﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Lübnan &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/lubnan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Aug 2022 07:05:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Lübnan &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Redhouse’un Papalık Kehanetine Dair Bir Manzumesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/desifre/redhouseun-papalik-kehanetine-dair-bir-manzumesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ekrem Sakar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2022 07:05:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deşifre]]></category>
		<category><![CDATA[Cambridhe]]></category>
		<category><![CDATA[Dersaadet]]></category>
		<category><![CDATA[James William]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[Redhouse]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8344</guid>

					<description><![CDATA[Redhouse ismi birçoğumuza yabancı gelmez. İnternetin henüz yaygınlaşmadığı zamanlarda pek çoğumuz İngilizce metinleri çözmek amacıyla üzerinde koca harflerle “Redhouse” yazan sözlükleri kullanırdık. Aslında bunlar gündelik ihtiyaca binaen yayımlanmış, Redhouse’un hazırladığı lügatlerin özeti mahiyetindeydi. Öyle ki Türkçeden İngilizceye ve İngilizceden Türkçeye farklı lügatler ortaya koymuş olan Redhouse’un en kapsamlı çalışması 120 binden fazla madde başıyla bugün dahi aşılması zor görünen bir sözlük hüviyetindedir. İlk baskısı 1890’da İstanbul’da Amerikan Board Misyoner Heyeti adına A. H. Boyajian tarafından yapılan bu sözlük A Turkish and English Lexicon Shewing the English Significations of the Turkish Terms adını taşıyor. Tıpkıbasımı 1973’de Lübnan’da yapılan bu lügatin orijinal&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Redhouse ismi birçoğumuza yabancı gelmez. İnternetin henüz yaygınlaşmadığı zamanlarda pek çoğumuz İngilizce metinleri çözmek amacıyla üzerinde koca harflerle “Redhouse” yazan sözlükleri kullanırdık. Aslında bunlar gündelik ihtiyaca binaen yayımlanmış, Redhouse’un hazırladığı lügatlerin özeti mahiyetindeydi. Öyle ki Türkçeden İngilizceye ve İngilizceden Türkçeye farklı lügatler ortaya koymuş olan Redhouse’un en kapsamlı çalışması 120 binden fazla madde başıyla bugün dahi aşılması zor görünen bir sözlük hüviyetindedir. İlk baskısı 1890’da İstanbul’da Amerikan Board Misyoner Heyeti adına A. H. Boyajian tarafından yapılan bu sözlük <em>A Turkish and English Lexicon Shewing the English Significations of the Turkish Terms </em>adını taşıyor. Tıpkıbasımı 1973’de Lübnan’da yapılan bu lügatin orijinal (yani Osmanlıca-İngilizce) baskısı, bilhassa 20. yüzyıl öncesinde kaleme alınmış eserleri inceleyenlerin başucu kaynaklarından biridir; zira gerek tarihî gerek edebî olsun Osmanlıca bir metinde geçen ve okumakta güçlük çekilen pek çok kelimeyi bu sözlükte görmeniz mümkündür. Sözlükçülük yönüyle Türkçeye çok büyük hizmeti olan Redhouse’un İslâmiyet, Türkler, Türk dili ve Türk edebiyatı hakkında yazdığı makaleler ve fasiküller de mevcut. Fakat bunlara geçmeden önce Redhouse’u biraz daha yakından tanıyalım.</p>
<p>1819’da İngiltere’de doğan James William Redhouse’un Türklerle macerası henüz 15 yaşında Mühendishâne-i Bahr-i Hümâyûn’un bünyesine dahil olmasıyla başlar. Orada haritacı ve teknik tasarımcı olarak çalışırken bir yandan da Türkçe, Arapça ve Farsçayı iyi derecede öğrenir. Doğu dillerinin yanı sıra Fransızca, İtalyanca, Yunanca, Almanca gibi Batı dillerini de tahsil eden Redhouse daha sonra Tercüme Odası’nda çalışır. 1830’da Türkçenin diğer kollarını ve şivelerini öğrenmek maksadıyla Rusya seyahatine çıktığı vakit Rusçasını geliştirir. Üç yıl sonra geri dönmesinin akabinde İstanbul’da çok kalmaz; önce Malta’ya uğrar, sonra vatanına yani İngiltere’ye avdet eder. Sözlük çalışmalarına o yıllarda zaten başlamış olan muharrir, 1838’de tekrar İstanbul’a gelerek Tercüme Odası’ndaki işine devam eder. <em>Müntehâbât-ı Türkiyye </em>adını verdiği ilk lügatini Sultan Abdülmecid’e ithaf etmesi üzerine padişah tarafından ödüllendirilir ve bu çalışmasının yayımlanmasına destek verilir. 1853’de Osmanlı İmparatorluğu’ndan temelli olarak ayrılan Redhouse, Dersaadet’te çalıştığı yıllarda edindiği malumattan ve biriktirdiği malzemeden hareketle başta Türkçenin sözlükleri olmak üzere pek çok çalışmaya imza atar. 1884’te Cambridge Üniversitesi tarafından fahrî doktora, 1888’de “Knight’s Commander” nişanı ile “Sir” unvanı alır. 1892’de hayata gözlerini yumar.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ağustos-2022">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Naci El-Ali</title>
		<link>https://www.derintarih.com/abide-sahsiyetler/naci-el-ali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim Bozbeşparmak]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 07:49:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Abide Şahsiyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Hanzala]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Durra]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8248</guid>

					<description><![CDATA[Hanzala’nın yüzü, çocukluğumun en gizemli taraflarından biriydi. Bir gazete köşesinde mi, bir broşürde mi, yoksa bir televizyonda mı denk geldim, hiç hatırlamıyorum. Fakat karikatürdeki elleri arkasından bağlı, yalın ayaklı, herkese küsmüş o çocuğun yüzünü merak edip araştırmış, bulamamıştım. Biraz zaman geçip büyüdükçe zaten yüzünü niye bilmemem gerektiğini öğrenmiştim; Hanzala’nın niye bir yüzünün olmadığını da… Önce Gazze’de, sığındığı bir varilin arkasında, babasının kollarında öldürülen ve bunu tüm dünyanın seyrettiği Muhammed Durra’nın yüzü Hanzala’nın yüzü olmuştu benim için, sonra toprakları için cesurca tanklara taş atan tüm Filistinli çocuklar&#8230; Ömürlerinin en tatlı yıllarında toprağa düşen, kamplarda hayat mücadelesi veren, dövülen, kaçırılan; yavru kuşlar&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hanzala’nın yüzü, çocukluğumun en gizemli taraflarından biriydi. Bir gazete köşesinde mi, bir broşürde mi, yoksa bir televizyonda mı denk geldim, hiç hatırlamıyorum. Fakat karikatürdeki elleri arkasından bağlı, yalın ayaklı, herkese küsmüş o çocuğun yüzünü merak edip araştırmış, bulamamıştım. Biraz zaman geçip büyüdükçe zaten yüzünü niye bilmemem gerektiğini öğrenmiştim; Hanzala’nın niye bir yüzünün olmadığını da… Önce Gazze’de, sığındığı bir varilin arkasında, babasının kollarında öldürülen ve bunu tüm dünyanın seyrettiği Muhammed Durra’nın yüzü Hanzala’nın yüzü olmuştu benim için, sonra toprakları için cesurca tanklara taş atan tüm Filistinli çocuklar&#8230; Ömürlerinin en tatlı yıllarında toprağa düşen, kamplarda hayat mücadelesi veren, dövülen, kaçırılan; yavru kuşlar gibi çaresiz tüm çocuklar, Hanzala’ydı. Bir rengi yoktu, bir milleti yoktu onun. Bir gün Suriye’de bombalanan bir şehirde beliriyor, başka bir gün Afrika’da ayakta kalma mücadelesi veriyordu. İnsanlığın ilk günlerinden itibaren hikâyesi çalınan hangi çocuk varsa onun adına küsüyor, sırtını dönüyordu insanlığa. Hanzala bütün bunların yanı sıra çizeri Naci el-Alî’nin de Lübnan’daki bir mülteci kampında kaybolmuş çocukluğuydu.</p>
<p>Naci Selim el-Alî, ailesiyle birlikte Lübnan’daki Ayn el-Hilve Mülteci Kampı’na geldiğinde tıpkı Hanzala gibi 10 yaşındaydı. 1938 yılında doğduğu, Filistin’in Celile bölgesinde Şecere köyündeki evini, işgalci Siyonist çeteler zorla tahliye ettirmişlerdi. İşgalci çetelerin zorba istilalarından önce Şecere köyü; Müslüman, Hıristiyan ve Yahudilerin birlikte yaşadıkları, çocukların sokakta birlikte huzur içinde oyun oynayabildikleri şirin bir yerleşim yeriydi. Arapça büyük felaket günü anlamına gelen “Nekbe” adının verildiği 15 Mayıs 1948 tarihi, yüzlerce Filistin köyü gibi Naci el-Alî’nin Şecere’sinde de huzuru bitirecekti. İsrail’in ilk başbakanı olan David Ben Gurion ve beraberindeki 25 kişinin 14 Mayıs 1948’de Tel Aviv Müzesi’nde açıkladığı İsrail Bağımsızlık Bildirgesi, aynı zamanda yüz binlerce Filistinlinin vatanlarından tehcir edileceğinin de ilanıydı. Bağımsızlık bildirgesinden bir gün sonra gemi azıya alan Siyonist çeteler, Yahudilerin iskânı için önceden belirlenen Filistin köylerini bastı. Bu baskınlarda binlerce kişi öldürüldü. 675 köy ve kasaba yok edildi. 957 bin kişi doğdukları topraklardan zorla göç ettirildi. Filistin’in tarihî ve kültürel dokusu katledildi. Akranları gibi Naci el-Alî’nin trajedisi de burada başladı.</p>
<p>1948 kışının başlangıcında gasbedilmiş topraklarını geride bırakan küçük Naci ve ailesi, ellerindeki her şeyi kaybetmiş bir şekilde Lübnan’ın güneyindeki Sayda şehrine sığındılar. Burada yerleştikleri Ayn el-Hilve kampında, zorlu kış şartlarında bir çadırda hayata tutunmaya çalıştılar. Onların hikâyeleri Suriye’ye, Ürdün’e ve Lübnan’ın diğer şehirlerine sığınan hemşehrilerinden çok da farklı değildi. Yurtlarını kaybetmişler, sığındıkları ülkelerde de ikinci sınıf insan muamelesi görmüşlerdi. Yine de Naci el-Alî kaldığı kampı seviyordu. Burayı ikinci vatanı olarak görüyordu. Büyüyünce ressam olmak istiyordu. Bu nedenle ilk resimlerini de kaldığı kampın duvarlarına çizmeye başladı. Eğitimini kamplarda kurulan derme çatma okullarda aldı. Resme olan yatkınlığını da ilk burada geliştirdi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filistin Kimliğini Mısra Mısra Dokuyan Şair: Mahmud Derviş</title>
		<link>https://www.derintarih.com/iz-birakanlar/filistin-kimligini-misra-misra-dokuyan-sair-mahmud-dervis/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Munise Şimşek]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Aug 2021 07:44:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İz Bırakanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Cebrâ İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmud Derviş]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmud Şakir]]></category>
		<category><![CDATA[ortadogu]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7258</guid>

					<description><![CDATA[Ulus devletlerin tezahürüyle birlikte Ortadoğu, birlikte var olmayı başaran çoklu kimliğini yitirdi. Sömürgecilikle mücadele sürecinde yükselen Arap milliyetçiliği, bağımsızlık hareketlerine büyük bir dinamizm sağlasa da, her Arap devleti için varoluşsal bir tehdide dönüştü. Çünkü modern Ortadoğu’da din, dil, ırkla şekillenen ve doğuştan getirilen kimliklerin yerini, bir ülke (toprak) ve devletle tanımlanan politik kimlikler almaya başlamıştı. Bu süreçte en ağır bedeli, toprakları başka bir millete “vatan” yapılan Filistinliler ödedi. Buna karşın en geç teşekkül eden de Filistin ulusal kimliği oldu. Arap krallarının çoğu daha yolun başında, onlara sırtını dönse de Filistinlilerin Arap kimliğinden sıyrılıp “Filistinlileşmeleri” ancak 1967 savaşıyla başladı. Oysa karşılarında,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ulus devletlerin tezahürüyle birlikte Ortadoğu, birlikte var olmayı başaran çoklu kimliğini yitirdi. Sömürgecilikle mücadele sürecinde yükselen Arap milliyetçiliği, bağımsızlık hareketlerine büyük bir dinamizm sağlasa da, her Arap devleti için varoluşsal bir tehdide dönüştü. Çünkü modern Ortadoğu’da din, dil, ırkla şekillenen ve doğuştan getirilen kimliklerin yerini, bir ülke (toprak) ve devletle tanımlanan politik kimlikler almaya başlamıştı.</p>
<p>Bu süreçte en ağır bedeli, toprakları başka bir millete “vatan” yapılan Filistinliler ödedi. Buna karşın en geç teşekkül eden de Filistin ulusal kimliği oldu. Arap krallarının çoğu daha yolun başında, onlara sırtını dönse de Filistinlilerin Arap kimliğinden sıyrılıp “Filistinlileşmeleri” ancak 1967 savaşıyla başladı. Oysa karşılarında, Filistin’de bir ulus devlet kurma fikrine ölesiye sarılmış ve Siyonizm etrafında siyasî, ekonomik, ideolojik anlamda teşkilatlanmış bir Yahudi milliyetçiliği vardı. İngiliz manda yönetiminin gösterdiği tolerans sayesinde nüfusları hızla artan Yahudiler, istedikleri şeyleri nasıl elde edeceklerini çok iyi biliyorlardı. İngilizlerin çekilmesiyle birlikte Araplara karşı giriştikleri savaştan galip çıkarak 1948 yılında İsrail devletini kurdular. İsrail hem 1967’de hem de 1973’te Arap devletlerini tekrar yenmeyi başardığı gibi, Filistin topraklarının büyük bir bölümünü de işgal etti. İsrail-Filistin çatışması artık toprak paylaşımı meselesi olmaktan çıkmış, aynı ülke üzerine yaşamak zorunda kalan iki halkın ve iki kimliğin varoluş mücadelesine dönüşmüştü. Filistinlilerin Arap kimliğinden uzaklaşarak Filistinlileşme süreci de bu gelişmelerin bir neticesidir.</p>
<p>Filistinliler İsrail devletinin kurulmasından sonra büyük bir şok yaşadılar. Onları örgütleyecek, bilinçlendirecek elitlerden ve yol gösterecek liderlerden mahrumdular. Böyle bir ortamda şiir, Filistin halkı için mücadele ruhunu, vatan sevgisini, dahası kim olduklarını hatırlatıcı bir fonksiyon üstlendi. 1948 ve sonrasında yaşanan büyük acıları, vatan özlemini, eve dönüşü şiirlerinde işleyen Zekeriya Muhammed, Mahmud Derviş, Mahmud Şakir, Cebrâ İbrahim Cebra, Halil Sevâhirî ve Yahya Yahlef gibi şairler çok kritik bir anda büyük bir ihtiyaca cevap verdiler. Henüz ulusal bir hafıza oluşturmaya hizmet edecek kurumların olmadığı; arşivlerin, müzelerin, törenlerin ve birlikte kutlanan bayramların bulunmadığı bir süreçte yazılan bu şiirler Filistinlileri diri tutmuştu. Daha sonra Edebu’l-Avde (Vatana Dönüş Edebiyatı) olarak isimlendiren bu edebî akım, şiirin yanında roman ve hikâye başta olmak üzere, nesir türünde eserlerle epeyce zenginleşti.</p>
<p>Bu şairler arasından sıyrılarak öne çıkan Mahmud Derviş, ileride Filistin’in millî şairi payesini alacaktı. Bu unvanı almasında daha ilk şiirlerinden itibaren İsrail zulmüne karşı direncin ancak güçlü bir kimlik bilinciyle mümkün olacağını vurgulaması belirleyici olmuştu. 1960’lardan 2008 yılındaki vefatına kadar yüzlerce şiirleriyle mısra mısra Filistin kimliğini örmüş ve onların özgürlük mücadelesine yoldaşlık etmişti. Onun kaderi de Filistinlilerle ortaktı. 1948 Arap-İsrail Savaşı sırasında ailesiyle birlikte mülteci olmuş, sonrasında gizlice girdiği ülkesinde bir sığınmacıya dönüşmüştü. Bir Filistinli olarak sürgünlük, hiçbir yere sığamamak onun da alınyazısıydı. 1970’de eğitimi için Moskova’ya gitmiş, bir süre Mısır’da yaşamış ancak en çok Lübnan’da rahat etmişti. Ardından FKÖ ile Tunus macerası başlamış ve yaklaşık 10 yıl kadar da Paris’te ikamet etmişti. 1994’de ülkesine dönerek ömrünün geriye kalanını Ramallah’ta geçirmişti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2021">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HASAN KÖNİ: İSRAİL’İN VARLIĞINI SÜRDÜRMESİ İÇİN ORTADOĞU’NUN HUZURSUZ EDİLMESİ ŞART</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/hasan-koni-israilin-varligini-surdurmesi-icin-ortadogunun-huzursuz-edilmesi-sart/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Feb 2020 03:20:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[ortadogu]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasî]]></category>
		<category><![CDATA[Süleymanî]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<category><![CDATA[Usame Bin Ladin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5541</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: OLCAY CAN KAPLAN   11 Eylül 2001’de İkiz Kulelere gerçekleştirilen saldırıyla birlikte ABD’nin Ortadoğu politikası iddetin hâkim olduğu bir yöne doğru evrildi. Kasım Süleymanî suikastına bu açıdan baktığınızda nasıl değerlendiriyorsunuz? ABD yeni bir stratejik değişimin arifesinde mi?   Önce Afganistan, sonra Irak ve nihayet Suriye tecrübesinden anlaşıldı ki topyekûn bir harp ABD’nin ekonomik ve siyasî geleceği için olumsuz sonuçlar doğuruyor. Obama dönemiyle birlikte terörün “elitlerini” yok etme stratejisini benimseyen ABD, ilk iş olarak Usame Bin Ladin’i ortadan kaldırdı. Trump da bu politikayı devam ettirerek DAEŞ lideri Ebubekir el-Bağdadî’yi, filmleri aratmayan bir operasyonla yok etti. Üçüncü hedef seçilen Süleymanî ise&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: OLCAY CAN KAPLAN</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>11 Eylül 2001’de İkiz Kulelere gerçekleştirilen saldırıyla birlikte ABD’nin Ortadoğu politikası iddetin hâkim olduğu bir yöne doğru evrildi. Kasım Süleymanî suikastına bu açıdan baktığınızda nasıl değerlendiriyorsunuz? ABD yeni bir stratejik değişimin arifesinde mi?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Önce Afganistan, sonra Irak ve nihayet Suriye tecrübesinden anlaşıldı ki topyekûn bir harp ABD’nin ekonomik ve siyasî geleceği için olumsuz sonuçlar doğuruyor. Obama dönemiyle birlikte terörün “elitlerini” yok etme stratejisini benimseyen ABD, ilk iş olarak Usame Bin Ladin’i ortadan kaldırdı. Trump da bu politikayı devam ettirerek DAEŞ lideri Ebubekir el-Bağdadî’yi, filmleri aratmayan bir operasyonla yok etti. Üçüncü hedef seçilen Süleymanî ise “resmî” İran üniforması giyen bir general olmasına rağmen Kudüs Güçlerine komutanlık etmesi sebebiyle ABD nezdinde önce terörist ilân edildi, akabinde bir suikastle öldürüldü. Büyük ihtimalle Trump’a danışmanlık yapanlar bu suikastın Şiî çevrelerde bir şok etkisi uyandıracağını ve Süleymanî gibi güçlü bir ismin bir daha ortaya çıkamayacağını düşündüler. Bense ABD’nin çok büyük bir yanılgı içinde olduğunu düşünüyorum. “Elitlere” çevrilen silahlarla sorunların ortadan kaldırılacağını düşünerek büyük hata yapıyor. Sorunlar üzerlerine eğilmeden, kökleri kurutulmadan çözülemez. Bir de meselenin diğer boyutunu düşünelim. Suriye’de barış sağlandı, İran nükleer silah yapmaktan vazgeçti, Lübnan’daki Hizbullah İsrail ile çatışmayı bıraktı… Böyle bir fütürist senaryodan İsrail zararlı çıkacaktır. İsrail’in varlık sebebini sürdürebilmek için Ortadoğu’nun her daim huzursuz olması gerekir. Süleymanî suikastini değerlendirirken şu cümleyi asla unutmayın: “Ortadoğu’da sıkılan her kurşun İsrail’in güvenliği içindir.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2020">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
