﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>manevî &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/manevi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Jul 2020 11:10:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>manevî &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Arap İsyanı Mı, Şerif Hüseyin İsyanı Mı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/arap-isyani-mi-serif-huseyin-isyani-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Beyoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2020 11:10:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[1. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Cihad]]></category>
		<category><![CDATA[harekât]]></category>
		<category><![CDATA[manevî]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6120</guid>

					<description><![CDATA[1. Dünya Savaşı’na giden süreçte İstanbul’a gidip gelen Faysal ve Abdullah, Suriye’deki Arap milliyetçileri ve dernekleriyle sık sık temaslarda bulundu. Babaları Mekke Emiri Şerif Hüseyin ise İttihat ve Terakki yönetiminden son derece rahatsızdı. Bölge ve eyaletlerden gelen özerklik taleplerini, iktidarın otoriterleştiği ve merkezî bir idare kurmaya çalıştığı iddiasıyla destekliyordu. (…) Çok geçmeden Sultan Reşad cihad çağrısında bulundu. Bu bağlamda Mekke Emirinin manevî gücünden yararlanmak isteyen İttihat ve Terakki Hükümeti de cihada katılması için birçok kez çağrıda bulundu. Ancak Şerif Ali komutasında hazırlanan kuvvetler Medine’den öteye geçmedi. Bu sırada Hicaz demiryolu ve Arabistan yarımadasında 24 bin civarında Osmanlı kuvveti vardı. Savaşın&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1. Dünya Savaşı’na giden süreçte İstanbul’a gidip gelen Faysal ve Abdullah, Suriye’deki Arap milliyetçileri ve dernekleriyle sık sık temaslarda bulundu. Babaları Mekke Emiri Şerif Hüseyin ise İttihat ve Terakki yönetiminden son derece rahatsızdı. Bölge ve eyaletlerden gelen özerklik taleplerini, iktidarın otoriterleştiği ve merkezî bir idare kurmaya çalıştığı iddiasıyla destekliyordu. (…)</p>
<p>Çok geçmeden Sultan Reşad cihad çağrısında bulundu. Bu bağlamda Mekke Emirinin manevî gücünden yararlanmak isteyen İttihat ve Terakki Hükümeti de cihada katılması için birçok kez çağrıda bulundu. Ancak Şerif Ali komutasında hazırlanan kuvvetler Medine’den öteye geçmedi. Bu sırada Hicaz demiryolu ve Arabistan yarımadasında 24 bin civarında Osmanlı kuvveti vardı. Savaşın hemen başında açılan Sarıkamış cephesi çökmüş, Almanların etkisiyle Süveyş kanalı harekâtı başlatılmıştı. Bu harekâtı yürütmek üzere Suriye’deki 4. Ordu Komutanlığına Bahriye Nazırı Cemal Paşa getirildi. Hazırlıkları yapılan Süveyş seferine Vali Vehib Bey Hicaz tümeniyle katıldı. Necid Emiri İbn Suud ve Hail Emiri İbn Reşid de sefere çok sayıda deve gönderdi.</p>
<p>Harekâta katılan Vehib Bey’in yerine Hicaz’a vali olarak 5 Nisan 1915’te, daha ılımlı olan Galib Paşa atandı. Aynı günlerde Şerif Hüseyin hem Hicaz aşiretlerini devlete karşı kışkırtıyor, hem de Suriye’de Arap milliyetçilerinin desteğini almaya çalışıyordu. Ancak Arapların ileri gelenlerinin çoğunun Osmanlı’dan ayrılma düşüncesine sıcak baktığı söylenemez. Cemal Paşa’nın gelmesinden kısa süre sonra Beyrut Fransız Konsolosluğu’nda bazı Arap siyasetçi ve din adamlarının Suriye sahillerine yapılacak bir Fransız çıkarmasında düşmanla işbirliği yapacaklarıyla ilgili belgeler bulundu. İşbirlikçi Araplardan 13 kişi askerî mahkemelerin kararıyla idam edildi. 70 kadar kişi ise gıyabî idama mahkûm edildi. Böylece Suriye’deki ayrılıkçı hareket kısa sürede bastırıldı.</p>
<p>Bundan başka Şerif Abdullah hatıralarında Osmanlı ordusunun Kanal seferinin başarısız olduğu günlerde Doğu İşleri Sekreteri Storrs’tan bir mektup aldığını kaydeder. Bakın neler yazılıdır: “Osmanlı Devleti, Büyük Britanya ile kadim dostluğunu rafa kaldırıp Britanya’nın düşmanı Almanya’nın safına geçmiş olduğundan Britanya da Türkiye ile arasındaki kadim dostluk bağlarını koparma hakkını kendinde görmektedir. Siz ve saygıdeğer babanız, Arapların tam bağımsızlığa kavuşmalarıyla sonuçlanacak girişim hakkında önceden sahip olduğunuz görüşünüzü muhafaza ediyor musunuz? Eğer siz ve saygıdeğer babanız hâlâ bu görüşteyseniz Büyük Britanya Arap ayaklanmasını desteklemek için kendisine ihtiyaç duyulan her alanda yardım etmeye hazır olduğunu bildirir.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2020">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dil, Manevî Vatandır!</title>
		<link>https://www.derintarih.com/avrupa-tarihi/dil-manevi-vatandir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özel]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Feb 2020 02:15:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Avrupa Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Alfred]]></category>
		<category><![CDATA[Canute]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanî]]></category>
		<category><![CDATA[John]]></category>
		<category><![CDATA[Kenyalı Ngugi]]></category>
		<category><![CDATA[manevî]]></category>
		<category><![CDATA[Victoria Lisesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5504</guid>

					<description><![CDATA[Yazı hayatına dört İngilizce romanla başlayan Kenyalı Ngugi, üst üste ödüller kazansa da şu uğursuz gerçeği fark etmede gecikmez: Misyonerlerin kurduğu ve beyaz hükümetlerce kontrol altında tutulan yayınevleri, Hıristiyanî değer ve uygulamalara saldırsa bile İngilizce yazılmış metinleri ödüllendiriyordu. “Dil böylece ruhu esir alıyor, manevî boyun eğdirmenin aracı hâline geliyordu.”1 Conrad, Joyce, Faulkner gibi ustaların bilgeliğini kendi halkının anlayış ve değerleriyle harmanlayan Ngugi için roman başlı başına bir dil, romancı ise bir yol göstericiydi. Acı çeken halkına hangi dille yol gösterecekti? Eğitim gördüğü beyaz kolejlerde okutulan İngiliz klasikleri onları “sömürge-öncesi geçmişin karanlıklarından şimdiki zamana, Hristiyanlığın ışığına doğru” bir yolculuğa çıkarmıştı. “Lakin&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yazı hayatına dört İngilizce romanla başlayan Kenyalı Ngugi, üst üste ödüller kazansa da şu uğursuz gerçeği fark etmede gecikmez: Misyonerlerin kurduğu ve beyaz hükümetlerce kontrol altında tutulan yayınevleri, Hıristiyanî değer ve uygulamalara saldırsa bile İngilizce yazılmış metinleri ödüllendiriyordu. “Dil böylece ruhu esir alıyor, manevî boyun eğdirmenin aracı hâline geliyordu.”1 Conrad, Joyce, Faulkner gibi ustaların bilgeliğini kendi halkının anlayış ve değerleriyle harmanlayan Ngugi için roman başlı başına bir dil, romancı ise bir yol göstericiydi. Acı çeken halkına hangi dille yol gösterecekti? Eğitim gördüğü beyaz kolejlerde okutulan İngiliz klasikleri onları “sömürge-öncesi geçmişin karanlıklarından şimdiki zamana, Hristiyanlığın ışığına doğru” bir yolculuğa çıkarmıştı. “Lakin sömürgeciliğe dair memnuniyetsizlik üzerine herhangi bir tartışmaya da asla yer vermiyordu.”2 Sömürgecinin diliyle ancak onun istediği şeyler, onun istediği tarzda öğrenilebiliyordu. Yazdığı bir kitapla (Orientalism, 1978) dünya düşüncesinde yepyeni bir alan açan Edward Said de Kahire’de benzer bir eğitimden geçmişti: “(Cezire Hazırlık Okulu’ndaki) Derslerimiz ve kitaplarımız, dudağımızı uçuklatacak ölçüde İngiliz’di: Çayırlar, kaleler ve kendilerine saygıda kusur etmememiz için sürekli uyarıldığımız John, Alfred ve Canute isimli birtakım krallarla ilgili metinler okuyorduk.” Sonra Victoria Lisesi’ne devam eder Said. Orada ellerine tutuşturulan Okul Elkitabı, başka bir dil konuşanları yerli kategorisine sokmaktadır: Kural I, son derece kesin bir ifadeyle “Okulun resmî dili İngilizcedir. Başka dillerde yakalanan öğrenciler ağır bir biçimde cezalandırılacaktır,” diye buyurmaktadır. Küresel bir dili zorla da olsa öğrenmek faydalı değil mi, diye soracaklara da Said’in cevabı hazırdır: Bu dil ile “İngiliz yaşam tarzını ve edebiyatını, krallık rejimini, Parlamentoyu, Hindistan’ı ve Afrika’yı, ne Mısır’da ne de başka bir yerde kullanabileceğimiz deyimleri, yaşam tarzımızı hiç mi hiç değiştiremeyecek âdetleri öğreniyorduk.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2020">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Selçuklu Tıp Rönesansı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/selcuklu-tarihi/selcuklu-tip-ronesansi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Alican]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Sep 2019 09:13:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Gılgamış destanı]]></category>
		<category><![CDATA[keramet]]></category>
		<category><![CDATA[manevî]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır hiyeroglifleri]]></category>
		<category><![CDATA[mucize]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4882</guid>

					<description><![CDATA[İnsan tarihinin başından beri doğal olarak tıp ve sağlık konularına önem vermiş, daha sağlıklı ve uzun bir ömür sürmenin yollarını aramıştır. Tıp ilminin gelişimine temel teşkil eden bu arayışın izleri eski medeniyetlerden kalan kültür birikiminde, örneğin antik Mısır hiyerogliflerinde ya da Mezopotamya’nın çivi yazılı kil tabletlerinde (Gılgamış destanı bir tıp metni olarak okunabilir) takip edilebilir. Bütün dinlerin ve medeniyetlerin tıbba ilişkin bir perspektifi vardır. Ölüleri diriltme ve hastalıkları iyileştirme gibi motifler tarih boyunca keramet ve mucizelerin en temel unsurları arasında yer almış, tababet olgusu her dönemde bir ölçüde metafizik ile alakalı bir şey olarak idrak edilmiştir. Eski toplumların din adamlarından&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan tarihinin başından beri doğal olarak tıp ve sağlık konularına önem vermiş, daha sağlıklı ve uzun bir ömür sürmenin yollarını aramıştır. Tıp ilminin gelişimine temel teşkil eden bu arayışın izleri eski medeniyetlerden kalan kültür birikiminde, örneğin antik Mısır hiyerogliflerinde ya da Mezopotamya’nın çivi yazılı kil tabletlerinde (Gılgamış destanı bir tıp metni olarak okunabilir) takip edilebilir. Bütün dinlerin ve medeniyetlerin tıbba ilişkin bir perspektifi vardır. Ölüleri diriltme ve hastalıkları iyileştirme gibi motifler tarih boyunca keramet ve mucizelerin en temel unsurları arasında yer almış, tababet olgusu her dönemde bir ölçüde metafizik ile alakalı bir şey olarak idrak edilmiştir. Eski toplumların din adamlarından semavî dinlerin peygamberlerine kadar bütün önemli dinî figürler insanın manevî tarafına olduğu kadar fiziksel yanına da hitap etmiş, yaşadıkları toplumlar içerisinde bir tür “sağaltıcı” olarak görülmüşlerdir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2019">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
