﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Köy Enstitüleri &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/koy-enstituleri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Mon, 04 Jan 2021 06:34:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Köy Enstitüleri &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kemalizmi Tedirgin Eden Roman: Yılanların Öcü</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/kemalizmi-tedirgin-eden-roman-yilanlarin-ocu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Önder]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2021 06:34:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Akçaköy]]></category>
		<category><![CDATA[Cihan Harbi]]></category>
		<category><![CDATA[Fakir Baykurt]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Âli Yücel]]></category>
		<category><![CDATA[Köy Enstitüleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yılanların Öcü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6690</guid>

					<description><![CDATA[Kişi, olay ve düşünceleri anlamak yerine putlaştırmayı tercih eden bir toplum olarak, meselelerin gerçek mahiyetini öğrenmeyi çoğunlukla tercih etmeyiz. Köy Enstitüleri de toplumun bir kısmı için eleştirilemez, eleştirilmesi teklif dahi edilemez statüdeyken, bir kısmı için de bir dönemin olumsuzluklarının tek nedenidir. Köy Enstitüleri gerçeğini daha iyi anlamak için dönemin örneklerini incelemekte fayda olacaktır. Bu anlamda Köy Enstitülerinin simge ismi Fakir Baykurt’u ve onun Yılanların Öcü adlı romanını ele alacağız. Baykurt hem Köy Enstitüsü mezunu hem de ülkemiz edebiyatı için önemli bir isim. Köy Enstitülerinde okuduğu yıllara dair derlediği anı kitabı ve en önemli eseri olarak kabul edilen Yılanların Öcü romanı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kişi, olay ve düşünceleri anlamak yerine putlaştırmayı tercih eden bir toplum olarak, meselelerin gerçek mahiyetini öğrenmeyi çoğunlukla tercih etmeyiz. Köy Enstitüleri de toplumun bir kısmı için eleştirilemez, eleştirilmesi teklif dahi edilemez statüdeyken, bir kısmı için de bir dönemin olumsuzluklarının tek nedenidir. Köy Enstitüleri gerçeğini daha iyi anlamak için dönemin örneklerini incelemekte fayda olacaktır. Bu anlamda Köy Enstitülerinin simge ismi Fakir Baykurt’u ve onun <em>Yılanların Öcü </em>adlı romanını ele alacağız. Baykurt hem Köy Enstitüsü mezunu hem de ülkemiz edebiyatı için önemli bir isim. Köy Enstitülerinde okuduğu yıllara dair derlediği anı kitabı ve en önemli eseri olarak kabul edilen Yılanların Öcü romanı bu yazının ana sahası olacaktır.</p>
<p>Köy Enstitüsü savunucularının sürekli dillendirdikleri “Köy Enstitüleri çok partili hayata geçildiği için kapandı ve kapatan da karşı devrimci Demokrat Parti kadrolarıdır” söylemini Fakir Baykurt’un Unutulmaz Köy Enstitüleri kitabından bir alıntıyla izah edelim: “… Dünya inişli yokuşlu denir. Üçten dörde geçtik. Ankara’nın rüzgarları döndü. Yücel’i, Tonguç’u görevlerinden uzaklaştırdılar. Savaş bitti, bir başka savaş başladı sanki: Enstitülerde solculuk yapılıyormuş da, zararlı kitaplar okunuyormuş da, kız-erkek bir arada okumak Türk töresine aykırıymış da; Aaa! Kızlar önce ayrı sınıflara, sonra ayrı enstitülere. Anlaşılmaz sıkılıklar başladı. Müdürümüz değişti, öğretmenler ayıklandı. Sık sık dolaplar aranıyor, kitaplarımız alınıyor. Enstitüleri kuranlar kötüleniyor. Her derste komünizmin zararları anlatılıyor… Dergilerde şiirlerim, yazılarım çıktığı için en çok ben denetleniyorum. Ama ne yapıp yaptım, diplomayı canavarın ağzından kaptım. Anam saçını kınaladı, Akçaköy’ün içinde adak üleştirdik…” (Baykurt, <em>Unutulmaz Köy Enstitüleri</em>).</p>
<p>2. Cihan Harbi sonrası değişen siyaset anlayışıyla birlikte ülkemizde de Baykurt’un ifadesiyle rüzgâr dönmüş, Tek Parti rejimi son demlerini yaşamaya başlamıştır. 1946’da gerçekleşen hileli seçim sonrası CHP’nin hükümet kadrosundaki değişiklikle birlikte Hasan Âli Yücel’in yerine Millî Eğitim Bakanlığı’na Reşat Şemsettin Sirer getirilmiştir. Sirer, Köy Enstitülerinin kurucusu İsmail Hakkı Tonguç ve arkadaşlarını tasfiye etmiş, hatta Köy Enstitülü eğitmenlere, geçimlerine katkı ve köylülere örnek olması için dağıtılan arazileri de geri almıştır.</p>
<p>Anlaşılacağı üzere dönemin CHP kadrosu tarafından Köy Enstitülerine o güne kadar verilen imtiyazlar birer birer geri alınmaktadır. Baykurt’un hatıralarında bahsettiği gibi bu kararları CHP yönetimine aldıran en önemli etkenlerden biri Kemalizm karşısında ciddi bir tehlike olarak görülen komünizmle mücadeledir. 1920’de Mustafa Suphi ve arkadaşlarının suikastı ile başlayıp, ardından yine M. Kemal’in emriyle 1923, 1925, 1927, 1929, 1933, 1944, 1945 ve 1947 tevkifatlarıyla komünizm avı devam ederken, Köy Enstitülerinin komünist yetiştirdiği iddiasının ve İsmail Hakkı Tonguç’un komünizme yakın olduğu dedikodularının CHP içinde de kabul görmesi, Köy Enstitülerinin tasfiye sürecini başlatmıştır. Nazım Hikmet’i hapishanelerde çürüten, Sabahattin Ali’yi katleden zihniyetin şimdi bu isimlere sahip çıkması örneğinde olduğu gibi, Köy Enstitülerini kapatma kararı alan ama bu kararı uygulayacak vakit bulamayanların bugün Köy Enstitülerine de sahip çıkmaları manidardır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2021">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Memleketi 25 Yılda Kızıllaştırmak İsteyen Komünist Kundağı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/bu-memleketi-25-yilda-kizillastirmak-isteyen-komunist-kundagi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mirza Mahmut Demir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2021 06:30:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Âli Yücel]]></category>
		<category><![CDATA[Köy Enstitüleri]]></category>
		<category><![CDATA[Necip Fazıl]]></category>
		<category><![CDATA[Nejdet Sançar]]></category>
		<category><![CDATA[Peyâmi Safâ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6686</guid>

					<description><![CDATA[Her 17 Nisan’da Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü kutlanır, aynı ideolojiden gelenler okulların kapanmasına hayıflanır durur. Ancak bir zamanlar onları şiddetle eleştirenlerin torunları sessiz sedasız izler onları. Unutmuşlardır neredeyse üstadların yazdıklarını. Burada bir hafıza tazelemesi yaparak milliyetçi-muhafazakâr camianın iddialarını dile getireceğiz. Geçmişte bu meseleyi tartışmaya açan ve komünizme karşı çıkanlar elbette olmuştu. Bunların Türkçü ve Turancı kolunu Nejdet Sançar, Osman Yüksel Serdengeçti, Nihal Atsız ve Fethi Tevetoğlu oluştururken, muhafazakâr ve İslamî kanadının ön safında Necip Fazıl ve Peyami Safa’yı görmekteyiz. “Köy Enstitüleri” bir Türk buluşuymuş gibi yüceltilir. Halbuki bu benzerleri 140-150 sene evvel Amerika’da, daha sonra Afrika’da, hatta Sovyetler Birliği’nde kurulmuştur.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her 17 Nisan’da Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü kutlanır, aynı ideolojiden gelenler okulların kapanmasına hayıflanır durur. Ancak bir zamanlar onları şiddetle eleştirenlerin torunları sessiz sedasız izler onları. Unutmuşlardır neredeyse üstadların yazdıklarını. Burada bir hafıza tazelemesi yaparak milliyetçi-muhafazakâr camianın iddialarını dile getireceğiz. Geçmişte bu meseleyi tartışmaya açan ve komünizme karşı çıkanlar elbette olmuştu. Bunların Türkçü ve Turancı kolunu Nejdet Sançar, Osman Yüksel Serdengeçti, Nihal Atsız ve Fethi Tevetoğlu oluştururken, muhafazakâr ve İslamî kanadının ön safında Necip Fazıl ve Peyami Safa’yı görmekteyiz.</p>
<p>“Köy Enstitüleri” bir Türk buluşuymuş gibi yüceltilir. Halbuki bu benzerleri 140-150 sene evvel Amerika’da, daha sonra Afrika’da, hatta Sovyetler Birliği’nde kurulmuştur. Ama onlarınki “ağzı burnu yerinde, kurulduğu yerin bünyesine tamamıyla uygun müesseselerdi.”</p>
<p>Köy Enstitüleri meselesine sert eleştiriyle dahil olan ve onu “Türkçülük-Moskofçuluk mücadelesi” olarak tasvir eden Atsız’ın kardeşi Nejdet Sançar mücadelenin yıllar sürmesinin sebebini “Çünkü mesele, Türk umumî efkârına aslî mahiyetinden çok, gerçeğin yüz seksen derece aksi bir şekilde anlatılmıştır” diyerek izah ediyordu. Bu açıklama halkın, bilhassa köylünün kandırıldığına dair bir iddia olmanın ötesinde uyanış meşalesini yakacak kıvılcımlardan biriydi.</p>
<p>Bazı gazete ve dergiler, bilhassa bunun üzerinden iktidarını sağlama alan yayınlar bu iddiaları tekrarlaya tekrarlaya okurların kafasında Köy Enstitüleri meselesi hakkında gerçekle ilgisiz inançlar meydana getirmişlerdi. Bu grup bu okulları “Türk köyünün ve köylüsünün kalkınmasını sağlayabilecek tek maarif yuvaları” olarak görüyordu. Çünkü bu bize bir madalyon gibi sunulmuştu. Bir madalyonun tek tarafına bakarak hüküm vermek insanı her zaman yanıltır. Madalyonun arkasını çevirdiğimiz zaman görülen iki gerçek var: Bir kere Köy Enstitülerinde pratik bilgilerle silahlandırıldıkları söylenen gençler, öğretmenlik vasfını tamamen kazanmış olarak yetiştirilmemektedir. Çünkü bu sistem “on parmağında on marifet!” insanlar yetiştirmek esasına dayanmaktaydı. Serdengeçti’nin tabiriyle “Peygamberi İsmail Hakkı Tonguç, (hâşâ) Allah’ı da Hasan Âli Yücel”di. Demircisinden marangozuna kadar her meslek icra edebilecek vasıfta yetiştiriliyordu(!) Yani hem öğretmen, hem çiftçi, hem bahçıvan, hem marangoz, hem inşaatçı… Hâlbuki bu okulları kuran zihniyet Batı aklını örnek almaktaydı. İşte tam da burada keskin bir dönüş bulunuyor. Batı’nın kendine tatbik ettiği en mühim bir husus ihtisastır. On parmakta on marifet demek, “yüzyılların gerisinde kalmış devirlerin bu zihniyetine dönmek istemek” demektir. Eski ilk mektep mezunlarının karşısında bile “gık” diyemeyecek kadar bilgiden mahrum, talim ve terbiye yoksunu bu öğretmenler kalkındıracaktı milleti, öyle mi? Öyleyse neden enstitüleri kendileri yapmadı? Enstitülerin milyonlar harcanarak müteahhitlere yaptırıldığı, bu halde de “tuğlaları biz yoğurduk, biz kestik, pişirdik ve bunlarla enstitüleri biz yaptık” iddialarının bir masal olmaktan öteye geçemediği açıktır. Fakat ikinci ve daha mühim olanı, enstitülerin birtakım kimseler vasıtasıyla “kızıl fesat yuvaları” haline getirilmiş olmalarıdır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2021">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Köy Enstitülerini Chp Yıkmıştı”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/koy-enstitulerini-chp-yikmisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Engin Tonguç]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2021 06:26:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim]]></category>
		<category><![CDATA[Köy Enstitüleri]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[Tonguç]]></category>
		<category><![CDATA[Yücel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6683</guid>

					<description><![CDATA[CHP’nin tek başına iktidar olduğu devirde bagajında biriktirdiği Dersim, Türkçe ezan, basını susturma gibi kirli yükten kurtulmak için sık sık kendini aklama çabasına girmesini anlıyoruz. Zira ya Dersim’de katliam yaptığını kabul edecek veya inkâr edecektir; üçüncü şık ise kıvırmak, yani tevile sapmaktır. CHP yöneticileri bunu, kendilerinin açıp kendilerinin kapattığı Köy Enstitüleri söz konusu olduğunda da sık sık yapmaktadır. Nitekim 1970 Ocak’ında basına yansıyan bir mektupta enstitülerin CHP zamanında kapatıldığı suçlamasına karşılık o tarihte 80’ini aşmış bulunan İsmet İnönü “Köy Enstitülerine yazık oldu” beyanatını vermiş, gelen eleştiriler üzerine de “Köy Enstitüleri 1950 seçimlerinden sonra bizim çabamıza rağmen kanunla kapatılmıştır” diye topu&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>CHP’nin tek başına iktidar olduğu devirde bagajında biriktirdiği Dersim, Türkçe ezan, basını susturma gibi kirli yükten kurtulmak için sık sık kendini aklama çabasına girmesini anlıyoruz. Zira ya Dersim’de katliam yaptığını kabul edecek veya inkâr edecektir; üçüncü şık ise kıvırmak, yani tevile sapmaktır. CHP yöneticileri bunu, kendilerinin açıp kendilerinin kapattığı Köy Enstitüleri söz konusu olduğunda da sık sık yapmaktadır. Nitekim 1970 Ocak’ında basına yansıyan bir mektupta enstitülerin CHP zamanında kapatıldığı suçlamasına karşılık o tarihte 80’ini aşmış bulunan İsmet İnönü “Köy Enstitülerine yazık oldu” beyanatını vermiş, gelen eleştiriler üzerine de “Köy Enstitüleri 1950 seçimlerinden sonra bizim çabamıza rağmen kanunla kapatılmıştır” diye topu Demokrat Parti’ye atarak işin içinden sıyrılmayı denemişti.</p>
<p>Aşağıda yayınlayacağımız belge değerindeki açıklamasında bizzat Köy Enstitülerinin kurucusu Tonguç’un oğlu Dr. Engin Tonguç bunun açık bir yalan olduğunu, enstitülerin kapatılmasının gerçekte 1946’dan sonra CHP’nin başına gelen sağ koalisyonun bir icraatı olduğunun unutulmaması gerektiğini hem zamanın Eğitim Bakanı Sirer’den, hem de babasının sözlerinden deliller getirerek gayet net bir şekilde ortaya koymuş. En çarpıcı açıklaması ise şu: “1950’de Enstitülerin yalnız adı kalmıştı.” Son paragraf ise sanki bugünkü CHP yöneticilerine hitaben yazılmış gibi: Geçmişinizle açık yüreklilikle yüzleşin!</p>
<p>Yazı, Doğan Avcıoğlu’nun çıkardığı <em>Devrim</em> gazetesinin 10 Şubat 1970 tarihli nüshasından aynen alınmıştır.</p>
<p><strong>Köy Enstitülerinin Yıkılışındaki Gerçek</strong></p>
<p>Sayın İnönü Köy Enstitüleri ve Yücel ile Tonguç konularında bazı suçlamaların yapıldığı bir mektuba 30 Ocak 1970 günkü gazetelerde yayınlanan bir karşılık verdi. İnönü bu karşılığında Yücel ve Tonguç’un yanlış fikirlerinden ötürü değil, aleyhlerinde devamlı olarak yapılan iftiralardan kendilerini ve Köy Enstitülerini sükûnete getirmek için görevlerinden ayrıldıklarını, yerlerine gelenlerin onların eserlerini aynı azim ve inançla devam etmek kaydı ile getirdiklerini, CHP iktidarı zamanında Köy Enstitülerine dokunulmadığını, bunların 1950’den sonra kapatıldığını ileri sürmekte ve bu açıklaması ile “önemli saydığı bir esaslı yanlışı sağlığında düzeltmeyi vazife saydığını” belirtmektedir.</p>
<p>Haksız ve gerçeğe aykırı suçlama ve görüşlerin yanlışlığını düzeltmek için gecikmiş çabalara girişen Sayın İnönü’nün bu açıklamaları ne yazık ki bir yanlışın yerine başka bir yanlışı koymaktan öteye gitmiyor.</p>
<p><strong>Gerçekte iktidar 1950’de değil, 1946’da değişti</strong></p>
<p>Yücel ve Tonguç kendilerini ve enstitüleri iftiralardan korumak ve sükûnete kavuşmak için değil, CHP’nin genel politikasındaki bir yön değişikliğinin gereği olarak görevlerinden ayrılmışlardır. Hemen şunu söyleyelim ki, biz bu yön değişikliğini Sayın İnönü’nün kişisel tutumuna bağlayarak, sorunu “önce kurdu, yıktı”, “sözünden döndü” gibi basit yargılara indirgemek istemiyoruz. Nasıl 1936’da Köy Enstitüleri atılımına temel olan çalışmalara girişilmesi için birtakım tarihsel, siyasal koşullar elverişli bir ortam yaratmışlarsa, 1946’da da değişik koşullar bu atılımın baltalanmasına</p>
<p>yol açmışlardı. Gerçeği görebilmek için CHP’nin tekdüze olmayan, çeşitli güçlerin ve sınıfların temsilcilerinden oluşmuş karmaşık içyapısını, CHP iktidarının her zaman bir iç koalisyon niteliği taşıdığını hatırlamak gerekir. 1936’da da CHP iktidarının iç koalisyon ortakları arasında sayıları az ama düşünce ağırlıkları güçlü ve etkili bir grup sesini duyurabiliyordu. Çeşitli inceleyicilerin çeşitli adlar verdikleri, örneğin milliyetçi devrimciler, millî burjuvazinin ilerici kolu, bürokrat aydın tabaka gibi deyimlerle anlatılmaya çalışılan bu grubun desteği iledir ki Atatürk’ün öncülüğünde eğitim atılımlarına girişilmiştir. 1946’da ise aynı iktidar ortakları arasında bu grubun gücü azalmış, sonunda ortaklıktan ayrılmışlardır. Bu gelişmeye yol açan çeşitli siyasal ve toplumsal nedenler vardır. Örnek olarak Dünya Savaşı’nın yarattığı ekonomik koşullar tüccarı, ağayı, eşrafı, kompradoru zengin etmiş, burjuvazi güçlenmiş, CHP içindeki ortaklardan varlıklı sınıf temsilcileri seslerini yükseltebilmişlerdir. İç ve dış siyasal olayların, çok partili rejime geçmeyi gerektiren gelişmelerin de güçlendirdiği bu gruplar, 1946’da CHP içindeki ilerici aydınları iktidardan uzaklaştırmışlardır. Ve partinin sağ kanadı iktidara gelmiştir. Hatta tarihsel açıdan bir 1950-1960 döneminden değil, bir 1946-1960 döneminden söz açmak daha doğru olur. 1946-1950 CHP iktidarları, 1946’dan önceki CHP iktidarına göre 1950’den sonraki DP iktidarlarına çok daha yakındırlar; siyasal alanda bu sonuncularla aynı sınıfsal çıkarların savunuculuğunu yaparlar.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2021">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
