı? </strong></p>
<p>Eski zamanlarda nüfus sayımları olmuyordu ama benim tahminlerime göre ve yazarlarımızdan Ahmed Özenbaşlı’nın Çarlık Hâkimiyetinde Kırım Faciası kitabında da dediği gibi, Kırım Hanlığı savaş zamanında 200 bin kadar asker çıkartabiliyordu. Buradan hareketle Kırım Hanlığı’nın nüfusunun iki ilâ iki buçuk milyon kadar olduğunu tahmin edebiliriz. 1917 itibariyle ise, bizler artık Kırım Yarımadası’nın toplam nüfusunun yüzde 25’ine düşmüştük.</p>
<p>1920-21 yıllarında, Bolşevikler zamanında suni açlık baş göstermişti. O zaman başka milletler de etkilenmişti bundan, lakin en çok kaybı Kırım Tatarları verdi. 100 bine yakın insan açlıktan öldü. Sonraki en büyük facia da 2. Dünya Savaşı’nın sonunda Kırım Tatarlarının topyekûn sürgün edilmesi ve soykırıma uğratılmasıdır. O yıllarda, yani 1944-46 yılları arasında bizim yaptığımız araştırmalara göre halkımızın %46’sı açlıktan, hastalıklardan ve diğer sebepler neticesine vefat etti. Sürgün edildiğimiz yerlerde, yani Özbekistan’da, Kazakistan’da, Sibirya’da halkımız gün yüzü görmedi, üstüne üstlük ağır işlerde çalıştırıldılar. Ancak 1953’te Stalin öldükten sonra ortam biraz yumuşadı. O zaman Kırım Tatar halkından hayatta kalanlar vatanlarına dönmek için mücadeleye giriştiler. Mücadelemiz silahla değildi, sadece demokratik yollarlaydı ve Sovyet rejiminin son yıllarına kadar devam etti. Gorbaçov zamanında biraz serbestlik oldu. Moskova’daki Kızıl Meydan’da nümayişler ve mitingler ile taleplerimizi bütün dünyaya bildirme imkânımız olmuştu. Neticede 1980’li yılların sonlarında, büyük zorluklar çekse de Kırım Tatar halkı öz vatanına dönebilmeyi başardı.</p>
<p><strong>Rus devleti, sürgünü ve Kırım Tatarlarına yapılanları kendi halkına nasıl izah etti? </strong></p>
<p>Ruslar bizi sürgün ettikten sonra Kırım Yarımadası’nda Tatarlara karşı büyük bir propaganda yaptılar. “Bunlar Rus düşmanları”, “bunlar hainler” dediler. Rusya’dan bizim vatanımıza getirilen ve yerleştirilen Ruslar da bu propagandayı memnuniyetle karşılıyorlardı. Bu durum onlara manevî bir rahatlık veriyordu. Çünkü ölüme gönderilen insanların evlerinde yaşıyor ve onların eşyalarını kullanıyorlardı. Neticede vatanımıza döndüğümüz zaman oradaki nüfus bizi böyle sıcak karşılamadı tabii ki. Fakat biz buna bakmadık ve vatanımıza akın ettik.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2021">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Soykırım 1783’ten Beri Devam Ediyor</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/soykirim-1783ten-beri-devam-ediyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Namık Kemal Bayar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 May 2021 08:51:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[beyanname]]></category>
		<category><![CDATA[Kırım Tatar]]></category>
		<category><![CDATA[Sovyetler Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7087</guid>

					<description><![CDATA[Kırım Tatar halkına karşı Rusya rejimleri tarafından işlenen insanlık suçu denildiğinde akla ilk olarak 18 Mayıs 1944’de gerçekleşen büyük sürgün ve sonrasında yaşananlar gelmektedir. Büyük sürgün, Kırım Tatar halkının topyekûn olarak vatanından kopartıldığı ve nüfusunun neredeyse yarısına yakınını kaybettiği, insanlık tarihinin en dramatik ve trajik olaylarından biri olarak tarihçiler ve sosyologlar tarafından pek çok değerlendirme ve incelemeye tabi tutulmuştur. Elde edilen bulgular sürgünü hukukî açıdan değerlendirme ve tanımlama noktasında yeterli delilin toplanmasına fayda sağlamıştır. Kırım Tatar sürgününün hukukî değerlendirmesini yapan çalışmalar çok yenidir ve bazı tartışmalara yol açmıştır. Hukukçular arasındaki bu tartışmalar, sürgünün “soykırım” suçu mu yoksa “insanlığa karşı suç”&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kırım Tatar halkına karşı Rusya rejimleri tarafından işlenen insanlık suçu denildiğinde akla ilk olarak 18 Mayıs 1944’de gerçekleşen büyük sürgün ve sonrasında yaşananlar gelmektedir. Büyük sürgün, Kırım Tatar halkının topyekûn olarak vatanından kopartıldığı ve nüfusunun neredeyse yarısına yakınını kaybettiği, insanlık tarihinin en dramatik ve trajik olaylarından biri olarak tarihçiler ve sosyologlar tarafından pek çok değerlendirme ve incelemeye tabi tutulmuştur. Elde edilen bulgular sürgünü hukukî açıdan değerlendirme ve tanımlama noktasında yeterli delilin toplanmasına fayda sağlamıştır. Kırım Tatar sürgününün hukukî değerlendirmesini yapan çalışmalar çok yenidir ve bazı tartışmalara yol açmıştır. Hukukçular arasındaki bu tartışmalar, sürgünün “soykırım” suçu mu yoksa “insanlığa karşı suç” mu olduğu etrafında toplanmaktadır. “Soykırım” ve “insanlığa karşı suç”un tanımı için İnsan Hakları Beyannamesine, uluslararası anlaşmalara ve bunlarla paralel olan Türk Ceza Kanunu’nun 76. ve 77. maddelerine bakılabilir.</p>
<p>18 Mayıs 1944 Kırım sürgününün hukukî boyutu üzerine yapılan çalışmalardan bir kısmı hadiseyi “insanlığa karşı suç” olarak değerlendirmektedir. Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar bu sürgünün mutlaka “soykırım” olarak tanımlanması gerektiğini vurgulamaktadır. “İnsanlığa karşı suç” olarak nitelendirenler iki tespitten hareket etmektedir. Birinci gruba ait değerlendirmeler temelde Kırım Tatarlarına karşı işlenen suçların tarihî sürecini göz ardı ederek, sadece 18 Mayıs 1944’te Stalin rejimi tarafından gerçekleştirilen sürgün fiilini ve bunun sonuçlarını çalışmalarına esas almaktadır. İkinci gruba ait çalışmalar, Sovyetler Birliği’nin son dönemlerinde büyük sürgününün kınanması ve Kırım Tatar halkının rehabilitasyonuna dair çalışmalar başlatmasını hafifletici ve suçun sonuçlarını ortadan kaldırmaya yönelik bir fiil olarak görmektedir. Bunlar sürgünün bir halkı topyekûn imha kastını taşımadığı savından hareket etmektedir.</p>
<p>Katılmamızın mümkün olmadığı bu görüş öncelikle tarihî gerçeklere aykırıdır. Özellikle Kırım Tatar halkına karşı Rusya rejimleri tarafından işlenen suçları sadece 18 Mayıs 1944 sürgününden ibaret saymak tarihî ve sosyal gerçeklerle bağdaşmaz. Diğer taraftan, insan haklarına saygı ve insanlığa karşı işlenmiş bir suçu bütün sonuçları ile ortadan kaldırmak, bu suç sonucunda doğan zararları tazmin etmek, suçluları cezalandırmak ve adaleti sağlamak her devletin “erga omnes” yani “herkese ve her şeye karşı” sorumluluğudur ve bu sorumluluğu yerine getirmek, suçu işleyen devletin suç tanımını ve buna karşı öngörülen cezayı hafifletmemelidir.</p>
<p>Kırım Tatarlarına karşı Rusya rejimlerinin işlediği suçlar, Kırım’ın 1783 yılında işgali ile başlamıştır. 18 Mayıs 1944’te ise tarihindeki en şiddetli ve ölümcül haline ulaşmış olup ne yazık ki bugün dahi devam etmektedir. Bu tarihî, sosyal ve güncel gerçeklik Dünya Kırım Tatar Kongresi’nin 31 Temmuz-2 Ağustos 2015 tarihinde yapılan genel kurulunun açılış bildirisinde şu şekilde vurgulanmıştır:</p>
<p>“Tarihî devletimiz Kırım Hanlığı’nın yok edilerek vatanımızın zapt edildiği 1783 yılından bugüne kadar, Kırım’ın tek ve aslî sahibi olan milletimizin yeryüzünden silinip gitmesi için her türlü baskı, sürgün ve katliamlar tatbik edildi. Bütün bu insanlık suçlarını işleyen Çarlık Rusyası ve onun siyasetini çok daha korkunç metotlarla sürdüren Sovyetler Birliği idi. Bugün dünyanın her tarafına, özellikle de Türkiye’ye milyonlarca Kırım Tatarının dağılmış olmasının sebebi bu bitmek bilmeyen zulümdür. Vatandaki ve diasporadaki Kırım Tatarları bu zulümlere maruz kalanların çocukları veya torunlarıdır. Aziz vatanımızda yaşamaya devam eden Kırım Tatarları ise ne yazık ki bu zulmün yeni varyantını yaşamaktalar. Bu son insanlık suçunun faili ise Çarlık Rusyası’nın ve Sovyetler Birliği’nin varisi olmakla ve onların bütün kanlı icraatlarıyla övünen bugünkü Putin Rusyası’dır.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2021">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
