﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Koronavirüs &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/koronavirus/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Dec 2020 05:58:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Koronavirüs &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Annemin Hikayesi ve Seyr-i Sülûk Defteri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/iz-birakanlar/annemin-hikayesi-ve-seyr-i-suluk-defteri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahmud Erol Kılıç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2020 05:58:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İz Bırakanlar]]></category>
		<category><![CDATA[aile tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Hacı Melâhat Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[Koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[Kovid-19]]></category>
		<category><![CDATA[Modern tıp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6570</guid>

					<description><![CDATA[Doğrusunu söylemek gerekirse sizlere annemi tanıtmak veyahut onun ardından bir anma yazısı (nekroloji) yazmak gibi bir niyetle almadım kalemi elime. Esas niyetim vefatından sonra evine girdiğimde kitapları arasında bulduğum yirmi küsur sayfalık Osmanlıca notları belki tasavvuf araştırmacılarına bir faydası olur diye yeni harflere geçirip yayınlamaktı. Ama o defteri hazırladıktan sonra başına annem hakkında kısa bir malumat versem fena olmaz fikriyle beraber zihnime hücum eden hatıralar, rivayetler, resim kareleri ortaya böyle kırkambar bir yazının çıkmasını sağladı. Batıda yaygın olan bir nevi “aile tarihi” de diyebiliriz buna. Balkan Savaşlarından 70’lerde ivme kazanan dindarlaşma sürecimize, tasavvuftan Kovid-19’a kadar yakın dönem tarihimize mikro pencereden&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Doğrusunu söylemek gerekirse sizlere annemi tanıtmak veyahut onun ardından bir anma yazısı (nekroloji) yazmak gibi bir niyetle almadım kalemi elime. Esas niyetim vefatından sonra evine girdiğimde kitapları arasında bulduğum yirmi küsur sayfalık Osmanlıca notları belki tasavvuf araştırmacılarına bir faydası olur diye yeni harflere geçirip yayınlamaktı. Ama o defteri hazırladıktan sonra başına annem hakkında kısa bir malumat versem fena olmaz fikriyle beraber zihnime hücum eden hatıralar, rivayetler, resim kareleri ortaya böyle kırkambar bir yazının çıkmasını sağladı. Batıda yaygın olan bir nevi “aile tarihi” de diyebiliriz buna. Balkan Savaşlarından 70’lerde ivme kazanan dindarlaşma sürecimize, tasavvuftan Kovid-19’a kadar yakın dönem tarihimize mikro pencereden bakan bir yazıoldu. Zaten epeyce bir zamandır anılarımı yazmam konusunda dostlardan teşvik ve tazyik görüp duruyordum. İşte bu yazıyla küçük bir pencere açma denemesi yapmış oldum. Baba tarafımın ve bilahare bendenizin hikâyesini ne zaman yazarım bilmiyorum ama işte size annemin hikâyesi ve benim o hikâyeden çıkardıklarım:</p>
<p>2020 Mart başında, vazifeli olarak bulunduğum ülkeden bir toplantı için kısa süreliğine memlekete çağrıldım. Uçaktan iner inmez salgından dolayı toplantının son dakikada iptal olduğu haberini aldım. Vardır bir hikmet, dedik. Ertesi gün annemi görmek maksadıyla yanına gittiğimde bana, “Aman oğlum artık otur oturduğun yerde, ne işin var uzak diyarlarda!” diye o bildik sitemini yaptı. Kendisine verdiğim, “Ne yazılmışsa onu yaşıyoruz anne, bize de bu yazılmış” şeklindeki cevabımı duysa da duymazdan geldi. O günlerde üzerinde bir ağırlık olduğunu ve sürekli uyumak istediğini söyledi. ‘Doktor’, ‘hastane’ kelimelerine karşı fobisi vardı, bunları konuşmak dahi istemezdi. Durumunu pek beğenmeyince ertesi gün kendisini zar zor ikna ederek hastaneye götürdük. Bir ilaç yazarlar hemen döneriz, dedim. Kandırmak için değil, gerçekten öyle sanıyordum. Nereden bilebilirdim bunun son görüşmemiz olacağını. Ateşi yoktu ama halsizdi. Acil serviste kendisini içeri alıp bizi apar topar dışarı çıkardılar. Kovid-19 salgının yeni başladığı günlerdi ve her yerde bir belirsizlik vardı. Ertesi gün görüştüğümüz doktor, “Teyze bizi çalıştırmıyor. Bağladığımız kabloları, serumları söküp atıyor. ‘Bir şeyim yok, çıkarın beni buradan’ diyor” dedi. Peşinden de, “Doğrusunu söylemek gerekirse bu bir bakıma iyi bir şey. Canlılık göstergesi. Diğer hastalar gibi değil. Ama işimizi yapmamıza müsaade etmiyor. Uyutmak zorundayız. Bilginiz olsun” dedi. Nereden bilebilirdik bunun onun son uykusu olacağını. Ve o uykudan uyanamadı. “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar” der Hz. Peygamber (sas). Yani bu gözle bakarsanız, uykuda olan aslında biziz, o ise uykusundan uyandı şimdi.</p>
<p>Toplam 21 gün kaldı hastanede. O süre zarfında bizi içeri almadılar, hiç görüşemedik. Aralıkla üç kere test yapıldığını öğrendik, hepsinde de sonuç negatif denildi. Tek başlarına, yanında hiçbir yakını olmadan o hastaların neler yaşadıklarını ancak Allah bilir. Sonunda vefat etti dediler ve ölüm raporunu pozitif olarak verdiler. “Nasıl oldu?” dedik. Modern tıbbın da kesin bilgiye ulaşamadığının göstergesi olan, “Şöyle de olmuş olabilir, böyle de olmuş olabilir” gibisinden cevaplar aldık. Yani yoktu birbirimizden farkımız, pozitif bilim de yakîne ermiş değildi, hâlâ arıyordu. Ama o günler televizyon kanalları bilime mutlak inanmanın farziyetinden bahseden din adamı jargonlu bilim adamları kaynıyordu. Bu türün yobazlarının en rahatsız edici tavırları ise artık uluslararası bilim camiasında da terk edilmiş olan bilimi dine alternatif olarak sunmalarıydı. Oysa bütün dünyada bu iki sahanın uzmanları insanlığın hayrına el ele kol kola beraber çalışıyorlardı. Bulunduğum ülkelerde buna birebir şahit oluyordum.</p>
<p>Hâsılı muhterem validem Hacı Melâhat Kılıç’ı alın yazısındaki nefes sayısı o kadar olduğu için 87 yaşına girmesine iki ay kala 9 Nisan 2020 Perşembe günü ikindi vaktinde toprağa verdik. Tam da salgının zirve yaptığı günlerde. Defin izni de buna göre verildi, ancak üç beş yakınımızla ifa etmek şartıyla. Edirnekapı Şehitliği’ndeki aile kabristanına sırladık. Eğer Türkiye’de 9 Nisan günü Kovid 19’dan vefat edenler olarak ilan edilen 96 kişiden birisi de annem idiyse “Salgın hastalıktan ölenler şehittir” nebevî fermanınca şehid oldu diye teselli buluyoruz. Hususen benim için ikinci bir teselli kaynağı da son anlarında yanında ve de defin hizmetinde bulunmam oldu. Taziyede bulunan bazı dostların, “Toplantı bahane annen seni ayağına çağırmış” demeleri de o hüzünlü günde gönlüme bir ferahlık vermedi değil. Kim bilir belki hayırsız oğlunu bu sayede affeder diye içime bir ümit düştü. Aksi takdirde uçuşlar durdurulduğu için o uzak diyarlardan gelebilmem mümkün olamayacaktı. Nitekim Kanada’da yaşayan biraderim cenazeye gelemedi, abi-kardeş sarılıp birbirimizi teselli dahi edemedik. Yakınlarını koronavirüs nedeniyle toprağa verenlerin bir gazeteye anlattıkları gibi; hastalığın en ileri safhasında yanında olamamayı, son nefesini vermeden içinizde kalan bir şeyi onunla paylaşamamayı, arkasından normal bir cenaze töreni düzenleyememeyi ve tâziyesinde kimseyle kucaklaşamamayı bizzat yaşadım. Bu vesileyle böylesi zor ve manidar süreçte bütün vefat edenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına sabırlar niyaz ederken bizzat yaşayıp atlatan herkese de geçmiş olsun deriz&#8230;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2020">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Korona Günlerinde Çiçek Aşısı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/esyanin-kalbi/korona-gunlerinde-cicek-asisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2020 06:03:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eşyanın Kalbi]]></category>
		<category><![CDATA[Çiçek hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[Edward Jenner]]></category>
		<category><![CDATA[Koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[Tıbbî]]></category>
		<category><![CDATA[verem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5783</guid>

					<description><![CDATA[Geride bıraktığımız ay başında DSÖ koronavirüsü henüz bir pandemi olarak kabûl etmemişti. Çin’i vak’a sayısında hızla geride bırakan ABD’de hasta sayısı 100’ün altındaydı, bize uğramamıştı bile. Bendeniz pandemikler arasında bir yerde olduğumuzu söylemiş ve kurtuluşun cerrahî maskelerin arkasına saklanmakta değil, elleri bol bol yıkamakta olduğunu yazmıştım. Çin’den gelen görüntüler üzerinden de bir tuhaf distopyanın ortasına düştüğümüzü zikretmiştim. Maksadım düşmanı tanımak ve gardı ona göre almaktı. Televizyonlar hastalığın ülkemize gelmesiyle beraber aynı şeyleri o kadar çok tekrar ettiler ki bırakın ufak tedbirleri, şimdi herkes epidemi ile pandemi arasındaki farkı ilmî bir makale ile izah edecek kadar malûmat sahibi oldu. Zaten bizim&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="Standard"><span lang="EN-US">Geride bıraktığımız ay başında DSÖ koronavirüsü henüz bir pandemi olarak kabûl etmemişti. Çin’i vak’a sayısında hızla geride bırakan ABD’de hasta sayısı 100’ün altındaydı, bize uğramamıştı bile. Bendeniz pandemikler arasında bir yerde olduğumuzu söylemiş ve kurtuluşun cerrahî maskelerin arkasına saklanmakta değil, elleri bol bol yıkamakta olduğunu yazmıştım. Çin’den gelen görüntüler üzerinden de bir tuhaf distopyanın ortasına düştüğümüzü zikretmiştim. Maksadım düşmanı tanımak ve gardı ona göre almaktı. Televizyonlar hastalığın ülkemize gelmesiyle beraber aynı şeyleri o kadar çok tekrar ettiler ki bırakın ufak tedbirleri, şimdi herkes epidemi ile pandemi arasındaki farkı ilmî bir makale ile izah edecek kadar malûmat sahibi oldu. Zaten bizim milletimizin diyanet, siyaset ve tababet üzerine hâkimiyeti meşhurdur. Beynamazımız fetva verir, veremlimiz ilaç yazar, memurumuz genel başkan olur.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Pandemi korkusunu iliklerine kadar hisseden insanımıza üzerine hükümler vereceği yeni bir kelime lâzım. Öyle bir kelime ki içine düştüğü distopyayı aşsın ve evden çalışmak çilesinden kurtulup ihtiyar ana-babasına yeniden sarılabilsin. Ben o kelimeyi biliyorum ve nasıl mümkün olabileceğini de&#8230; Eradikasyon! Tıbbî ıstılahta enfeksiyon hastalığını kaynağıyla beraber yeryüzünden söküp atmak mânâsına geliyor. Kökünü kazımak&#8230; Peki bu gerçekten mümkün mü? Örneği var mı? Mümkün, var! Çiçek hastalığı&#8230; Bin sene uğraşmış insanlık ama sonunda çiçek hastalığının eradikasyonunu (ve minellahi’t tevfîk) başarmış. Nasıl mı? Aşıyla! Çoğumuzda ilk aşının Edward Jenner tarafından -çiçek hastalığına karşı koruma sağlamak için bu hastalığa yakalanan ineklerin püstüllerinden aldığı mayalarla- geliştirildiği kanaati hâkimdir. Hâlbuki insanoğlunun çiçek hastalığı ile tanışması binlerce sene evveline dayanır ve hastalıktan kurtulmak için aşı kullandığına dair deliller de mevcuttur.</span></p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2020">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MASKELER VE İLLETLER</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/maskeler-ve-illetler-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2020 12:01:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[distopik]]></category>
		<category><![CDATA[Kansen Rettô]]></category>
		<category><![CDATA[Koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[maske]]></category>
		<category><![CDATA[pandemik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5751</guid>

					<description><![CDATA[Geride bıraktığımız ay ana haber bültenlerini her açtığımızda, cerrahî maske takan çaresiz çekik gözlü insanlar görüyorduk. Uzak diyarların çekik gözlü insanları öylece yığılıyorlardı oldukları yere ve titreme nöbetleri geçirirken etraftaki diğer maskelilerce görmezden geliniyorlardı. Biz; maskesiz ötekiler de -her bulduklarını yediler; sonunda olacağı buydu- teşhisini koyuyorduk ve üçer beşer yolcu ediyorduk ahirete. Başlarda her şey trajikti. Stalin’in “bir insanın ölümü trajiktir, on insanın ölümü dramatiktir, bir milyon insanın ölümü ise sadece bir istatistiktir” sözü ise son iki haftadır aklıma gelmeye başladı. Çünkü artık bir gün içinde hayatını kaybeden insan sayısı yüzden ziyadeydi. Dahası artık hem maskeyi takan yüzler tanıdık yüzlerdi,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geride bıraktığımız ay ana haber bültenlerini her açtığımızda, cerrahî maske takan çaresiz çekik gözlü insanlar görüyorduk. Uzak diyarların çekik gözlü insanları öylece yığılıyorlardı oldukları yere ve titreme nöbetleri geçirirken etraftaki diğer maskelilerce görmezden geliniyorlardı. Biz; maskesiz ötekiler de -her bulduklarını yediler; sonunda olacağı buydu- teşhisini koyuyorduk ve üçer beşer yolcu ediyorduk ahirete. Başlarda her şey trajikti. Stalin’in “bir insanın ölümü trajiktir, on insanın ölümü dramatiktir, bir milyon insanın ölümü ise sadece bir istatistiktir” sözü ise son iki haftadır aklıma gelmeye başladı. Çünkü artık bir gün içinde hayatını kaybeden insan sayısı yüzden ziyadeydi. Dahası artık hem maskeyi takan yüzler tanıdık yüzlerdi, hem de ölenler. Koronavirüs komşularımıza kadar gelmişti.</p>
<p>Bütün bunlar, seneler evvel seyrettiğim Takahisa Zeze’nin yazıp yönettiği Kansen Rettô filmi özelinde pandemik afet filmlerini hatrıma getirdi. Başrolünde, umutsuz olmalarına rağmen salgından korunmak için çaresizce cerrahî maskeler takan korkmuş kalabalıkların olması gerekirken sahte kahramanların olduğu filmler&#8230; Bir o yana bir bu yana savrulan, sonunda ya hastalıktan ya da “dünyayı kurtaran adam”ın emrindeki tam donanımlı kitle imha timlerinden kurtulamayarak can veren çekik gözlü maskelilerin filmleri&#8230; Sıradan insanların sıra dışı ölümlerini konu eden bu filmler yaşadığımız günlerde gerçek oluyor gibi. Özellikle Çin’den gelen son görüntülerde komünist polislerin millete yaptığı zorbalıklar distopik geleceği ve totaliter iktidarları konu alan Yevgeni İvanoviç Zamyatin’in <em>Biz</em> romanından fırlamış gibi. Gerçi Koronavirüsünün yaptıkları Çin Komünist Partisi’nin geçmişte yaptıklarının yanında çok masum ve cılız kalır. Yani <em>Biz</em> romanı Çin için bir distopya değil buz gibi hakikat.</p>
<p>Medyadan takip ettiğimiz kadarıyla virüsün ulaştığı ülkeler çok fazla maske bekliyor. Halkların zihninde maskelerin enfeksiyonu önlediği kanaati hakim. Ancak bazı uzmanlara göre ne yazık ki cerrahî maske takmanın insanları virüsten koruduğu kocaman bir palavra. Zira maskenin doğumu, cerrahların nefesinde salınan damlacıklardan cerrahî yaraları korumaya ihtiyaç duyulmasından kaynaklandı. ABD Ulusal Bilimler Akademisi de, kalabalık topluluklarda “yüz maskelerinin, kullananı solunum tehlikelerine maruz kalmaktan korumak için tasarlanmadığını” söylüyor. Yani aslında maske korunmak için değil, korumak için takılıyor. Elimizde bir adet sorunumuz var artık. Toplumda cerrahî maskenin bir korku figürüne dönüşmesi de Alman Sosyolog Ulrich Beck tarafından teorize edilen bir başka sorun. Hususî olarak bu tür korkunun yüksek olduğu Asya, yakın çağı tamamlamış ve pandemik korku çağına girmiş gibi görünüyor. Beck, “risk toplumu” olarak adlandırdığı bu kitlelerin salgın karşısında benzer davranışlar geliştirmesinin “modernleşmenin neden olduğu tehlikelerle ve güvensizliklerle başa çıkmanın sistematik bir yolu” olduğunu belirtiyor. Bu organize davranışlar korkuyu yenmede başarılı da olabiliyor. Japonya’da ve Güney Kore’de düzenlenen “smog couture” defileleri ve buralardan mağazalara yayılan güllü-dallı, allı-pullu yüz maskeleriyle kitlesel korku yok edilmiş, hatta gençler arasında bir moda akımına dönüşmüş görünüyor. Buraya kadar konuştuğumuz maske, şu virüs haberlerinde halkın yüzünde gördüğümüz cerrahî maskelerdi. Peki takanı virüsten koruyan bir maske yok mu? Elbette var! Şimdi Çin’de görev yapan doktorları hatırlayın. Ve yüzlerinde maskenin bıraktığı derin izleri. Biraz acı çekmeyi göze almak gerekiyor gibi. Şimdi isterseniz gelin korunmak maksadıyla üretilmiş maskelerden ikisine yakından bakalım ve hafazanallah bir salgınla karşılaşacak olursak hangisini seçeceğimize karar verelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Veba doktoru maskesi</strong></p>
<p>Gaga seviyorsanız bu maske tam size göre. Hem köklü de bir geçmişe sahip. 17. yüzyılda veba salgınıyla mücadele eden yarım hekimler (çoğu tıp eğitimi almamış amatörlerdir) tarafından kullanılmış. Yarım hekimin candan edeceği darb-ı meseli Avrupa’ya ulaşmamış olacak ki hastalarını ekseriyetle kurtaramayan bu sahte “veba doktorları” uzun yıllar ilgi görmüş. Gerçek doktorların olmadığı küçük yerleşim yerlerinde veba salgını görülmesi durumunda halk tarafından hastayı iyileştirmesi şartıyla ücret verileceği söylenerek kiralanırlardı. Şansları yaver gider de hasta iyileşirse karşılığını alırlardı. Bir tıp tarihi uzmanının “salgınlarda hastalığa yakalananların arasında ölenlerin sayısı kalanların hep altında kalmıştır” iddasını hatırlayınca yaptıkları işten çok kazançlı çıktıkları kesin. Maskelerinin gaga şeklinde olmasının da bir hikmeti var. Tıp tahsili olmayan ve vebadan büyük kazançlar sağlayan beyzadelerimiz kokudan rahatsız oldukları için böyle bir maske ürettirmişler. Maskenin içinde iki hazne, bu haznelerde de parfüm var. Böylece hem kötü kokulardan, hem de virüsten korunuyorlar.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-5764" src="https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2020/03/0e6937b20d8e6d81a5d07dd3ee974bc4.jpg" alt="" width="700" height="977" srcset="https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2020/03/0e6937b20d8e6d81a5d07dd3ee974bc4.jpg 700w, https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2020/03/0e6937b20d8e6d81a5d07dd3ee974bc4-215x300.jpg 215w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mickey Mouse gaz maskesi</strong></p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri’ndeki insanlar her zaman şimdiki kadar şanslı değildi. Aralık 1941’deki Pearl Harbor saldırısından sonra, endişeli ABD’lilerin bir sonraki saldırının hangi yolla ve ne zaman geleceğine dair bir fikirleri yoktu. Belirsizlikle başa çıkmanın en iyi yollarından biri, türü kestirilebilen ama zamanı öngörülemeyen bir trajedi durumundan önce korkulu kitlelere yardım sağlamak için acil müdahale ürünleri geliştirmektir. Bunlardan biri de veba doktoru maskesiyle mukayese edilince oldukça sevimli bir ürün olan Mickey Mouse gaz maskesi.</p>
<p>7 Ocak 1942’de Pearl Harbor’dan bir ay sonra, Sun Rubber şirketi Walt Disney’in onayıyla çocuklar için koruyucu bir maske tanıttı. Maske tasarımı Kimyasal Savaş Servisi Şefi Tümgeneral William N. Porter’a sunuldu. Onaylanmasının ardından Sun Rubber şirketi, inceleme için örnek maskeler üretti. Mickey Mouse maskesinin başarısına bağlı olarak diğer çizgi roman karakterlerinin tasarımları da takip üretilecekti. Böylece belki de “smog couture” Japonya’dan yarım asır evvel ABD’de yapılmış olacaktı.</p>
<p>Maske çocukların taşıyacağı ve oyunun bir parçası olarak giyeceği şekilde tasarlanmıştı. Gaz maskesi takmak çocuklar için bir travma olmaktan çıkacak, bir oyuna dönüşecekti.</p>
<p>Neyse ki savaş bitti ve Mickey Mouse Gaz Maskeleri zaferde rol oynayan üst düzey subaylara ve politikacılara dağıtıldı. Bu iki maskenin de pandemik vakalara karşı sizi korumayacağını biliyorum. Neyse ki salgından nasıl korunurum sorusunun cevabını bendenizde aramayacağınızı da biliyorum. Son tahlilde bize en yakın pandemiler 1918, 1957, 1968, 2003 ve 2009’da cereyan etti. Henüz DSÖ koronayı bir pandemi kabul etmiyor ama biz biliyoruz ki sonuncusunu 2009’da atlattığımız sonrakinin de çok uzak olmadığını düşündüğümüz “pandemikler arasında”yız. Geçmişin gerçekleşen tehditleri ve geleceğin muhtemel tehditleri arasında, ameliyat maskesinin maskelediği medya haberlerine kalsak kendimizi bir mağaraya kapatacağız ama şükür ki maskenin arkasındaki suratı tanıyoruz. Elimizi dirseklerimizle beraber günde beş vakit yıkarsak korona kendine maske arar biz de keyfimize bakarız. Eski kelimelerle bir son cümle yazayım; bakarsınız bir salgınla yayılır: “İlel-i müstevliye tâun-ı mânevîden evladır.”</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-5763" src="https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2020/03/rnr1n3qq9xv31.jpg" alt="" width="564" height="1104" srcset="https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2020/03/rnr1n3qq9xv31.jpg 564w, https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2020/03/rnr1n3qq9xv31-153x300.jpg 153w, https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2020/03/rnr1n3qq9xv31-523x1024.jpg 523w" sizes="(max-width: 564px) 100vw, 564px" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maskeler ve İlletler</title>
		<link>https://www.derintarih.com/esyanin-kalbi/maskeler-ve-illetler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2020 11:34:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eşyanın Kalbi]]></category>
		<category><![CDATA[Kansen Rettô]]></category>
		<category><![CDATA[Koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[Takahisa Zeze]]></category>
		<category><![CDATA[Yevgeni İvanoviç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5655</guid>

					<description><![CDATA[Geride bıraktığımız ay ana haber bültenlerini her açtığımızda, cerrahî maske takan çaresiz çekik gözlü insanlar görüyorduk. Uzak diyarların çekik gözlü insanları öylece yığılıyorlardı oldukları yere ve titreme nöbetleri geçirirken etraftaki diğer maskelilerce görmezden geliniyorlardı. Biz; maskesiz ötekiler de -her bulduklarını yediler; sonunda olacağı buydu- teşhisini koyuyorduk ve üçer beşer yolcu ediyorduk ahirete. Başlarda her şey trajikti. Stalin’in “bir insanın ölümü trajiktir, on insanın ölümü dramatiktir, bir milyon insanın ölümü ise sadece bir istatistiktir” sözü ise son iki haftadır aklıma gelmeye başladı. Çünkü artık bir gün içinde hayatını kaybeden insan sayısı yüzden ziyadeydi. Dahası artık hem maskeyi takan yüzler tanıdık yüzlerdi,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geride bıraktığımız ay ana haber bültenlerini her açtığımızda, cerrahî maske takan çaresiz çekik gözlü insanlar görüyorduk. Uzak diyarların çekik gözlü insanları öylece yığılıyorlardı oldukları yere ve titreme nöbetleri geçirirken etraftaki diğer maskelilerce görmezden geliniyorlardı. Biz; maskesiz ötekiler de -her bulduklarını yediler; sonunda olacağı buydu- teşhisini koyuyorduk ve üçer beşer yolcu ediyorduk ahirete. Başlarda her şey trajikti. Stalin’in “bir insanın ölümü trajiktir, on insanın ölümü dramatiktir, bir milyon insanın ölümü ise sadece bir istatistiktir” sözü ise son iki haftadır aklıma gelmeye başladı. Çünkü artık bir gün içinde hayatını kaybeden insan sayısı yüzden ziyadeydi. Dahası artık hem maskeyi takan yüzler tanıdık yüzlerdi, hem de ölenler. Koronavirüs komşularımıza kadar gelmişti.</p>
<p>Bütün bunlar, seneler evvel seyrettiğim Takahisa Zeze’nin yazıp yönettiği Kansen Rettô filmi özelinde pandemik afet filmlerini hatrıma getirdi. Başrolünde, umutsuz olmalarına rağmen salgından korunmak için çaresizce cerrahî maskeler takan korkmuş kalabalıkların olması gerekirken sahte kahramanların olduğu filmler&#8230; Bir o yana bir bu yana savrulan, sonunda ya hastalıktan ya da “dünyayı kurtaran adam”ın emrindeki tam donanımlı kitle imha timlerinden kurtulamayarak can veren çekik gözlü maskelilerin filmleri&#8230; Sıradan insanların sıra dışı ölümlerini konu eden bu filmler yaşadığımız günlerde gerçek oluyor gibi. Özellikle Çin’den gelen son görüntülerde komünist polislerin millete yaptığı zorbalıklar distopik geleceği ve totaliter iktidarları konu alan Yevgeni İvanoviç Zamyatin’in Biz romanından fırlamış gibi. Gerçi Koronavirüsünün yaptıkları Çin Komünist Partisi’nin geçmişte yaptıklarının yanında çok masum ve cılız kalır. Yani Biz romanı Çin için bir distopya değil buz gibi hakikat.</p>
<p>Medyadan takip ettiğimiz kadarıyla virüsün ulaştığı ülkeler çok fazla maske bekliyor. Halkların zihninde maskelerin enfeksiyonu önlediği kanaati hakim. Ancak bazı uzmanlara göre ne yazık ki cerrahî maske takmanın insanları virüsten koruduğu kocaman bir palavra. Zira maskenin doğumu, cerrahların nefesinde salınan damlacıklardan cerrahî yaraları korumaya ihtiyaç duyulmasından kaynaklandı. ABD Ulusal Bilimler Akademisi de, kalabalık topluluklarda “yüz maskelerinin, kullananı solunum tehlikelerine maruz kalmaktan korumak için tasarlanmadığını” söylüyor. Yani aslında maske korunmak için değil, korumak için takılıyor. Elimizde bir adet sorunumuz var artık. Toplumda cerrahî maskenin bir korku figürüne dönüşmesi de Alman Sosyolog Ulrich Beck tarafından teorize edilen bir başka sorun. Hususî olarak bu tür korkunun yüksek olduğu Asya, yakın çağı tamamlamış ve pandemik korku çağına girmiş gibi görünüyor. Beck, “risk toplumu” olarak adlandırdığı bu kitlelerin salgın karşısında benzer davranışlar geliştirmesinin “modernleşmenin neden olduğu tehlikelerle ve güvensizliklerle başa çıkmanın sistematik bir yolu” olduğunu belirtiyor.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2020">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
