﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Medine &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/medine/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 01 Jul 2022 08:34:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.7</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Medine &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Harem-i Şerif Minareleri Yahut Türkler İçin Kendini Bilmek/Kendini Bulmak Meselesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/defter/harem-i-serif-minareleri-yahut-turkler-icin-kendini-bilmek-kendini-bulmak-meselesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 08:34:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Defter]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Medine]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Hulusi Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mekke]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Nebevî]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Rize]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8286</guid>

					<description><![CDATA[14 Mayıs 2004 Allah eksikliklerini vermesin, açık ve aktif dosyalar çok. Aralarında kıskançlıklar, öne geçme teşebbüsleri de olmuyor değil, talihi yaver gidenler de var&#8230; Daha önce hakkında bir makale yayınladığım köylümüz, ilk Rize Müftüsü Mehmet Hulusi Efendi’nin (Alemdar) hayatı, meşhur Rize Hadisesi (1924 sonbaharında Doğu Karadeniz gezisine çıkan Mustafa Kemal Paşa’ya Rize Valilik binasından çıkarken medreselerin açılması veya onlardan yeni şartlarda istifade edilmesine dair müftünün dilekçe vermesi, ardından görevden ayrılmaya icbar edilmesi vakası) ve Hac Hatıraları’nı bir risâle halinde de olsa kitaplaştırmak için vakit buldukça çalışıyorum. Umarım yaza düşmeden biter ve kisve-i tab‘a bürünür. Kitapların da bir kaderi var, bakalım&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>14 May</strong><strong>ıs 2004</strong></p>
<p>Allah eksikliklerini vermesin, açık ve aktif dosyalar çok. Aralarında kıskançlıklar, öne geçme teşebbüsleri de olmuyor değil, talihi yaver gidenler de var&#8230; Daha önce hakkında bir makale yayınladığım köylümüz, ilk Rize Müftüsü Mehmet Hulusi Efendi’nin (Alemdar) hayatı, meşhur Rize Hadisesi (1924 sonbaharında Doğu Karadeniz gezisine çıkan Mustafa Kemal Paşa’ya Rize Valilik binasından çıkarken medreselerin açılması veya onlardan yeni şartlarda istifade edilmesine dair müftünün dilekçe vermesi, ardından görevden ayrılmaya icbar edilmesi vakası) ve Hac Hatıraları’nı bir risâle halinde de olsa kitaplaştırmak için vakit buldukça çalışıyorum. Umarım yaza düşmeden biter ve kisve-i tab‘a bürünür.</p>
<p>Kitapların da bir kaderi var, bakalım bununki nasıl seyredecek?</p>
<p>Kitapçığın “Hac Hatıraları” kısmına bazı fotoğraflar da koymak istiyorum. Metinde bahsi geçen Mekke ve Medine’deki ziyaret yerleri, mescitler, kuyular, menziller, mezarlıklar (“cennet”ler), şüheda kabirleri… Bunun için bir miktar eski fotoğraf ve çizim bulmak, albümlere, neşriyata bakmak gerekecek. Çünkü Hulusi Efendi’nin de içinde bulunduğu grup 1949 yılında, yani hac resmen serbest bırakıldıktan iki yıl sonra hacca gidiyor. O dönemde Suudi idaresi tarafından yıkılan türbeler, tahrip edilen mezarlıklar, meşhedler ve makamlar olmakla beraber Haremeyn’deki birçok yer, özellikle de Kâbe-Harem-i Şerif ve Mescid-i Nebevî büyük ölçüde Osmanlıların bıraktığı gibi duruyordu.</p>
<p>Bilmeyenler için hatırlatalım, biraz da hacı sayısının artması gibi haklı genişletme gerekçe ve bahaneleriyle bu iki mekândaki Osmanlı-Türk izlerini büyük ölçüde silmek projesi 1953-1955 yıllarında başlayan ve 1976 yılına kadar devam eden tadilatlarla tamamlanacaktır. Hatırlatılması gereken bir şey daha var; bu yıllar arasında Türkiye büyük ölçüde sağcı-muhafazakâr iktidarlar tarafından idare edilmektedir ve kendi tarihlerini ve izlerini ortadan kaldırmaya dönük bu tadilat ve tahrip politikaları için herhangi bir teşebbüste bulunduklarına dair elimizde -bilebildiğim kadarıyla- bir bilgi ve işaret yoktur. (İnşallah Hariciye arşivinde vardır da biz bilmiyoruzdur.) Aynı yıllarda, muhafazakâr iktidarların eliyle Türkiye’nin tarihî şehirlerinin tahribi de fütursuz bir şekilde yürütülüyordu, -bugün de yürütülüyor- o da mühim ve ızdırap verici ayrı bir konu…</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ŞERİFE EROĞLU MEMİŞ: “HAC EL YAZMALARININ ÇOĞU HAYIR DUA ALMAK İÇİN TELİF EDİLMİŞTİR”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/1-kitap-1-yazar/serife-eroglu-memis-hac-el-yazmalarinin-cogu-hayir-dua-almak-icin-telif-edilmistir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Munise Şimşek]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 08:15:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[1 Kitap 1 Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[Bilâdü'ş-Şam]]></category>
		<category><![CDATA[Haseki Sultan İmareti]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Medine]]></category>
		<category><![CDATA[Mekke]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8265</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: MUNİSE ŞİMŞEK Bu yıl Kurban Bayramı 9 Temmuz’a denk geliyor. Hepimiz için önemli olsa da en büyük bayram sevincini hacılar yaşayacak. Yaklaşık 10 günlük bir ibadet sürecini tamamlayarak hacı olacaklar. Biz de bu vesileyle kitabınız üzerine sizinle sohbet edelim istedik. Hac kültürü ve bu sahada kaleme alınmış eserler üzerine çalışmaya ne zaman başladınız? Öncelikle böylesine anlamlı bir vesile ile kitap çalışmama derginizde yer ayırdığınız için teşekkür ederim. Esasında Kudüs şehri ve vakıflarına dair yürütmüş olduğum çalışmalar beni bu konuya yöneltti. Kudüs şehrinin Osmanlı idealine entegrasyonunda hac organizasyonunun rolü, ilk dikkatimi çeken konular arasındaydı. Zira I. Selim döneminde Suriye, Mısır&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: MUNİSE ŞİMŞEK</strong></p>
<p><strong>Bu yıl Kurban Bayramı 9 Temmuz’a denk geliyor. Hepimiz için önemli olsa da en büyük bayram sevincini hacılar yaşayacak. Yaklaşık 10 günlük bir ibadet sürecini tamamlayarak hacı olacaklar. Biz de bu vesileyle kitabınız üzerine sizinle sohbet edelim istedik. Hac kültürü ve bu sahada kaleme alınmış eserler üzerine çalışmaya ne zaman başladınız?</strong></p>
<p>Öncelikle böylesine anlamlı bir vesile ile kitap çalışmama derginizde yer ayırdığınız için teşekkür ederim.</p>
<p>Esasında Kudüs şehri ve vakıflarına dair yürütmüş olduğum çalışmalar beni bu konuya yöneltti. Kudüs şehrinin Osmanlı idealine entegrasyonunda hac organizasyonunun rolü, ilk dikkatimi çeken konular arasındaydı. Zira I. Selim döneminde Suriye, Mısır ve Hicaz’ın ele geçirilmesi ile haccın idaresi ve organizasyonu da Osmanlı Devleti’ne geçmişti. 16. yüzyıl ortaları Osmanlı yönetim merkezinin bir bütün olarak Bilâdü’ş-Şam’ın güneyine yönelik tutumlarında bir dönüm noktası olmuş ve hac organizasyonu, yeni fethedilen bu coğrafyanın imparatorluk muhayyilesine entegre etmenin en önemli ayağını oluşturmuştu. Fetihten sonraki yarım yüzyılda, bu amaçla hacıların bu bölgede seyahatini kolaylaştırmak için çeşitli tedbirler alınmıştı. Hacıların doyurulması, ihtiyaçlarının karşılanması için Mekke, Medine ve el-Halil’deki mevcut imaretlere, Haseki Sultan İmareti de ilave edilerek Müslümanların dört kutsal kentinde fakir ve ihtiyaç sahiplerinin doyurulması da sağlanmıştır.</p>
<p>Âdeta bir “hac imâreti” fonksiyonunu yerine getiren bu yapılarda yürütülen faaliyetleri yukarıda bahsi geçen idealin önemli bileşenleri olarak görmek mümkündür. Zira Kudüs ve el-Halil’de bulunan imaretler oldukça büyüktü ve kutsal şehirlere gelen hacıların devamlılığının sağlanması ve ihtiyaçlarının karşılanması konusunda önemli rolleri icra etmekteydi. Yerine getirdikleri bu işlev sayesinde Osmanlı döneminde Haseki Sultan İmareti Kudüs şehri için ekonomik olarak bir canlılığa vesile olurken, el-Halil’de Halil İbrahim Sofrası olarak bilinen Simâtü’l-Halîl de benzer bir işlev görmüştür.</p>
<p>Aynı zamanda yüzyıllar boyunca Kudüs ve el-Halil’de sürdürülen bu faaliyetler, Osmanlı Sultanı’nın “Hâdimü’l-Harameyni’ş-Şerifeyn” olarak isimlendirilen hamiliğinin korunmasına maddî ve manevî açıdan oldukça önemli katkılar sağlamıştır. Bunların yanı sıra, Osmanlı döneminde hac organizasyonu çerçevesinde İstanbul’dan Şam’a, oradan Medine ve Mekke’ye, Kudüs’e ve el-Halil’e geçilen yollar boyunca inşa edilen kervansaraylar, hanlar ve hamamlar; şehirler, kasabalar ve menzilhâneler bu bakış açısının ulaştığı noktayı göstermesi bakımından önemlidir. Bu organizasyonun boyutu ve bu süreçteki vakıfların etkinliği beni hac konusunda çalışmaya yönelten ilk hususlardı.</p>
<p>Hac bahsine yönelmemdeki ikinci önemli mesele ise; Osmanlı sultanının hayırseverliğinin ve meşruiyetinin göstergeleri addedebileceğimiz bu iki imaretin yanı sıra, Kudüs’te bulunan zâviye, hangâh, ribât gibi vakıflar yoluyla vücuda getirilen tasavvufî yapıların, aynı zamanda “hac imâretleri” olarak faaliyette bulunmaları olmuştur. Örneğin, Kudüs şehri erken Osmanlı döneminde hacıların yoğun bir akınına şahit olmuştur: Hindîler, Afganlar, Orta Asyalılar, Endenozyalılar, Faslılar, Kürtler ve Türkler hac yolculuklarını Kudüs’e bağlayarak burada tefekkür ve ibadetle meşgul olmuşlardır. Hacılar her milletin ismiyle anılan zâviye ve ribâtlarda konaklamakta, yeme içme ihtiyaçları da buralarda karşılanmaktaydı. Kudüs’ün misafirperver bir hac merkezi olmasına önemli katkılar sağlayan bu kurumlar aracılığıyla Kuzey Afrika, Orta Asya, Hindistan ve Osmanlı İmparatorluğu arasında ve Arap vilayetleri özelinde gerçekleşen kültürel, dinî ve siyasî alışverişten de söz etmek mümkündür.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Medineli İbrahim El-Hıyârî Nazarında Payitaht</title>
		<link>https://www.derintarih.com/seyahat-notlari/medineli-ibrahim-el-hiyari-nazarinda-payitaht/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Sami Kamadan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 07:17:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Seyahat Notları]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Battuta]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim el-Hıyârî]]></category>
		<category><![CDATA[Medine]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Payitaht]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8236</guid>

					<description><![CDATA[Anadolu coğrafyası yüzyıllar boyunca farklı milletlerden pek çok seyyahın uğrak noktası olmuş, yalnızca Avrupalılar değil Müslümanlar, bilhassa Araplar bu coğrafyayı gezip görmeyi ihmal etmemiştir. Anadolu coğrafyasına dair aktardığı teferruatlı bilgilerden bugün dahi istifade ettiğimiz Ortaçağ’ın meşhur Müslüman seyyahı İbn Battûta (ö. 770/1368-69), bu toprakların kapısını aralayacak nice seyyaha öncülük etmiştir. İbrahim el-Hıyârî de bu isimlerden biridir. 1628 yılında ilimle iştigal eden bir ailede dünyaya gelen İbrahim el-Hıyârî’nin babası, Mısır’dan göç ederek Medine’ye yerleşmiş ve devrinin seçkin isimlerinden Abdurrahman b. el-Hıyârî’dir. İbrahim el-Hıyârî, başta babası olmak üzere çeşitli hocalardan ders aldı ve onun vefatının ardından Medine’deki medreselerden birinde müderrislik yapmaya başladı.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anadolu coğrafyası yüzyıllar boyunca farklı milletlerden pek çok seyyahın uğrak noktası olmuş, yalnızca Avrupalılar değil Müslümanlar, bilhassa Araplar bu coğrafyayı gezip görmeyi ihmal etmemiştir. Anadolu coğrafyasına dair aktardığı teferruatlı bilgilerden bugün dahi istifade ettiğimiz Ortaçağ’ın meşhur Müslüman seyyahı İbn Battûta (ö. 770/1368-69), bu toprakların kapısını aralayacak nice seyyaha öncülük etmiştir. İbrahim el-Hıyârî de bu isimlerden biridir.</p>
<p>1628 yılında ilimle iştigal eden bir ailede dünyaya gelen İbrahim el-Hıyârî’nin babası, Mısır’dan göç ederek Medine’ye yerleşmiş ve devrinin seçkin isimlerinden Abdurrahman b. el-Hıyârî’dir. İbrahim el-Hıyârî, başta babası olmak üzere çeşitli hocalardan ders aldı ve onun vefatının ardından Medine’deki medreselerden birinde müderrislik yapmaya başladı. Bir tertip neticesinde vazifesinin haksız yere elinden alınmasıyla doğup büyüdüğü bu şehirden ilk defa ayrılmak zorunda kalacaktı. Vaziyeti yetkili mercilere anlatmak ve gasp edilen hakkını geri almak üzere 1699’da Medine’den ayrılarak İstanbul’un yolunu tutan Hıyârî, bu seyahatini “külfeti olan bir nimet, içinde fırsat barındıran bir sıkıntı” diye tavsif etmiştir.</p>
<p>Uzun zamandır ziyaret etmek istediği Şam’ı bu vesilesiyle gördüğünü biliyoruz. Medine’den ayrıldıktan bir ay kadar sonra ulaştığı bu şehirde 18 gün kalmış, bazı âlimlerle görüşme fırsatı bulmuştu. Şam’dan ayrıldıktan 40 gün sonra Antakya, Adana, Konya, İznik ve Gebze gibi menzillerden geçtiği meşakkatli bir yolculuğun ardından nihayet payitaht İstanbul’a vardı. Üsküdar’a ayak bastığında dilinden dökülen, “Eğer şehrin girişi bu kadar güzelse son tarafını sen düşün artık!” sözü, bu kutlu şehre ilk görüşte duyduğu muhabbeti aşikâr eder. Gezdikçe hayranlığı artar. Öyle ki, lisanın bu hayranlığını ifadede aciz kalacağını teslim eder: “İstanbul’la ilgili yazdıklarım denizde bir nokta veyahut boyundaki gerdanlıkta bir inci tanesi gibidir.”</p>
<p>İbrahim el-Hıyârî’nin Anadolu coğrafyasında seyahat ettiği bu dönemde siyasî ve askerî bir hareketlilik yaşanmaktadır. Payitahta ulaştığı sırada Sultan IV. Mehmed’in Kandiye kuşatması sebebiyle bugün Yunanistan sınırları içerisinde yer alan ve Larissa olarak bilinen Yenişehir civarında olduğunu öğrenen Hıyârî, buraya doğru yola çıkar. Silivri, Tekirdağ, Keşan, Gümülcine, Kavala, Saroz yolunu takip ederek Yenişehir’e vasıl olur ve burada bir müddet kaldıktan sonra Şeyhülislâm Minkârîzâde Yahyâ Efendi ile görüşür. Medine’den ayrılıp yollara düşmesine sebep olan derdine bu görüşmede çare bulur ve vazifesine geri döneceğini bildiren bir berat tezkiresi alarak dokuz ay kalacağı İstanbul’a döner.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Halid Ziya Selanik’te Sultan Abdülhamid’in Huzurunda</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kesifler/halid-ziya-selanikte-sultan-abdulhamidin-huzurunda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim Görmez]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Oct 2021 07:51:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Keşifler]]></category>
		<category><![CDATA[Falih Rıfkı Atay]]></category>
		<category><![CDATA[Girit]]></category>
		<category><![CDATA[Medine]]></category>
		<category><![CDATA[Niş]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Terakki Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Zeytindağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7469</guid>

					<description><![CDATA[Falih Rıfkı Atay Zeytindağı’nda şunları yazar: “Bizden Belgrad’ı aldıkları zaman, düşman delegeleri Niş kasabasını da istemişlerdi. Osmanlı delegesi ayağa kalkarak: Ne hacet, dedi, İstanbul’u da size verelim! Babalarımız için Niş, İstanbul’a o kadar yakındı. Biz eğer Vardar’ı, Trablus’u, Girit’i ve Medine’yi bırakırsak, Türk milleti yaşayamaz sanıyorduk. Çocuklarımızın Avrupa’sı Marmara ve Meriç’te bitiyor.” Başka baskılarda “çocuklarımızın” yerine “çoklarımızın” yazdığı söyleniyor. Ne fark eder! Çocuklarımız ve çoklarımızın değil, artık hiçbirimizin hafızasında eski beldelerimizden bir hatıra yok. Falih Rıfkı, söz ustası olduğundan, cümleyi iktisatlı kurgulamış elbet; ben olsam araya bir de Selanik koyardım. Kozmopolit ve İslâm azınlık yapısına rağmen, herhalde Selanik de elden&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Falih Rıfkı Atay <em>Zeytindağı</em>’nda şunları yazar:</p>
<p>“Bizden Belgrad’ı aldıkları zaman, düşman delegeleri Niş kasabasını da istemişlerdi. Osmanlı delegesi ayağa kalkarak:</p>
<p>Ne hacet, dedi, İstanbul’u da size verelim!</p>
<p>Babalarımız için Niş, İstanbul’a o kadar yakındı. Biz eğer Vardar’ı, Trablus’u, Girit’i ve Medine’yi bırakırsak, Türk milleti yaşayamaz sanıyorduk. Çocuklarımızın Avrupa’sı Marmara ve Meriç’te bitiyor.”</p>
<p>Başka baskılarda “çocuklarımızın” yerine “çoklarımızın” yazdığı söyleniyor. Ne fark eder! Çocuklarımız ve çoklarımızın değil, artık hiçbirimizin hafızasında eski beldelerimizden bir hatıra yok. Falih Rıfkı, söz ustası olduğundan, cümleyi iktisatlı kurgulamış elbet; ben olsam araya bir de Selanik koyardım. Kozmopolit ve İslâm azınlık yapısına rağmen, herhalde Selanik de elden çıkmasına zor gözüyle bakılan yerlerden biriydi. 1909 gibi çok geç bir tarihte bile bu böyleydi.</p>
<p>İttihat ve Terakki Cemiyeti liderleri Sultan Abdülhamid’i Selanik’e göndermeyi kararlaştırdıkları zaman buranın uygun bir sürgün yeri olduğunu düşünüyorlardı. Orası bir Jön Türk kentiydi. Üçüncü Ordu’nun merkeziydi. Malum devrik padişahın İstanbul’da kalması tehlikeliydi. 28 Nisan 1909 gününün ilk saatlerinde Yıldız Sarayı’ndan Sirkeci’ye getirilen II. Abdülhamid ve ailesi aynı gün trenle Selanik’e varmak üzere yola çıkarılmıştı. Sevk ve koruma birliğinin başında Ali Fethi (Okyar) Bey vardı. Eski padişaha bir gün önce “27 Nisan 1909 akşamı Âyân ve Mebûsan meclisleri tarafından tertip edilen tebliğ heyetince hayatının emniyet altında olduğu ve her türlü taarruzdan âzâde bulunduğu, oğlu Abdürrahim Efendi ve hizmette bulunanların bir kısmının huzurunda ve yanındaki ailesinin işitebileceği bir tarzda” bildirilmişti.</p>
<p>Aynı gece ikinci bir heyet, sürgün yeri olarak Selanik’in belirlendiğini devrik padişaha bildirince, o önce hiddetle karşı çıktı; bunun örneğinin olmadığını, ecdadı gibi burada ölmek istediğini söyleyerek hayatının Çırağan Sarayı’nda muhafaza edilmesini istedi. Ama bu kesin bir şekilde reddedildi. Bu, Abdülhamid’in Selanik’e ilk gelişi değildi. Sultan Abdülmecid 1859 yılında Selanik ve Sakız Adasına bir seyahat yapmış, kardeşi Şehzade Abdülaziz Efendi ve oğulları Şehzade Murad ile Hamid Efendileri de yanında götürmüştü. Abdülhamid için 50 yıl sonra tekrar Selanik yolu görünmüştü.</p>
<p>Trenden inen Abdülhamid şehrin İtalyan jandarma komutanının arabasına binmeyi reddetti. Bunun yerine kiralık bir araba tutuldu. İtalyan kumandan, uluslararası koruma misyonu adına şehrin güvenliğinden sorumlu idi. Selanik’te bol miktarda İtalyan vardı o yıllarda. Çok değil iki yıl sonra Trablusgarp işgali sebebiyle yayılan İtalya boykotunda çoğu tası tarağı toplayıp kaçacaktı.</p>
<p>Sabık sultan ve beraberindekiler kalacakları Alâtini Köşkü’ne geldiklerinde vakit gece yarısına varmak üzereydi. Alâtiniler İtalyan uyruklu Yahudi sanayici ailesiydi. Aile üyelerinin İtalya ve Avusturya tabiyetleri onların bu uyruktakilere verilen ayrıcalıklardan yararlanmalarını sağlıyordu. Tuğla ocağı, değirmen ve fırınların yanı sıra daha birçok sektörde faaliyet gösteren, ödenecek memur maaşları için devlete borç verecek kadar zengin, cömert ama pek çok ticarî imtiyaza da sahip aile bu köşkü 1898’de inşa ettirmişti. Bilahare satın alınarak Ordu Köşkü namıyla maruf olacak bina, Abdülhamid’in gelmesiyle eski sultana tahsis edilmişti. Köşkte zaman içinde tadilat yapıldı; alafranga banyo köşkün yeni sakinlerince yadırgandığından yapıya bir Türk hamamı eklendi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2021">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mali’nin Altın İmparatoru Mansa Musa</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ozel-dosya/malinin-altin-imparatoru-mansa-musa/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nazmi Ekinci]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 May 2021 08:09:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özel Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Kahire]]></category>
		<category><![CDATA[Mali]]></category>
		<category><![CDATA[Mansa Musa]]></category>
		<category><![CDATA[Medine]]></category>
		<category><![CDATA[Mekke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7055</guid>

					<description><![CDATA[İslâm dünyasının en görkemli şehirlerinden Kahire, 1324 yılının hac mevsimi yaklaşırken, oldukça kalabalık bir kafilenin kendisine eşlik ettiği sıra dışı bir misafiri ağırlıyordu. Hükmettiği topraklar bugünkü Batı Afrika’nın önemli bir bölümünü kapsayan Mali İmparatorluğu’nun muktedir hükümdarı Mansa Musa, hac yolculuğu için çıktığı yolda Kahire’de mola vermişti. Bu mola sadece dinlenmek için değildi, aynı zamanda Mansa Musa’nın sahip olduğu zenginlik ve ihtişamın da sergilenmesi amaçlanıyordu. Nitekim bu hedef tam anlamıyla tahakkuk etti: Mali İmparatoru’nun maiyetinde kıymetli kumaşlardan parlak elbiseler giymiş 50 bin adam bulunuyordu. Topluluğun hizmetlerinin görülmesi için sefere dâhil edilen 10 bin dolayında köleye de altın ve ipekle süslü göz&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslâm dünyasının en görkemli şehirlerinden Kahire, 1324 yılının hac mevsimi yaklaşırken, oldukça kalabalık bir kafilenin kendisine eşlik ettiği sıra dışı bir misafiri ağırlıyordu. Hükmettiği topraklar bugünkü Batı Afrika’nın önemli bir bölümünü kapsayan Mali İmparatorluğu’nun muktedir hükümdarı Mansa Musa, hac yolculuğu için çıktığı yolda Kahire’de mola vermişti. Bu mola sadece dinlenmek için değildi, aynı zamanda Mansa Musa’nın sahip olduğu zenginlik ve ihtişamın da sergilenmesi amaçlanıyordu. Nitekim bu hedef tam anlamıyla tahakkuk etti:</p>
<p>Mali İmparatoru’nun maiyetinde kıymetli kumaşlardan parlak elbiseler giymiş 50 bin adam bulunuyordu. Topluluğun hizmetlerinin görülmesi için sefere dâhil edilen 10 bin dolayında köleye de altın ve ipekle süslü göz kamaştırıcı kıyafetler giydirilmişti. Bu muazzam kalabalığın bindiği at, katır ve develer de aynı şekilde altınlarla süslüydü. Birçok kaynakta “dünyanın gelmiş geçmiş en zengin insanı” olarak anılan Mansa Musa, akıllara durgunluk veren servetini Mali’nin altın madenlerine borçluydu. Ülkesinin bu zenginliğini vurgulamak için binek hayvanlarının bile altına boğulmasını emretmişti. Mansa Musa’nın kortejinde, görevi yalnızca altın tozuyla dolu çuvalları taşımak olan 100 fil ve 80 deve vardı. Şahsî hizmetlerini yapan uşaklarının sayısı ise 500’e yaklaşıyordu.</p>
<p>Memlûk Sultanı Nâsır Muhammed, “kardeş” Mali İmparatorluğu’ndan gelen bu heyeti en güzel şekilde ağırlamak noktasında elinden geleni yaptı. Kahire halkı, Mansa Musa ve beraberindekilerin her hareketini yakından izleyebilmek için haftalar boyu neredeyse evlerine hiç girmedi. Yaz sıcaklarına rağmen gündüzleri de eğlence bitmiyordu. Hiçbir yönden kendilerine benzemeyen bu insanlarla aralarındaki tek ortak nokta, İslâm diniydi. Mansa Musa’nın da zaten amacı, kendi imparatorluğunun daha doğusunda yaşayan Müslümanlara, Afrika’nın ihtişamını göstermek ve hatırlatmaktı. Dönem kaynaklarında aktarılanlara bakılırsa, bunu fazlasıyla başarmıştı.</p>
<p>Birkaç hafta Kahire’de dinlenen Mansa Musa ve heyeti, daha sonra Hicaz’a hareket etti. Medine ve Mekke’de dinî vazifelerin yerine getirilmesinin akabinde, Malililer yeniden ülkelerine döndüler. Nesiller boyu anlatılacak bir efsaneye dönüşen bu hac ziyareti, 1326’da sona erdiğinde, Mansa Musa arkasında unutulmaz bir isim ve yüzlerce cami bırakmıştı. Mali’nin Timbuktu şehrinde başlayıp Kahire üzerinden Medine ve Mekke’ye uzanan yaklaşık 7 bin 500 kilometrelik uzun rota boyunca, Mansa Musa hem fakirlere sürekli altın dağıtmış, hem de her cuma günü bir başka şehirde cami temeli atmıştı. Gittiği yolu, ülkesine dönmek için yeniden kat ederken, bu camilerin çoğu yapılıp bitmiş, içinde Müslümanlar ibadete başlamıştı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2021">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hz. Peygamber (SAS) Döneminde İkiyüzlü İhanet: Münafıklık</title>
		<link>https://www.derintarih.com/islam-tarihi/hz-peygamber-sas-doneminde-ikiyuzlu-ihanet-munafiklik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adnan Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jan 2020 07:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[bedevî]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Medine]]></category>
		<category><![CDATA[Nifak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5426</guid>

					<description><![CDATA[Nifak, gerçekte inanmadığı halde inandığını gösterecek davranışlarda bulunmak anlamında kullanılan bir kavramdır. Hastalıklı bir ruh hali olan münafıklık; çıkar elde etmek, sahip olunan imkânları korumak, gelmesi muhtemel zararlardan korunmak gibi sebeplerle ortaya çıkar. Yükselen değerler etrafında görülebilen bu hastalıklı hal Hz. Peygamber’in (sas) Medine yıllarında zaman zaman Müslümanların sıkıntılı durumlar yaşamalarına sebep olmuştur. Kur’an-ı Kerim’de münafıkların korkak olduklarına vurgu yapılır: “(O münafıklar) mutlaka sizden olduklarına dair yemin ederler. Hâlbuki onlar sizden değillerdir, fakat onlar korkan bir toplumdur. Eğer sığınacak bir yer ya da (barınabilecek) mağaralar veya (sokulabilecek) bir delik bulsalardı, koşarak o tarafa yönelip giderlerdi” (Tevbe 9/56-57). “Onların içlerinde size&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nifak, gerçekte inanmadığı halde inandığını gösterecek davranışlarda bulunmak anlamında kullanılan bir kavramdır. Hastalıklı bir ruh hali olan münafıklık; çıkar elde etmek, sahip olunan imkânları korumak, gelmesi muhtemel zararlardan korunmak gibi sebeplerle ortaya çıkar. Yükselen değerler etrafında görülebilen bu hastalıklı hal Hz. Peygamber’in (sas) Medine yıllarında zaman zaman Müslümanların sıkıntılı durumlar yaşamalarına sebep olmuştur.</p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de münafıkların korkak olduklarına vurgu yapılır: “(O münafıklar) mutlaka sizden olduklarına dair yemin ederler. Hâlbuki onlar sizden değillerdir, fakat onlar korkan bir toplumdur. Eğer sığınacak bir yer ya da (barınabilecek) mağaralar veya (sokulabilecek) bir delik bulsalardı, koşarak o tarafa yönelip giderlerdi” (Tevbe 9/56-57).</p>
<p>“Onların içlerinde size duydukları korku, Allah’a olan korkularından daha şiddetlidir. Böyledir, çünkü onlar anlamayan bir topluluktur” (Haşr 59/13).</p>
<p>Yüce Allah hem Medine’de, hem de bedeviler arasında varlığı bilinen münafıklar hakkında Hz. Peygamber’i ve Müslümanları uyarmıştır: “Çevrenizdeki bedevî Araplardan ve Medine halkından birtakım münafıklar vardır ki, münafıklıkta maharet kazanmışlardır. Sen onları bilmezsin, biz biliriz onları. Onlara iki kez azap vereceğiz, sonra da onlar büyük azaba itileceklerdir.” (Tevbe 9/101).</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-4079">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evliya Çelebi’nin Mekkesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/hac-yolunda/evliya-celebinin-mekkesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Dec 2019 04:10:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hac Yolunda]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ali kuyusu]]></category>
		<category><![CDATA[Medine]]></category>
		<category><![CDATA[Mekke]]></category>
		<category><![CDATA[Resul-i Ekrem]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyah-ı Fakir Evliya Çelebi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5289</guid>

					<description><![CDATA[Seyyah-ı Fakir Evliya Çelebi artık âhir ömründedir. Takvimler 1671’i gösterirken 60 yaşındadır ve Peygamber Efendimiz’in (sas) aşkından mest olmuş bir halde çoktan Medine’den Mekke’ye revan olmuştur. Medine’den iki saat uzaklıktaki Hz. Ali Kuyusu denilen yerde ihrama girer. Kalabalık bir heyetle yolculuk edilmekte, bu yüzden sık sık göç boruları çalınmaktadır. O devrin şartları içerisinde bu kalabalık kervan, akşam vakti, meşaleler elde, Mekke toprağına adımlarını atar. Yolda bedevilere rastlarlar, dağları aşarlar, kalelerin gölgelerini yalarlar. Ve tabii en fazla hoşlandıkları yerler su havuzları veya kuyular olur. “Ayn-ı Zerka” adlı suyun Resul-i Ekrem’in gittiği yeri yer altından takip ettiği ve nerede isterse orada yeryüzüne&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Seyyah-ı Fakir Evliya Çelebi artık âhir ömründedir. Takvimler 1671’i gösterirken 60 yaşındadır ve Peygamber Efendimiz’in (sas) aşkından mest olmuş bir halde çoktan Medine’den Mekke’ye revan olmuştur. Medine’den iki saat uzaklıktaki Hz. Ali Kuyusu denilen yerde ihrama girer. Kalabalık bir heyetle yolculuk edilmekte, bu yüzden sık sık göç boruları çalınmaktadır. O devrin şartları içerisinde bu kalabalık kervan, akşam vakti, meşaleler elde, Mekke toprağına adımlarını atar. Yolda bedevilere rastlarlar, dağları aşarlar, kalelerin gölgelerini yalarlar. Ve tabii en fazla hoşlandıkları yerler su havuzları veya kuyular olur. “Ayn-ı Zerka” adlı suyun Resul-i Ekrem’in gittiği yeri yer altından takip ettiği ve nerede isterse orada yeryüzüne çıktığı rivayetini aktarır; aslında İslam dünyasının çeşitli köşelerinde 7 yılda bir suların yeraltından Mekke’ye aktığı inancıyla birleştirdiğimizde tabiat ile kutsallık arasındaki o çok ince çizginin bir adım daha yakınına gelmiş oluruz.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2019">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
