﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kızıldeniz &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/kizildeniz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Wed, 09 Mar 2022 07:31:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Kızıldeniz &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Müslüman Fatihleri Denizler de Durduramadı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/islam-tarihi/musluman-fatihleri-denizler-de-durduramadi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adnan Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Mar 2022 07:31:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Bahreyn]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıldeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Mekke]]></category>
		<category><![CDATA[Râşid Halifeler]]></category>
		<category><![CDATA[Şuaybe Limanı]]></category>
		<category><![CDATA[Uman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7950</guid>

					<description><![CDATA[Hz. Peygamber’in (sas) doğup büyüdüğü, hayatının önemli bir kısmını geçirdiği Mekke ve son on yılını yaşadığı Medine’nin denizden nispeten uzak yerler olmaları hasebiyle Arapların denizcilik ve denizde yolculuk hakkında fazla bilgileri yoktu. Mekke Kızıldeniz’e 73 km uzaklıkta olup bu mesafe o gün için yaklaşık iki günlük bir yolculukla kat edilebiliyordu. Medine ile Kızıldeniz arasındaki mesafe ise 140 km’dir ve yaklaşık dört günlük bir yolculuk gerektirir. Mekkeliler Hz. Peygamber döneminde daha çok Şuaybe Limanı’nı kullanıyorlardı. Râşid Halifeler döneminde ise Cidde Limanı öne çıkmıştır. Medinelilerin limanından yararlandıkları Yenbu şehri Medine’ye yaklaşık 200 km mesafededir. Bununla birlikte iki şehrin de, özellikle Mekke’nin denizle&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Peygamber’in (sas) doğup büyüdüğü, hayatının önemli bir kısmını geçirdiği Mekke ve son on yılını yaşadığı Medine’nin denizden nispeten uzak yerler olmaları hasebiyle Arapların denizcilik ve denizde yolculuk hakkında fazla bilgileri yoktu. Mekke Kızıldeniz’e 73 km uzaklıkta olup bu mesafe o gün için yaklaşık iki günlük bir yolculukla kat edilebiliyordu. Medine ile Kızıldeniz arasındaki mesafe ise 140 km’dir ve yaklaşık dört günlük bir yolculuk gerektirir.</p>
<p>Mekkeliler Hz. Peygamber döneminde daha çok Şuaybe Limanı’nı kullanıyorlardı. Râşid Halifeler döneminde ise Cidde Limanı öne çıkmıştır. Medinelilerin limanından yararlandıkları Yenbu şehri Medine’ye yaklaşık 200 km mesafededir. Bununla birlikte iki şehrin de, özellikle Mekke’nin denizle sınırlı da olsa ilgisi vardı. Mekkeliler ticarî faaliyetleri için Habeşistan’a deniz yoluyla ulaşıyorlardı. Hz. Peygamber’in Medine’ye hicretinden önce Mekke’den Habeşistan’a hicret eden Müslümanlar, hatırlanacağı üzere, Şuaybe Limanı’nda buldukları gemilerle Habeşistan’a gitmişlerdi.</p>
<p>İslâm’ın doğduğu ve yayıldığı Hicaz bölgesinde denizcilik faaliyetlerinin oldukça zayıf olduğunu söyleyebiliriz. Coğrafî şartlar ve bu çerçevede şekillenen kültür, Arapların deniz yolculuğu ve araçları hususunda yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmalarını engellemiştir. Aynı şekilde, deniz ürünlerinin tüketilmesi noktasında da imkânları oldukça sınırlıydı. Ancak Yemen, Uman ve Bahreyn gibi bölgeleri istisna tutmak gerekir; buralarda denizcilik daha aktif konumdaydı. Basra Körfezi civarında yaşayan Araplar arasında inci avcılığı yapanlar vardı. Hicaz bölgesinde yaşayanlar ise bazı deniz ürünlerini Yemen ve Bahreyn’den getiriyorlardı.</p>
<p>Mekkeliler, Yemen-Şam bölgeleri arasındaki transit ticarette maharet kazanmışlardı. Irak’a ve Habeşistan’a ticarî yolculuklar gerçekleştirdikleri gibi Arap Yarımadası’nın farklı bölgelerinde kurulan panayırlarda alışveriş yaparlardı. Bilhassa Yemen-Şam bölgeleri arasında malların taşınmasında, Kızıldeniz yerine, “ilaf” denilen ticarî antlaşmalarla güvenliğini sağladıkları karayolunu tercih ederlerdi. Tecrübeleri olmadığından deniz yolculuğunun daha tehlikeli olduğunu düşünüyorlardı. Ayrıca Hicaz coğrafyası gemi yapımında kullanılabilecek kereste üretimi açısından da elverişli değildi. Tasvir etmeye çalıştığımız şartlar altında karada yolculuğun tercih edilmesi kaçınılmazdı.</p>
<p>Öte yandan, Hz. Ömer’in (ra) hilafetinin ilk aylarında (634) Irak bölgesinde Müslümanlarla Sâsânîler arasında meydana gelen Köprü Savaşı’nda nehri geçerek büyük risk üstlenen komutan Ebu Ubeyd es-Sekafî’nin ordusundaki askerlerin çoğu boğularak şehit olmuştu. Sâsânîler karşısında alınan bu ilk ve son mağlubiyetin Hz. Ömer’in sonraki yıllarda vereceği kararları etkilediğini söylemeliyiz. Halife, ordugâh şehirler kurulduğunda, başkent ile yeni şehirler arasında yolculuğa engel deniz ya da nehrin olmamasına dikkat edilmesini istemiştir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2022">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İDRİS BOSTAN: “YEMEN’E HÂKİM OLMAK, HİNDİSTAN’A HÂKİM OLMAKTIR”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/idris-bostan-yemene-hakim-olmak-hindistana-hakim-olmaktir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Kocukeli Özbay]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2022 06:12:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[İbn-i Mâcid]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıldeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7910</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: ÖZLEM KOCUKELİ ÖZBAY Yemen deyince, coğrafî açıdan hayli zorlayıcı, toplumsal yapı bakımından da kaotik bir bölgeden bahsediyoruz hocam. İsterseniz, Osmanlıların kadim İslâm toprağı Yemen’e ilgisinin hangi tarihlerde, hangi hadiselerle tetiklendiğiyle başlayalım. Osmanlıların güneye, yani Mısır’a ve buradan da Kızıldeniz ve Hindistan’a ulaşmak istemelerinin esas sebebi coğrafi keşiflerdi. Aslında coğrafi keşifler, Osmanlı İmparatorluğu’nu dünya çapında bir konuma oturtmak üzere yeni bir dönemin başladığı süreçti. Genellikle bu keşiflerle Osmanlılar arasında bir irtibat kurulmasa da aslında tam tersine coğrafi keşiflerin varlığı Osmanlıların hem Akdeniz’de en batıya kadar ilerleme hem de güneyde Kızıldeniz üzerinden Hint denizlerine ulaşma amacına yönelik çeşitli seferleri organize etmelerine&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: ÖZLEM KOCUKELİ ÖZBAY</strong></p>
<p><strong>Yemen deyince, coğrafî açıdan hayli zorlayıcı, toplumsal yapı bakımından da kaotik bir bölgeden bahsediyoruz hocam. İsterseniz, Osmanlıların kadim İslâm toprağı Yemen’e ilgisinin hangi tarihlerde, hangi hadiselerle tetiklendiğiyle başlayalım.</strong></p>
<p>Osmanlıların güneye, yani Mısır’a ve buradan da Kızıldeniz ve Hindistan’a ulaşmak istemelerinin esas sebebi coğrafi keşiflerdi. Aslında coğrafi keşifler, Osmanlı İmparatorluğu’nu dünya çapında bir konuma oturtmak üzere yeni bir dönemin başladığı süreçti. Genellikle bu keşiflerle Osmanlılar arasında bir irtibat kurulmasa da aslında tam tersine coğrafi keşiflerin varlığı Osmanlıların hem Akdeniz’de en batıya kadar ilerleme hem de güneyde Kızıldeniz üzerinden Hint denizlerine ulaşma amacına yönelik çeşitli seferleri organize etmelerine sebep olmuştu. Böylelikle dünya tarihinde çok önemli bir dönemde ve çok önemli bir coğrafyada hükümrân olmalarının önünü açmıştı. Bu sebeple, bu sorunuza cevap vermek için söze oradan başlamak lazım. Doğu Dünyasına ulaşmak için Batı Avrupa’dan yola çıkan iki ülke denizcileri vardı. İspanya ve Portekiz.</p>
<p>İspanya aynı coğrafyaya batı yönünü takip ederek ulaşacağını düşünüyordu ki, o gün de coğrafi bilgilere göre devamlı batıya gidilirse doğuya ulaşılacağı biliniyordu. İspanyollar karşılarına çıkan yeni kıtanın neresi olduğunu ilk anda anlamamışlardı bile. Portekizlilerin Afrika’yı dolaşarak Hint denizlerine ulaşması ise zannedildiği gibi çok da kolay olmamıştı. Hatta ilk denemeleri hep başarısızlıkla neticelendi. Bu başarısızlıklarını aşmaları hususunda kendilerine rehberlik eden çok önemli Müslüman bir Arap coğrafyacısı vardı: Eski İslâm coğrafi geleneklerini ve Hint denizlerini, bu denizlerin seyrüsefer özelliklerini çok iyi bilen, üstelik bu konuda bir de kitap yazmış olan Ahmed ibn Mâcid. Kendisi Batı’da da çok iyi tanınan bir denizcidir. İbn-i Mâcid, Hint coğrafyasını ve denizlerini, oradaki iklimi ve muson rüzgarlarını gayet iyi biliyordu. Portekizliler de bu yüzden ondan yardım istediler ve onun rehberliği sayesinde Hint Okyanusu’na girebildiler. Çünkü doğrudan Güney Afrika kıyılarını takip ederek Hint Okyanusu’na ulaşmak esasen coğrafi olarak imkânsızdı; iklim ve rüzgârlar buna müsaade etmiyordu. Genellikle kıyılara, kayalara çarparak gemiler tahrip oluyordu. Bunu çok iyi bilen İbn-i Mâcid, öncelikle onları önce güneye indirdi, sonra doğu ve kuzeydoğuya doğru yönelmelerini sağladı. Bu sayede Portekizliler Hint denizlerine ulaşma yöntemini de elde etmiş oldular. Tabii ki sonradan bu yolları başkalarına da öğrettiler ama ilk kendilerinin öğrenmesi, İbn-i Mâcid sayesinde olmuştur. Bunu da mutlaka hatırda tutmak gerekir.</p>
<p>Bu dönemde, yani 16. yüzyılın ilk yıllarında, artık güçlü Portekiz donanmaları Hint Okyanusu’na ulaşınca iki istikamete doğru yönelerek hem barınmak ve tutunmak hem de oralarda kendileri için müstahkem mevkiler, kaleler kurmak gibi birtakım planları tatbik etmeye başladılar. Bu iki istikametten biri Hindistan, diğeri Kızıldeniz idi. Kızıldeniz olmasının gerekçesi, eski ticaret yollarının ana güzergâhı olmasıydı. Kızıldeniz üzerinden ticaret Mısır’ın Akdeniz iskeleleri olan İskenderiye, Reşid ve Dimyat’a ulaşıyor, oradan da bütün Müslüman ve Avrupalı Akdeniz ülkelerine ulaşıyordu. Burası kadim bir güzergâh olduğu için Portekizlilerin öncelikli amacı bu güzergâhı değiştirmekti. Ama Papalık makamının da kendilerinden beklediği gibi daha önemli bir vazifeleri vardı: Müslümanların bu bölgedeki en kutsal mekânlarını tahrip etmek. Çünkü Kudüs Hıristiyanların kutsal bir mekânı olarak Müslümanların elindeydi. Onlar da “o bölgelere kadar ulaştıklarına göre, Müslümanların kutsal mekânlarını tahrip etmeleri gerektiği” gibi bir sorumluluk üstlendiler.</p>
<p>Bu iki gerekçeyle, hem ticaret yollarını kendi lehlerine çevirmeyi, hem de Müslüman makamlara zarar verip oralarda üsler edinmeyi amaçladılar. Tabii bu sayede Müslüman tüccarların bölgeye gelmelerini de engelleyeceklerdi. Çünkü Portekiz o coğrafyaya gelmeden önce tamamen Müslümanların sulh içerisinde ticaret yaptığı, diğer toplulukların da bu ticarete katılabildiği bir düzen vardı. Ama Portekiz’in gelişiyle birlikte çok ciddi bir çatışma içine girildi ve Osmanlılar da bu sebeple o coğrafyaya özellikle girmek mecburiyetinde kaldı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2022">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanli Arşivinde Yemen’le Kucaklaşmak</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/osmanli-arsivinde-yemenle-kucaklasmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[H. Yıldırım Ağanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2022 06:08:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Akademik dünya]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıldeniz]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<category><![CDATA[YÖK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7907</guid>

					<description><![CDATA[Ülkemizde Yemen’le ilgili kitap sayısı oldukça sınırlı. Akademik dünyaya baktığımızda, yayın sayısı basılı kitaplara nazaran biraz daha fazla olsa da, kanaat-i aciziye göre yine de yeterli değil. YÖK tez listesi üzerinden yaptığımız bir taramada, Yemen’le ilgili olarak farklı disiplinlerde 125 yüksek lisans ve doktora tezi yapıldığı görülüyor. Oysa Kızıldeniz’in güvenliği ve stratejik önemi dolayısıyla, 1530’lu yıllardan itibaren hâkim olduğumuz ve 1539’dan itibaren beylerbeyi tayin ettiğimiz Yemen, hukukî olarak 1923’e kadar, 400 yıla yakın bir süre elimizdeydi. Yani Yemen’i kaybetmemizin, daha doğrusu onun bizden koparılmasının üzerinden 100 sene bile geçmedi. Bu sebeple başta akademisyenlerimiz olmak üzere, aydın, siyasetçi, hatta gazetecilerimizin Yemen’le&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde Yemen’le ilgili kitap sayısı oldukça sınırlı. Akademik dünyaya baktığımızda, yayın sayısı basılı kitaplara nazaran biraz daha fazla olsa da, kanaat-i aciziye göre yine de yeterli değil. YÖK tez listesi üzerinden yaptığımız bir taramada, Yemen’le ilgili olarak farklı disiplinlerde 125 yüksek lisans ve doktora tezi yapıldığı görülüyor. Oysa Kızıldeniz’in güvenliği ve stratejik önemi dolayısıyla, 1530’lu yıllardan itibaren hâkim olduğumuz ve 1539’dan itibaren beylerbeyi tayin ettiğimiz Yemen, hukukî olarak 1923’e kadar, 400 yıla yakın bir süre elimizdeydi. Yani Yemen’i kaybetmemizin, daha doğrusu onun bizden koparılmasının üzerinden 100 sene bile geçmedi. Bu sebeple başta akademisyenlerimiz olmak üzere, aydın, siyasetçi, hatta gazetecilerimizin Yemen’le daha yakından ilgilenmesi elzem. Dolayısıyla <em>Derin Tarih</em>’in elinizdeki sayısında Yemen’i dosya konusu yapmak suretiyle tarih dostlarına hatırlatması ayrı bir hassasiyet ve takdire şayan bir durum.</p>
<p>Ülkemizin yüz akı müesseselerinden olan Osmanlı Arşivi, birçok ülke ile ikili işbirliği anlaşması imzalayarak ilgili devletler nezdinde bulunan Osmanlı dönemi evrakını mikrofilm ve uzman değişimi programlarıyla yıllardır muhafaza ediyor. İsteyen herkesin 7/24 yararlanabileceği Devlet Arşivleri Başkanlığı’nın internet sitesindeki katalog tarama kısmına “Yemen” yazıldığında 26 bin 547 adet özet çıkmakta, bu sayı her gün artmaktadır. Bu özetlerin ait olduğu gömleklerde bazen bir, bazen 100’den fazla belge bulunmaktadır. Bu kapsamda 2008 yılında, Başbakanlık Osmanlı Arşivi Yayınları arasından ilgi çekecek değerde ve konuda belgeler tespit edilerek <em>Osmanlı Arşiv Belgelerinde Yemen</em> adlı bir kitap neşredildi. 408 sayfa, fotoğraflı, renkli baskı ve Türkçe-Arapça olarak, Dr. Ahmet Zeki İzgöer koordinatörlüğünde 30 yıllık arşiv uzmanı Mümin Yıldıztaş, Sebahattin Bayram ve benim de bulunduğum bir heyet tarafından hazırlanan eser 108 adet belgenin ayrıntılı incelemesini ihtiva ediyor.</p>
<p>Kitap müessesenin idari açıdan bağlı olduğu TC Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Devlet Arşivleri Başkanlığı’nın internet adresinden PDF formatında ücretsiz olarak indirilebilir. (www.devletarsivleri.gov.tr/Sayfalar/Yayınlar/Yayınlar.aspx) Kâğıthane’deki Osmanlı Arşivi Külliyesi’nden matbu halini satın almak da mümkün.</p>
<p>Bu genel izahatın ardından, kitapta yer verdiğimiz, bizi Yemen’in bilmediğimiz bin bir çehresiyle tanıştırıp, ona dair kökleri Osmanlı’ya uzanan derinlikli bir tasavvur geliştirmemizi sağlayan belgelerden örnekler paylaşmak isterim.</p>
<p>Kanûnî Sultan Süleyman zamanında Hicri 950’de (1543-44) yazıldığı belirlenen Arapça Name-i Hümayunla başlayalım. Osmanlı’nın en muhteşem devrinin özeti mahiyetindeki bu mektup Yemen tarih kitaplarında bir Osmanlı idarecisi tarafından fark edilmiş, Sultan II. Abdülhamid’in devr-i saltanatında malumat olarak arz edilerek Yıldız Arşivi’nin Esas Evrakı’nda muhafaza edilmiştir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2022">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mutlu Yemen’in Son Mutlu Günleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/mutlu-yemenin-son-mutlu-gunleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zekeriya Kurşun]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2022 05:50:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Aden Körfezi]]></category>
		<category><![CDATA[Arap]]></category>
		<category><![CDATA[Arap Denizi]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıldeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Lahsa]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7885</guid>

					<description><![CDATA[Arap Denizi, Aden Körfezi ve Kızıldeniz ile çevrili olan Yemen, günümüz siyasî haritalarında Suudi Arabistan ile Umman arasında 527.968 kilometrekarelik büyüklükte bir ülkedir ve ayrıca Arap Yarımadası’nın güneybatısında yer alır. Tarihte Arap Yarımadası’nda en eski uygarlıklara ev sahipliği yapan verimli bir yer olması hasebiyle buraya “Mutlu Yemen” ismi verilmiştir. Türklerin Yemen tarihi ile buluşması Selçuklular devrine kadar geri götürülebilir. Selçuklulardan sonra da Yemen’de bir Türk hanedanlığı olan Resûlîlerin hâkimiyet kurması bu müşterek tarihin ilk dayanaklarını teşkil eder. Ancak gerçekte asıl ortak Türk-Yemen tarihi dört yüzyıl süren Osmanlı dönemidir. Bu yazının başında hemen bir noktayı hatırlatmak gerekmektedir. Genellikle 1950’li yıllarda Arap&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Arap Denizi, Aden Körfezi ve Kızıldeniz ile çevrili olan Yemen, günümüz siyasî haritalarında Suudi Arabistan ile Umman arasında 527.968 kilometrekarelik büyüklükte bir ülkedir ve ayrıca Arap Yarımadası’nın güneybatısında yer alır. Tarihte Arap Yarımadası’nda en eski uygarlıklara ev sahipliği yapan verimli bir yer olması hasebiyle buraya “Mutlu Yemen” ismi verilmiştir. Türklerin Yemen tarihi ile buluşması Selçuklular devrine kadar geri götürülebilir. Selçuklulardan sonra da Yemen’de bir Türk hanedanlığı olan Resûlîlerin hâkimiyet kurması bu müşterek tarihin ilk dayanaklarını teşkil eder. Ancak gerçekte asıl ortak Türk-Yemen tarihi dört yüzyıl süren Osmanlı dönemidir.</p>
<p>Bu yazının başında hemen bir noktayı hatırlatmak gerekmektedir. Genellikle 1950’li yıllarda Arap ülkelerinde gelişen bir tarih yazımı anlayışı ile söz konusu Osmanlı asırları ikiye taksim edilmiş ve “Osmanlı’nın Yemen’deki birinci devresi (1516-1672) ve ikinci devresi (1872-1923)” gibi bir taksimat icat edilmiştir. Maalesef son yıllarda Türkiye’deki bazı tarihçiler de bu yaklaşımı benimsediler. Oysa bu tamamen yanlış bir taksim ve tarihî anlatımdır. Osmanlı idaresi ve hâkimiyeti Yemen’de, zaman zaman bazı bölgelerde kesintiye uğramışsa da, dört yüzyıl boyunca bir bütün olarak sürmüştür ve bu şekilde ele alınmalıdır. Bu mesele bu makalenin konusu olmamakla birlikte bir mukaddime olarak hatırlatılması zarurî görülmüştür.</p>
<p>Osmanlı Devleti, Arap coğrafyasına yöneldiğinde Yemen’in stratejik öneminin farkındadır. Buradaki istikrarsızlık ve o sırada Kızıldeniz’de ortaya çıkan Portekiz tehdidinin, ve bunun Haremeyn için ciddi bir tehlike oluşturduğunun da bilincindedir. Fetihten sonra Osmanlılar iç yazışmalarında Yemen’i daima Haremeyn’in kapısı olarak niteleyip orada bulunmalarının gerekçesini bu kapıyı koruyup kollamak olarak açıklamışlardır. Portekizlilerin Kanûnî döneminde Basra Körfezi ve Kızıldeniz’den uzaklaştırılmasıyla, Osmanlı Devleti hem Yemen’de hem de Basra Körfezi Lahsa’da, kurduğu beylerbeyliği idaresiyle fiilen bir buçuk asra yakın kaldı. Nitekim o tarihlerde Kanûnî’nin Aden’e yerleştirdiği toplar şimdi İngiltere’de sergilenmektedir.</p>
<p>Aradan geçen bir asırdan fazla zaman içinde Osmanlı Devleti’nin varlığı dış tehditleri ortadan kaldırdı. Böylece bölgede büyük masraflar ile asker bulundurmak anlamını yitirdi ve alınan rasyonel bir kararla Osmanlı, hem Yemen’deki ve hem de Lahsa’daki ağırlığını tahliye etmeye başladı. Yemen’den ilk tahliyesini 1644 yılında yapan Osmanlılar idareyi Osmanlı görevlileri ile birlikte Yemen’de Kâsimîlere; aynı şekilde Lahsa’da da 1672’de Benî Halid ailesine devrettiler. Hukukî olarak devletin kayıtlarında her iki coğrafya da 1672 yılına kadar beylerbeyliği olarak anıldı. Devletin askerî gücünü ve merkezden gönderilen mülkî idarecilerini geri çekmesi bölgeden ayrılmasını gerektirmedi. Bölge Hicaz Eyaleti’nin hinterlandı olarak hep gözetim altında kaldığı gibi, ahalisinin çoğunluğu da kendini Osmanlı hilafetinin tebaası olarak kabul etti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2022">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baba Yavuz’dan Oğul Kanuni’ye Miras 7 Kızılelma</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/baba-yavuzdan-ogul-kanuniye-miras-7-kizilelma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Kızıltoprak]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2020 06:12:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Savavşı]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıldeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Nur Dağları]]></category>
		<category><![CDATA[Sevâkin]]></category>
		<category><![CDATA[Toroslar]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Sultan Selim]]></category>
		<category><![CDATA[Zagros Dağları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6354</guid>

					<description><![CDATA[1) Stratejik açıdan savunulabilir sınırlara ulaşılmasını sağladı Yavuz Sultan Selim devletin ekonomik, siyasî ve kültürel büyüme hedeflerini başarıyla rayına oturtmuş; sınırları 8 yılda 2.5 kat büyüterek kısa süren padişahlığı sırasında devletin stratejik açıdan savunulabilir sınırlara ulaşmasını sağlamıştır. 2) Anadolu’da birlik ve beraberliği inşa etti Anadolu’daki sınırları genişletmek gayesiyle iki yönden doğuya hareket etti. Bir taraftan Toroslar, Nur dağları ve Fırat’ın ötesine; diğer yönden de Zagros dağları, Kars ve Erzurum’u birleştiren coğrafyayı birleştirmek istiyordu. Zira Osmanlı padişahları için en can alıcı hususlardan biri Avrupa’ya yapılan seferler sırasında devletin sırtını verdiği Anadolu’da birlik ve beraberliği sağlamaktı. Yıldırım Bayezid devrinde bu problem ciddi&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1) Stratejik açıdan savunulabilir sınırlara ulaşılmasını sağladı</strong></p>
<p>Yavuz Sultan Selim devletin ekonomik, siyasî ve kültürel büyüme hedeflerini başarıyla rayına oturtmuş; sınırları 8 yılda 2.5 kat büyüterek kısa süren padişahlığı sırasında devletin stratejik açıdan savunulabilir sınırlara ulaşmasını sağlamıştır.</p>
<p><strong>2) Anadolu’da birlik ve beraberliği inşa etti</strong></p>
<p>Anadolu’daki sınırları genişletmek gayesiyle iki yönden doğuya hareket etti. Bir taraftan Toroslar, Nur dağları ve Fırat’ın ötesine; diğer yönden de Zagros dağları, Kars ve Erzurum’u birleştiren coğrafyayı birleştirmek istiyordu. Zira Osmanlı padişahları için en can alıcı hususlardan biri Avrupa’ya yapılan seferler sırasında devletin sırtını verdiği Anadolu’da birlik ve beraberliği sağlamaktı. Yıldırım Bayezid devrinde bu problem ciddi anlamda çözüldüyse de 1402’deki Ankara Savaşı’ndan sonra her şey alt üst olmuştu. Bu amaç doğrultusunda Fatih devrinden itibaren önemli kazanımlar elde edilmiş ve Yavuz devrinde bu amaç büyük ölçüde gerçekleşmiştir.</p>
<p><strong>3) Portekiz tehdidine son vermek için Mısır’a yöneldi</strong></p>
<p>1513 yılında Portekiz donanması Sevâkin ve Kamaran limanlarını işgal edip yağmaladı. Amaçları Sevâkin veya Massava’ limanında büyük bir askerî üs kurmak ve kale inşa etmekti. Osmanlı denizcilerinden Selman Reis, Memlûk Devleti adına Portekizlilere karşı mücadeleye katıldı. Payitahta yazdığı raporlarda Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’ndaki Portekiz tehdidine dair ayrıntılar verdi. Yavuz Sultan Selim Mısır seferiyle Endülüs’teki İslam hâkimiyeti sona erdikten sonra kuzey Afrika ve Kızıldeniz’i işgal amaçlı gemileriyle tehdit eden İspanyol ve Portekiz saldırılarına karşı koyma azminde olmuştur.</p>
<p>Portekizliler Cidde Limanı’nı bombalayıp Mekke ve Medine’yi istila tehditleri savurduğunda Osmanlı Devleti kutsal şehirleri koruma sorumluluğunu üstlendi. Ayrıca Osmanlı Devleti’nin batıya doğru sağlıklı ilerleyebilmesi için doğu ve güney sınırlarını emniyete alma gereği de duymuştur. Kanuni döneminde Arap yarımadası ve Afrika’da bazı bölgeler de Osmanlı egemenliğine girdi. Bu gelişmeler üzerine Portekizliler Mısır’a ve Kızıldeniz’e hâkim olan Türklerin bölgedeki varlıklarına son vermek amacıyla 16. yüzyılın ikinci yarısına kadar Osmanlı Devleti ile ciddi bir mücadele yürüttüler.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2020">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Arabistanlı Shakespear Yaşasaydı Arabistanlı Lawrence Efsane Olur Muydu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/izdusum/arabistanli-shakespear-yasasaydi-arabistanli-lawrence-efsane-olur-muydu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Talha Şeker]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Sep 2019 09:13:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İzdüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Babilliler]]></category>
		<category><![CDATA[British Museum]]></category>
		<category><![CDATA[Cerablus]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıldeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Lawrence of Arabia]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4896</guid>

					<description><![CDATA[1914’ten önceki yıllarda İngilizler, bugün Türkiye-Suriye sınırında kalan bölgelerde arkeolojik araştırmalar yapıyorlardı. British Museum üzerinden desteklenen bu araştırmalar Karkamış’ta yürütülüyordu. Buranın Suriye tarafına günümüzde ‘Cerablus’ denmektedir. Babilliler ile Mısırlılar arasında yapılan bir savaş bu bölgede cereyan etmişti ve bu savaş İncil’de zikredilmektedir. Dünya Savaşı’ndan önce burada faaliyet gösteren British Museum çalışanlarının bir kısmı aslında İngiliz casuslarıydı. Bunlardan biri de Lawrence of Arabia (Arabistanlı Lawrence) ismiyle meşhur olacak olan Thomas Edward Lawrence idi. İngilizlerin Osmanlı idaresindeki Filistin’i askerî, içtimaî ve coğrafî açılardan analiz etmek için kurdukları eski keşif kuruluşlarından PEF (Palestine Exploration Fund), Lawrence gibi bazı araştırmacıları Kuzey Suriye’den Güney Suriye’ye&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1914’ten önceki yıllarda İngilizler, bugün Türkiye-Suriye sınırında kalan bölgelerde arkeolojik araştırmalar yapıyorlardı. British Museum üzerinden desteklenen bu araştırmalar Karkamış’ta yürütülüyordu. Buranın Suriye tarafına günümüzde ‘Cerablus’ denmektedir. Babilliler ile Mısırlılar arasında yapılan bir savaş bu bölgede cereyan etmişti ve bu savaş İncil’de zikredilmektedir.</p>
<ol>
<li>Dünya Savaşı’ndan önce burada faaliyet gösteren British Museum çalışanlarının bir kısmı aslında İngiliz casuslarıydı. Bunlardan biri de Lawrence of Arabia (Arabistanlı Lawrence) ismiyle meşhur olacak olan Thomas Edward Lawrence idi. İngilizlerin Osmanlı idaresindeki Filistin’i askerî, içtimaî ve coğrafî açılardan analiz etmek için kurdukları eski keşif kuruluşlarından PEF (Palestine Exploration Fund), Lawrence gibi bazı araştırmacıları Kuzey Suriye’den Güney Suriye’ye (Filistin’e) gönderdi. Doğu Akdeniz sahilinden Kızıldeniz’deki Akabe’ye uzanan çöl bölgesinde bilgi toplayan casuslar, bu bölgede Osmanlı ile savaşmayı planlayan İngiliz askerî stratejisine gerekli haritaları hazırlıyorlardı.</li>
</ol>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2019">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
