﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Lozan &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/lozan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Mar 2023 09:02:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Lozan &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey’i Kimler, Neden Öldürdü</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/trabzon-mebusu-ali-sukru-beyi-kimler-neden-oldurdu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Mar 2023 09:02:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Şükrü Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmetçik]]></category>
		<category><![CDATA[Millî Mücadele]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9192</guid>

					<description><![CDATA[Millî Mücadele’nin samimi simalarından olan Ali Şükrü Bey, Cumhuriyet ilan edildikten sonra meclisteki muhalif kanatta yer aldı. İyi bir münevver olduğu kadar kuvvetli bir hatip ve tenkitçiydi. Lozan görüşmeleri sırasında hükümete yönelttiği sert eleştirilerle birilerinin keyfini kaçırdığı anlaşılıyordu. Hükümeti, Mehmetçiğin cephede kanıyla kazandığı zaferi anlaşma masasında heba etmekle suçluyor, görüşmelere yeni bir ekip gönderilmesini teklif ediyordu. 27 Mart 1923 günü aniden ortadan kayboldu. Cesedi birkaç gün sonra bir çukurda bulundu. Anlaşılan o ki, Ali Şükrü Bey Birinci Meclis’te yaptığı muhalefetin bedelini canıyla ödemişti. &#160; Devamı Derin Tarih Mart Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Millî Mücadele’nin samimi simalarından olan Ali Şükrü Bey, Cumhuriyet ilan edildikten sonra meclisteki muhalif kanatta yer aldı. İyi bir münevver olduğu kadar kuvvetli bir hatip ve tenkitçiydi. Lozan görüşmeleri sırasında hükümete yönelttiği sert eleştirilerle birilerinin keyfini kaçırdığı anlaşılıyordu. Hükümeti, Mehmetçiğin cephede kanıyla kazandığı zaferi anlaşma masasında heba etmekle suçluyor, görüşmelere yeni bir ekip gönderilmesini teklif ediyordu. 27 Mart 1923 günü aniden ortadan kayboldu. Cesedi birkaç gün sonra bir çukurda bulundu. Anlaşılan o ki, Ali Şükrü Bey Birinci Meclis’te yaptığı muhalefetin bedelini canıyla ödemişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2023">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’deki Amerikan Okulları Krizinin Fitili Lozan’da Ateşlenmiş</title>
		<link>https://www.derintarih.com/desifre/turkiyedeki-amerikan-okullari-krizinin-fitili-lozanda-ateslenmis/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2021 05:32:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deşifre]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Joseph C. Grew]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan]]></category>
		<category><![CDATA[müttefik]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6831</guid>

					<description><![CDATA[Lozan görüşmeleri başladığında Amerika Birleşik Devleri, müttefiklerin bütün ısrarlarına rağmen “gözlemci” sıfatıyla salondaki yerini almıştı. Ne var ki kısa sürede gözlemcilik “katılımcı” statüsüne yükselecekti. Gerekçe, günümüzde olduğu gibi ABD çıkarları idi! Neticede başkanlığını Joseph C. Grew’in yaptığı ABD heyeti tıpkı İngiltere, Fransa ve İtalya gibi Lozan görüşmelerinde temsilci olarak yer aldı. Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden İsmet İnönü de Lozan’da ABD heyetiyle sıcak ilişkiler kurmaya çalışacaktı. İnönü’nün, Türkiye’nin ABD’nin yanında yer almasını arzuladığı Lozan’da, görüşmelerin daha ilk gününde Ankara ve Washington arasında diplomatik ilişkilerin sağlanması adına bir anlaşma imzalanması için çaba sarf etmesi dikkat çeker. Ne var ki ABD heyeti anlaşma&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Lozan görüşmeleri başladığında Amerika Birleşik Devleri, müttefiklerin bütün ısrarlarına rağmen “gözlemci” sıfatıyla salondaki yerini almıştı. Ne var ki kısa sürede gözlemcilik “katılımcı” statüsüne yükselecekti. Gerekçe, günümüzde olduğu gibi ABD çıkarları idi! Neticede başkanlığını Joseph C. Grew’in yaptığı ABD heyeti tıpkı İngiltere, Fransa ve İtalya gibi Lozan görüşmelerinde temsilci olarak yer aldı. Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden İsmet İnönü de Lozan’da ABD heyetiyle sıcak ilişkiler kurmaya çalışacaktı.</p>
<p>İnönü’nün, Türkiye’nin ABD’nin yanında yer almasını arzuladığı Lozan’da, görüşmelerin daha ilk gününde Ankara ve Washington arasında diplomatik ilişkilerin sağlanması adına bir anlaşma imzalanması için çaba sarf etmesi dikkat çeker. Ne var ki ABD heyeti anlaşma teklifini, “önce müttefiklerle sorunu çöz, sonra görüşelim” babında erteler. Amerikalılar Lozan’da netleşecek tabloyu görmeden Türkiye’ye yanaşmaya pek niyetli değildir anlayacağınız. 1923 Mayıs’ından itibaren Lozan görüşmeleri müttefiklerin arzuladığı istikamete doğru giderken, ABD &#8211; Türkiye görüşmeleri de başlamış olur. Nihayetinde 6 Ağustos 1923’te ABD ve Türkiye arasında, iki ülkenin resmî olarak “genel antlaşma” diye adlandırdığı 32 maddelik “Türk-Amerikan Lozan Antlaşması” imzalanır. Lozan Antlaşması’nın üzerinden iki hafta geçmiştir.</p>
<p>Türk-Amerikan Lozan Antlaşması, dönemin ABD hükümeti tarafından onaylanmak üzere Amerikan senatosuna götürülür. Sözde Ermeni sorununa yer verilmemesi ve kapitülasyonların kaldırılması bahane edilerek onay verilmez. Antlaşma son olarak 18 Ocak 1927’de bir daha oylamaya sunulur. 34 oy aleyhte, 50 oy lehte çıkar; üçte iki çoğunluk sağlanamadığı için antlaşma reddedilir. Fakat senatoda antlaşmayla ilgili olumlu bir yaklaşımın olduğu anlaşılmıştır. ABD hükümeti Türkiye ile diplomatik ilişkilerini başlatmak için başka bir arayışa girer. Çözüm 17 Şubat 1927 günü imzalanan geçici antlaşmadır. ABD’nin 1. Dünya Savaşı’na dahil olmasıyla Türkiye ile 1917 Nisan’ında kopan diplomatik ilişkiler bu geçici antlaşmayla yeniden başlamış olur. Geçici antlaşmanın imzalanmasından 6-7 ay sonra, 18 Eylül 1927’de ABD’nin Lozan heyeti başkanı Joseph C. Grew Türkiye büyükelçisi olarak İstanbul’a gelir ve Ekim ayında göreve başlar. 12 Ekim’de de Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’e güven mektubunu sunar.</p>
<p>Joseph C. Grew’in büyükelçilik görevine gelmesinden kısa süre sonra Kasım ayında, Türkiye’deki Amerikan okulları gündeme gelir. O dönem Türkiye’de sekiz Amerikan okulu faaliyet göstermekteydi. Üçü İstanbul’da olmak üzere Adana, Merzifon, İzmir, Tarsus ve Bursa’da birer Amerikan okulu mevcuttu. Ayrıca İzmir’de yine Amerikan destekli, Milletlerarası Yüksek Öğretim Enstitüsü, diğer adıyla İzmir Uluslararası Koleji faaliyet gösteriyordu. 19. yüzyılda misyonerler tarafından Hıristiyanlığı yayma amaçlı açılmış ve görünürde Osmanlı tebaasındaki gayrimüslimlerin temel eğitimleri için tasarlanmış olsalar da, ileride durumun pek de öyle olmadığı anlaşılacaktı. 1890’lı yıllarda Osmanlı’ya başkaldıran Ermenilerin çoğu Amerikan okullarından mezun olmuştur. Hatta Ermeni terör örgütleri bu okulları karargâh olarak kullanmıştır. Mesela 1892-93’te Merzifon’daki ayaklanmalarda Hınçak Komitesi’nin karargâhı buradaki Amerikan Koleji idi. Öte yandan American okullarının ABD hükümeti ile resmî bir bağı olmayıp, doğrudan American Board adındaki misyonerlik kuruluşuna bağlıydılar. Bible House adında bir başka misyonerlik kuruluşu da İstanbul merkezli olarak Amerikan okullarının destekçileri arasındaydı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2021">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Halep, Lozan’da Kaderine Terk Edildi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/halep-lozanda-kaderine-terk-edildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cemal Fedayi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2020 06:32:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Hatay]]></category>
		<category><![CDATA[İtilâfname]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan]]></category>
		<category><![CDATA[Misak-ı Millî]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<category><![CDATA[Sevr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5803</guid>

					<description><![CDATA[Hatay ve Musul gibi Halep de Misak-ı Millî sınırları içindeydi; bu yüzden zaferden sonra gidilen Lozan Antlaşması’nda dava ve talep edilmeliydi. Fakat Lozan’da, ayrılmaz bir bütün olan Misak-ı Millî sınırları esas alınmamış, “ne pahasına olursa olsun bir an önce antlaşma yapmak” politikası takip edilmiş ve taviz üstüne taviz verilmişti. Lozan müzakerelerinde İsmet Paşa, Halep konusunda doğrudan veya dolaylı olarak hiçbir talepte bulunmadı. Tam tersine, Halep’in kaybını öngören 1921 tarihli “Ankara İtilâfnamesi”nin teyidi talebinde bulundu. Hâlbuki Fransa ile imzalanan Ankara İtilâfnamesi tam anlamıyla ve hukuken bir antlaşma (muahede) değil, bir anlaşma (uzlaşma) idi. En önemlisi de bu İtilâfname Fransız parlamentosunda ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="Standard"><span lang="EN-US">Hatay ve Musul gibi Halep de Misak-ı Millî sınırları içindeydi; bu yüzden zaferden sonra gidilen Lozan Antlaşması’nda dava ve talep edilmeliydi. Fakat Lozan’da, ayrılmaz bir bütün olan Misak-ı Millî sınırları esas alınmamış, “ne pahasına olursa olsun bir an önce antlaşma yapmak” politikası takip edilmiş ve taviz üstüne taviz verilmişti. Lozan müzakerelerinde İsmet Paşa, Halep konusunda doğrudan veya dolaylı olarak hiçbir talepte bulunmadı. Tam tersine, Halep’in kaybını öngören 1921 tarihli “Ankara İtilâfnamesi”nin teyidi talebinde bulundu. Hâlbuki Fransa ile imzalanan Ankara İtilâfnamesi tam anlamıyla ve hukuken bir antlaşma (muahede) değil, bir anlaşma (uzlaşma) idi. En önemlisi de bu İtilâfname Fransız parlamentosunda ve TBMM’de onaylanmış değildi. Dolayısıyla yapılması gereken, Lozan’da bu İtilâfname’yi müzakereye açmak ve Suriye hududunu, Misak-ı Millî’de belirlenen tabiî sınırlar olarak kabul ettirmeye çalışmaktı.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Ankara İtilâfnamesi’ni Sevr ile mukayese etmek gerekiyor. Nasıl ki Sevr mukabil parlamentolar tarafından onaylanmadığı için proje olarak kalmışsa, Ankara İtilâfnamesi de mukabil parlamentolarda onaylanmadığı için proje safhasında kalmıştı. Lozan’da bu durum dermeyan edilmeli ve Suriye hududu yeniden müzakereye açılmalıydı. Ankara İtilâfnamesi’nin savaş sırasında yapılmış geçici ve taktik bir ateşkes anlaşması olduğu ileri sürülmeliydi. Fakat İsmet Paşa Lozan’da bunun tam tersini yapmış; Ankara İtilâfnamesi’nin bütün ekleriyle kabulü için gayret sarf etmişti.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Hâlbuki diplomatik müzakerelerde prensiptir: Niyet edilen ve hedeflenenden daha fazlası istenir; niyet edilen noktaya kadar pazarlık yapılır ve en sonunda, en azından niyet edilen gayeye ulaşılır. Bu prensipten hareketle Lozan’da İsmet Paşa Halep’ten ötesini, hatta Suriye’nin tamamını talep etmeliydi. Pazarlıklar sonucu hiç olmazsa Halep dâhil Misak-ı Millî’nin gereği olan Suriye’nin kuzeyini alarak müzakereyi tamamlamalıydı. Fakat İsmet Paşa’nın Lozan’daki psikolojisi, muzaffer değil de mağlûp ve teslimiyetçi bir komutanın psikolojisine daha yakındı. Halep neden dava ve talep edilmeliydi? Çünkü Halep siyasî, sosyal, kültürel ve iktisadî olarak Misak-ı Millî sınırları içinde kalan bölge ile bütünlük arz ediyordu ve aynı hinterland içindeydi. Halep Antep’ten ayrılamaz; Hatay’dan, Urfa’dan, Maraş’tan ayrılamaz; Kilis’ten, Nusaybin’den ve Suruç’tan da ayrılamaz. Bütün bu yerler, aynı bütünün parçalarıdır. Ankara İtilâfnamesi’nin anormal sınırlarını Meclis’te tenkit eden İzmit Mebusu Sırrı Bey’in dediği gibi bütün bu yerler bir bütünün parçalarıdır; “coğrafya ve etnoğrafya birbirinden ayrılamaz.” Yine Sırrı Bey’e göre bu İtilâfname’nin kabul ettiği hudut gayr-i tabii ve gayr-i ilmîdir; ayrıca bu hudutlar Batılıların kabul ettiği “milliyetler” prensibine de aykırıdır.</span></p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2020">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oniki Ada’yi Nasıl Kaybettik?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/oniki-adayi-nasil-kaybettik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derin Tarih]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jul 2019 08:57:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[Cezâir-i İsna Aşer]]></category>
		<category><![CDATA[Ege Adaları]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4729</guid>

					<description><![CDATA[Sosyal medya, çağımızın çöplüğü. Tarih de bu çöplüğün en gözde ve en cazip malzemelerinden. Türkiye’de tarihin ne kadar ucuza manipüle edilebildiğini görmek isterseniz sosyal medyaya birkaç dakika vakit ayırmanız kâfidir. M. Kemal Paşa’ya, Haziran 1919’da daha kendi memleketini kurtaracak askeri bulamazken 1932’de kurulan “Suudi Krallığı”na “Ordularımla gelirim bak” diye Latin harfleriyle telgraf (!) yazdıranı mı istersiniz, yoksa İngiliz Kralına M. Kemal’in elini öptüreni mi? Neresinden tutsanız elinizde kalacak olan bu saçmalıkların en iri kıyımlarından birini Oniki Ada’nın Lozan’dan çok önce verildiği, hatta Lozan’da bu adaların görüşülmediği teşkil ediyor. Bunlar çoluk çocuk işi deyip geçeceksiniz ama aynı cahilliği 70’ini devirmiş bir&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[Sosyal medya, çağımızın çöplüğü. Tarih de bu çöplüğün en gözde ve en cazip malzemelerinden. Türkiye’de tarihin ne kadar ucuza manipüle edilebildiğini görmek isterseniz sosyal medyaya birkaç dakika vakit ayırmanız kâfidir.
M. Kemal Paşa’ya, Haziran 1919’da daha kendi memleketini kurtaracak askeri bulamazken 1932’de kurulan “Suudi Krallığı”na “Ordularımla gelirim bak” diye Latin harfleriyle telgraf (!) yazdıranı mı istersiniz, yoksa İngiliz Kralına M. Kemal’in elini öptüreni mi? Neresinden tutsanız elinizde kalacak olan bu saçmalıkların en iri kıyımlarından birini Oniki Ada’nın Lozan’dan çok önce verildiği, hatta Lozan’da bu adaların görüşülmediği teşkil ediyor.
Bunlar çoluk çocuk işi deyip geçeceksiniz ama aynı cahilliği 70’ini devirmiş bir tarih profesörü sergileyince insan “Tut kelin perçeminden” demekten başka çare bulamıyor. Demek ki cahillik denilen veba iliklerimize işlemiş. Demek ki atasözümüzde denildiği gibi balık baştan kokuyormuş…
Halbuki çok geniş bir kavram olan “Ege Adaları” ile “Oniki Ada”yı birbirine karıştırmak ilmin ve irfanın alamet-i farikası olan tefrik etme hazinemizin iflas ettiğini gösteriyor. Bakın, Osmanlı Devleti bu adaların tamamına Cezâir-i Bahr-i Sefid demiş, yani Akdeniz Adaları; bizim Oniki Ada dediğimiz adalara ise Menteşe Adaları veya Cezâir-i İsna Aşer.
Daha önceki antlaşmalarla elimizden çıkan batı ve kuzey Ege adalarını (ve Girit’i) bir yana koyarsak, 1) Lozan’da Boğazönü veya “Saruhan adaları”ndan Gökçeada, Bozcaada ve Tavşan adaları bize bırakılırken, Semadirek, Limni, Midilli, Sakız, Sisam ve Ahikerya Yunanistan’a verilmiş, 2) Menteşe Adaları ile Antalya açıklarındaki Meis Lozan’ın 15. maddesiyle İtalya’ya bırakılmıştır.
İşte dergimizin kapak dosyasını tahsis ettiğimiz Oniki Ada (Meis hariç) sonuncular olup Lozan’da bizden İtalya’ya, 1947 yılında da İtalya’dan Yunanistan’a resmen ‘transfer edilmiştir.’
Derin Tarih tarihimizin unutmamamız gereken hazin sayfaları üzerindeki kafa karışıklıklarını uzmanlar eliyle aydınlatırken “Tüm Bildikleriniz Tarih Olacak” demeye devam ediyor. Yeni sayılarımızda yeni keşiflerde buluşmak ümidiyle.
Hayırla kalınız.

<strong><em>Mustafa Armağan</em></strong>

<!-- /wp:paragraph --><!-- wp:paragraph -->

<strong><em>Derin Tarih Dergisi Genel Yayın Yönetmeni</em></strong>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oniki Ada’nın Tek Parti ile İmtihanı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/genel/oniki-adanin-tek-parti-ile-imtihani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yılmaz Altunsoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jul 2019 08:31:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[atina]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan]]></category>
		<category><![CDATA[rodos]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4711</guid>

					<description><![CDATA[Lozan’da sahip olduğu Oniki Ada, hususen Rodos, İstanköy ve Meis adaları İtalya tarafından çok önemseniyordu. Zira bu adalar kadim İtalyan şark siyaseti için mükemmel bir imkân ve fırsat sunmaktaydı. Bu yüzden sık sık en üst seviyede İtalyan devlet adamlarının ziyaretlerine sahne oluyor; bu ziyaretler de Adalar Denizinde İtalya ile rekabet halinde olan Yunanistan’ı ziyadesiyle rahatsız ediyordu. Atina’da Etnos gazetesi “İtalya Kralının bu ziyareti yalnız Oniki Ada ahalisini değil, bütün Yunanların millî hissiyatını rencide edecek, lüzumsuz bir tezahürdür” diyor, ziyaretten Yunanların duyduğu rahatsızlığı dile getiriyordu. İşin dramatik tarafı, bu haberden burnumuzun dibinde bulunan ve yaklaşık 400 yıl Osmanlı Devleti’nin elinde kalan&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Lozan’da sahip olduğu Oniki Ada, hususen Rodos, İstanköy ve Meis adaları İtalya tarafından çok önemseniyordu. Zira bu adalar kadim İtalyan şark siyaseti için mükemmel bir imkân ve fırsat sunmaktaydı. Bu yüzden sık sık en üst seviyede İtalyan devlet adamlarının ziyaretlerine sahne oluyor; bu ziyaretler de Adalar Denizinde İtalya ile rekabet halinde olan Yunanistan’ı ziyadesiyle rahatsız ediyordu. Atina’da Etnos gazetesi “İtalya Kralının bu ziyareti yalnız Oniki Ada ahalisini değil, bütün Yunanların millî hissiyatını rencide edecek, lüzumsuz bir tezahürdür” diyor, ziyaretten Yunanların duyduğu rahatsızlığı dile getiriyordu.<br />
İşin dramatik tarafı, bu haberden burnumuzun dibinde bulunan ve yaklaşık 400 yıl Osmanlı Devleti’nin elinde kalan adalar için asıl rahatsızlık duyması gereken taraf Türkiye olması gerekirken Yunanistan’ın rahatsızlık duymasıdır. Yunanistan o dönemde ve halen Megalo İdea isimli bir davanın peşinde koşmakta, sonu kâbus olması mukadder hayaller ve hülyalar içinde kendini kandırmaktadır. Adaların İtalyanların tasarrufunda bulunmasını hedeflerinin önünde büyük bir engel gören Yunanlar, İtalyan Kralı ve Başbakanının adaları muhtelif zamanlarda ziyaret etmelerinden hoşnut olmamışlardı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2019">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oniki Ada Nasil Megali İdea’ya Teslim Edildi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/genel/oniki-ada-nasil-megali-ideaya-teslim-edildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cemalettin Taşkıran]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jul 2019 08:28:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[almanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan]]></category>
		<category><![CDATA[oniki ada]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4707</guid>

					<description><![CDATA[Lozan’da Oniki Ada’nın İtalya’ya bırakılması üzerine Türkiye ile İtalya arasında Anadolu kıyıları ile Meis Adası arasındaki karasuları sınırı ve bazı adacıkların aidiyeti hususunda anlaşmazlıklar çıktı. Türk ve İtalyan hükümetleri 30 Mayıs 1929’da imzaladıkları tahkimnamenin 1. maddesinde sayılan adacıkların Lozan Antlaşması’na göre Türkiye’ye mi yoksa İtalya’ya mı ait olduğunu Adalet Divanı’na sordularsa da Divan kararını vermeden aralarındaki uyuşmazlıkları çözdüler. 4 Ocak 1932’de imzaladıkları sözleşme ile hangi adaların Türkiye’ye ait olduğu belirlendi. Sözleşme ile Lozan Barış Antlaşması’nın 15. maddesi genişletilmiş, Meis’e bağlı diye bazı adacıklar İtalya’ya bırakılmıştır. İkili sözleşmeden sonra her iki hükümetin uzmanları 4 Ocak 1932’de bir “çalışma belgesi” imzaladılar; belge&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Lozan’da Oniki Ada’nın İtalya’ya bırakılması üzerine Türkiye ile İtalya arasında Anadolu kıyıları ile Meis Adası arasındaki karasuları sınırı ve bazı adacıkların aidiyeti hususunda anlaşmazlıklar çıktı. Türk ve İtalyan hükümetleri 30 Mayıs 1929’da imzaladıkları tahkimnamenin 1. maddesinde sayılan adacıkların Lozan Antlaşması’na göre Türkiye’ye mi yoksa İtalya’ya mı ait olduğunu Adalet Divanı’na sordularsa da Divan kararını vermeden aralarındaki uyuşmazlıkları çözdüler. 4 Ocak 1932’de imzaladıkları sözleşme ile hangi adaların Türkiye’ye ait olduğu belirlendi.<br />
Sözleşme ile Lozan Barış Antlaşması’nın 15. maddesi genişletilmiş, Meis’e bağlı diye bazı adacıklar İtalya’ya bırakılmıştır. İkili sözleşmeden sonra her iki hükümetin uzmanları 4 Ocak 1932’de bir “çalışma belgesi” imzaladılar; belge 10 Mayıs 1933’te Türk-İtalyan makamları tarafından karşılıklı olarak onaylandı.<br />
İtalya 1936’da Oniki Ada’yı askerî yönden tahkim etmeye ve silahlandırmaya başlamış; özellikle Rodos’a 100 sahra topu ve çok miktarda mühimmat getirtmişti. Oniki Ada’da yaptığı tahkimat savaş başladığı zaman hem kendisinin, hem de müttefiki Almanya’nın deniz üssü ve kara üssü olarak çok işine yaradı. 2. Dünya Savaşı sırasında özellikle Rodos ve Leros adaları büyük önemi haizdi. İtilaf devletleri bu adaları ele geçirmeye çalıştıysa da sonuç alamadı. Ancak Meis 1941’de kısa süre İngiliz işgalinde kaldı. 1943 yılında Leros ve diğer adalar da kısa bir müddet işgal edildi. İtalya’nın savaştan çekilmesi üzerine Oniki Ada’yı Almanlar işgal etti. 1945 yılında Almanya’nın teslim olunca da Oniki Ada itilaf devletlerinden İngiltere’nin eline geçti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2019">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mondros’a Rağmen Musul Nasıl ve Niçin İşgal Edildi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/mondrosa-ragmen-musul-nasil-ve-nicin-isgal-edildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhsan Şerif Kaymaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Sep 2018 21:08:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[18 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan]]></category>
		<category><![CDATA[Mondros]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3808</guid>

					<description><![CDATA[Ateşkes, mütareke ya da silah bırakışması sıcak çatışmalara son veren askerî bir antlaşmadır. Savaş durumunun resmen son bulması için ise barış antlaşmasının imzalanması gerekir. Bununla birlikte ateşkes antlaşmaları bir dereceye kadar barış antlaşmalarının temelini oluşturur. Bir ateşkes antlaşması galip ile mağlup taraflar arasında imzalandığından, tabiatı gereği eşitler arası bir antlaşma değildir. Antlaşma hükümlerinin belirlenmesinde galibin mağluba karşı üstün ve belirleyici bir konumda bulunduğu tartışmasızdır. 20. yüzyılda askerî teknolojide sağlanan gelişmelerin savaşı önceki dönemlere göre çok daha yıkıcı bir araca dönüştürmesi sonucunda ateşkes antlaşmalarının zaten eşitsiz olan tabiatı daha belirgin bir biçimde ortaya çıkmıştı. Devamı Derin Tarih Ekim Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ateşkes, mütareke ya da silah bırakışması sıcak çatışmalara son veren askerî bir antlaşmadır. Savaş durumunun resmen son bulması için ise barış antlaşmasının imzalanması gerekir. Bununla birlikte ateşkes antlaşmaları bir dereceye kadar barış antlaşmalarının temelini oluşturur. Bir ateşkes antlaşması galip ile mağlup taraflar arasında imzalandığından, tabiatı gereği eşitler arası bir antlaşma değildir. Antlaşma hükümlerinin belirlenmesinde galibin mağluba karşı üstün ve belirleyici bir konumda bulunduğu tartışmasızdır. 20. yüzyılda askerî teknolojide sağlanan gelişmelerin savaşı önceki dönemlere göre çok daha yıkıcı bir araca dönüştürmesi sonucunda ateşkes antlaşmalarının zaten eşitsiz olan tabiatı daha belirgin bir biçimde ortaya çıkmıştı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ohrili Kemal Diyor ki “İsmet Paşa İngilizler ile Lozan’dan Önce Hilafet Anlaşması Yaptı”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/ohrili-kemal-diyor-ki-ismet-pasa-ingilizler-ile-lozandan-once-hilafet-anlasmasi-yapti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Jul 2018 21:07:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Metin Hülagü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3622</guid>

					<description><![CDATA[Eskiden geceleri yatmadan kitap okurduk, şimdi cep telefonlarımızla ‘etkileşiyoruz.’ Bir yazıya mıhlanan bakışlarım sayfalar boyu (aşağıya doğru kayarak) ayrılamıyor yazıdan. Hilafet, İngilizler, Lozan, gizli muahede&#8230; İlginç mi ilginç ve içinde beynimin bütün anahtar kelimeleri kandaki alyuvarlar gibi deveran halinde. Uzunca yazıdan anladığım, meğer İngilizler ile Türkiye Lozan’dan önce gizli bir antlaşma yapmış ve bu antlaşmanın varlığından bahseden bir belge bulunmuş. Yazana bakınca iyice şaşırıyorum: Türk Tarih Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Metin Hülagü. Keşke diyorum içimden, yazıyı Derin Tarih’te neşretseydi. O mavi ışıkla sabahlıyorum. Kalkıyorum, Whatsapp’ta bir mesaj bana gece yarısı okuduğum yazıdan bahsediyor. Önemli diyor, değerlendirelim vs. Kimden? Bir&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eskiden geceleri yatmadan kitap okurduk, şimdi cep telefonlarımızla</p>
<p>‘etkileşiyoruz.’ Bir yazıya mıhlanan bakışlarım sayfalar boyu (aşağıya doğru kayarak) ayrılamıyor yazıdan. Hilafet, İngilizler, Lozan, gizli muahede&#8230; İlginç mi ilginç ve içinde beynimin bütün anahtar kelimeleri kandaki alyuvarlar gibi deveran halinde. Uzunca yazıdan anladığım, meğer İngilizler ile Türkiye Lozan’dan önce gizli bir antlaşma yapmış ve bu antlaşmanın varlığından bahseden bir belge bulunmuş. Yazana bakınca iyice şaşırıyorum: Türk Tarih Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Metin Hülagü. Keşke diyorum içimden, yazıyı Derin Tarih’te neşretseydi. O mavi ışıkla sabahlıyorum. Kalkıyorum, Whatsapp’ta bir mesaj bana gece yarısı okuduğum yazıdan bahsediyor. Önemli diyor, değerlendirelim vs. Kimden? Bir dostumdan, Avni Özgürel Bey’den geliyor. Kalp kalbe karşıdır derler, entelektüeller arasında görünmez kanallar vardır diyorum ben de…</p>
<p><strong>İngiltere ile Hilafet Pazarlığı</strong></p>
<p><strong>Lozan Antlaşması Öncesinde İmzalanan Gizli Antlaşmayı İfşa Eden Mektuplar</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye, Kemal Ohri’den 10 Kasım 1946 tarihli uzun bir analiz rapor/mektup gelir. 1947 başında da yeni mektuplar ulaşır. Yazılanlar şaşırtıcıdır: Lozan Antlaşması öncesinde İngiltere ile TBMM hükümeti arasında hilafetin ilgası ile dinî eğitimin kaldırılmasını amir gizli bir antlaşmanın varlığından bahsetmektedir. Mektupların tam metni ve orijinal nüshaları ilk kez Derin Tarih’te…</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-3276">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>6. Yıl Sonunda Hasbihal</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/6-yil-sonunda-hasbihal/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derin Tarih]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Feb 2018 21:05:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[18 Mart Çanakkale şehitleri]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan]]></category>
		<category><![CDATA[Sadık Öke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3181</guid>

					<description><![CDATA[Bize öğretilen ve doğru olduğu iddia edilen tarihi sorgulamak ve yeni bir tarihin ayak seslerini duyurmak maksadıyla çıktığımız yolculuk elinizdeki sayıyla 6. yılını dolduruyor. Bugüne kadar toplam 72 sayı aylık dergi+10 adet özel sayı çıkardık, yani 11.000 sayfayı aşkın yayın yaptık, onlarca broşür, kitapçık ve poster hediye ettik ve toplam 1 milyonun üzerinde nüshayı okuyucumuza ulaştırdık. Sloganımızda dediğimiz gibi bütün bildikleriniz tarih oldu. Bu köşede yazdığım ilk yazı, “Bir mendil niye kanar?” diye başlıyordu. “Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar?” Böyle diyordu çünkü şair Edip Cansever. Mendilimiz kanıyordu, çünkü bu güzelim tarihe yapılan haksızlıklar karşısında içimiz yanıyordu. Bu&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bize öğretilen ve doğru olduğu iddia edilen tarihi sorgulamak ve yeni bir tarihin ayak seslerini duyurmak maksadıyla çıktığımız yolculuk elinizdeki sayıyla 6. yılını dolduruyor. Bugüne kadar toplam 72 sayı aylık dergi+10 adet özel sayı çıkardık, yani 11.000 sayfayı aşkın yayın yaptık, onlarca broşür, kitapçık ve poster hediye ettik ve toplam 1 milyonun üzerinde nüshayı okuyucumuza ulaştırdık. Sloganımızda dediğimiz gibi bütün bildikleriniz tarih oldu.</p>
<p>Bu köşede yazdığım ilk yazı, “Bir mendil niye kanar?” diye başlıyordu. “Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar?” Böyle diyordu çünkü şair Edip Cansever. Mendilimiz kanıyordu, çünkü bu güzelim tarihe yapılan haksızlıklar karşısında içimiz yanıyordu. Bu yangını dindirmek hepimizin üzerine borçtu. Biz de borcumuzu eda etme yolunda ve sizin yoldaşlığınızda karınca kadrince bir gayretin içine girdik.</p>
<p>Bizim bir davamız var. Bu, mazlum bir milletin mazlum ve mağdur edilmiş tarihini ayağa kaldırma davası. Sizin desteğinizle bu davanın meşalesi elden ele devredilerek kıyamete kadar yere düşmeyecektir inşaallah.</p>
<p>Değinilmemiş bakir mevzular, dokunulmamış belgeler, tozlu raflarda unutulmuş dosyalar, tarihten silinmiş isimler ve sahte kahramanlar… Bunlar <em>Derin Tarih</em>’in özellikle üzerinde durduğu düğüm noktaları oldu. Bundan sonra da bilinmeyen tarihin aydınlatılması yolundaki uzun yürüyüşümüz devam edecek.</p>
<p>Tabii bize kızanlar, öfke duyanlar oldu ve olacak da. Kızmaları normal. Çünkü biz alışmadıkları bir tarihi anlatıyoruz. Tarihin farklı bir anlatısının da mümkün olduğunu göstermeye çalışıyoruz.</p>
<p>Tek bir tarih yok, tarihler vardır ve kim tarihinin altını daha iyi doldurursa tarihin kefesi onun tarafına ağır basacaktır. Buna inanıyoruz ve en büyük kanıtımız da lehine bir şey söylemenin 50 yıl yasak edildiği ve sadece aleyhine konuşmanın serbest bırakıldığı bir ülkede yasaklar gevşeyince Sultan II. Abdülhamid’in küllerin altından nasıl bir ihtişamla çıkmakta olduğunu görmektir.</p>
<p>Sultan Abdülhamid gösterdi ki tarih değişebiliyor, değişiyor ve değişecek. Herkes bu değişime hazır olmalı.</p>
<p>Bundan birkaç yıl önce bir Cumhurbaşkanının Lozan’ı tartışmaya açacağını kimse düşünemezdi. Ama bugün Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tıpkı bir buzkıran gemisi gibi önümüze düşerek tarihin buzullarını kırıyor ve tarihe yeni yol açıyor.</p>
<p>Malumunuz, bundan 10 ay önce dergimiz toplatıldı ve şahsıma bir dava açıldı. Suçumuz, Latife Hanım’ın 2007 yılında İstanbul’da yayımlanan bir mektubunu kamuoyuna “tek kelimesine dokunmadan” tekrar sunmaktan ibaret olduğu halde haksız yere mahkûm edildik. Gerekli hukukî itirazları yaptık. Bu sayıda bizi destekleyen bir mektubunu bulacağınız Latife Hanım’ın torunu Sadık Öke’nin dediği gibi “mahkemelerin tarihi yargılamayacağına inanıyor”, tarihi tarihçiler yargılasın, diyoruz.</p>
<p>Önümüzdeki Nisan sayısında gireceğimiz 7. yılımızda yine ilk sayıdaki aşk ve şevkle buluşmak dileğiyle.</p>
<p>Hayırla kalınız.</p>
<p><strong><em>Mustafa Armağan</em></strong></p>
<p><strong><em>Derin Tarih Dergisi Genel Yayın Yönetmeni</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sadağımızdaki Son Altın Oktun Sen</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/sadagimizdaki-son-altin-oktun-sen/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derin Tarih]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Feb 2018 09:13:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3103</guid>

					<description><![CDATA[10 Şubat 1918-10 Şubat 2018. Sultan II. Abdülhamid Han’ın vefatının üzerinden tam bir asır geçti ama üzerimizden geçen bir asır mıydı yoksa buldozerler ordusu mu? Ne olduysa o düştükten sonra oldu. Pamuk ipliğiyle de olsa bağlı tutmaya çalıştığı vatan parçaları Bosna-Hersek, Bulgaristan, Girit Meşrutiyet’ten sonra peş peşe düştü. Sıra Afrika’daki son toprağımız Trablusgarp ve Bingazi’ye, yani bugünkü Libya’ya geldi. 1912 yılı bir başka ve daha ağır hezimete tanıklık etti: Balkan toprakları, bir ara Edirne dahil elimizden çıktı. Daha nefes almaya fırsat kalmadan Cihan Harbi ve dört senede bozuk para gibi harcanan her biri bir ülke büyüklüğündeki vatan parçaları peş peşe&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>10 Şubat 1918-10 Şubat 2018.</p>
<p>Sultan II. Abdülhamid Han’ın vefatının üzerinden tam bir asır geçti ama üzerimizden geçen bir asır mıydı yoksa buldozerler ordusu mu?</p>
<p>Ne olduysa o düştükten sonra oldu. Pamuk ipliğiyle de olsa bağlı tutmaya çalıştığı vatan parçaları Bosna-Hersek, Bulgaristan, Girit Meşrutiyet’ten sonra peş peşe düştü. Sıra Afrika’daki son toprağımız Trablusgarp ve Bingazi’ye, yani bugünkü Libya’ya geldi.</p>
<p>1912 yılı bir başka ve daha ağır hezimete tanıklık etti: Balkan toprakları, bir ara Edirne dahil elimizden çıktı. Daha nefes almaya fırsat kalmadan Cihan Harbi ve dört senede bozuk para gibi harcanan her biri bir ülke büyüklüğündeki vatan parçaları peş peşe işgale uğradı.</p>
<p>33 yıl ülkeyi böldürüp parçalatmadan idare etme dirayetini göstermiş olan Sultan Abdülhamid 1918 başlarında vefat ederken henüz Kudüs hariç Filistin ve Suriye ile Bağdat’ın kuzeyi elimizdeydi. Vefatının sene-i devriyesi dolmadan bu defa türbesinin bulunduğu payitaht İstanbul dahi işgale uğramış, padişah ve devlet esir alınmış, her türlü parçalama planına maruz kalacak kadar kırılgan bir hale getirilmişti.</p>
<p>Vefatından beş buçuk yıl sonra bu defa Osmanlı Devleti Lozan’da lağvedilecek, altı yıl sonra ise İngilizleri korkuttuğu Hilafet silahı denize atılacaktı. Vefatının 10. sene-i devriyesinde ise Harf İnkılabı yapılacak, böylece ülkesinin maziyle alakası tamamiyle kesilmiş olacaktı. Tarih sıfırlanmıştı.</p>
<p>Sonrasını zaten biliyorsunuz.</p>
<p>Demek Sultan Abdülhamid son siperdi, son kaleydi, son büyük bekçiydi.</p>
<p>2006 yılında ilk baskısı yapılan <em>Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı</em> adlı kitabımda <strong>“Sen düştün, düştü siperimiz”</strong> demiştim. Şimdi o siperi ve o kaleyi tekrar inşa etmeye çalışırken Sultan Abdülhamid’in ruhaniyetiyle yeniden bütünleşme zamanıdır.</p>
<p>Onu tanıdıkça kendimizi de tanımış olacağız. Üstad Necip Fazıl’ın dediği gibi “Tarihteki baş dostumuz” odur. “Baş düşmanımız” kim mi? Sultanın düşmanları kimlerse onlar…</p>
<p>Biz baş dostumuzu tanımak için 100. vefat yıldönümünü vesile ittihaz ettik ve bu özel sayıyı hazırladık sizler için. Renkli, farklı ve orijinal bir dosya ile karşınıza çıktık. Sultanımıza layık bir sayı olması için elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalıştık.</p>
<p>Tabii ki takdir siz değerli okurlarımızındır.</p>
<p><strong>Cumhurbaşkanı’nın Lozan çıkışı </strong></p>
<p>Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan 2016 Eylül’ünde başlattığı ve sistematik olarak sürdürdüğü Lozan’ın zafer olmadığı tartışmasını 2018’in ilk ayı biterken yeni bir faza taşıdı. CHP Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ege’deki 18 Ada’yı Yunanistan’a AK Parti’nin verdiği iddialarına cevap olarak Kocaeli AK Parti İl Gençlik Kolları Kongresi öncesinde dergimizin de omuzladığı bazı iddiaları gündeme getirdi. 27 Ocak 2018 günkü bu konuşmasının ilgili kısmını tarihe not düşmek adına sayfalarımıza alıyoruz.</p>
<p>“Biz bir şeye inandık. O nedir? “Lâ tahzen innalâhe meâna.” Korkma! Allah bizimle beraberdir. (&#8230;) Rusya ile Amerika ile, dün İngiltere ile, Avrupa’nın değişik ülkeleriyle bu görüşmeleri yapıyoruz. Çünkü uluslararası camiaya eğer kendinizi anlatmazsanız, tarihte olduğu gibi meydanda kazanırsınız, masada kaybedersiniz. Lozan’da öyle olmadı mı? Oldu. Şimdi Kılıçdaroğlu’na sorarsan Lozan’da kazandığımızı söyler. Ondan sonra da Adalar’ın faturasını AK Parti’ye kesmeye kalkar. Adalar’ı siz verdiniz, siz… Sizin partinizin başında olanlar verdi. Şimdi tarihî dosyaları hazırlatıyorum. O tarihî dosyaları Lozan’da dâhil olmak üzere onların önüne koyacağız ve milletime de belgeleriyle anlatacağız. Görecekler kim, nerede, neyi vermiş? Öyle yalan yanlış laflarla bu iş olmaz.”</p>
<p>Bu arada tarihî dosyaların açıklanmasını büyük bir merak ve heyecanla bekliyoruz. Önümüzdeki ay Sultan Abdülhamid yanında Lozan’ı da konuşacağız anlaşılan. Tarih gündemi oldukça yüklü bir aya giriyoruz vesselam.</p>
<p>Yeni sayılarda buluşmak dileğiyle.</p>
<p>Allah’a emanet olunuz.</p>
<p><strong><em>Mustafa Armağan</em></strong></p>
<p><strong><em>Derin Tarih Dergisi Genel Yayın Yönetmeni</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
