﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mike Wayne &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/mike-wayne/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Jun 2022 06:58:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Mike Wayne &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tarih, Tarkovsky, Cannes ve İvan</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sinema-tarihi/tarih-tarkovsky-cannes-ve-ivan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Önder]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jun 2022 06:58:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Cannes Fim]]></category>
		<category><![CDATA[Mike Wayne]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Tarkovsky]]></category>
		<category><![CDATA[Ukrayna]]></category>
		<category><![CDATA[Zelensky]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8121</guid>

					<description><![CDATA[Sinemacıların gözü her yıl olduğu gibi bu yıl da Mayıs ayının son iki haftasında gerçekleştirilen ve adını Fransa’nın güneyindeki Cannes şehrinden alan Cannes Fim Festivali’ndeydi. 2021 yılının büyük ödülünü transhümanizm konulu bir filmin almasının ardından, akıllara ‘festivalin bugüne dek bağımsız ve sanat öncelikli filmlerle öne çıkan seçkileri yerini küresel düzenin sözcülüğüne mi bırakacak’ sorusu gelmişti. Bu yıl 75’incisi düzenlenen festival bünyesinde pek çok tartışmalı karar olsa da en dikkat çeken olay, Ukrayna-Rusya savaşından hareketle Putin hükümetinden hibe almış sinemacıların filmlerine yarışma seçkisinde yer verilmeyeceğinin duyurulmasıydı. Festivalde Ukrayna filmlerine ayrıcalık tanınmasının yanı sıra Zelensky’nin festivalin açılış töreninde salona video konferans yoluyla&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sinemacıların gözü her yıl olduğu gibi bu yıl da Mayıs ayının son iki haftasında gerçekleştirilen ve adını Fransa’nın güneyindeki Cannes şehrinden alan Cannes Fim Festivali’ndeydi. 2021 yılının büyük ödülünü transhümanizm konulu bir filmin almasının ardından, akıllara ‘festivalin bugüne dek bağımsız ve sanat öncelikli filmlerle öne çıkan seçkileri yerini küresel düzenin sözcülüğüne mi bırakacak’ sorusu gelmişti.</p>
<p>Bu yıl 75’incisi düzenlenen festival bünyesinde pek çok tartışmalı karar olsa da en dikkat çeken olay, Ukrayna-Rusya savaşından hareketle Putin hükümetinden hibe almış sinemacıların filmlerine yarışma seçkisinde yer verilmeyeceğinin duyurulmasıydı. Festivalde Ukrayna filmlerine ayrıcalık tanınmasının yanı sıra Zelensky’nin festivalin açılış töreninde salona video konferans yoluyla bağlanarak yaptığı konuşmasıyla dakikalarca alkış alması Cannes’ın tarafsızlığına gölge düşürdü. Açılış konuşmasında sözlerine “size bir hikâye anlatacağım” diye başlayan Zelensky’nin “sinema ve savaş arasındaki yakın bağ” üzerinde durması da sinemanın ne denli güçlü ve politik bir araç olduğunu bütün dünyaya bir kez daha ispat etti.</p>
<p>Film endüstrinin Rusya-Ukrayna hattındaki bu politik tutumu ilk olarak Amazon’un sahibi olduğu IMDB adlı film oylama platformunun Rus asıllı usta yönetmen Tarkovsky’nin filmlerini en iyi 250 listesinden çıkarttıklarını ilan etmesiyle başlamıştı. Tarkovsky’i sembolize ederek Rusya’ya ambargo uygulayan Batı’nın ilk savaşı neden sinema üzerinden ve özellikle Tarkovsky filmleri üzerinden başlattığı da üzerinde düşünülmeye değer bir konu.</p>
<p>Sinemanın doğuşunun küreselleşmenin tohumlarının atıldığı döneme denk gelmesi ve zamanla sanat olarak kabul edilmesiyle bu teknik gelişme güçlü bir propaganda aracına dönüştü. Dolayısıyla 100 yıllık tarihi olan bu araç, asker cepheye gitmeden cephede olan ve savaş bitse bile savaşmaya devam eden stratejik bir güç haline geldi. Bu gerçeklik üzerine sinemanın filozofu Tarkovsky de endüstriyle sanat arasındaki ayrımı yıllar öncesinden yapmış, kendi sinema kodlarını endüstrinin dışında kurmuş, dolayısıyla seveni kadar sevmeyeni de olan bir isim haline gelmiştir.</p>
<p>Mike Wayne’nin “İki üç kişinin cebi için değil, yüz elli milyon insanın kafası ve yüreği için filmler yapan bir sinema endüstrisi düşleyin. Özel kâr çıkarına dayanmayan, çoğunluğun ihtiyaçlarına cevap veren bir sinema. Böyle bir sinemayı tahayyül etmek bile zorken, Sovyet sineması incelenirse bunun imkansız değil, çoktan gerçekleştirilmiş olduğu görülür” sözünde işaret ettiği gibi Tarkovsky de Sovyet dönemi yönetmenlerinin pek çoğu gibi insanların kafası ve yüreği için sinema yapmıştır. Onu Sovyet sinemacılardan ayıran en önemli özelliği ise inancına yani köklerine bağlılığıdır. Bu bağ sebebiyle kendi ülkesinde de uzun yıllar sansüre maruz kalmış ve anlaşılamamıştır. Ona göre sanat, “insanın manevi bir varlık olduğunu, sonsuz ve kudretli bir İlah’ın bir parçası olduğunu ve sonunda tekrar O’na döneceğini hatırlatmak için var.” Dolayısıyla o, üç beş kişinin cebinin dolması için çekilen filmlerden oluşan endüstrinin çok ama çok dışında.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2022">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyadaki En Politik Sinemalardan Biri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sinema-tarihi/dunyadaki-en-politik-sinemalardan-biri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Önder]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2021 05:08:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[Mike Wayne]]></category>
		<category><![CDATA[neoKemalist]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[yeşilçam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6815</guid>

					<description><![CDATA[“Kameranın konulduğu yer ideolojiktir” sözü bir kesim için klişe gelse de sinema ya da televizyon ürünlerini tüketenler tarafından ciddiyeti henüz tam kavranmış değil. Ne yazık ki sıradan seyirci ekranda gördüklerinin tamamen tarafsız bir bakış açısıyla sunulduğuna dair bir inanç taşımakta. Mike Wayne’nin Politik Film &#8211; Üçüncü Sinemanın Diyalektiği kitabındaki “Tüm filmler politiktir, ancak her film aynı tarzda politik değildir” şeklindeki kabul görmüş tanımı üzerine bir kez daha söylenebilir ki seyrettiğimiz her şey politiktir. Hatta dünya üzerindeki en politik sinemalardan biri de Yeşilçam sinemasıdır. Sinema için üç kategoride ele alınan bir sanat dalı denilebilir. Bunlardan birincisi tecimsel, egemen, ana akım sinema;&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Kameranın konulduğu yer ideolojiktir” sözü bir kesim için klişe gelse de sinema ya da televizyon ürünlerini tüketenler tarafından ciddiyeti henüz tam kavranmış değil. Ne yazık ki sıradan seyirci ekranda gördüklerinin tamamen tarafsız bir bakış açısıyla sunulduğuna dair bir inanç taşımakta. Mike Wayne’nin <em>Politik Film &#8211; Üçüncü Sinemanın Diyalektiği</em> kitabındaki “Tüm filmler politiktir, ancak her film aynı tarzda politik değildir” şeklindeki kabul görmüş tanımı üzerine bir kez daha söylenebilir ki seyrettiğimiz her şey politiktir. Hatta dünya üzerindeki en politik sinemalardan biri de Yeşilçam sinemasıdır.</p>
<p>Sinema için üç kategoride ele alınan bir sanat dalı denilebilir. Bunlardan birincisi tecimsel, egemen, ana akım sinema; ikincisi yönetmen, auteur, sanat sineması ve son olarak politik sinemadır. Politik sinema yani üçüncü sinemanın alt yapısı esasında ikinci paylaşım savaşı (2. Dünya Savaşı) sonrası oluşturulmuştur. Marksizm ise politik sinemanın temel teorisidir. Marksizmin üçüncü sinemaya etkisi Türkiye’de Yeşilçam sinemasında da çok net görülmektedir. 27 Mayıs darbesinden sonra başlayan toplumsal gerçekçi sinema hareketi diyebileceğimiz, kendi dönemi için neoKemalist yönetmenler tarafından çekilen filmlerle politik sinema olgusu Yeşilçam’da boy göstermiştir. 1960-65 yılları arasında bu hareketin ilk temsilcilerinin çektiği <em>Haremde Dört Kadın</em> ve <em>Karanlıkta Uyananlar </em>gibi toplumun zihnindeki gerçeklikle asla örtüşmeyen yapımlar halkın teveccühünü kazanamadığı için başarısızlığa uğramıştır.</p>
<p>Vedat Türkali, “Türkiye’de 27 Mayıs ile getirilmek istenen şeyleri halk, 14 Ekim 1973’de benimseyecektir” der. Türkali’nin ifadesinde de yer aldığı üzere halk 1960-65 yılları arasında sosyalist soslu Batı ideolojisinin tahakkümüne sinemada paye vermemiştir. 1973 seçimlerinden CHP’nin birinci parti olarak çıkıp meclisteki sandalye sayısını arttırmasıyla birlikte 12 Eylül darbesine kadar sürecek Marksist bir politik sinema akımı oluşmuş, etkileri günümüze dek ulaşmıştır.</p>
<p>Cumhuriyet rejimiyle birlikte kapitalistleştirilmeye çalışılan halkı sinema aracılığıyla sosyalist doğruculuğa inandırmaya çalışmak esasında birbiriyle çelişiyor gibi görünse de Batı kaynaklı köksüz izmlerin tahakkümü, yüksek şuur ve maneviyat sahibi bir toplumun her halükarda aklını çelme operasyonunun ürünüdür. İdris Küçükömer’in 70’li yıllarda yaptığı “Türkiye’de sol sağdır, sağ da soldur” tespiti olayların izahı noktasında bizlere yardımcı olmaktadır. Devlet eliyle toprağından, maneviyatından, geçmişinden hülasa bütün değerlerinden koparılıp Batı modeli yaşamaya yönlendirilen halka birtakım burjuva sınıfı sanatçının yine Batı modeli (İtalyan yeni gerçekçi, Sovyet toplumsal gerçekçi) sinema sunması ne sinemamızı ne de toplumsal değer yargılarımızı değiştirmeye yetmiştir. Bunun sağlamasını da seçim sonuçlarıyla yapmak mümkündür.</p>
<p>12 Eylül 1980 darbesinden sonra çekilen en bayağı filmlerde bile Türkiye sineması ya da Yeşilçam sineması ideolojik angajmanla film yapmaya devam etmiştir. Burjuva sınıfının evinde soyut tablolar, heykeller varken fakir, düşkün halkın evinde gelişigüzel hat levhaları yer alır. Zengin aile kızı piyano çalar, partilere gider, Avrupalıdan daha Avrupalı görünür; fakir aile kızı yarım da olsa eşarbını takar, mutlaka bir işte çalışır ve genellikle aşkın sahibidir. Hepimizin bildiği bu örnekler çoğaltılabilir ama tam da bu noktada hâlâ varlığını sürdüren klişelerin gerçek hayattaki kaynağına dair bir anektod paylaşmakta yarar var.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2021">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
