﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Latin Amerika &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/latin-amerika/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Aug 2022 11:11:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Latin Amerika &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İran Devrimi’ni Hazırlayan Darbe</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/iran-devrimini-hazirlayan-darbe/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakkı Uygur]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2022 11:11:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Dwight Eisenhower]]></category>
		<category><![CDATA[Endonezya]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Latin Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Musaddık]]></category>
		<category><![CDATA[Sovyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8414</guid>

					<description><![CDATA[Batı’nın kendi kontrolü dışına çıkan Müslüman liderlere karşı giriştiği darbelerin en önemlilerinden biri şüphesiz 19 Ağustos 1953’deki İran darbesidir. İngiltere’nin Musaddık’ın İran petrollerini millîleştirmesine tepki göstermesinin ana nedenlerinden birisi İran’ın tavrının savaşın ardından bağımsızlığını kazanmaya başlayan diğer ülkelere de sıçraması ve büyük ölçüde sömürgelerden gelen doğal zenginliklerle ayakta duran İngiliz ekonomisinin çökme tehlikesiydi. İngiltere bu hususta ABD’yi de uyarmış ve Musaddık’ın petrol üzerinde kontrolü ele geçirmesi durumunda diğer ülkelerin de yeraltı kaynaklarını millîleştirme hareketine girişeceklerini ve bu durumda, yalnızca Londra’nın değil Washington’un da Endonezya’dan Latin Amerika’ya kadar olan bölgedeki çıkarlarının tehlikeye gireceğini hatırlatmıştı. İngiltere ciddi bir halk ve muhtemelen Sovyet&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Batı’nın kendi kontrolü dışına çıkan Müslüman liderlere karşı giriştiği darbelerin en önemlilerinden biri şüphesiz 19 Ağustos 1953’deki İran darbesidir. İngiltere’nin Musaddık’ın İran petrollerini millîleştirmesine tepki göstermesinin ana nedenlerinden birisi İran’ın tavrının savaşın ardından bağımsızlığını kazanmaya başlayan diğer ülkelere de sıçraması ve büyük ölçüde sömürgelerden gelen doğal zenginliklerle ayakta duran İngiliz ekonomisinin çökme tehlikesiydi. İngiltere bu hususta ABD’yi de uyarmış ve Musaddık’ın petrol üzerinde kontrolü ele geçirmesi durumunda diğer ülkelerin de yeraltı kaynaklarını millîleştirme hareketine girişeceklerini ve bu durumda, yalnızca Londra’nın değil Washington’un da Endonezya’dan Latin Amerika’ya kadar olan bölgedeki çıkarlarının tehlikeye gireceğini hatırlatmıştı.</p>
<p>İngiltere ciddi bir halk ve muhtemelen Sovyet desteğine sahip olduğunu düşündüğü Musaddık hükümetine karşı harekete geçmek için Amerika’nın desteğine başvurdu. Dwight Eisenhower’ın Kasım 1952’de başkan seçilmesinin hemen ardından, Washington’a aracılar göndermiş ve yeni başkanın ekibi ikna edilmişti. Bu amaçla aynı zamanda eski başkanlardan Theodore Roosevelt’in torunu olan CIA Ortadoğu Direktörü Kermit Roosevelt, Haziran 1953’te çantasında ciddi bir nakit ile birlikte Tahran’a gitmiş ve ilk olarak İran’ı kaosa sokabilmek ve Musaddık’ın popülerliğini azaltabilmek için çok sayıda politikacı, gazeteci ve din adamına rüşvet dağıtmaya başlamıştı.</p>
<p>Geniş halk kesimleri arasında kahraman konumunda bulunan Musaddık’ın devrilebilmesi için öncelikle dezenformasyon ile gözden düşürülmesi gerekiyordu. Bu amaçla çeşitli yalan ve iftiralarla kamuoyu oluşturma çabalarına girişilmiş, solcu Tudeh Partisi’yle olan irtibatından dolayı komünizm taraftarlığı ile suçlanmıştır. Dönemin şartları ve Soğuk Savaş’ın yeni başladığı düşünüldüğünde Musaddık’ın özellikle Batı kamuoyunda şeytanlaştırılması için bundan daha uygun bir yafta bulunamazdı. Aynı şekilde ABD ve İngiltere kontrolündeki Batı ve İran medyası da, Musaddık ve Dışişleri Bakanı Dr. Fatımi gibi isimlerin “diktatör”, “demagog”, “şehitlik saplantılı duygusal İslamcı”, “eşcinsel”, “uyuşturucu bağımlısı”, “Yahudi” ve “Bahai” olduklarına dair yayınlar yapıyorlardı.</p>
<p>Bunun yanı sıra darbeye hazırlık olarak girişilen eylemler yalnızca İran içiyle sınırlı değildi. Özellikle İngiltere uluslararası propaganda kampanyasının yanı sıra İran’a karşı ekonomik bir savaş da başlatmıştı. Londra yönetimi İran’ın İngiltere’deki mal varlıkları dondurmuş, İran’a petrol ihracatında kullanılan teçhizatın ihraç edilmesini yasaklamış, ABD’nin İran’a vermeyi düşündüğü 25 milyon dolarlık krediyi de engellemişti. Aynı şekilde, İran’dan petrol almak isteyen müşteriler Birleşik Krallık tarafından tehdit ediliyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ağustos-2022">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afrikalı Müslüman Kölelerin Brezilya’daki Büyük İsyanı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/afrikali-musluman-kolelerin-brezilyadaki-buyuk-isyani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rıza Kurtuluş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jan 2022 05:16:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<category><![CDATA[Güney Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Latin Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Mezoamerika]]></category>
		<category><![CDATA[Orta And Dğları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7785</guid>

					<description><![CDATA[15. yüzyıldan itibaren Avrupalılar, köle ticareti olarak bilinen trajik ve barbarca bir uygulamayla çok sayıda Afrikalıyı Amerika kıtasına taşıdılar. Bunların içinde Müslümanlar da vardı. Bu transatlantik insan ticaretiyle İspanyollar ve Portekizliler, maden ocakları ve şeker plantasyonlarında ihtiyaç duyulan işgücünü karşıladılar. Latin Amerika nüfusunun üçte ikisinden çoğu, 1492’den sonra başlayan insan ticareti neticesinde oluştu. Bu dönemde Karayipler, Brezilya ve Güney Amerika’nın diğer yerlerinde, Batı ve Orta Afrika’dan getirilen, çoğunun yaşı 15-30 arasında değişen köleler tercih edilmişti. Sayıları birkaç yüzyılda 12 milyona ulaşacaktı. Orta And Dağları (Bolivya, Peru ve Ekvador) ve Mezoamerika (Honduras, Guatemala ve Meksika’nın en güneyi) hariç tutulursa, köle ticaretiyle&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>15. yüzyıldan itibaren Avrupalılar, köle ticareti olarak bilinen trajik ve barbarca bir uygulamayla çok sayıda Afrikalıyı Amerika kıtasına taşıdılar. Bunların içinde Müslümanlar da vardı. Bu transatlantik insan ticaretiyle İspanyollar ve Portekizliler, maden ocakları ve şeker plantasyonlarında ihtiyaç duyulan işgücünü karşıladılar. Latin Amerika nüfusunun üçte ikisinden çoğu, 1492’den sonra başlayan insan ticareti neticesinde oluştu.</p>
<p>Bu dönemde Karayipler, Brezilya ve Güney Amerika’nın diğer yerlerinde, Batı ve Orta Afrika’dan getirilen, çoğunun yaşı 15-30 arasında değişen köleler tercih edilmişti. Sayıları birkaç yüzyılda 12 milyona ulaşacaktı. Orta And Dağları (Bolivya, Peru ve Ekvador) ve Mezoamerika (Honduras, Guatemala ve Meksika’nın en güneyi) hariç tutulursa, köle ticaretiyle getirilenlerin nüfusa oranı %78’e kadar yükseldi. Amerika, Avustralya ve Yeni Zelanda dışında dünyanın başka hiçbir yerinde, dışarıdan getirilmek suretiyle bu oranda yeni bir nüfus oluşturulmamıştır.</p>
<p>Portekizlilerin 1538’den itibaren Latin Amerika sahillerinde kurdukları kolonilerde çalıştırmak üzere Afrika’dan getirdikleri köleler önce bazı merkezlerde toplanıyor, sonra maden veya çiftliklere gönderiliyorlardı. Brezilya’nın Atlantik kıyı şeridindeki Bahia bölgesi de bu merkezlerden biriydi. Verimli topraklarıyla öne çıkan bölge, sömürgeciler tarafından büyük çiftliklere bölünmüştü. Dönemin en kârlı ürünü şeker olduğundan, bu bereketli toprakların büyük kısmı şeker kamışı plantasyonlarına dönüştürüldü. Şekerin yanı sıra pirinç ve mısır gibi mahsuller de ekilip biçiliyordu. Şeker üretiminin sağladığı avantajla bölge, sömürgecilerin gözdesiydi. Elbette bu ekonomik büyümenin motor gücü, Afrika’dan getirilen kölelerdi.</p>
<p>Bahia’daki şeker plantasyonlarının sayısı süratle artınca, daha fazla işçiye ihtiyaç duyuldu. Portekizliler bu açığı kapatabilmek için köle ticaretini arttırdılar. 17. yüzyılın sonlarında Gine, Kongo ve Angola’dan her yıl yaklaşık 10-15 bin insan Brezilya’ya taşındı.</p>
<p>Portekiz sömürgeciliğinin iş gücünü karşılayan köle grupları, 19. yüzyılda aralarında politik, sosyal ve ekonomik bir ağ kurmaya çalıştılar. Bunlar çoğunlukla Afrika kökenli yoksul kimselerdi. 18. yüzyıl sonlarında Luís dos Santos Vilhena, Salvador ve Recôncavo şehirlerindeki sayıları 110 bine ulaşmıştı. Nagô/Yoruba halkı ve gelenekleri Bahia’da giderek daha yaygın ve hegemonik hale geldi. Buna paralel olarak, alt etnik grupların üyeleri birbirleriyle ve Müslüman Nagô kimliğiyle özdeşleşmeye başladılar.</p>
<p>Sömürge yönetiminin dayattığı ağır çalışma şartları ve ekonomik baskılar nedeniyle Bahia bölgesinde yaşayan köleler için hayat hayli zordu. Çetin şartlar 19. yüzyılın başından itibaren, özgürlüğünü kazanmış eski kölelerin liderliğinde, aralarındaki bağları kuvvetlendirerek ortak hareket etme şuurunu ortaya çıkardı. Bu da yönetime karşı direnişi ve ayaklanmaları tetikledi. Bahia’da 1807’den 1831’e kadar irili ufaklı dokuz köle isyanı patlak vermiştir. Özerk bir yönetim kurmayı hedefleyen bu ilk isyanların yerel kolluk kuvvetlerini devirmek, köleleri serbest bırakmak ve Afrika’ya giden gemilere kumanda etmek gibi sebeplerle vuku bulduğu görülmektedir. Ne var ki bazı kölelerin yerel polise muhbirlik yapmaları bu ilk direnişleri akamete uğratmış ve erken davranan yönetim, liderlerinin öldürülmesiyle isyanları bastırmıştı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2022">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>4 Soruda Rockefeller Vakfı’nın Türkiye’deki Beşeri Bilimler Mesaisi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/4-soruda-rockefeller-vakfinin-turkiyedeki-beseri-bilimler-mesaisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derin Tarih]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2021 06:25:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[2.Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Latin Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Rockefeller Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6869</guid>

					<description><![CDATA[Rockefeller Vakfının 1950 sonrasında pozitif/doğa bilimlerinden ziyade beşeri bilimlere önem vermesinin ve bu alanla ilgili yatırımlarının öne çıkmasının sebebi neydi? 2. Dünya Savaşı sonrasındaki yıkımın ardından ABD’de pozitif/doğa bilimlerinin fonksiyonu sorgulanırken, Rockefeller Vakfı içinde beşeri bilimlerin bilimler hiyerarşisindeki rolü üzerine yeniden düşünme fırsatı doğdu. “Doğa bilimlerinin insana nihai hediyesi evrensel yıkım mıdır?” sorusu karşısında, determinist akla karşı insanlığın zaferi telakkisi ağırlık kazanacak, 2. Dünya Savaşı’nın sebep olduğu yıkımdan kurtulmanın estetik ve ahlakî standartlarla mümkün olduğu inancı ağır basacaktı. Bu standartlar da beşeri bilimlerle sağlanabilirdi. Diğer deyişle, medeniyetin yıkımı hususunda potansiyel bir tehdit olabilecek teknik bilgideki ilerlemeleri değerlendirebilmek için gerekli araçlara&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Rockefeller Vakfının 1950 sonrasında pozitif/doğa bilimlerinden ziyade beşeri bilimlere önem vermesinin ve bu alanla ilgili yatırımlarının öne çıkmasının sebebi neydi?</strong></p>
<p>2. Dünya Savaşı sonrasındaki yıkımın ardından ABD’de pozitif/doğa bilimlerinin fonksiyonu sorgulanırken, Rockefeller Vakfı içinde beşeri bilimlerin bilimler hiyerarşisindeki rolü üzerine yeniden düşünme fırsatı doğdu. “Doğa bilimlerinin insana nihai hediyesi evrensel yıkım mıdır?” sorusu karşısında, determinist akla karşı insanlığın zaferi telakkisi ağırlık kazanacak, 2. Dünya Savaşı’nın sebep olduğu yıkımdan kurtulmanın estetik ve ahlakî standartlarla mümkün olduğu inancı ağır basacaktı. Bu standartlar da beşeri bilimlerle sağlanabilirdi. Diğer deyişle, medeniyetin yıkımı hususunda potansiyel bir tehdit olabilecek teknik bilgideki ilerlemeleri değerlendirebilmek için gerekli araçlara beşeri bilimlerin sahip olduğu düşünülüyordu.</p>
<p>Yaygın kanaat, dünyanın geri kalanıyla daha iyi bağ kurmanın yolunun ABD’nin yurttaşlarına daha iyi yabancı dil eğitimi sunmasından ve daha fazla uluslararası eğilimli insan yetiştirmesinden geçtiğiydi. Bilhassa saha araştırmaları kültürlerarası anlayışı güçlendiren disiplinlerarası bir alan olarak ele alınıyor, önde gelen üniversitelerde saha araştırmalarına yönelik birimler kurma teşebbüsleri hız kazanıyordu. Bu noktada Rockefeller Vakfı Beşeri Bilimler Bölümü direktörü David Stevens ile halefi Charles Fahs’ın ciddi teşebbüsleriyle öne çıktıkları görülür.</p>
<p>ABD’de beşeri bilimlere yönelen rağbet ülke hudutlarıyla sınırlı kalmayacaktı. Beşeri bilimler araştırmalarının yurt dışında da canlandırılıp örgütlenmesi için harekete geçildi. Batı Avrupa dışındaki yabancı kültürlerin tanınması ve geliştirilmesi münasebetiyle planlanan hegemonik ilişkinin ağları bir anlamda beşeri bilimler üzerinden dokunmaya başlanıyordu.</p>
<p>Bilhassa tarih araştırmaları önemli rol oynayacaktı. Çünkü tarih sahası, bilgi külliyatından ziyade faaliyet teknikleri sunması açısından değerliydi. Vakıf destekleri belli bir bölgedeki tarih, coğrafya ve edebiyat çalışmalarını içerecek şekilde planlanmalıydı. Bu çerçevede genç beşeri bilimcilerin dikkatleri ABD’de en fazla ihmal edilmiş araştırma alanlarından olan Yakındoğu’ya yöneltildi. Ayrıca bu coğrafyada bireysel potansiyele ve kurumsal konuma sahip yetenekli sanatçı, tarihçi ve beşeri bilimcilere burs verilmesi kararlaştırıldı.</p>
<p>Bu teşebbüslerin öncüsü Rockefeller Vakfının 1950-60’larda beşeri bilimleri teşvik faaliyetlerinin, ABD ve Batı Avrupa harici topraklarda bireysel burslar vermek, çeşitli kuruluş ve yayınların finansmanını desteklemek şeklinde gerçekleştiğini görüyoruz. Bunlara gerekçe olarak da Türkiye’de yaşanan kültür devriminin Müslüman dünya için Batılılaşma modeli olarak görüldüğü, bu yüzden de bu tecrübenin anlaşılması gerektiği öne sürülmüştü. Fakat 1941 tarihli bir raporda asli hedefin bu kadar masum olmadığı dikkat çeker. Raporda ABD’nin Latin Amerika, Asya ve Avrupa ile ilişkilerini geliştirme hususundaki eksiklerine vurgu yapılmakta, Batı Avrupa dışındaki yabancı kültürleri anlama noktasındaki eksikliğin ABD’nin diplomatik varlığını ve dünya çapındaki ilişkilere katılımını zayıflattığı belirtilmektedir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>John Marshall’ın Toynbee’den ilham alan toplum mühendisliği projesi için neden Türkiye seçildi? Marshall’ın tasarısına göre proje Türkiye’de nasıl tatbik edilecekti?</strong></p>
<p>Harvard mezunu John Marshall, Rockefeller Vakfı yetkilisi olarak 1948’deki ilk ziyaretinin ardından 1960’a kadar Türkiye’ye sık aralıklarla bir dizi ziyaret gerçekleştirerek toplumsal yapı ve dinamikler hakkında ayrıntılı keşif ve gözlem yapma fırsatı buldu. ABD’nin bölgeye nüfuzu için gerekli stratejileri tartıştığı raporunda Türkiye’de dinin sosyo-politik hayattaki yerine temas ederken, İslam’ın Yakındoğu toplumları için sadece bir din değil, bir hayat tarzı olduğunu kaydediyordu. Yakındoğu’da Batılılaşmanın başarıya ulaşması, İslam ile Batılılaşma arasındaki gerilimin nasıl dönüştürüleceğine bağlıydı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2021">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tasavvufun Osmanlı’dan Latin Amerika’ya Asırlık Yolculuğu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/rota/tasavvufun-osmanlidan-latin-amerikaya-asirlik-yolculugu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mark Sedgwick]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Apr 2019 21:12:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Rota]]></category>
		<category><![CDATA[Latin Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4433</guid>

					<description><![CDATA[Latin Amerika’da tasavvufun başlangıcı Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarına rastlamaktadır. 1919 yılı Mayıs ayında, Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a gitmek üzere İstanbul’dan ayrılışına İngiliz askerî yetkililer tarafından izin verilmişti. Bu izin öncesi genç İngiliz askerî istihbarat subayı Yüzbaşı John Bennett, Atatürk ve arkadaşlarının gerçekten bir barış misyonu için yola çıkıp çıkmadıklarını sorguladıysa da üstleri onu susturarak, Atatürk’ün İstanbul’dan ayrılmasına izin verdi. Sonrasında olanlar tarihteki yerini aldı. Bennett bu olaylardaki rolü nedeniyle suçlanmadı ve İstanbul’da kaldı. Burada Rus Devrimi’nden kaçıp Osmanlı başkentine gelmiş olan birçok mülteciden George Gurdjieff’le karşılaştı. Gurdjieff bir Rum-Ermeni1 olup onu ruhanî liderleri olarak gören, Orta Asya’da genç bir adamken&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Latin Amerika’da tasavvufun başlangıcı Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarına rastlamaktadır. 1919 yılı Mayıs ayında, Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a gitmek üzere İstanbul’dan ayrılışına İngiliz askerî yetkililer tarafından izin verilmişti. Bu izin öncesi genç İngiliz askerî istihbarat subayı Yüzbaşı John Bennett, Atatürk ve arkadaşlarının gerçekten bir barış misyonu için yola çıkıp çıkmadıklarını sorguladıysa da üstleri onu susturarak, Atatürk’ün İstanbul’dan ayrılmasına izin verdi. Sonrasında olanlar tarihteki yerini aldı. Bennett bu olaylardaki rolü nedeniyle suçlanmadı ve İstanbul’da kaldı. Burada Rus Devrimi’nden kaçıp Osmanlı başkentine gelmiş olan birçok mülteciden George Gurdjieff’le karşılaştı. Gurdjieff bir Rum-Ermeni1 olup onu ruhanî liderleri olarak gören, Orta Asya’da genç bir adamken yaptığı seyahatlerin ve karşılaştığı sûfîlerin hikâyelerini ilgiyle dinleyen küçük bir Rus grubu ile seyahat ediyordu. Bennett de Gurdjieff’i ruhanî lideri olarak kabul etti ve Gurdjieff Paris’e gitmek üzere İstanbul’dan ayrıldığında, Bennett de onunla birlikte ayrıldı. Gurdjieff 1949 yılında hayata veda edene kadar da peşinden gitti. Gurdjieff bir sûfî değildi ve öğretilerinin de tasavvufla pek ilgisi yoktu. Öğrettiği pratiğin parçası olan “hareketlerde” kısmen İstanbul’da karşılaştığı Mevlevîlerin semasından ilham almıştır. Ancak takipçilerine ne olduğunu açıkça anlatmamakla birlikte, tasavvufa saygı göstermeyi ve hikmeti öğretmiştir.</span></p>
<p align="justify"><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2019">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
