﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Maraş &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/maras/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Sep 2020 06:19:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Maraş &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dulkadır Beyliği’ne Son Veren Turnadağ Savaşı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/dulkadir-beyligine-son-veren-turnadag-savasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Altınöz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2020 06:19:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Çukurova]]></category>
		<category><![CDATA[Dulkadır Beyliği]]></category>
		<category><![CDATA[Harput]]></category>
		<category><![CDATA[Maraş]]></category>
		<category><![CDATA[Şehsuvar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6363</guid>

					<description><![CDATA[14. asrın ilk yarısında Maraş ve Elbistan havâlisinde ortaya çıkıp doğuda Harput’tan batıda Kırşehir’e, kuzeyde Sivas’ın güneyindeki Gemerek ve Gürün’den başlayarak Hatay’a bağlı Hassa’ya kadarki coğrafyada iki asra yakın hüküm süren Dulkadırlılar, Oğuzların Bozok koluna mensup idiler. Dulkadır Beyliği Maraş ve Elbistan çevresindeki Bozok ve Ağaçeri Türkmenlerinin reisi konumunda bulunan ve sürekli Çukurova’daki Ermeniler üzerine akınlar yapan Dulkadıroğlu Zeyneddin Karaca Bey tarafından 1337 yılında kurulmuştur. Fatih Sultan Mehmed tarafından Dulkadır Beyliği’nin başına getirilen Şehsuvar Bey, Memlûk Sultanı Hoşkadem’in tâbiiyet teklifini reddedince karşısına Memlûklar tarafından amcası Rüstem çıkarılmıştır. Yapılan savaşta Şehsuvar Bey amcasını yendiği gibi Besni, Gerger, Birecik ve Rumkale şehirlerini&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>14. asrın ilk yarısında Maraş ve Elbistan havâlisinde ortaya çıkıp doğuda Harput’tan batıda Kırşehir’e, kuzeyde Sivas’ın güneyindeki Gemerek ve Gürün’den başlayarak Hatay’a bağlı Hassa’ya kadarki coğrafyada iki asra yakın hüküm süren Dulkadırlılar, Oğuzların Bozok koluna mensup idiler. Dulkadır Beyliği Maraş ve Elbistan çevresindeki Bozok ve Ağaçeri Türkmenlerinin reisi konumunda bulunan ve sürekli Çukurova’daki Ermeniler üzerine akınlar yapan Dulkadıroğlu Zeyneddin Karaca Bey tarafından 1337 yılında kurulmuştur.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmed tarafından Dulkadır Beyliği’nin başına getirilen Şehsuvar Bey, Memlûk Sultanı Hoşkadem’in tâbiiyet teklifini reddedince karşısına Memlûklar tarafından amcası Rüstem çıkarılmıştır. Yapılan savaşta Şehsuvar Bey amcasını yendiği gibi Besni, Gerger, Birecik ve Rumkale şehirlerini de ele geçirir. Bir süre sonra Dulkadır beyini cezalandırmak isteyen Hoşkadem’in üzerine ordular sevk eder. Yapılan iki muharebede Memlûk ordusu mağlup edilir. Buna ilaveten Şehsuvar Bey’in Memlûklara yardım eden Ramazanoğullarını Çukurova’da yenmesi de Memlûk hükümdarını telaşlandırır. Bunun üzerine Emir Yeşbek kumandasındaki Memlûk kuvvetleri 1471 yılında Şehsuvar Bey’i Savran deresinde yenerek Kadirli ve Kozan’ı Dulkadırlılardan aldı.</p>
<p>Ertesi yıl tekrar sefere çıkan Yeşbek, Şehsuvar Bey’i Zamantı kalesine kadar takip eder ve bu arada Osmanlı hükümdarından da Şehsuvar’a yardım etmemesi talebinde bulunur. Fatih’in Karaman seferine katılmadığından dolayı kızgın olduğu için kendisine yardım göndermemesi üzerine Şehsuvar Bey sığındığı Zamantı kalesinde Memlûk kuvvetlerince yakalanır. Kahire’ye götürülür ve burada Babü’z-Züveyle’de asılır (1472).</p>
<p>Şehsuvar Bey’in idamını müteakip Memlûklar Dulkadır Beyliği’nin başına ikinci defa Şahbudak Bey’i geçirir. Şehsuvar Bey’in korkunç şekilde idam edilmesine üzülen kardeşi Alâüddevle bir süre sonra Amasya’da Şehzade Bâyezid’in yanına sığınır. Kızı Ayşe Hatun’u Şehzade Bâyezid’e verir ve bu evlilikten 1467 yılında Yavuz Sultan Selim dünyaya gelir. Alâüddevle 1480 yılında Fatih’in desteğiyle Şahbudak’ı yenerek Dulkadır tahtına geçer.</p>
<p>Dulkadırlıların hâkim olduğu bölge öteden beri Osmanlılarla Memlûklar arasında anlaşmazlık konusu olmuştur ve iki devlet de bu beyliğin kendilerine tâbî olmasını istemektedir. Oysa Fatih Sultan Mehmed damat olduğu bu memlekete başkalarının el uzatmasını istemez; eğer bu toprakların bir tarafa bağlanması gerekiyorsa, bunun Osmanlılar olacağı kanaatindedir. Çünkü Mısır’a ulaşabilmek için bu topraklardan geçmek gerekmektedir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2020">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ortadoğu’da Güney Anadolu’nun Deprem Travması</title>
		<link>https://www.derintarih.com/turk-tarihi/ortadoguda-guney-anadolunun-deprem-travmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muharrem Kesik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2020 11:47:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türk Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Maraş]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5673</guid>

					<description><![CDATA[Tarihte insan kaybına neden olan en büyük faktör, ardı arkası kesilmeyen savaşlardı. Ancak çaresi bulunamamış bulaşıcı hastalıklar, yangın, sel baskını ve deprem gibi doğal afetler de bu kayıpların artmasında etkili olmuştur. Ortaçağ kaynakları incelendiğinde, depremlerin güneş tutulması, ay tutulması, yıldızların ve genellikle de kuyruklu yıldızların olağandışı hareketleri, gökyüzünde uzun süreli kızıllık gözlenmesi veya gündüz vakti birdenbire havanın kararması gibi değişimlerin sonunda ya da öncesinde geldiğine açıkça işaret edildiğini görürüz. Ortaçağ’da halkın depreme verdiği tepki bugünkünden farklı değildi. Depremi yaşayanlar arasında şuurunu kaybeden, kalp krizi geçirip fücceten ölen, kendini dışarı atıp sakatlanan ya da yaralanan, deprem korkusundan uyuyamayan, psikolojisi bozulan kimseler&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihte insan kaybına neden olan en büyük faktör, ardı arkası kesilmeyen savaşlardı. Ancak çaresi bulunamamış bulaşıcı hastalıklar, yangın, sel baskını ve deprem gibi doğal afetler de bu kayıpların artmasında etkili olmuştur. Ortaçağ kaynakları incelendiğinde, depremlerin güneş tutulması, ay tutulması, yıldızların ve genellikle de kuyruklu yıldızların olağandışı hareketleri, gökyüzünde uzun süreli kızıllık gözlenmesi veya gündüz vakti birdenbire havanın kararması gibi değişimlerin sonunda ya da öncesinde geldiğine açıkça işaret edildiğini görürüz.</p>
<p>Ortaçağ’da halkın depreme verdiği tepki bugünkünden farklı değildi. Depremi yaşayanlar arasında şuurunu kaybeden, kalp krizi geçirip fücceten ölen, kendini dışarı atıp sakatlanan ya da yaralanan, deprem korkusundan uyuyamayan, psikolojisi bozulan kimseler bugün olduğu gibi oldukça fazla idi. Depremi yaşayanlar evlerine giremez, korkuyu atlatıncaya kadar dışarıda yatardı.</p>
<p>Ortaçağ Anadolu’sunda birçok depremin meydana geldiği tarihî kaynaklarca tespit edilmiştir. Ancak bunlar içinde özellikle 1114 yılında Maraş’ta yaşanan deprem, sebep olduğu tahribatın boyutu ve can kaybı bakımından dikkat çekmektedir. Maraş’ın Ortaçağ’da Anadolu’nun en eski ve önemli şehirlerinden biri olması, dolayısıyla döneme göre oldukça fazla sayılabilecek bir nüfusu barındırması depremdeki can kaybının yüksek olmasına yol açmıştır. Öte yandan bu nüfusun ciddi bir bölümünü Hıristiyanlar oluşturuyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2020">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ateşi Kanla, Kurşunu Etle, Kılıcı Kemikle Durduran Şehir: Kahramanmaraş</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tali-dosya/atesi-kanla-kursunu-etle-kilici-kemikle-durduran-sehir-kahramanmaras/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Feb 2020 03:10:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tâli Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Evliya Çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[Maraş]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid Han]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5538</guid>

					<description><![CDATA[Ne zaman Maraş’a gitsem, orada hâlâ yaşamakta inatla direnen ve asla pes etmeyen bir heyecan, bir hamiyetperver yaklaşım, hatta zekâya endeksli bir hassasiyetin halk içerisinde tüttüğünü görürüm. Bir zamanlar esnaf loncalarının idaresinde neredeyse bağımsız bir örgütlenme manzarası gösteren Çarşı’sında geziniyordum. Bir sandıkçı gördüm. Oymalı ahşap ceviz sandıklar satıyordu. Güzel olmasına güzeldi bu el ürünleri ama gayet sağlamdı, usta işiydi ve en önemlisi de her biri yapanın zekâ pırıltısını taşıyordu. Sultan II. Abdülhamid Han’ın marangozluk dehasından izler görüyordum onda. Açılması için baltayla kırmaktan başka çare olmayan bu gizemli sandıkları değme çelik kasalara meydan okutacak hâle getirmişti Maraşlı ustalar. Bir defasında da&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ne zaman Maraş’a gitsem, orada hâlâ yaşamakta inatla direnen ve asla pes etmeyen bir heyecan, bir hamiyetperver yaklaşım, hatta zekâya endeksli bir hassasiyetin halk içerisinde tüttüğünü görürüm. Bir zamanlar esnaf loncalarının idaresinde neredeyse bağımsız bir örgütlenme manzarası gösteren Çarşı’sında geziniyordum. Bir sandıkçı gördüm. Oymalı ahşap ceviz sandıklar satıyordu. Güzel olmasına güzeldi bu el ürünleri ama gayet sağlamdı, usta işiydi ve en önemlisi de her biri yapanın zekâ pırıltısını taşıyordu. Sultan II. Abdülhamid Han’ın marangozluk dehasından izler görüyordum onda. Açılması için baltayla kırmaktan başka çare olmayan bu gizemli sandıkları değme çelik kasalara meydan okutacak hâle getirmişti Maraşlı ustalar. Bir defasında da kalaycı ile karşılaştım. Pek gençti ama işini ibadet edercesine aşkla, adeta büyüleyici bir ritmle yapıyordu. Elindeki çaydanlığı harlı ateşte ısıtıyor, sonra üflüyor, yeniden ısıtıyor, arada elindeki çekiçle bir yerlerine vuruyordu. Sonra kirli bir suya batırdı onu, yükselen kalay kokuları arasında eline alıp çaydanlığı bir baba şefkatiyle bezle sildi ve yerine koyup yenisiyle işine devam etti. Uzun uzun baktım: Bir dervişin kalbi atıyordu dükkânda. Çarşıdaki bu karanlık dükkânda ne kadar uzun bir süre geçirdiğimi çok sonraları fark ettim. Kendimi öylesine kaptırmıştım ki, sırlarla dolu bu büyüklü küçüklü sandıkların veya kalaycının cazibesiyle, adeta zamanın dışına taşmıştım. Kim bilir belki orada bir süre daha dolaşsam her dükkândan Evliya Çelebi’ye nazire yapacak kucak dolusu zengin malzemeyle dönebilirdim.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2020">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
