﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mescid-i Nebevî &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/mescid-i-nebevi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 01 Jul 2022 08:34:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Mescid-i Nebevî &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Harem-i Şerif Minareleri Yahut Türkler İçin Kendini Bilmek/Kendini Bulmak Meselesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/defter/harem-i-serif-minareleri-yahut-turkler-icin-kendini-bilmek-kendini-bulmak-meselesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 08:34:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Defter]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Medine]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Hulusi Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mekke]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Nebevî]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Rize]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8286</guid>

					<description><![CDATA[14 Mayıs 2004 Allah eksikliklerini vermesin, açık ve aktif dosyalar çok. Aralarında kıskançlıklar, öne geçme teşebbüsleri de olmuyor değil, talihi yaver gidenler de var&#8230; Daha önce hakkında bir makale yayınladığım köylümüz, ilk Rize Müftüsü Mehmet Hulusi Efendi’nin (Alemdar) hayatı, meşhur Rize Hadisesi (1924 sonbaharında Doğu Karadeniz gezisine çıkan Mustafa Kemal Paşa’ya Rize Valilik binasından çıkarken medreselerin açılması veya onlardan yeni şartlarda istifade edilmesine dair müftünün dilekçe vermesi, ardından görevden ayrılmaya icbar edilmesi vakası) ve Hac Hatıraları’nı bir risâle halinde de olsa kitaplaştırmak için vakit buldukça çalışıyorum. Umarım yaza düşmeden biter ve kisve-i tab‘a bürünür. Kitapların da bir kaderi var, bakalım&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>14 May</strong><strong>ıs 2004</strong></p>
<p>Allah eksikliklerini vermesin, açık ve aktif dosyalar çok. Aralarında kıskançlıklar, öne geçme teşebbüsleri de olmuyor değil, talihi yaver gidenler de var&#8230; Daha önce hakkında bir makale yayınladığım köylümüz, ilk Rize Müftüsü Mehmet Hulusi Efendi’nin (Alemdar) hayatı, meşhur Rize Hadisesi (1924 sonbaharında Doğu Karadeniz gezisine çıkan Mustafa Kemal Paşa’ya Rize Valilik binasından çıkarken medreselerin açılması veya onlardan yeni şartlarda istifade edilmesine dair müftünün dilekçe vermesi, ardından görevden ayrılmaya icbar edilmesi vakası) ve Hac Hatıraları’nı bir risâle halinde de olsa kitaplaştırmak için vakit buldukça çalışıyorum. Umarım yaza düşmeden biter ve kisve-i tab‘a bürünür.</p>
<p>Kitapların da bir kaderi var, bakalım bununki nasıl seyredecek?</p>
<p>Kitapçığın “Hac Hatıraları” kısmına bazı fotoğraflar da koymak istiyorum. Metinde bahsi geçen Mekke ve Medine’deki ziyaret yerleri, mescitler, kuyular, menziller, mezarlıklar (“cennet”ler), şüheda kabirleri… Bunun için bir miktar eski fotoğraf ve çizim bulmak, albümlere, neşriyata bakmak gerekecek. Çünkü Hulusi Efendi’nin de içinde bulunduğu grup 1949 yılında, yani hac resmen serbest bırakıldıktan iki yıl sonra hacca gidiyor. O dönemde Suudi idaresi tarafından yıkılan türbeler, tahrip edilen mezarlıklar, meşhedler ve makamlar olmakla beraber Haremeyn’deki birçok yer, özellikle de Kâbe-Harem-i Şerif ve Mescid-i Nebevî büyük ölçüde Osmanlıların bıraktığı gibi duruyordu.</p>
<p>Bilmeyenler için hatırlatalım, biraz da hacı sayısının artması gibi haklı genişletme gerekçe ve bahaneleriyle bu iki mekândaki Osmanlı-Türk izlerini büyük ölçüde silmek projesi 1953-1955 yıllarında başlayan ve 1976 yılına kadar devam eden tadilatlarla tamamlanacaktır. Hatırlatılması gereken bir şey daha var; bu yıllar arasında Türkiye büyük ölçüde sağcı-muhafazakâr iktidarlar tarafından idare edilmektedir ve kendi tarihlerini ve izlerini ortadan kaldırmaya dönük bu tadilat ve tahrip politikaları için herhangi bir teşebbüste bulunduklarına dair elimizde -bilebildiğim kadarıyla- bir bilgi ve işaret yoktur. (İnşallah Hariciye arşivinde vardır da biz bilmiyoruzdur.) Aynı yıllarda, muhafazakâr iktidarların eliyle Türkiye’nin tarihî şehirlerinin tahribi de fütursuz bir şekilde yürütülüyordu, -bugün de yürütülüyor- o da mühim ve ızdırap verici ayrı bir konu…</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MUSTAFA KARA: EMİR SULTAN BU TOPRAKLARA SADECE BUHARA’DAN KÜBREVÎ NEŞVESİNİ DEĞİL, MEDİNE’DEN RAVZA’NIN MELTEMİNİ DE TAŞIMIŞTIR</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/mustafa-kara-emir-sultan-bu-topraklara-sadece-buharadan-kubrevi-nesvesini-degil-medineden-ravzanin-meltemini-de-tasimistir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2022 05:06:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Asr-I Saadet]]></category>
		<category><![CDATA[Hicrî 2. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Nebevî]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Tekke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7845</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: DERİN TARİH Munise Şimşek: Hocam kitaplarınızda çokça vurguladığınız bir husus var. “Tasavvufun ortaya çıkışı çok daha eskilere dayanmakla birlikte tarikatların ortaya çıkması Osmanlı’yla başlamıştır. Bu sebeple Osmanlı dönemini farklı bir şekilde ele almak gerekir” diyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz? Açmaya çalışayım. Tasavvuf tarihini biz Hz. Peygamber’den (sas) başlatıyoruz. Peygamber derviş miydi? Peygamberin tarikatı mı vardı? Tabii ki değildi, yoktu. Ama bu işin mayası orada, Asr-ı Saâdet’tedir. Asr-ı Saâdet’te mezhep kelimesi olmadığı gibi tarikat adı da yoktur. Ama tohum oradadır. Bu tohum aynen toprak altında bekleyen tohumlar gibi iklim/kültür şartları müsaade ettiğinde yeryüzüne çıkacak, orada neşvünema bulacak, çiçek açacak, meyve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: DERİN TARİH</strong></p>
<p><strong>Munise Şimşek: Hocam kitaplarınızda çokça vurguladığınız bir husus var. “Tasavvufun ortaya çıkışı çok daha eskilere dayanmakla birlikte tarikatların ortaya çıkması Osmanlı’yla başlamıştır. Bu sebeple Osmanlı dönemini farklı bir şekilde ele almak gerekir” diyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz?</strong></p>
<p>Açmaya çalışayım. Tasavvuf tarihini biz Hz. Peygamber’den (sas) başlatıyoruz. Peygamber derviş miydi? Peygamberin tarikatı mı vardı? Tabii ki değildi, yoktu. Ama bu işin mayası orada, Asr-ı Saâdet’tedir. Asr-ı Saâdet’te mezhep kelimesi olmadığı gibi tarikat adı da yoktur. Ama tohum oradadır. Bu tohum aynen toprak altında bekleyen tohumlar gibi iklim/kültür şartları müsaade ettiğinde yeryüzüne çıkacak, orada neşvünema bulacak, çiçek açacak, meyve verecektir. Mezhepleri ve tarikatları bendeniz böyle düşünüyorum. Ama tohum önce yer altında bir çile dönemi yaşamalı ki, ondan sonra rahmetle birlikte yukarıya çıkabilsin. “Hz. Peygamber devrinde tarikat veya mezhep mi vardı?” gibi sorulara böyle cevap vermek istiyorum. Tabii ki bugün anlaşılan tasavvuf daha sonraki yüzyılların gerçeğidir. Tarikatları ise sizin de dediğiniz gibi Osmanlı devrinde başlatabiliriz, hatta bazen biraz daha geriye Selçuklu devrine de götürebiliriz. Yani Selçuklu devriyle birlikte o tohum teşkilat olarak neşvünema bulmaya başlıyor.  Çünkü o zamanlar tasavvuf elbette var. Yani tasavvufî ahlâkı, tasavvufî eğitimi anlatan mutasavvıflar ve metinler, tekkeler var. Tekke, Hicrî 2. yüzyılda müstakil bir kurum olarak ortaya çıkıyor.</p>
<p>Devam edelim: Nasıl bütün bu mezheplerin, tarikatların, neşvelerin tohumu Asr-ı Saâdet’te ise cami, medrese, tekke gibi bütün yapıların mayası da Mescid-i Nebevî’dedir. Böyle yorumluyorum. Mescid-i Nebevî, bütün tekkelerin, bütün mescidlerin, bütün medreselerin, bütün sosyal güvenlik kurumlarının anasıdır, tohumudur. Bütün bu kurumlar oradan neşvünema bulmuştur. Mekke ümmü’l-kura=şehirlerin anası, Mescid-i Nebevî ümmü’l-müessesât=kurumların anasıdır.</p>
<p>Tasavvuf tarihinin mühim bir unsuru olan tarikatlar ise ancak beş asır sonra tarih sahnesine çıkıyor. Yani bugün bildiğimiz meşhur tarikatlardan Mevlevîlik, Bektaşilik, Kâdirîlik, Rifaîlik, Yesevîlik vs… bütün bunların pîrlerinin vefatı miladî 1200’lü yıllardır. Ahmet Yesevî, Ebü’l-Vefâ el-Bağdâdî gibi bazıları 1100’lü yıllarda yaşamışlardır ama çoğunluk 1200’lü yıllarda yaşamıştır. Bu zatların hiç biri tarikat kurmak için kolları sıvamadığına göre vefatından sonra bu çark dönmeye başlayacaktır. Dolayısıyla bu tohum Selçuklu ile atılıyor. Osmanlı devrinde neşvünema buluyor, kök salıyor, yayılıyor, yaygınlaşıyor, kurumlaşıyor ve tasavvuf kültürü de böylece topluma mâl oluyor. Çünkü daha önceki asırlarda bu kadar güçlü değil. Bunu vurgulamak için Osmanlı’ya vurgu yapıyoruz. Haliyle başkent Bursa’ya vurgu yapıyoruz. Niye? Çünkü bir devletin ilk başkenti olmak demek bütün ana kurumlarının zuhur ettiği mekan demektir. Gayet tabii bu kaçınılmaz bir şey. Osmanlı döneminin bütün kurumlarının ilkleri buradadır, bu topraklardadır. Osmanlı bizim şimdi/şu anda bulunduğumuz yerlerden 6 Nisan 1326 da şehre girdi. Karşı taraf Pınarbaşı Mezarlığı’dır. Burası Bursa’nın ilk mezarlığı. Fetihte şehit olanlar buraya defnedilmiştir. Dolayısıyla Osmanlı medeniyetinin sacayağı diyebileceğimiz kurumları yani ilk tekkeleri, camileri, medreseleri bu şehirde kurulmuştur. Bu açıdan Osmanlı, Bursa’yı atlayarak anlaşılacak bir şey değildir. Onun için buradan başlamak ve buradan yürümek lazım.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2022">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hz. Muhammed’in ﷺ Şehircilik Ve İskân Tasavvuru: Yesrib’i Medine Yapmak</title>
		<link>https://www.derintarih.com/islam-tarihi/hz-muhammedin-%ef%b7%ba-sehircilik-ve-iskan-tasavvuru-yesribi-medine-yapmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adnan Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2021 06:54:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Esad b. Zürâre]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Kubâ]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Haram]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Nebevî]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6935</guid>

					<description><![CDATA[Hz. Peygamber’in ﷺ hicreti, şehir tarihi ve şehircilik uygulamaları açısından da kritik bir dönüm noktasıdır. Araplarda kişinin dilediği yere gidip yerleşemediğini, bunun ancak bir anlaşmayla mümkün olabildiğini; öte yandan, bir yere ya da kabilenin yanına yerleşen kişinin oranın lideri olamadığı, liderin kan bağıyla kabileye bağlı olanlar arasından seçildiğini düşününce, Hz. Muhammed’e bir şehir kurucu olarak muamele edildiğini görmek mümkün olur. Medine’ye geldiğinde Allah’ın Elçisi sıfatıyla şehrin sorunlarına eğildiği kaydedilir. Farklı kabilelere mensup insanları bir araya getirerek ve onları birbirlerine karşı sorumlu tutarak kan bağı yerine inanç bağına dayalı yeni bir sosyal düzen oluşturmaya girişmiştir. Sosyal ilişkileri ve dayanışmayı geliştirirken buna&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Peygamber’in ﷺ hicreti, şehir tarihi ve şehircilik uygulamaları açısından da kritik bir dönüm noktasıdır. Araplarda kişinin dilediği yere gidip yerleşemediğini, bunun ancak bir anlaşmayla mümkün olabildiğini; öte yandan, bir yere ya da kabilenin yanına yerleşen kişinin oranın lideri olamadığı, liderin kan bağıyla kabileye bağlı olanlar arasından seçildiğini düşününce, Hz. Muhammed’e bir şehir kurucu olarak muamele edildiğini görmek mümkün olur.</p>
<p>Medine’ye geldiğinde Allah’ın Elçisi sıfatıyla şehrin sorunlarına eğildiği kaydedilir. Farklı kabilelere mensup insanları bir araya getirerek ve onları birbirlerine karşı sorumlu tutarak kan bağı yerine inanç bağına dayalı yeni bir sosyal düzen oluşturmaya girişmiştir. Sosyal ilişkileri ve dayanışmayı geliştirirken buna uygun düzenlemeler yapmış; bu inanç ve ruh, şehre diriltici bir kimlik kazandırmıştır.</p>
<p>Hz. Peygamber’in en dikkate değer teşebbüslerinden biri, Medine’de Müslümanlarla daha yoğun temas kurabileceği, aynı zamanda ibadetlerin eda edilebileceği bir merkez olarak Mescid-i Nebevî’yi inşa etmesidir. Müslümanlar daha önce Yesrib’de ve Kubâ’da mescitler inşa etmişlerdi; lakin bunlar, Allah Elçisi’nin inşa ettiği mescit kadar donanımlı değildi. Mescid-i Nebevî, fonksiyonları açısından kısmen Mescid-i Haram’la ilişkilendirilebilse de birçok hususiyetiyle yeni bir kurum olarak teşekkül etmiştir.</p>
<p>Mescid-i Nebevî, Esad b. Zürâre’nin velayeti altındaki iki kardeşe ait bir hurma kurutma alanına inşa edildi. Esad b. Zürâre daha önce alanın bir köşesine küçük bir mescit yapmıştı. Allah Elçisi harman yerinin bedelini ödeyerek çalışmalara başladı.</p>
<p>Hz. Peygamber’in zamanını geçirdiği, Müslümanlarla ve gayrimüslimlerle görüşmeler yaptığı bir mekân olan Mescid-i Nebevî’de Müslümanlar şahsî meseleleri dâhil gündemdeki sorunlarını Allah Rasûlü’yle görüşebiliyor, ibadetlerini huzur içerisinde eda edebiliyorlardı. Vakit namazlarında da mescitte bulunmaya önem veren Müslümanlar, meşguliyetleri olduğu zamanlarda bile haftada en az bir gün cuma namazında bir araya geliyorlardı. Mescidin Müslümanların eğitimi için de istisnai bir konuma sahip olduğunu hatırlamak gerekir. Hem yaygın hem de örgün eğitim kurumu olarak İslâm ilim geleneğinin şekillenmesinde kayda değer bir yeri vardır.</p>
<p>Allah Rasûlü Medine’ye hicret ettikten sonra mescidin yakınında Müslümanların ticarî faaliyetlerini yürütebilecekleri bir pazar yeri de belirlemişti. Diğer pazarlarda yapılan alışverişlerde harç ödenirken, burada mal satanlardan harç alınmayacağı ilan edilmek suretiyle halkın buraya yönlendirilmesi mümkün oldu. Böylece Medine, bölge ekonomisi açısından önemli bir merkez haline geldi. Mescit ve pazar, sonraki dönemlerde kurulan şehirlerde de ihmal edilmeyen, şehirlerin gelişmesine katkıda bulunan kurumlar olmuştur.</p>
<p>Allah Rasûlü’nün Medine’deki faaliyetlerinden biri de buraya gelen Müslümanların barınma ihtiyaçlarını karşılamaktı. Mevcut arsa potansiyeli değerlendirilerek yeni evler inşa edilmiş; bu yapıların sade ve mütevazı olmasına, insanların birbirlerine karşı tekebbür unsuru olarak kullanılmamasına özen gösterilmiştir. Hz. Peygamber’in evi de ihtiyaçlarını karşılayacak büyüklükte, oldukça mütevazı idi. O gün için Medine’de taştan yapılmış büyük binalar mevcut olmasına rağmen Hz. Peygamber böyle yapılarda yaşamak yerine daha sade bir hayatı tercih etmiştir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2021">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
