﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mescid-i Aksa &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/mescid-i-aksa/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 31 Aug 2021 12:42:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Mescid-i Aksa &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Değerlendirilmeyi Bekleyen Fırsat: İslâm İşbirliği Teşkilatı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/degerlendirilmeyi-bekleyen-firsat-islam-isbirligi-teskilati/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdurrahman Selim Çelikbilek]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2021 03:30:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Bello]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Aksa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7310</guid>

					<description><![CDATA[Müslümanların ortak sesi olma iddiasını taşıyan İslâm İşbirliği Teşkilatı (İİT) veya önceki adıyla İslâm Konferansı Örgütü (İKÖ), Birleşmiş Milletlerin (BM) ardından en geniş katılımlı ikinci hükümetler arası teşkilat olarak biliniyor. Ancak bu kapsayıcı özelliği, BM’nin aktifliğine nazaran İslâm dünyasında yaşanan krizler karşısında takındığı pasif tutumuyla çelişiyor. 1969 yılında, Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksâ’nın Avusturalyalı bir Hıristiyan tarafından kundaklanmasından sonra kurulan ve müşterek sorunlara birlikte çözüm üretilmesini hedefleyen teşkilat, yarım asrı geçen ömrüne rağmen Müslüman siyasetçilerin pek değerlendiremediği bir fırsat olarak karşımızda duruyor. İİT kurulmadan evvel, 1920’li yıllardan itibaren Müslümanları siyasî olarak bir araya getirebilecek birçok teklif değerlendirilmeye başlamıştı. İslâm ülkelerinde&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müslümanların ortak sesi olma iddiasını taşıyan İslâm İşbirliği Teşkilatı (İİT) veya önceki adıyla İslâm Konferansı Örgütü (İKÖ), Birleşmiş Milletlerin (BM) ardından en geniş katılımlı ikinci hükümetler arası teşkilat olarak biliniyor. Ancak bu kapsayıcı özelliği, BM’nin aktifliğine nazaran İslâm dünyasında yaşanan krizler karşısında takındığı pasif tutumuyla çelişiyor. 1969 yılında, Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksâ’nın Avusturalyalı bir Hıristiyan tarafından kundaklanmasından sonra kurulan ve müşterek sorunlara birlikte çözüm üretilmesini hedefleyen teşkilat, yarım asrı geçen ömrüne rağmen Müslüman siyasetçilerin pek değerlendiremediği bir fırsat olarak karşımızda duruyor.</p>
<p>İİT kurulmadan evvel, 1920’li yıllardan itibaren Müslümanları siyasî olarak bir araya getirebilecek birçok teklif değerlendirilmeye başlamıştı. İslâm ülkelerinde devam eden işgal ve çatışmalardan dolayı istikrarlı ve sürdürülebilir olmayan bazı denemeler, temsilcilerin bir araya gelmesinden öteye geçemiyordu. 1926 yılının hac mevsiminde Mekke’de toplanan İslâm Kongresi, her sene toplanma kararı almış ancak bu düzeni sağlayamamıştı. İkinci kez 1931’de Kudüs’te toplanan kongre, Müslümanların menfaatini korumak ve kutsal beldeleri savunmak amacıyla bir teşkilat kurulması gerekliliğinde mutabık kalmış ama bunu da uygulayamamıştı.</p>
<p>2. Dünya Savaşı’ndan sonra uluslararası ilişkileri doğrudan etkileyen örgütlenme süreci, Birleşmiş Milletler gibi geniş katılımlı kuruluşların yanı sıra dar kapsamlı ve bölgesel birliklerin kurulmasına da zemin hazırlamıştı. Fakat bu sefer de Müslüman ülkelerin bir araya gelmesini Soğuk Savaş atmosferi engelliyordu. Farklı coğrafyalarda farklı devletlerin etkisinde kalan İslâm ülkeleri, karşılıklı menfaat çatışmaları yaşıyor, bu da ortak meselelerin çözümünde uzlaşmalarını imkânsız kılıyordu. Üstelik çoğu devletin bağımsızlığını yeni kazanmış olması da “İslâm birliği” düşüncesine sıcak bakamamalarına yol açıyordu.</p>
<p>1962 yılında İslâm dünyası yeni bir oluşuma daha şahitlik edecekti. Suudi Arabistan öncülüğünde kurulan “Dünya İslâm Birliği” (Rabıta) Müslüman toplumların maddî ve manevî ilerlemesini sağlamak, aralarındaki birlik ve dayanışmayı temin etmek amaçlarını taşıyordu. Müslüman toplulukları temsil bakımından zayıf kalan bu örgüt, yönetim kadrosunda bulunan isimler sayesinde hatırı sayılır bir itibara sahipti. Bütün Müslümanların temsilci bulunduracağı bir konferans tertip etme fikri de ilk defa Rabıta’nın toplantılarından birinde öne sürülmüştü. Nijerya Başbakanı Ahmed Bello, 1965’te Mekke’de düzenlenen toplantıda bu teklifi dile getirmiş, teklif özellikle Suudi Arabistan Kralı Faysal ve Fas Kralı Hasan tarafından ilgiyle karşılanmıştı. Müslümanların devletlerarası siyasette daha çok söz sahibi olması gerektiğine inanan Faysal, bu teklifi şahsen görüştüğü liderlere de sunacak, ancak bu sefer de 1967’de patlak veren Altı Gün Savaşı yüzünden Müslüman birliği kesintiye uğrayacaktı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2021">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarihi Sömürmek</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/tarihi-somurmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2021 08:54:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni Soykırımı]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Joe Biden]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Aksa]]></category>
		<category><![CDATA[propagandist]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7191</guid>

					<description><![CDATA[ABD Başkanı Joe Biden’ın 1915 Olaylarını “Ermeni Soykırımı” olarak resmen tanıdığını açıklaması kimseyi şaşırtmadı. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecinde gerçekleşen bazı hadiselerin seyri ve o döneme dair yorumlar, çoktandır tarihin değil siyasetin konusu. Uluslararası arenada ve politik çevrelerde, gerçekten ne olduğunu ve kimlerin hangi rolü oynadığını artık çok az insan merak ediyor. Hakikatler, sloganların eline esir düşmüş durumda. Bu noktadan hareketle, Derin Tarih olarak 1915 Olaylarını yeniden ele alırken, farklı bir bakış açısı geliştirmek istedik ve Ermeni lobilerinin faaliyetlerine odaklandık. ABD ve Fransa başta olmak üzere, dünyanın birçok ülkesinde on yıllardır kamuoyu oluşturma çabalarını sürdüren söz konusu lobiler, tarihi ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD Başkanı Joe Biden’ın 1915 Olaylarını “Ermeni Soykırımı” olarak resmen tanıdığını açıklaması kimseyi şaşırtmadı. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecinde gerçekleşen bazı hadiselerin seyri ve o döneme dair yorumlar, çoktandır tarihin değil siyasetin konusu. Uluslararası arenada ve politik çevrelerde, gerçekten ne olduğunu ve kimlerin hangi rolü oynadığını artık çok az insan merak ediyor. Hakikatler, sloganların eline esir düşmüş durumda.</p>
<p>Bu noktadan hareketle, <em>Derin Tarih</em> olarak 1915 Olaylarını yeniden ele alırken, farklı bir bakış açısı geliştirmek istedik ve Ermeni lobilerinin faaliyetlerine odaklandık. ABD ve Fransa başta olmak üzere, dünyanın birçok ülkesinde on yıllardır kamuoyu oluşturma çabalarını sürdüren söz konusu lobiler, tarihi ve yaşananları tamamen sömürüp saptırarak, kendi bakış açılarını dünyaya dayatmaya çalıştı, çalışıyor. Bunu yaparken yalanı, rüşveti ve şiddet eylemlerini bolca kullanan ve körükleyen Ermeni propagandistler, aslında Ermeni halkına millî bir kimlik biçmenin de mücadelesini veriyor. Soykırım iddiası böylece Ermenilerin varlığını anlamlandıran en temel enstrümana dönüştürülürken, hakikatlerle zihinlerdeki çarpık algı arasındaki makas da giderek açılıyor. Karşımızda tarihle ve coğrafyayla bağları fiilen kopmuş, bu bağları yeniden kurma yeteneğinden yoksun, yamalı bohçayı andıran bir Ermeni muhayyilesi duruyor.</p>
<p>Derin Tarih’in 1915 Olaylarına bu açıdan bakan dosyasındaki yazı ve röportajları okurken, bir halkın kendisinin ve dünyadaki çeşitli milletlerin, köksüz ve temelsiz bir yalana nasıl ikna edildiğinin acı serüvenini de okuyacaksınız. Alanında uzman isimlerin yetkin değerlendirmeleri, tarihin nasıl istismar edildiğini bütün yönleriyle gözlerinizin önüne serecek.</p>
<p>* * *</p>
<p>Kapak dosyasının dışında, <em>Derin Tarih</em> bu ay da dünyanın çok farklı coğrafyalarından özenle seçilmiş konuları sizlere takdim ediyor. Sayfaları çevirirken tarihî Mağrib’den Hindistan içlerine, sanattan musikiye, ibretli hayat hikâyelerinden sürpriz malumata, okumaya doyamayacağınız bir muhtevayla karşılaşacaksınız.</p>
<p>Bu sayımızda, artık bir gelenek haline gelen ek kitabımızın yanında, ilk kıblemiz Mescid-i Aksâ’nın posterini de hediye ediyoruz. İslâm medeniyetinin bütün unsurlarının ortak emeğiyle meydana getirilen Aksâ Külliyesi’nin ayrıntılarına dalıp giderken, Kudüs’ün niçin paylaşılamayacak kadar kıymetli bir şehir olduğunu daha yakından kavrayacaksınız.</p>
<p>Şunu da ilave edeyim:</p>
<p>Temmuz ve Ağustos sayılarımızın hazırlıklarını şimdiden başlattık. Başlıklarımız ve dosya konularımız hazır. Ayrıca bundan sonraki iki özel sayımızın da planlamasını yaptık. Muhtevaya dair ipucu verip sürprizi bozmayayım, ama arşivlik nüshalar olacağını rahatlıkla söyleyebilirim.</p>
<p>Hayırla görüşmek üzere…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Kudüs İşgal Altındayken Bir Müslüman Nasıl Gülebilir?”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/izdusum/kudus-isgal-altindayken-bir-musluman-nasil-gulebilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Taşkesen]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Feb 2019 21:44:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İzdüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Cihad]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs fethinin şifreleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Aksa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4291</guid>

					<description><![CDATA[Kudüs fethinin şifrelerini hayatının içinde saklayan mücahit Sultan, 55 yıllık kısa ömrüne 100 yıllık icraatları sığdırdı. Hayatı, şu üç kelimenin derin mânâsı içinde özetlenebilir: İlim, Cihad, Devlet. Çocukluk ve gençliği ilim meclislerinde, Kudüs hasreti ve Mescid-i Aksa sevdasıyla geçen Selahaddin Yusuf’un, birlikte çıktıkları Mısır seferinde amcası Şirkuh’un vefatından sonra Fatımî veziri olması çok önemli bir merhaledir. Tabii ki babası Necmeddin Eyyub’un dostu İmadüddin Zengi ve oğlu Nureddin Zengi’nin iltifat ve teveccühleri, Selahaddin’in (1138-93) askerî ve siyasî geleceği açısından çok önemli bir destektir. Fatımî hilafetinin ve devletinin ilga edilmesi, onu görünüşte Zengi’nin naibi yapmış ama gerçekte Mısır Sultanı olarak ona Hicaz,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Kudüs fethinin şifrelerini hayatının içinde saklayan mücahit Sultan, 55 yıllık kısa ömrüne 100 yıllık icraatları sığdırdı. Hayatı, şu üç kelimenin derin mânâsı içinde özetlenebilir: İlim, Cihad, Devlet. Çocukluk ve gençliği ilim meclislerinde, Kudüs hasreti ve Mescid-i Aksa sevdasıyla geçen Selahaddin Yusuf’un, birlikte çıktıkları Mısır seferinde amcası Şirkuh’un vefatından sonra Fatımî veziri olması çok önemli bir merhaledir. Tabii ki babası Necmeddin Eyyub’un dostu İmadüddin Zengi ve oğlu Nureddin Zengi’nin iltifat ve teveccühleri, Selahaddin’in (1138-93) askerî ve siyasî geleceği açısından çok önemli bir destektir. Fatımî hilafetinin ve devletinin ilga edilmesi, onu görünüşte Zengi’nin naibi yapmış ama gerçekte Mısır Sultanı olarak ona Hicaz, Yemen ve Mağrib gibi geniş bir coğrafyada devlet idaresi tecrübesi kazandırmıştır. 1174 yılında Nureddin Zengi’nin vefatı Selahaddin Eyyûbî için bir dönüm noktası olur. Ufku geniştir, hedefi büyük bir sultan olmaktır. Mevcut topraklardaki hâkimiyetini kendine, kardeşlerine ve oğullarına kâfi görüp Filistin, Suriye ve Irak’taki zor ve yıpratıcı mücadeleye hiç girişmez önceleri. Çünkü Nureddin Zengi’nin 11 yaşındaki oğlu Melik es-Salih Halep’te, kardeşi Seyfeddin Gazi ise Musul’da hâkim durumdadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Devamı&nbsp;<a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2019">Derin Tarih Mart Sayısında…</a>&nbsp;﻿</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nurettin Taşkesen: ‘Kudüs’ü Alman General Falkenhayn’ın Savunma İsteksizliği Yüzünden Kaybettik’</title>
		<link>https://www.derintarih.com/1-kitap-1-yazar/nurettin-taskesen-kudusu-alman-general-falkenhaynin-savunma-isteksizligi-yuzunden-kaybettik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Nuri Yardım]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 Dec 2017 23:00:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[1 Kitap 1 Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[Esaret 1916]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs 1917]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Aksa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3054</guid>

					<description><![CDATA[Geçen yıl çıkan ilk kitabınız Esaret 1916’dan sonra şimdi de Yüzyıllık Hasret Kudüs 1917 okuyucuyla buluştu. İlkiyle başlayalım. Bildiğim kadarıyla çok ilginç bir hikâyesi var. Esaret 1916’nın geçmişi yaklaşık 10 yıl öncesine dayanıyor. Merhum babamın, dedemin esaretine dair anlattıklarını not almaya başladığımda böyle bir kitabın meydana geleceğini hayal dahi etmezdim. Fakat dedem Emir Musa oğlu Gazi Ahmet Onbaşı’nın hatıraları o kadar teferruatlı ve başından geçen macera o kadar enteresandı ki, kime anlatsam hayretler içinde kalıyor ve bunun mutlaka kitaplaşmasını tavsiye ediyordu. Gerekli tarihî araştırmaları yaptıktan sonra bu hatıraları roman tarzında kaleme aldım. İsimsiz kahramanlardan Ahmet Onbaşı’nın 1. Dünya Savaşı, Rus&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Geçen yıl çıkan ilk kitabınız Esaret 1916’dan sonra şimdi de Yüzyıllık Hasret Kudüs 1917 okuyucuyla buluştu. İlkiyle başlayalım. Bildiğim kadarıyla çok ilginç bir hikâyesi var. </strong></em></p>
<p><em>Esaret 1916</em>’nın geçmişi yaklaşık 10 yıl öncesine dayanıyor. Merhum babamın, dedemin esaretine dair anlattıklarını not almaya başladığımda böyle bir kitabın meydana geleceğini hayal dahi etmezdim. Fakat dedem Emir Musa oğlu Gazi Ahmet Onbaşı’nın hatıraları o kadar teferruatlı ve başından geçen macera o kadar enteresandı ki, kime anlatsam hayretler içinde kalıyor ve bunun mutlaka kitaplaşmasını tavsiye ediyordu.</p>
<p>Gerekli tarihî araştırmaları yaptıktan sonra bu hatıraları roman tarzında kaleme aldım. İsimsiz kahramanlardan Ahmet Onbaşı’nın 1. Dünya Savaşı, Rus esareti, firar, vatana dönüş, İstiklâl Harbi, terhis ve memleketine dönüş macerasının anlatıldığı bu kitap okuyuculardan çok ilgi gördü. Tamamen yaşanmış olayların anlatıldığı kitabın senaryolaştırılarak beyaz perdeye aktarılması düşünülüyor.<img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3068" src="http://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2018/01/12.jpg" alt="" width="4641" height="4888" srcset="https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2018/01/12.jpg 4641w, https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2018/01/12-285x300.jpg 285w, https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2018/01/12-768x809.jpg 768w, https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2018/01/12-972x1024.jpg 972w" sizes="(max-width: 4641px) 100vw, 4641px" /><em><strong>Gelelim Kudüs 1917’ye. Uzun bir araştırma döneminden sonra Kudüs’e giderek Mescid-i Aksâ’yı ziyaret ettiniz ve sonra yazmaya başladınız.</strong></em></p>
<p>1.Dünya Savaşı’nın başlangıcından itibaren Sina ve Filistin cephesindeki tarihî hadiseleri araştırarak işe başladım. Genelkurmay Atase Başkanlığı’nın yayımladığı <em>1. Dünya Harbinde Türk Harbi, Sina Filistin Cephesi </em>kaynağından çok detaylı bilgiler edindim. Savaşa katılan Türk, Alman ve İngiliz komutanların hatıralarını okudum. Sonra Kudüs’e gittim ve Mescid-i Aksâ’yı ziyaret ettim. Son Osmanlı askerleri buradan giderken geride kalan sahipsiz Müslümanların torunlarını ve Aksâ’nın garip, yetim çocuklarını gördüm. Binlerce şehidimizin kanlarıyla sulanan o mübarek toprakları ziyaret edip döndüm. Eserimi bu duygularla kaleme aldım.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-ocak2018">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kudüs İşgal Altında</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/kudus-isgal-altinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Ağrıakça]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Nov 2017 22:10:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Aksa]]></category>
		<category><![CDATA[“Şark’ın en sevgili Sultanı”]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2935</guid>

					<description><![CDATA[İslamın mübarek ve kutsal kabul ettiği ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’yı yüreğinde taşıyan şehir, gökyüzünde yaratılıp yeryüzüne indirilen şehir, yeryüzünün gökyüzüne açılan miraç kapısı şehir, bütün peygamberlerin toplanıp son Peygamberle (sas) birlikte namaz kıldıkları şehir, 100 yıldır Siyonist devletin işgali altında inlerken, İslam dünyasında Müslümanlar Batı’nın tahakkümü altında yaşamaya ve onun ağzına bakmaya devam ediyor. Kudüs hâlâ esir, hâlâ boynu bükük. Neredeyse her gün şehitler veren, bağrında milyonlarca mağdur ve mazlum barındıran Filistin’in ve bütün Biladu’ş-Şam’ın başkenti mukaddes Kudüs İslam dünyasının kanayan yarası, sürekli kan damlatan kalbi. Hz. Peygamber’den İsra ve Miraç yadigârı olarak kalan ve Cenab-ı Allah’ın bu ümmete hediye&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslamın mübarek ve kutsal kabul ettiği ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’yı yüreğinde taşıyan şehir, gökyüzünde yaratılıp yeryüzüne indirilen şehir, yeryüzünün gökyüzüne açılan miraç kapısı şehir, bütün peygamberlerin toplanıp son Peygamberle (sas) birlikte namaz kıldıkları şehir, 100 yıldır Siyonist devletin işgali altında inlerken, İslam dünyasında Müslümanlar Batı’nın tahakkümü altında yaşamaya ve onun ağzına bakmaya devam ediyor. Kudüs hâlâ esir, hâlâ boynu bükük. Neredeyse her gün şehitler veren, bağrında milyonlarca mağdur ve mazlum barındıran Filistin’in ve bütün Biladu’ş-Şam’ın başkenti mukaddes Kudüs İslam dünyasının kanayan yarası, sürekli kan damlatan kalbi.</p>
<p>Hz. Peygamber’den İsra ve Miraç yadigârı olarak kalan ve Cenab-ı Allah’ın bu ümmete hediye ettiği kutsal şehir, İslamî fetihten sonraki tarih diliminde de iki kez esir düştü. Haçlılar 11. yüzyılda bir dönem bu kutsal mekânı ele geçirdiler. Bu acıya dayanamayan ve zilleti kabullenemeyen İslam ümmeti bu mübarek şehri uzun müddet işgal altında bırakamazdı ve bırakmadı da. Ümmet Kudüs’ün işgalini ve esaretini bir asra yakın bir müddet kalbinde büyük bir elem ve hüzün taşıyarak sabırla yeniden fethetmeye azmetti ve bu azmini ümmetin dava sahibi imanlı mensupları sayesinde gerçekleştirdi.</p>
<p>İşgale direnmeyi bir görev kabul eden ümmetin asil evlatları büyük gayretler sarf ettiler. Musul, Mardin, Harput ve Urfa şehirlerinde yaşayan Müslümanlar tek bir ordu içinde ve bir kumandan etrafında kümelendi. Nihayet “Şark’ın en sevgili Sultanı” Selâhaddin Eyyûbî, mü’min ve kahraman Müslüman kimliğiyle kutsal şehrin işgalini ve esaretten kurtulması meselesini kendisine dert edinerek işgali sonlandırmaya hayatını adadı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-aralik2017">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türklerin Bilâdü’ş-Şâm’da Ne İşi Vardı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/selcuklu-tarihi/turklerin-biladus-samda-ne-isi-vardi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Alican]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Oct 2017 22:42:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilâdü’ş-Şâm’ın siyasî kaderi]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Aksa]]></category>
		<category><![CDATA[Orta Asya'ya uzanan İslam ülkeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2867</guid>

					<description><![CDATA[Kuzey Irak’ta düzenlenen tartışmalı referandum ve Türk ordusunun son günlerde Suriye’nin kuzey kesimlerinde gerçekleştirdiği askerî harekâtlar, bölgenin tarihî kimliğine dair tartışmaları da alevlendirdi. Buradan hareketle Ortaçağ tarihinin kaynaklarını temel alarak Türklerin bölgedeki varlığına mercek tutabiliriz. “Kuzey ülkeleri” anlamına gelen Bilâdü’ş-Şâm; bugünkü Filistin, Ürdün, Lübnan ve Suriye’yi içerisine alan geniş coğrafya için Müslümanlar tarafından kullanılan bir tabir. İslam kaynaklarında kısaca Şâm olarak zikredilen bu tabir, İslamî Ortaçağ’da bölgenin tamamı için kullanılıyordu. Dolayısıyla bu metinde geçen Şâm ve Bilâdü’ş-Şâm tabirlerinin yerine Suriye kelimesi de kullanılabilir. İslamın tarihin ufuklarına düştüğü coğrafya olan Hicaz’ın merkeze alınmasıyla “kuzeyde kalan bölgeleri” tarif etmek için üretilen tabir,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kuzey Irak’ta düzenlenen tartışmalı referandum ve Türk ordusunun son günlerde Suriye’nin kuzey kesimlerinde gerçekleştirdiği askerî harekâtlar, bölgenin tarihî kimliğine dair tartışmaları da alevlendirdi. Buradan hareketle Ortaçağ tarihinin kaynaklarını temel alarak Türklerin bölgedeki varlığına mercek tutabiliriz.</p>
<p>“Kuzey ülkeleri” anlamına gelen Bilâdü’ş-Şâm; bugünkü Filistin, Ürdün, Lübnan ve Suriye’yi içerisine alan geniş coğrafya için Müslümanlar tarafından kullanılan bir tabir. İslam kaynaklarında kısaca Şâm olarak zikredilen bu tabir, İslamî Ortaçağ’da bölgenin tamamı için kullanılıyordu. Dolayısıyla bu metinde geçen Şâm ve Bilâdü’ş-Şâm tabirlerinin yerine Suriye kelimesi de kullanılabilir.</p>
<p>İslamın tarihin ufuklarına düştüğü coğrafya olan Hicaz’ın merkeze alınmasıyla “kuzeyde kalan bölgeleri” tarif etmek için üretilen tabir, erken dönemlerde İslam devletinin tabii genişleme yönünü de ifade eden siyasî bir tanımlamaydı. Peygamber Efendimiz’e (sas) izafe edilen bazı hadislerde övülen ve İslam dünyasının merkezi haline geleceğine işaret edilen bu coğrafya, Müslümanlar tarafından kutsal bir belde olarak görülüyordu. Mukaddes kitabımızda “etrafının mübarek kılındığı” belirtilen Mescid-i Aksa dolayımında ele alınabilecek olan bu kutsiyet algısı, Bilâdü’ş-Şâm’ın siyasî kaderi üzerinde de belirleyici rol oynamıştı. Nitekim İslam devletinin Ortaçağ’ın geleneksel siyaset anlayışı anlamında “emperyal” bir yapıya bürünmeye başladığı Emevîler döneminde devlet merkezi buraya taşınmış, Kuzey Afrika’nın batı uçlarından Orta Asya’ya uzanan geniş İslam ülkesi buradan idare edilmişti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-kasim2017">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kudüs, ey Kudüs!</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/kudus-ey-kudus/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derin Tarih]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Oct 2017 22:02:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[Kubbetü’s-Sahra]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs-i Şerife]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Aksa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2899</guid>

					<description><![CDATA[Hz. Âdem’in (as) ayak izi, Hz. Süleyman’ın (as) tahtı, Hz. Meryem’in (as) inzivagahı, Hz. İsa’nın (as) gökyüzüne çekildiği billur burç, Hz. Peygamber’in (sas) peygamberlere serdarlık yaptığı altın mekân, İsra ve Miraç mucizelerinin canlı şahidi, Hz. Ömer’in (ra) pervasız adalet rüzgârı, Selâhaddin Eyyûbî’nin kalbine tiryak olup yapışan, Sultan Baybars’ın kara sevdası, Yavuz Sultan Selim’in açtığı elleri uyuşturan bitimsiz duası, Hürrem Sultan’ın fukara adağı, Sultan II Abdülhamid’in gözbebeği, şehidler bargâhı, veliler dergâhı ve nihayet bir asırdır esaret otağı olan kutlu şehir, Kur’an’da kutsal kılınmış şehir. Kudüs-i Şerif, Beytülmakdis, İliya veya yalnızca Kudüs… Mescid-i Aksa’nın nermin toprağının 142 dönümünün her santimini kuşatan kutsallık&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Âdem’in (as) ayak izi, Hz. Süleyman’ın (as) tahtı, Hz. Meryem’in (as) inzivagahı, Hz. İsa’nın (as) gökyüzüne çekildiği billur burç, Hz. Peygamber’in (sas) peygamberlere serdarlık yaptığı altın mekân, İsra ve Miraç mucizelerinin canlı şahidi, Hz. Ömer’in (ra) pervasız adalet rüzgârı, Selâhaddin Eyyûbî’nin kalbine tiryak olup yapışan, Sultan Baybars’ın kara sevdası, Yavuz Sultan Selim’in açtığı elleri uyuşturan bitimsiz duası, Hürrem Sultan’ın fukara adağı, Sultan II Abdülhamid’in gözbebeği, şehidler bargâhı, veliler dergâhı ve nihayet bir asırdır esaret otağı olan kutlu şehir, Kur’an’da kutsal kılınmış şehir.</p>
<p>Kudüs-i Şerif, Beytülmakdis, İliya veya yalnızca Kudüs…</p>
<p>Mescid-i Aksa’nın nermin toprağının 142 dönümünün her santimini kuşatan kutsallık buğusu hala tüterken, bize asırlar ve asırlar öncesinden kâh mahzun, kâh neşeli mektuplar gönderemeye devam eden revnaklı şehir. Kıble Mescidi’n ve Kubbetü’s-Sahra’nla, Kıyamet Kilisesi ve Hz. Ömer Camii’nle, Sultan Kayıtbay’ın şipşirin sebili ve zarif kemerleriyle, işgalci Yahudilerin yaşadığı Batı Kudüs’te kalan garip tren istasyonuyla, Mervan Mescidi’nin bir köşesine gizlenmiş Hz. Meryem’in inzivagâhıyla, Zeytin Dağı ve Elemli Yolu’yla orada bir hazine bizi bekliyor.</p>
<p>Gidelim kardeşlerim Kudüs’e. Her şeye rağmen ecdad yadigarı eserlerimize sahip çıkalım ve orada yaşayan kardeşlerimizin ümit ateşini bir an için de olsa yelpazeleyelim. Paramıza değil, varlığımıza ihtiyaçları var. Bizim de onların hiç yaşlanmayan, tükenmeyen ümidine.</p>
<p>Kudüs’ün kutsal yorganı hepimizi içine almaya kadirdir çünkü.</p>
<p>*</p>
<p>Dergimizin özel sayılarından 10’uncusunu Kudüs-i Şerife veya Beytülmakdis’e tahsis ederken bu fikrin nereden çıktığına da birkaç cümleyle değinelim.</p>
<p>Bundan belki 1,5 sene önce Prof. Abdülfettah el-Aveysi ziyaretime geldiğinde ufak bir ricada bulundu. Beytülmakdis Vakfı için bir tanıtım yapabilir miydik dergide? Güzelliğe güzellikle mukabele en güzelin şanındandır. Ben de “Tanıtım işi mühim değil, gelin biz bir Kudüs özel sayısı çıkaralım” teklifinde bulundum. Abdülfettah hocanın kollarını açıp bana sarıldığı o anı hiç mi hiç unutmayacağım. Start verilmişti!</p>
<p>İşte o kucaklaşmanın mahsulünü elinizde tutuyorsunuz. Kudüs-i Şerif veya Abdülfettah hocanın tercihiyle söylersek Beytülmakdis tükenmez bir hazine. Biz burada onun rengârenk hevenklerinden topladığımız bir avuç ışığı sizinle paylaşıyoruz.</p>
<p>Hakikaten dolu dolu bir dosya oldu. Her yerde bulunmayacak zengin ve ilginç ayrıntılarla örülü sayımızın uzun yıllar saklanacağından ve döne döne okunacağından eminim. Emeği geçen bütün yazarlarımıza ama özellikle Prof. El-Aveysi’ye en kalbi şükranlarımı takdim ediyorum. (Not: İstekleri üzerine Beytülmakdis Vakfı’ndan gelen yazılarda İngilizce imla kullanılmıştır.)</p>
<p>Yeni sayılarda beraber olmak ümidiyle.</p>
<p><em><strong>Mustafa Armağan</strong></em><em><strong> </strong></em></p>
<p><em><strong>Derin Tarih Dergisi Genel Yayın Yönetmeni</strong></em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Militan Siyonizm Kudüs’ün Ruhuna Yabancıdır</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/militan-siyonizm-kudusun-ruhuna-yabancidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Jul 2017 21:25:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Aksa]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh İkrime Sabri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2600</guid>

					<description><![CDATA[Mescid-i Aksâ imam ve hatiplerinden Şeyh İkrime Sabri, Mayıs ayındaki bir Cuma hutbesinde şu cümleyi kullanmıştı: “Hz. Ömer (ra) Kudüs’ü fethettiği zaman eğer şehirde bir Yahudi cemaati bulunsaydı tıpkı Hıristiyanlara verdiği haklar gibi onlara da haklarını verirdi.” İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu 18 Temmuz günü yaralananlar arasında bulunan Sabri’nin vurguladığı tarihî hakikat, Müslüman fatihlerin bir beldeyi fethettikleri zaman koydukları o ölümsüz esası ifade ediyordu. Devamı Derin Tarih Ağustos Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mescid-i Aksâ imam ve hatiplerinden Şeyh İkrime Sabri, Mayıs ayındaki bir Cuma hutbesinde şu cümleyi kullanmıştı: “Hz. Ömer (ra) Kudüs’ü fethettiği zaman eğer şehirde bir Yahudi cemaati bulunsaydı tıpkı Hıristiyanlara verdiği haklar gibi onlara da haklarını verirdi.” İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu 18 Temmuz günü yaralananlar arasında bulunan Sabri’nin vurguladığı tarihî hakikat, Müslüman fatihlerin bir beldeyi fethettikleri zaman koydukları o ölümsüz esası ifade ediyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-agustos2017">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlılar Kudüs’ün Hizmetkârları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/osmanlilar-kudusun-hizmetkarlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Jul 2017 21:05:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Aksa]]></category>
		<category><![CDATA[Mirac mucizeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2587</guid>

					<description><![CDATA[Mekke, Medine ve Kudüs. İslam inanç ve medeniyetinin sacayağı bunlar. İslam’ın kalbgâhını teşkil ediyorlar. Üçü de birer “harem-i şerif” barındırıyor sinesinde. Başka bir deyişle bir Müslümanın ölmeden önce gitmesi gereken üç kutlu mekânı. O Mekke-i Mükerreme ki Ka’be-i Muazzama’yı havidir. O Medine-i Münevvere ki, Ravza-i Mutahhara’yı bağrına basar. O Kudüs-i Şerif ki Mescid-i Aksa’dır kalbi, Kıble Mescidi, ilk kıblesi Müslümanların. Üçü de “harem” sayılır Müslümanlarca, bu yüzden muhteremdir, hürmete layıktır. Birinde kılınan namaz diğerlerinde kılınmışçasına muteberdir. Birbirinden ayrılamayan kardeşler, bir kutsal zincirin halkaları, gök ile yerin buluştuğu altın noktalar… Kudüs ki gökte yapılıp yere indirilmiş şehirdir. Mescid-i Aksa ki, yeryüzünde&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mekke, Medine ve Kudüs. İslam inanç ve medeniyetinin sacayağı bunlar. İslam’ın kalbgâhını teşkil ediyorlar. Üçü de birer “harem-i şerif” barındırıyor sinesinde. Başka bir deyişle bir Müslümanın ölmeden önce gitmesi gereken üç kutlu mekânı. O Mekke-i Mükerreme ki Ka’be-i Muazzama’yı havidir. O Medine-i Münevvere ki, Ravza-i Mutahhara’yı bağrına basar. O Kudüs-i Şerif ki Mescid-i Aksa’dır kalbi, Kıble Mescidi, ilk kıblesi Müslümanların. Üçü de “harem” sayılır Müslümanlarca, bu yüzden muhteremdir, hürmete layıktır. Birinde kılınan namaz diğerlerinde kılınmışçasına muteberdir. Birbirinden ayrılamayan kardeşler, bir kutsal zincirin halkaları, gök ile yerin buluştuğu altın noktalar…</p>
<p>Kudüs ki gökte yapılıp yere indirilmiş şehirdir. Mescid-i Aksa ki, yeryüzünde Ka’be’den sonra inşa edilen ikinci mesciddir.</p>
<p>Efendimizin (as) İsrâ (gece yürüyüşü) ve Mirac mucizelerine şahit olmuş kutsal beldedir. Hz. Zekeriya’nın sessiz çığlığı, Hz. Meryem’in çilesi, İmam Gazali’nin şaheseri İhya’yı kaleme aldığı ilham bulutu. Hz. Ömer’in adalet anahtarı, Abdülmelik bin Mervan’ın göz nuru, Selahaddin Eyyûbî’nin göz bebeği, Eyyûbîlerden Melikül-Adil’in, Memlûklerden Baybars’ın sebili, Sen Yavuz Sultan Selim’in binlerce kandil altındaki hazin münacatı, Sen Kanuni Sultan Süleyman’ın akıttığı berrak çeşmeler, Sen Sultan II. Abdülhamid’in Kubbetü’s- Sahra duvarlarına çiniler üzerine yazdırdığı Yasin, Sen 26 cami, 63 medrese, 9 dergâh, 36 zaviye, 11 tekke, 29 çeşme, 9 türbe ve 144 dönümlük kutsal pınar.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-agustos2017">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmkân Meselesi Değil, İman Meselesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/imkan-meselesi-degil-iman-meselesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derin Tarih]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Jul 2017 21:00:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[Filistinli Müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Aksa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2584</guid>

					<description><![CDATA[Bu satırları yazdığım sırada işgalcilerin metal dedektörleri söküp yerlerine termal kameraları taktıkları için Mescid-i Aksa’ya girmemekte direnen Filistinli Müslümanların üzerine Yahudi yerleşimcileri, daha doğrusu işgalcileri salmışlardı. Elleri, belleri ağır silahlarla donanmış, namaz kılanların arasına dalan işgalciler çocuk, yaşlı demeden açtıkları ateşle masumları alçakça vuruyorlardı. Ve Mescid-i Aksa hepimizin hüznünü kuşanmış, gözyaşlarını granitlerine akıta akıta müminlerinin teşrifini bekliyordu. İslamın Mekke ve Medine’deki kardeşleriyle beraber üç “harem”inden Kudüs’te olanı, şu saatlerde “namusa mahrem” olanların kanlı ellerinde bir kalp gibi hicap içinde çırpınıyordu; İslamın kalbiydi çırpınan… Birmilyaraltıyüzmilyon Müslümanın namusunu koruma işini Kudüs’te yaşayan üçyüzbin Filistinli kardeşimize havale etmiştik. O kanaryalarınki kadar naif omuzlara,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu satırları yazdığım sırada işgalcilerin metal dedektörleri söküp yerlerine termal kameraları taktıkları için Mescid-i Aksa’ya girmemekte direnen Filistinli Müslümanların üzerine Yahudi yerleşimcileri, daha doğrusu işgalcileri salmışlardı. Elleri, belleri ağır silahlarla donanmış, namaz kılanların arasına dalan işgalciler çocuk, yaşlı demeden açtıkları ateşle masumları alçakça vuruyorlardı.</p>
<p>Ve Mescid-i Aksa hepimizin hüznünü kuşanmış, gözyaşlarını granitlerine akıta akıta müminlerinin teşrifini bekliyordu. İslamın Mekke ve Medine’deki kardeşleriyle beraber üç “harem”inden Kudüs’te olanı, şu saatlerde “namusa mahrem” olanların kanlı ellerinde bir kalp gibi hicap içinde çırpınıyordu; İslamın kalbiydi çırpınan…</p>
<p>Birmilyaraltıyüzmilyon Müslümanın namusunu koruma işini Kudüs’te yaşayan üçyüzbin Filistinli kardeşimize havale etmiştik. O kanaryalarınki kadar naif omuzlara, Osmanlı şemsiyesi parçalandıktan sonra “binbir başlı kartalı” başında taşıma vazifesi düşmüştü. ‘Bu kadar zulme nasıl dayanıyorsunuz?’ soruma ‘Bizim imtihanımız da bu’ diye cevap veriyordu üniversitede okuyan Filistinli genç, ‘Allah bizi bununla imtihan ediyor. Ya sizin imtihanınız? Siz kendi imtihanınıza bakın.’ Kamp ateşinin yüzlerde dalgalandığı gibi imanın, yiğit yüzlere vurduğu bazı anlar vardır. Dikkat ettim, bu sözü sarf eden Filistinli gencin yüzü o sırada bir bayrak gibi dalgalanıyordu. Bilenler bilir: Her Filistinlinin yüzü bir bayraktır. O mazlum bayrağın dalgalandığı zaman neler yapabileceğini bilenler bundan korkuyor.</p>
<p>Bilin ki imandan korkuyorlar, imkândan değil. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da bugünkü (25 Temmuz) grup toplantısında öyle demiş:</p>
<p>“Biz Müslümanlar için mübarek beldelerimizi korumak imkân değil, iman meselesidir.”</p>
<p>Ne mutlu imkânını imanına çevirenlere…</p>
<p>Elinizdeki sayıda Mescid-i Aksa’nın neden korunması gerektiğine dair dosyayı hazırlamamızın gerekçesi ezcümle budur.</p>
<p>Daha az merâret kesbetmiş sayılarda buluşmak ümidiyle.</p>
<p>Hayırla kalınız efendim.</p>
<p><strong><em>Mustafa Armağan</em></strong></p>
<p><strong><em>Derin Tarih Dergisi Genel Yayın Yönetmeni</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
