﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>maske &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/maske/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Mar 2021 05:52:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>maske &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Geçmiş Geçmemiştir</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-osmanli/gecmis-gecmemistir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2021 05:52:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Karolenj Rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[maske]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6847</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı, İnsanlığın Son Adası adlı kitabımda şöyle yazmıştım: “Geçmiş, iki açıdan geçmemiştir. Bir: Sürekli olarak yeniden keşfedilmektedir. Bu yüzden tarih bilgisinde ‘son’ (the end) yoktur. İki: Geçmiş, yakın geçmişte kurulu olarak bize intikal ettiği için, yani Avrupa merkezli olarak ve ilerlemeci ideoloji canibinden yazıldığı için, bu ideolojinin tarihin yüzüne geçirdiği maskeleri indirme mücadelesi devam edeceğinden geçmemiştir. Tarihin bir kere yazılmış ve artık ‘geçmiş’ olduğu yolundaki önyargının kendisi de Avrupa merkezli tarihin ve ilerlemeci tarih terakkisinin eseri değil midir?” Birkaç yıl sonra çıkan Osmanlı Tarihinde Maskeler ve Yüzler adlı kitabımda ise şu satırlara rastlayacaksınızdır: “Osmanlı tarihi, derin ve sessiz bir suskunluk&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Osmanlı, İnsanlığın Son Adası</em> adlı kitabımda şöyle yazmıştım:</p>
<p>“Geçmiş, iki açıdan geçmemiştir. Bir: Sürekli olarak yeniden keşfedilmektedir. Bu yüzden tarih bilgisinde ‘son’ (the end) yoktur. İki: Geçmiş, yakın geçmişte kurulu olarak bize intikal ettiği için, yani Avrupa merkezli olarak ve ilerlemeci ideoloji canibinden yazıldığı için, bu ideolojinin tarihin yüzüne geçirdiği maskeleri indirme mücadelesi devam edeceğinden geçmemiştir. Tarihin bir kere yazılmış ve artık ‘geçmiş’ olduğu yolundaki önyargının kendisi de Avrupa merkezli tarihin ve ilerlemeci tarih terakkisinin eseri değil midir?”</p>
<p>Birkaç yıl sonra çıkan <em>Osmanlı Tarihinde Maskeler ve Yüzler </em>adlı kitabımda ise şu satırlara rastlayacaksınızdır:</p>
<p>“Osmanlı tarihi, derin ve sessiz bir suskunluk içerisine gömülü uzun bir süredir. Kar, görünen her yeri kaplamış, toprağın sıcaklığını, ağaçların derinlere kaçmış öz sularını, derelerin coşkun göğsünü buzdan bir duvar kesmiştir…”</p>
<p>Bu muazzam tarihi hem yeniden keşfetmek hem de keşfettiğimiz adayı besleyecek kanalları açmamız gerekir.</p>
<p>Çağ tasnifleri her zaman problemlidir. Çünkü bir çağın ne zaman bittiği, ne zaman başladığı ya da ne zaman biteceği, bir sonrakinin de hangi noktada başlayacağı önceden kestirilemez, hatta sonradan da kestirilemez. Yani bugün Rönesans diye bir çağ var mı yok mu?, tartışılıyor. Rönesans ne zaman başladı? Başlangıcı 12. yüzyıla kadar geri götürenler var, Karolenj Rönesansına. Öte yandan 17. yüzyıla kadar uzatanlar var. Kimisi daha tarafsız: 15. ve 16. yüzyılla sınırlandırıyor. Kimisi biraz daha sanat alanına odaklıyor onu, kimi mimarlık, mühendislik alanına.</p>
<p>Dolayısıyla Rönesans diye bir çağı, müstakil bir dönemi, diğerlerinden belirgin bir hatla ayırt edebilir miyiz? Bu bile tam olarak belli değil. Ve birçok başka konu için geçerli bu. Yani ‘sanayi çağı’, ‘sanayi devrimi’ ya da ‘bilimsel devrim’ diye müstakil dönemler veya devrimlerden söz edebilir miyiz?  Edeceksek onları zamanın hangi nıktasında başlatacağız? Ve bu dönemi ve devrimleri hangi coğrafya parçası için söz konusu etmemiz gerekiyor?</p>
<p>Mesela İslamiyet için ‘bilimsel devrim’in 9-12. yüzyıllarda yaşandığını söyleyebiliriz. Bunu yaşamayan Avrupa’ydı. Avrupa’nın geç kalışının bir ifadesidir bilimsel devrim, varsa eğer… Dolayısıyla ‘bilimsel devrim’in Avrupa’yla ilgili ve bu kıtaya mahsus bir mesele olduğunu öncelikle belirlemek lazım. Dünyanın bütün coğrafyalarında böyle bir dönemin yaşandığını düşünmek elbette yanıltıcı olur.</p>
<p>Aynı şekilde, çağ tasnifleri her zaman problemlidir demiştik. Ve her çağ, içinde yaşayanlar açısından erken biter, dışında yaşayanlar açısından da sönerek biter. Mesela biz, 11 Eylül 2001 saldırısında bir çağın bittiğini sık sık işittik ve herkes de bu tezi yazıp çizdi, ‘20. yüzyıl asıl şimdi bitti’ denildi. Halbuki Eric Hobsbawm <em>Aşırılıklar Çağı </em>adlı kitabında 20. yüzyılı 1989’da bitirir. 1991’de bitirenler de oldu. Sovyetler’in dağılmasıyla, 1989 Doğu Almanya’nın, yani utanç duvarının kaldırılmasıyla 20. yüzyılı bitirenler oldu. Şimdi daha çok 11 Eylül’le bitirmeyi düşünüyorlar. Ama önümüzdeki 5–10 yıl içerisinde daha büyük bir olay vuku bulup da asıl 20. yüzyıl şu tarihte bitti diyecek bir tarihçiye de rastlayabiliriz pekala.</p>
<p>Böylelikle dönemlendirmeler zamanın sonsuz ve firesiz akışı içerisinde bizim kurmaya çalıştığımız anlam adaları olarak karşımıza çıkar. Zamanın rengi, kokusu yoktur. O homojen bir şekilde akıp gider ama biz ona bir renk, bir koku vermeye, anlam atfetmeye çalışırız. Temel mesele budur, yani zamanı anlamlandırma çabamız. Zamana, daha kolay anlamak ve anlatabilmek için belli sınırlar çizmeye çalışıyoruz.</p>
<p>Osmanlı tarihinin tasnif şeması da aynı şekilde; bu tarihi de anlamlandırmak için belli dönemlere ayırarak inceliyoruz kaçınılmaz olarak. Burada ‘kaçınılmaz’ dediğim şey, tasnif, yani dönemlendirme. Yoksa öteden beri bizim yapageldiğimiz sakat dönemlendirme değil. İkisini ayırt etmekte fayda var. Bunun için de kuruluş, yükseliş, duraklama, gerileme ve çöküş çağları diye beşli bir tasnif yapılmış durumda. Bu tasnifte kuruluş çağının ne zaman başladığı ayrı bir problem. 1299’da deniliyor ama Halil İnalcık bunu 1305’e, Bafa Savaşı’na kadar çekti. Daha geriye götürenler de oldu, Ertuğrul Gazi dönemine kadar&#8230; Yani başlangıç kısmı en azından muğlak sınırlara sahiptir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2021">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MASKELER VE İLLETLER</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/maskeler-ve-illetler-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2020 12:01:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[distopik]]></category>
		<category><![CDATA[Kansen Rettô]]></category>
		<category><![CDATA[Koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[maske]]></category>
		<category><![CDATA[pandemik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5751</guid>

					<description><![CDATA[Geride bıraktığımız ay ana haber bültenlerini her açtığımızda, cerrahî maske takan çaresiz çekik gözlü insanlar görüyorduk. Uzak diyarların çekik gözlü insanları öylece yığılıyorlardı oldukları yere ve titreme nöbetleri geçirirken etraftaki diğer maskelilerce görmezden geliniyorlardı. Biz; maskesiz ötekiler de -her bulduklarını yediler; sonunda olacağı buydu- teşhisini koyuyorduk ve üçer beşer yolcu ediyorduk ahirete. Başlarda her şey trajikti. Stalin’in “bir insanın ölümü trajiktir, on insanın ölümü dramatiktir, bir milyon insanın ölümü ise sadece bir istatistiktir” sözü ise son iki haftadır aklıma gelmeye başladı. Çünkü artık bir gün içinde hayatını kaybeden insan sayısı yüzden ziyadeydi. Dahası artık hem maskeyi takan yüzler tanıdık yüzlerdi,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geride bıraktığımız ay ana haber bültenlerini her açtığımızda, cerrahî maske takan çaresiz çekik gözlü insanlar görüyorduk. Uzak diyarların çekik gözlü insanları öylece yığılıyorlardı oldukları yere ve titreme nöbetleri geçirirken etraftaki diğer maskelilerce görmezden geliniyorlardı. Biz; maskesiz ötekiler de -her bulduklarını yediler; sonunda olacağı buydu- teşhisini koyuyorduk ve üçer beşer yolcu ediyorduk ahirete. Başlarda her şey trajikti. Stalin’in “bir insanın ölümü trajiktir, on insanın ölümü dramatiktir, bir milyon insanın ölümü ise sadece bir istatistiktir” sözü ise son iki haftadır aklıma gelmeye başladı. Çünkü artık bir gün içinde hayatını kaybeden insan sayısı yüzden ziyadeydi. Dahası artık hem maskeyi takan yüzler tanıdık yüzlerdi, hem de ölenler. Koronavirüs komşularımıza kadar gelmişti.</p>
<p>Bütün bunlar, seneler evvel seyrettiğim Takahisa Zeze’nin yazıp yönettiği Kansen Rettô filmi özelinde pandemik afet filmlerini hatrıma getirdi. Başrolünde, umutsuz olmalarına rağmen salgından korunmak için çaresizce cerrahî maskeler takan korkmuş kalabalıkların olması gerekirken sahte kahramanların olduğu filmler&#8230; Bir o yana bir bu yana savrulan, sonunda ya hastalıktan ya da “dünyayı kurtaran adam”ın emrindeki tam donanımlı kitle imha timlerinden kurtulamayarak can veren çekik gözlü maskelilerin filmleri&#8230; Sıradan insanların sıra dışı ölümlerini konu eden bu filmler yaşadığımız günlerde gerçek oluyor gibi. Özellikle Çin’den gelen son görüntülerde komünist polislerin millete yaptığı zorbalıklar distopik geleceği ve totaliter iktidarları konu alan Yevgeni İvanoviç Zamyatin’in <em>Biz</em> romanından fırlamış gibi. Gerçi Koronavirüsünün yaptıkları Çin Komünist Partisi’nin geçmişte yaptıklarının yanında çok masum ve cılız kalır. Yani <em>Biz</em> romanı Çin için bir distopya değil buz gibi hakikat.</p>
<p>Medyadan takip ettiğimiz kadarıyla virüsün ulaştığı ülkeler çok fazla maske bekliyor. Halkların zihninde maskelerin enfeksiyonu önlediği kanaati hakim. Ancak bazı uzmanlara göre ne yazık ki cerrahî maske takmanın insanları virüsten koruduğu kocaman bir palavra. Zira maskenin doğumu, cerrahların nefesinde salınan damlacıklardan cerrahî yaraları korumaya ihtiyaç duyulmasından kaynaklandı. ABD Ulusal Bilimler Akademisi de, kalabalık topluluklarda “yüz maskelerinin, kullananı solunum tehlikelerine maruz kalmaktan korumak için tasarlanmadığını” söylüyor. Yani aslında maske korunmak için değil, korumak için takılıyor. Elimizde bir adet sorunumuz var artık. Toplumda cerrahî maskenin bir korku figürüne dönüşmesi de Alman Sosyolog Ulrich Beck tarafından teorize edilen bir başka sorun. Hususî olarak bu tür korkunun yüksek olduğu Asya, yakın çağı tamamlamış ve pandemik korku çağına girmiş gibi görünüyor. Beck, “risk toplumu” olarak adlandırdığı bu kitlelerin salgın karşısında benzer davranışlar geliştirmesinin “modernleşmenin neden olduğu tehlikelerle ve güvensizliklerle başa çıkmanın sistematik bir yolu” olduğunu belirtiyor. Bu organize davranışlar korkuyu yenmede başarılı da olabiliyor. Japonya’da ve Güney Kore’de düzenlenen “smog couture” defileleri ve buralardan mağazalara yayılan güllü-dallı, allı-pullu yüz maskeleriyle kitlesel korku yok edilmiş, hatta gençler arasında bir moda akımına dönüşmüş görünüyor. Buraya kadar konuştuğumuz maske, şu virüs haberlerinde halkın yüzünde gördüğümüz cerrahî maskelerdi. Peki takanı virüsten koruyan bir maske yok mu? Elbette var! Şimdi Çin’de görev yapan doktorları hatırlayın. Ve yüzlerinde maskenin bıraktığı derin izleri. Biraz acı çekmeyi göze almak gerekiyor gibi. Şimdi isterseniz gelin korunmak maksadıyla üretilmiş maskelerden ikisine yakından bakalım ve hafazanallah bir salgınla karşılaşacak olursak hangisini seçeceğimize karar verelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Veba doktoru maskesi</strong></p>
<p>Gaga seviyorsanız bu maske tam size göre. Hem köklü de bir geçmişe sahip. 17. yüzyılda veba salgınıyla mücadele eden yarım hekimler (çoğu tıp eğitimi almamış amatörlerdir) tarafından kullanılmış. Yarım hekimin candan edeceği darb-ı meseli Avrupa’ya ulaşmamış olacak ki hastalarını ekseriyetle kurtaramayan bu sahte “veba doktorları” uzun yıllar ilgi görmüş. Gerçek doktorların olmadığı küçük yerleşim yerlerinde veba salgını görülmesi durumunda halk tarafından hastayı iyileştirmesi şartıyla ücret verileceği söylenerek kiralanırlardı. Şansları yaver gider de hasta iyileşirse karşılığını alırlardı. Bir tıp tarihi uzmanının “salgınlarda hastalığa yakalananların arasında ölenlerin sayısı kalanların hep altında kalmıştır” iddasını hatırlayınca yaptıkları işten çok kazançlı çıktıkları kesin. Maskelerinin gaga şeklinde olmasının da bir hikmeti var. Tıp tahsili olmayan ve vebadan büyük kazançlar sağlayan beyzadelerimiz kokudan rahatsız oldukları için böyle bir maske ürettirmişler. Maskenin içinde iki hazne, bu haznelerde de parfüm var. Böylece hem kötü kokulardan, hem de virüsten korunuyorlar.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-5764" src="https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2020/03/0e6937b20d8e6d81a5d07dd3ee974bc4.jpg" alt="" width="700" height="977" srcset="https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2020/03/0e6937b20d8e6d81a5d07dd3ee974bc4.jpg 700w, https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2020/03/0e6937b20d8e6d81a5d07dd3ee974bc4-215x300.jpg 215w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mickey Mouse gaz maskesi</strong></p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri’ndeki insanlar her zaman şimdiki kadar şanslı değildi. Aralık 1941’deki Pearl Harbor saldırısından sonra, endişeli ABD’lilerin bir sonraki saldırının hangi yolla ve ne zaman geleceğine dair bir fikirleri yoktu. Belirsizlikle başa çıkmanın en iyi yollarından biri, türü kestirilebilen ama zamanı öngörülemeyen bir trajedi durumundan önce korkulu kitlelere yardım sağlamak için acil müdahale ürünleri geliştirmektir. Bunlardan biri de veba doktoru maskesiyle mukayese edilince oldukça sevimli bir ürün olan Mickey Mouse gaz maskesi.</p>
<p>7 Ocak 1942’de Pearl Harbor’dan bir ay sonra, Sun Rubber şirketi Walt Disney’in onayıyla çocuklar için koruyucu bir maske tanıttı. Maske tasarımı Kimyasal Savaş Servisi Şefi Tümgeneral William N. Porter’a sunuldu. Onaylanmasının ardından Sun Rubber şirketi, inceleme için örnek maskeler üretti. Mickey Mouse maskesinin başarısına bağlı olarak diğer çizgi roman karakterlerinin tasarımları da takip üretilecekti. Böylece belki de “smog couture” Japonya’dan yarım asır evvel ABD’de yapılmış olacaktı.</p>
<p>Maske çocukların taşıyacağı ve oyunun bir parçası olarak giyeceği şekilde tasarlanmıştı. Gaz maskesi takmak çocuklar için bir travma olmaktan çıkacak, bir oyuna dönüşecekti.</p>
<p>Neyse ki savaş bitti ve Mickey Mouse Gaz Maskeleri zaferde rol oynayan üst düzey subaylara ve politikacılara dağıtıldı. Bu iki maskenin de pandemik vakalara karşı sizi korumayacağını biliyorum. Neyse ki salgından nasıl korunurum sorusunun cevabını bendenizde aramayacağınızı da biliyorum. Son tahlilde bize en yakın pandemiler 1918, 1957, 1968, 2003 ve 2009’da cereyan etti. Henüz DSÖ koronayı bir pandemi kabul etmiyor ama biz biliyoruz ki sonuncusunu 2009’da atlattığımız sonrakinin de çok uzak olmadığını düşündüğümüz “pandemikler arasında”yız. Geçmişin gerçekleşen tehditleri ve geleceğin muhtemel tehditleri arasında, ameliyat maskesinin maskelediği medya haberlerine kalsak kendimizi bir mağaraya kapatacağız ama şükür ki maskenin arkasındaki suratı tanıyoruz. Elimizi dirseklerimizle beraber günde beş vakit yıkarsak korona kendine maske arar biz de keyfimize bakarız. Eski kelimelerle bir son cümle yazayım; bakarsınız bir salgınla yayılır: “İlel-i müstevliye tâun-ı mânevîden evladır.”</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-5763" src="https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2020/03/rnr1n3qq9xv31.jpg" alt="" width="564" height="1104" srcset="https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2020/03/rnr1n3qq9xv31.jpg 564w, https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2020/03/rnr1n3qq9xv31-153x300.jpg 153w, https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2020/03/rnr1n3qq9xv31-523x1024.jpg 523w" sizes="(max-width: 564px) 100vw, 564px" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
