﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kırım &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/kirim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2023 09:11:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Kırım &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kafkasların Muhafızları Hazarlar</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/kafkaslarin-muhafizlari-hazarlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Altay Tayfun Özcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2023 09:11:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Baltık Denizi]]></category>
		<category><![CDATA[coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Dnyeper]]></category>
		<category><![CDATA[Hazar Denizi]]></category>
		<category><![CDATA[Karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Kırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9120</guid>

					<description><![CDATA[Avrupa ile Asya kıtalarının birbirine karıştığı Karadeniz ve Hazar Denizi’nin Baltık Denizi ile buluştuğu bir coğrafya üzerinde kurulan Hazar Kağanlığı, 650’lerden 950’lere kadar devam eden 300 yıllık tarihine pek çok önemli tarihî hadise sığdırdı. Kimsenin karşısında duramadığı Araplar ordularının kuzeye çıkmasını engelleyen, İsveç’ten gelen Rusların Dnyeper ve İdil boylarında oyalayan ve Kırım’da Bizans İmparatorluğu’na kafa tutan Hazarlar Kırım bölgesinde kurulacak Altın Orda Devleti’nin de temelini atmışlardı. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa ile Asya kıtalarının birbirine karıştığı Karadeniz ve Hazar Denizi’nin Baltık Denizi ile buluştuğu bir coğrafya üzerinde kurulan Hazar Kağanlığı, 650’lerden 950’lere kadar devam eden 300 yıllık tarihine pek çok önemli tarihî hadise sığdırdı. Kimsenin karşısında duramadığı Araplar ordularının kuzeye çıkmasını engelleyen, İsveç’ten gelen Rusların Dnyeper ve İdil boylarında oyalayan ve Kırım’da Bizans İmparatorluğu’na kafa tutan Hazarlar Kırım bölgesinde kurulacak Altın Orda Devleti’nin de temelini atmışlardı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sultan Galiyev&#8217;in gözüyle Ekim Devrimi&#8217;nin Açlık Sayfaları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ekim-devriminin-aclik-sayfalari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2022 14:26:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Kırım]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Sovyet]]></category>
		<category><![CDATA[Ukrayna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8655</guid>

					<description><![CDATA[1921 ilkbaharında Rusya büyük bir felaketle burun buruna gelir. Önce İdil-Ural sahasına yayılan açlık, akabinde Don Havzası, Ukrayna ve Kırım’da kendini göstermeye başlamıştır. 2 Ağustos 1921 tarihli yardım çağrısıyla, Sovyet Hükümeti’nin siyasî maksatlar güdülmemek kaydıyla herkesin yardımını kabul edeceği ilan edilir. Kazanlı Tatar Türklerinden Sultan Galiyev, Rusya’da yaşanan bu korkunç açlığa şahit olmuş ve gördüğü acı manzarayı 17 Ekim 1921 tarihli Milletlerin Yaşamı dergisine taşımıştır. İşte bu satırlar eşliğinde, Ekim Devrimi’nin açlık kriziyle yazılan öteki tarihi…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1921 ilkbaharında Rusya büyük bir felaketle burun buruna gelir. Önce İdil-Ural sahasına yayılan açlık, akabinde Don Havzası, Ukrayna ve Kırım’da kendini göstermeye başlamıştır. 2 Ağustos 1921 tarihli yardım çağrısıyla, Sovyet Hükümeti’nin siyasî maksatlar güdülmemek kaydıyla herkesin yardımını kabul edeceği ilan edilir. Kazanlı Tatar Türklerinden Sultan Galiyev, Rusya’da yaşanan bu korkunç açlığa şahit olmuş ve gördüğü acı manzarayı 17 Ekim 1921 tarihli Milletlerin Yaşamı dergisine taşımıştır. İşte bu satırlar eşliğinde, Ekim Devrimi’nin açlık kriziyle yazılan öteki tarihi…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KAHRAMAN ŞAKUL: OSMANLILARIN LOJİSTİK SİSTEMİNE DÜŞMANLARI BİLE HAYRANDI</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/kahraman-sakul-osmanlilarin-lojistik-sistemine-dusmanlari-bile-hayrandi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Munise Şimşek]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 May 2022 04:38:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Çehrin Seferi]]></category>
		<category><![CDATA[Kefe]]></category>
		<category><![CDATA[Kili]]></category>
		<category><![CDATA[Kırım]]></category>
		<category><![CDATA[Köprülü Mehmed Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Timaş Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Zaporog Kazakları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8075</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: MUNİSE ŞİMŞEK Timaş Yayınları’nın “Görsel Osmanlı Savaş Tarihi” serisinden Çehrin Seferi üzerine yeni bir kitabınız çıktı. Kitapta kuşatmanın Osmanlıların değişen kuzey politikasının bir alameti olduğunu ifade ediyorsunuz. Öncelikle Osmanlı’nın bu döneme kadar takip ettiği kuzey politikasının ne olduğunu soralım? Geleneksel kuzey politikası Karadeniz yoluyla payitahta hububat, köle ve kürk sağlayan ticaret yollarını emniyet altına alma hedefini güdüyordu. Bunun üç sacayağı vardı. Moskoflar ve Lehler arasında denge politikası gütmek; Tatarlar aracılığıyla bozkırları denetim altında tutmak; stratejik kıyı bölgelerinde güçlü garnizonlar bulundurmak. Böylece deniz yolu kadar bu limanlara inen kara yollarında da güvenliği sağlamak. Köprülüler döneminde benimsenen yeni politikayı nasıl tarif&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: MUNİSE ŞİMŞEK</strong></p>
<p>Timaş Yayınları’nın “Görsel Osmanlı Savaş Tarihi” serisinden Çehrin Seferi üzerine yeni bir kitabınız çıktı. Kitapta kuşatmanın Osmanlıların değişen kuzey politikasının bir alameti olduğunu ifade ediyorsunuz. Öncelikle Osmanlı’nın bu döneme kadar takip ettiği kuzey politikasının ne olduğunu soralım?</p>
<p>Geleneksel kuzey politikası Karadeniz yoluyla payitahta hububat, köle ve kürk sağlayan ticaret yollarını emniyet altına alma hedefini güdüyordu. Bunun üç sacayağı vardı. Moskoflar ve Lehler arasında denge politikası gütmek; Tatarlar aracılığıyla bozkırları denetim altında tutmak; stratejik kıyı bölgelerinde güçlü garnizonlar bulundurmak. Böylece deniz yolu kadar bu limanlara inen kara yollarında da güvenliği sağlamak.</p>
<p>Köprülüler döneminde benimsenen yeni politikayı nasıl tarif edersiniz? Buna niçin ihtiyaç duyuldu?</p>
<p>Osmanlıları yeni bir kuzey politikası geliştirmeye iten sebepler zamana yayılmıştı aslında. Daha 1594’te Zaporog Kazakları şayka denilen hafif ve altı düz tekneleriyle nehirlerden Karadeniz’e inip Turla (Dinyester) Nehri’nin ağzını koruyan Akkerman Kalesi’ne saldırmışlardı. Zamanla Tuna Deltası’nda Kili, Kırım’da Kefe, Anadolu’da Trabzon, Sinop ve hatta İstanbul Yeniköy (1624) bu baskın ve yağma faaliyetlerine maruz kaldı. Demek ki Karadeniz bir iç deniz gibi düşünüldüğü vakitlerde bile tam anlamıyla tehlikeden yalıtılmış değildi. Sonra Osmanlılara bağlı ama özerk yapılarını koruyan Erdel, Eflak ve Boğdan Osmanlı muhalefetine rağmen Otuz Yıl Savaşları’na katıldılar. Kırım Hanlığı da Osmanlıların yarı rıza göstermesiyle iç karışıklıklarla çalkalanan Lehistan’a askerî müdahalede bulunmaya başladı. Uçlarda tampon bölge vazifesi görmesi beklenen bu beyliklerin Osmanlıların güvenliğini tehlikeye atan bir tavır içine girmeleri, İstanbul’da rahatsızlık yaratıyordu. Nihayet Köprülü Mehmed Paşa gibi güçlü bir şahsiyetin iktidarı tekeline almasıyla Osmanlılar harekete geçtiler. Paşa Macaristan’da Yanova ve Varad’ı fethedip burada yeni beylerbeylikler yaratarak Erdel ile Viyana’nın bağlantısını kesti. Oğlu Uyvar ve Kamaniçe’yi alarak Erdel ve Boğdan üzerindeki Osmanlı denetimini güçlendirdi. Nihayet Çehrin Seferi ile de Kırım Hanlığı’nı bir serhat ülkesinden iç memlekete dönüştürme imkânı doğdu. Bu özerk beylikleri yeni fetihlerle “iç il” haline dönüştürüp özerkliklerini törpüleme siyaseti 1683’te Viyana bozgunu ile başarısızlığa uğradı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2022">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ALİ EMRE: “MEMLÜK DEVLETİ’NİN GERÇEK KURUCUSU, MÜSLÜMAN ŞARK’IN KALKANI BAYBARS’TIR”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/ali-emre-memluk-devletinin-gercek-kurucusu-musluman-sarkin-kalkani-baybarstir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2021 04:50:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Ayn Calut]]></category>
		<category><![CDATA[Elbistan]]></category>
		<category><![CDATA[Kırım]]></category>
		<category><![CDATA[Memlükler]]></category>
		<category><![CDATA[Moğollar]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7374</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: TAHA KILINÇ   Bizde Memlükleri Osmanlı zaviyesinden değerlendirmek çok yaygın. Sizi, bir roman kahramanı olarak Baybars’ı seçmeye sevk eden neydi? Nûreddin Zengî ile başlayıp Selâhaddîn ile gövdeleşen bir üçlemenin son halkası, son parçası Baybars. Kısa aralıklarla, peş peşe tarih sahnesine çıkan bu büyük önderlerin epeyce ortak noktası var. Suriye ile Mısır’ın merkezde olduğu, hemen hemen aynı topraklarda yaşıyorlar. Davaları ve düşmanları aynı. Baybars döneminde Haçlıların yanına Moğollar da ekleniyor üstelik. Üçü de Türklerin, Arapların, Kürtlerin duyarlı olanlarını bir araya getirerek başarıya ulaşıyorlar. Küresel kapışmaların, süreğen dünya savaşlarının gerçekleştiği 12 ve 13. yüzyılda suyu tersine çevirmeyi başaran adamlar. Bazı Batılı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: TAHA KILINÇ</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Bizde Meml</strong><strong>ükleri Osmanlı zaviyesinden değerlendirmek çok yaygın. Sizi, bir roman kahramanı olarak Baybars’ı seçmeye sevk eden neydi?</strong></p>
<p>Nûreddin Zengî ile başlayıp Selâhaddîn ile gövdeleşen bir üçlemenin son halkası, son parçası Baybars. Kısa aralıklarla, peş peşe tarih sahnesine çıkan bu büyük önderlerin epeyce ortak noktası var. Suriye ile Mısır’ın merkezde olduğu, hemen hemen aynı topraklarda yaşıyorlar. Davaları ve düşmanları aynı. Baybars döneminde Haçlıların yanına Moğollar da ekleniyor üstelik. Üçü de Türklerin, Arapların, Kürtlerin duyarlı olanlarını bir araya getirerek başarıya ulaşıyorlar. Küresel kapışmaların, süreğen dünya savaşlarının gerçekleştiği 12 ve 13. yüzyılda suyu tersine çevirmeyi başaran adamlar. Bazı Batılı tarihçilerin tespitinden hareketle söylersek; Müslümanlığın küçük bir kasaba nüfusuna düşmesini engelleyen, bugün bizim de kendilerine çok şey borçlu olduğumuz önderler. Cihadın yanında ilme ve imara da önem veriyorlar. Aralarında ay farkı olsa da aynı yaşta öldükleri söylenebilir. Ortalama 55 yaş. Üçünün de kabri Şam’da. Üzerleri zamanla örtülmüş olsa da bu üçlüyü, tarihin bizzat kendisi seçmiş aslında.</p>
<p>Kıpçak bozkırından Kahire’ye, kölelikten sultanlığa uzanan çok çarpıcı ve öğretici bir biyografisi; çok ilginç ve renkli, sinematografik bir hayat hikâyesi var Baybars’ın. Ta Mısır’dan kalkıp bugün bizim yaşadığımız topraklara gelen bir Müslüman. Antakya’yı fetheden komutan. Ayn Calut’tan sonra, Elbistan’da da Moğolları tekrar yenen bir savaşçı. Türkmen beyliklerinden cömert elini hiç çekmemiş. İstanbul’daki Müslümanlara hatta Kırım’a yardım göndermiş. Adı hem Doğu’da hem de Batı’da çok iyi bilinmesine rağmen, bizde kendisiyle ilgili müstakil ilmî ve edebî eser yok denecek kadar az. Son aylarda birkaç çalışma çıkmasaydı, kapsamlı ve nitelikli hiçbir şey yok, dahi diyebilirdim. İnsanın kendi yaptığını anlatması, anlatmak zorunda kalması hoş bir şey değil fakat en az 20 yıl sağa sola koşturarak, dil bilenlere yalvararak, iğne ile kuyu kazarak bir birikime ulaştığımı söylemeliyim. Çevirilerin sayısı da şimdi arttı çok şükür. Hâlbuki koca bir kitaplık, devasa bir külliyat oluşmalıydı bugüne kadar. Biraz da kimse yazmadığı için yazdım yani. Yapıp ettiklerinin, gayretlerinin, ulaştığı reçetelerin bugünkü dünya ve Müslüman âlemi için de önemli ve geçerli olduğunu düşündüğüm için tercih ettim. Korkan, dağılan, kendi derdine düşen, büyük acılar içinde kıvranan, küresel bir istilaya maruz kalan bir coğrafyada dik durduğu, kardeşlik ve dayanışma ekseninde çözüm ürettiği, cehdi ve başarılarıyla bize o günlerden selam göndermeye, sufle vermeye devam ettiği için anlatmak istedim Baybars’ı.</p>
<p>Kafasını banıp kalmak, uyuşmak isteyenler için de hazır bekleyen bir mazi vardır muhakkak. Fakat Kur’an’da da gösterildiği gibi, tarih, çeşitli tecrübeler eşliğinde hem bir laboratuvar özelliği taşır hem bir yol bilgisi sunar hem de geleceğe odaklanan zihnimizi uyarıp ateşler. Ben de bir insan ve Müslüman olarak, bir parçası, mensubu olduğum halkın ve ümmetin durumu hakkında düşünüyorum elbette. Yaşananlar karşısında üzülüyorum, çırpınıyorum, ağlıyorum, seviniyorum. Büyük parçalanmışlıklarla, çıkmazlarla karşılaştığımda, baktığım yerlerden biri tarih oluyor. Benzer durumlar geçmişte de var çünkü. Bu roman biraz da bu bakışın, bu aramanın ve bulmanın hasılası. Zorlu şartları bahane ederek kötürümleşen, sinen, uyuşup kalan biri değil Baybars. Tarihi yeniden ve kendi ekseninde hareketlendiren biri. Bizim bugünkü arayışımız, çabamız, çırpınışımız da bundan farklı değil.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Baybars’ın öyküsünü kısaca özetleyecek olursak, hangi hususlar öne çıkıyor? </strong></p>
<p>Bir kısmını, bazı temel yükseltileri biraz önce söyledik. Şöyle devam edelim: 7. Haçlı Seferi ve Ayn Calut zaferindeki büyük katkıları bir yana, 17 yıllık hükümdarlığında 40 seferi var Baybars’ın. Hiçbirinde yenilmemiş. Disiplinli, cevval, üretken. Dur durak dinlemeyen bir önder. Bir gün İskenderiye’de validen yakınan kadınların hakkını arıyor, başka bir gün Kudüs’ün surlarına koymak için sırtında taş taşıyor. Bir gün Medine’de saf tuttuğu gariplerle bir aşevini teftişe gidiyor, başka bir gün Halep’in bir köyünde kadidi çıkmış çobanlarla dertleşiyor. Memlük Devleti’nin gerçek kurucusu. Müslüman Şark’ı, gücü yettiğince o kalkanın gölgesi altında koruyup kollamış. Temizleyip onarmış. Besleyip doyurmuş. Değişmiş, değiştirmiş.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2021">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anadolu’nun Yunanca Bilmeyen Türkofon Ortodoksları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarihci-gozuyle/anadolunun-yunanca-bilmeyen-turkofon-ortodokslari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sevim Yılmaz Önder]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2021 07:10:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihçi Gözüyle]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Evangelinos Misailidis]]></category>
		<category><![CDATA[Karamanlılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kırım]]></category>
		<category><![CDATA[Ortodoks]]></category>
		<category><![CDATA[Urum]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7122</guid>

					<description><![CDATA[Karamanlılar Yunan harfleriyle Türkçe yazan Ortodoks Hıristiyanlardır. Bir kısmı Kayseri, Nevşehir, Niğde, Konya bölgeleri ile İstanbul’da; bir kısmı Suriye, Balkanlar, Kırım ve Kıbrıs’ta; az bir kısmı ise Makedonya ve Tuna bölgelerinde yaşadılar. Osmanlı arşivlerinde “zımmiyan-ı Karaman” veya “Karamanyan” şeklinde geçen bu Türkofon Ortodokslar eserlerinde kendilerinden “Anadolulu vatandaşlar, Ortodoks vatandaşlar, Anadolu Hıristiyanları” gibi adlarla bahsederler. Karamanlı adı ilk defa 1553-55 yıllarında İstanbul ve Anadolu’da seyahat eden Hans Dernschwam’ın günlüğünde, “ayinlerini Yunanca yapan ama Yunanca bilmeyen Ortodoks halk” için kullanılmıştır. Evliya Çelebi, Alanya’da Yunanca bilmeyen, anadili Türkçe olan bir Rum cemaatinden bahseder: “Dördü Urum keferesi mahallesidir. Amma keferesi asla urumca bilmezler. Bâtıl&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karamanlılar Yunan harfleriyle Türkçe yazan Ortodoks Hıristiyanlardır. Bir kısmı Kayseri, Nevşehir, Niğde, Konya bölgeleri ile İstanbul’da; bir kısmı Suriye, Balkanlar, Kırım ve Kıbrıs’ta; az bir kısmı ise Makedonya ve Tuna bölgelerinde yaşadılar.</p>
<p>Osmanlı arşivlerinde “zımmiyan-ı Karaman” veya “Karamanyan” şeklinde geçen bu Türkofon Ortodokslar eserlerinde kendilerinden “Anadolulu vatandaşlar, Ortodoks vatandaşlar, Anadolu Hıristiyanları” gibi adlarla bahsederler. Karamanlı adı ilk defa 1553-55 yıllarında İstanbul ve Anadolu’da seyahat eden Hans Dernschwam’ın günlüğünde, “ayinlerini Yunanca yapan ama Yunanca bilmeyen Ortodoks halk” için kullanılmıştır.</p>
<p>Evliya Çelebi, Alanya’da Yunanca bilmeyen, anadili Türkçe olan bir Rum cemaatinden bahseder: “Dördü Urum keferesi mahallesidir. Amma keferesi asla urumca bilmezler. Bâtıl Türk lisanı üzere kelimat iderler.”</p>
<p>Burada “Urum” kelimesi “Ortodoks” anlamında kullanılmış olabileceği gibi, o bölgedeki Karamanlıların kendilerini “Rum” olarak tanımlaması da muhtemeldir.</p>
<p>Semavi Eyice, dilleri gibi bazen adları da Türkçe olan bu Ortodokslara Orta Anadolu’nun Karaman bölgesinde rastlanıldığından dolayı bu adın verildiğini söyler. Karamanlı yayın dünyasının önemli isimlerinden olan Evangelinos Misailidis’e göre, Karamanlı adı Karaman’dan gelenleri ifade etmek için I. Murad zamanından beri yanlış kullanılmıştır:</p>
<p>“Anadolululara Karamanlı ismi ta Sultan Murad Han-ı Gazi hazretlerinin asrından sehven İstanbul’un Karamanından dolayı kalmıştır. Şöyle ki: Anadolu’dan İstanbul’a gelen taşçı, duvarcı, sıvacı ustalarının ve amelenin cümlesi büyük Karaman ile Küçük Karaman’da otururlar idi. Ve devlet ebniyesine veyahut onun bunun binasına ustalar iktiza ettiğinde, ‘gidin birkaç nefer Karamanlı usta getirin’ derlerdi, yani Karaman’da oturan ustalardan demek idi. Ve ustaların kâffesi Anadolulu olduklarından vakit geçerek, İstanbullular kâffeyi Anadoluluları Karamanlı zanneylediler. Ve böylelikle bu isim kalmış ise de yanlıştır, asıl Karaman İstanbul’dadır.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2021">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
