﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Memlükler &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/memlukler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 01 Jul 2022 09:17:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Memlükler &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kıbrıs’ta Türk İdaresi Nasıl Başladı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/kibrista-turk-idaresi-nasil-basladi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Samet Tınas]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 09:17:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs]]></category>
		<category><![CDATA[Memlükler]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Sardunya]]></category>
		<category><![CDATA[Sicilya]]></category>
		<category><![CDATA[Venedikliler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8306</guid>

					<description><![CDATA[Sicilya ve Sardunya’dan sonra Akdeniz’in üçüncü büyük adası olan Kıbrıs, Avrupa ve Afrika’yı Asya’ya bağlayan, tarih boyunca Akdeniz siyaset ve ticaretinde mühim rol oynamış konumdadır. Nitekim Akdeniz’e hâkim olmak isteyen her büyük devlet mutlaka Kıbrıs’a da hâkim olmak istemiştir. Romalılar, Osmanlılar ve İngiltere’nin farklı dönemlerde adaya sahip olması bunun en bariz tezahürüdür.  Eski Dünya’yı fetheden Osmanlılar için 1489’dan beri Venediklilerin elinde bulunan ada kilit bir noktayı teşkil etmekteydi. Venedikliler selefleri Kıbrıs kralları gibi önceleri Memlûklere vergi veriyordu. Memlûklerin yerine kaim olan Osmanlılara da bu vergiyi vermekten imtina etmemiş, hatta Yavuz Sultan Selim, Mısır’ı fethettikten sonra Kahire’de iken Kıbrıs’ın haracını almak&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sicilya ve Sardunya’dan sonra Akdeniz’in üçüncü büyük adası olan Kıbrıs, Avrupa ve Afrika’yı Asya’ya bağlayan, tarih boyunca Akdeniz siyaset ve ticaretinde mühim rol oynamış konumdadır. Nitekim Akdeniz’e hâkim olmak isteyen her büyük devlet mutlaka Kıbrıs’a da hâkim olmak istemiştir. Romalılar, Osmanlılar ve İngiltere’nin farklı dönemlerde adaya sahip olması bunun en bariz tezahürüdür.  Eski Dünya’yı fetheden Osmanlılar için 1489’dan beri Venediklilerin elinde bulunan ada kilit bir noktayı teşkil etmekteydi. Venedikliler selefleri Kıbrıs kralları gibi önceleri Memlûklere vergi veriyordu. Memlûklerin yerine kaim olan Osmanlılara da bu vergiyi vermekten imtina etmemiş, hatta Yavuz Sultan Selim, Mısır’ı fethettikten sonra Kahire’de iken Kıbrıs’ın haracını almak üzere dört kayıkla silahdarlar kethüdası Ali Ağa’yı adaya yollamıştı.</p>
<p>1521’de Rodos adasının Osmanlılar tarafından fethi, Venediklileri fevkalâde telaşa düşürmüş; bundan sonra sıranın kendilerine geleceği zannıyla adayı tahkim etmeye başlamışlardı. Fakat beklenilen olmamış, Osmanlıların öncelik sırasını başka işler almıştı. Lakin Venedikliler Kıbrıs hakkında endişelenmekte pek de haksız sayılmazdı. Zira iki ada, Türk İmparatorluğu’nun ileri hedefleri için vazgeçilemezdi. Bunlardan biri Girit, diğeri de Kıbrıs’tı. Suriye ve Mısır fethedilip Kuzey Afrika’nın en mamur kısmına sahip olduktan sonra, yol üzerindeki korsan gemilerinin melcei olan Girit çok sonraları bin bir gayretle alınacaktı.</p>
<p>Ancak Suriye ve Anadolu sahillerine pek yakın olan Kıbrıs, korsanlar tarafından bir üs olarak kullanılıyor, mütemadiyen Müslüman ticaret gemilerine saldırılıyor, hacca gidenlere tecavüzde bulunuluyordu. Kimi zaman Müslümanların malları gasp edilirken, kimi zaman da kendileri hapsedilmekteydi. Osmanlı Devleti’nin hadiseleri her protesto edişine karşı ise Venedikliler adada yuvalanan Malta korsanlarını suçlamaktaydılar.</p>
<p>Kıbrıs’ın stratejik ehemmiyeti yanında daha evvel Müslümanlarca fethedilmesinin de sefer kararında tesiri vardı. Sefer için fetva istenen devrin şeyhülislamı Ebussuud Efendi bunu açıkça belirtmektedir. Kâtip Çelebi bu hususu, <em>Tuhfetü’l-kibâr fi esfâri’l-bihâr</em> adlı eserinde, “sefer lâzım gelüb Şeyhülislam Ebussuud Efendi’den istifta olundukta bu veçhile fetva virdiler” diye kaydeder. Ayrıca Peygamber Efendimiz’in (sas) cihat duasına mazhar olan, Hala Sultan diye bilinen Ümmü Harâm’ın türbesinin Kıbrıs’ta bulunması fethin manevî sebeplerindendi. Zira Kıbrıs’ın fethinden sonra Osmanlı donanması Larnaka Körfezi’ne demir attığında Hala Sultan’ı 21 pâre top atışıyla selamlamış, fetihten sonra da kabrinin üzerine bir türbe, etrafına tekke inşa ettirmişti.</p>
<p>Bazı Batılı kaynaklarda aklen ve mantıken kabulü gayr-i kabil olan bir iddia vardır ki, o da II. Selim’in Kıbrıs’ı çok kaliteli şarapları olduğu için almak istediği yönündedir. Güya Kıbrıs kralı olmak isteyen Nakşa Dukası Yasef Nasi kendisini bu konuda teşvik ve tahrik etmişti. Bu tip komik iddialar, artık itibarını çoktan kaybetmiş olan Avusturyalı tarihçi Joseph Von Hammer gibi isimlerin kitaplarında geçmektedir. Kıbrıs’ın fethinin dinî, siyasî ve iktisadî sebepleri ortada iken böyle ucuz yorumlar meselenin ehemmiyetini kaybettirmektedir.</p>
<p>Nihayet 1570 yılında Türk ticaret gemilerine tecavüz eden korsanların Kıbrıs’a sığınması bardağı taşıran son damla oldu. Venedik’e gönderilen elçi Kubat Çavuş, Osmanlı İmparatorluğu adına Venedik’e ültimatom verdi. Venedik Devleti bu ültimatomu reddedince de Kıbrıs Seferi başlatıldı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Moğollar Ayn Calut’ta Durdurulamasaydı Ne Olurdu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/mogollar-ayn-calutta-durdurulamasaydi-ne-olurdu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Alican]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2021 05:15:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayn Calut]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Han]]></category>
		<category><![CDATA[Hülâgû]]></category>
		<category><![CDATA[Kutuz]]></category>
		<category><![CDATA[Memlükler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7392</guid>

					<description><![CDATA[1260 yılının sonbaharında Filistin’in Celile bölgesindeki Ayn Calut mevkiinde Moğolların Batı kolu İlhanlılar ile Memlükler arasında gerçekleşen savaş Memlüklerin kesin galibiyetiyle sonuçlandı. Tarafların karşı karşıya gelmesinden bir süre önce Memlük sarayına mektup göndererek kendisine tabi olunmasını isteyen Hülâgû’nün elçilerini Kahire’de idam ettiren Sultan Kutuz, çeyrek asırdan daha uzun bir süreden beri İslâm dünyası açısından adeta bir kâbusa dönüşen Moğollara karşı savaşmayı seçmişti. Savaşın ardından Moğolların mağlup edilmesinde belirleyici bir rol üstlenen ve kendisinden sonra Memlük hükümdarı olan kumandanı Baybars tarafından planlanan bir suikasta kurban giderek tahtını kaybetse de, Kutuz’un seçiminin tarihî bir karar olduğunu belirtmek gerekir. Ortaçağ İslâm kaynakları tarafından&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1260 yılının sonbaharında Filistin’in Celile bölgesindeki Ayn Calut mevkiinde Moğolların Batı kolu İlhanlılar ile Memlükler arasında gerçekleşen savaş Memlüklerin kesin galibiyetiyle sonuçlandı. Tarafların karşı karşıya gelmesinden bir süre önce Memlük sarayına mektup göndererek kendisine tabi olunmasını isteyen Hülâgû’nün elçilerini Kahire’de idam ettiren Sultan Kutuz, çeyrek asırdan daha uzun bir süreden beri İslâm dünyası açısından adeta bir kâbusa dönüşen Moğollara karşı savaşmayı seçmişti. Savaşın ardından Moğolların mağlup edilmesinde belirleyici bir rol üstlenen ve kendisinden sonra Memlük hükümdarı olan kumandanı Baybars tarafından planlanan bir suikasta kurban giderek tahtını kaybetse de, Kutuz’un seçiminin tarihî bir karar olduğunu belirtmek gerekir.</p>
<p>Ortaçağ İslâm kaynakları tarafından artık “durdurulmaları mümkün olmayan ilahî bir ceza” olarak görülmeye başlandıkları özellikle vurgulanan Moğollar, Kutuz’un bu tarihî kararı sonucunda Ayn Calut’ta kazanılan zaferle durdurulmuş, böylelikle İslâm dünyasının son kalesi düşmekten kurtulmuştu. 1220’li yılların başından itibaren Cengiz Han’ın liderliğinde İslâm âleminin üzerine bir kasırga gibi çöken ve önlerine çıkan bütün hanedanları arkalarında on binlerce ölü bıraktıkları acımasız katliamlarla yok eden Moğolların en nihayet durdurulabilmiş olmasının, daha sonra yaşanması muhtemel birçok felaketin önüne geçtiği söylenebilir. Kuşkusuz tarih bir spekülasyon alanı değildir, fakat bunu Moğolların o tarihe kadar gerçekleştirmiş oldukları faaliyetlerden çıkarsamak mümkündür.</p>
<p>1219 yılında Otrar’daki Harezmşah valisinin Moğol ülkesinden gelen tüccarları katletmesini gerekçe göstererek İslâm dünyasını hedef alan Cengiz Han liderliğindeki Moğollar, Otrar’dan başlayarak Buhara, Semerkand, Mâzenderân, Rey, Hemedan, Tiflis, Meraga, Erdebil, Beylekan, Derbent, Fergana, Tirmiz, Mansurkûh, Merv, Nişabur, Tus, Herat ve Gürgenç gibi meşhur yerler başta olmak üzere burada sayılmaları bile uzun bir liste meydana getirecek olan dönemin birçok önemli şehir, kale ve bölgesini işgal etmiş; buralarda akıl almaz katliamlar gerçekleştirmişlerdi. Horasan, Mâverâünnehir ve Azerbaycan bölgelerini büsbütün talan eden Moğolların önünde kimse duramıyor, hiçbir şehir uzun süre Moğol kuşatmalarına direnemiyordu. Onlarca şehir haritadan silinmiş, tarihin gördüğü en büyük ve doğal olmayan yıkımlardan biri (belki de en büyüğü) Moğolların eliyle gerçekleşmişti.</p>
<p>İşgal ettikleri yerlerde taş üstünde taş omuz üstünde baş bırakmayan Moğollar, Cengiz Han’dan sonra da akıl almaz ilerleyişlerini devam ettirdiler. Harezmşahlar devletini adeta bir çırpıda tarihin karanlığına gönderen istilacılar, bir yandan Karadeniz’in kuzeyi boyunca ilerleyerek Avrupa içlerine doğru giderken, diğer yandan da kendilerine karşı dikkat çekici önlemler alan Sultan Alaeddin Keykubad’ın vefatının ardından Anadolu’ya girdiler. Türkiye Selçuklu ülkesinin sınır boylarını (Erzurum’da yaptıkları katliamı kaynaklar irkiltici tasvirlerle anlatmışlardır) talan etmekle kalmadılar, 1243 yılında Kösedağ’da Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev’i büyük bir bozguna uğratıp Selçuklu yönetimini ele geçirerek bir çeşit müstemleke haline getirdiler. Musul ve Fars atabeyliklerini de tabiyetleri altına alan Moğollar, 1254 yılında Hülâgû’nün liderliğinde İran’a girerek İslâm dünyasının kalbine yöneldiler.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2021">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ALİ EMRE: “MEMLÜK DEVLETİ’NİN GERÇEK KURUCUSU, MÜSLÜMAN ŞARK’IN KALKANI BAYBARS’TIR”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/ali-emre-memluk-devletinin-gercek-kurucusu-musluman-sarkin-kalkani-baybarstir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2021 04:50:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Ayn Calut]]></category>
		<category><![CDATA[Elbistan]]></category>
		<category><![CDATA[Kırım]]></category>
		<category><![CDATA[Memlükler]]></category>
		<category><![CDATA[Moğollar]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7374</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: TAHA KILINÇ   Bizde Memlükleri Osmanlı zaviyesinden değerlendirmek çok yaygın. Sizi, bir roman kahramanı olarak Baybars’ı seçmeye sevk eden neydi? Nûreddin Zengî ile başlayıp Selâhaddîn ile gövdeleşen bir üçlemenin son halkası, son parçası Baybars. Kısa aralıklarla, peş peşe tarih sahnesine çıkan bu büyük önderlerin epeyce ortak noktası var. Suriye ile Mısır’ın merkezde olduğu, hemen hemen aynı topraklarda yaşıyorlar. Davaları ve düşmanları aynı. Baybars döneminde Haçlıların yanına Moğollar da ekleniyor üstelik. Üçü de Türklerin, Arapların, Kürtlerin duyarlı olanlarını bir araya getirerek başarıya ulaşıyorlar. Küresel kapışmaların, süreğen dünya savaşlarının gerçekleştiği 12 ve 13. yüzyılda suyu tersine çevirmeyi başaran adamlar. Bazı Batılı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: TAHA KILINÇ</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Bizde Meml</strong><strong>ükleri Osmanlı zaviyesinden değerlendirmek çok yaygın. Sizi, bir roman kahramanı olarak Baybars’ı seçmeye sevk eden neydi?</strong></p>
<p>Nûreddin Zengî ile başlayıp Selâhaddîn ile gövdeleşen bir üçlemenin son halkası, son parçası Baybars. Kısa aralıklarla, peş peşe tarih sahnesine çıkan bu büyük önderlerin epeyce ortak noktası var. Suriye ile Mısır’ın merkezde olduğu, hemen hemen aynı topraklarda yaşıyorlar. Davaları ve düşmanları aynı. Baybars döneminde Haçlıların yanına Moğollar da ekleniyor üstelik. Üçü de Türklerin, Arapların, Kürtlerin duyarlı olanlarını bir araya getirerek başarıya ulaşıyorlar. Küresel kapışmaların, süreğen dünya savaşlarının gerçekleştiği 12 ve 13. yüzyılda suyu tersine çevirmeyi başaran adamlar. Bazı Batılı tarihçilerin tespitinden hareketle söylersek; Müslümanlığın küçük bir kasaba nüfusuna düşmesini engelleyen, bugün bizim de kendilerine çok şey borçlu olduğumuz önderler. Cihadın yanında ilme ve imara da önem veriyorlar. Aralarında ay farkı olsa da aynı yaşta öldükleri söylenebilir. Ortalama 55 yaş. Üçünün de kabri Şam’da. Üzerleri zamanla örtülmüş olsa da bu üçlüyü, tarihin bizzat kendisi seçmiş aslında.</p>
<p>Kıpçak bozkırından Kahire’ye, kölelikten sultanlığa uzanan çok çarpıcı ve öğretici bir biyografisi; çok ilginç ve renkli, sinematografik bir hayat hikâyesi var Baybars’ın. Ta Mısır’dan kalkıp bugün bizim yaşadığımız topraklara gelen bir Müslüman. Antakya’yı fetheden komutan. Ayn Calut’tan sonra, Elbistan’da da Moğolları tekrar yenen bir savaşçı. Türkmen beyliklerinden cömert elini hiç çekmemiş. İstanbul’daki Müslümanlara hatta Kırım’a yardım göndermiş. Adı hem Doğu’da hem de Batı’da çok iyi bilinmesine rağmen, bizde kendisiyle ilgili müstakil ilmî ve edebî eser yok denecek kadar az. Son aylarda birkaç çalışma çıkmasaydı, kapsamlı ve nitelikli hiçbir şey yok, dahi diyebilirdim. İnsanın kendi yaptığını anlatması, anlatmak zorunda kalması hoş bir şey değil fakat en az 20 yıl sağa sola koşturarak, dil bilenlere yalvararak, iğne ile kuyu kazarak bir birikime ulaştığımı söylemeliyim. Çevirilerin sayısı da şimdi arttı çok şükür. Hâlbuki koca bir kitaplık, devasa bir külliyat oluşmalıydı bugüne kadar. Biraz da kimse yazmadığı için yazdım yani. Yapıp ettiklerinin, gayretlerinin, ulaştığı reçetelerin bugünkü dünya ve Müslüman âlemi için de önemli ve geçerli olduğunu düşündüğüm için tercih ettim. Korkan, dağılan, kendi derdine düşen, büyük acılar içinde kıvranan, küresel bir istilaya maruz kalan bir coğrafyada dik durduğu, kardeşlik ve dayanışma ekseninde çözüm ürettiği, cehdi ve başarılarıyla bize o günlerden selam göndermeye, sufle vermeye devam ettiği için anlatmak istedim Baybars’ı.</p>
<p>Kafasını banıp kalmak, uyuşmak isteyenler için de hazır bekleyen bir mazi vardır muhakkak. Fakat Kur’an’da da gösterildiği gibi, tarih, çeşitli tecrübeler eşliğinde hem bir laboratuvar özelliği taşır hem bir yol bilgisi sunar hem de geleceğe odaklanan zihnimizi uyarıp ateşler. Ben de bir insan ve Müslüman olarak, bir parçası, mensubu olduğum halkın ve ümmetin durumu hakkında düşünüyorum elbette. Yaşananlar karşısında üzülüyorum, çırpınıyorum, ağlıyorum, seviniyorum. Büyük parçalanmışlıklarla, çıkmazlarla karşılaştığımda, baktığım yerlerden biri tarih oluyor. Benzer durumlar geçmişte de var çünkü. Bu roman biraz da bu bakışın, bu aramanın ve bulmanın hasılası. Zorlu şartları bahane ederek kötürümleşen, sinen, uyuşup kalan biri değil Baybars. Tarihi yeniden ve kendi ekseninde hareketlendiren biri. Bizim bugünkü arayışımız, çabamız, çırpınışımız da bundan farklı değil.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Baybars’ın öyküsünü kısaca özetleyecek olursak, hangi hususlar öne çıkıyor? </strong></p>
<p>Bir kısmını, bazı temel yükseltileri biraz önce söyledik. Şöyle devam edelim: 7. Haçlı Seferi ve Ayn Calut zaferindeki büyük katkıları bir yana, 17 yıllık hükümdarlığında 40 seferi var Baybars’ın. Hiçbirinde yenilmemiş. Disiplinli, cevval, üretken. Dur durak dinlemeyen bir önder. Bir gün İskenderiye’de validen yakınan kadınların hakkını arıyor, başka bir gün Kudüs’ün surlarına koymak için sırtında taş taşıyor. Bir gün Medine’de saf tuttuğu gariplerle bir aşevini teftişe gidiyor, başka bir gün Halep’in bir köyünde kadidi çıkmış çobanlarla dertleşiyor. Memlük Devleti’nin gerçek kurucusu. Müslüman Şark’ı, gücü yettiğince o kalkanın gölgesi altında koruyup kollamış. Temizleyip onarmış. Besleyip doyurmuş. Değişmiş, değiştirmiş.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2021">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
