﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>milliyetçi &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/milliyetci/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Mon, 01 Feb 2021 07:16:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>milliyetçi &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Şeyh Mansur’dan Şeyh Şamil’e Müridizm Hareketi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/seyh-mansurdan-seyh-samile-muridizm-hareketi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2021 07:16:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas Kartalı]]></category>
		<category><![CDATA[Lesley Blanch]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçi]]></category>
		<category><![CDATA[Müridizm]]></category>
		<category><![CDATA[Şehy Mansur]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6790</guid>

					<description><![CDATA[4 Şubat 1871… Bundan tam 150 yıl önce, bir istiklal mücahidi, uğruna cihad ettiği asıl sahibine geri dönmüş, emanetini teslim etmişti. Lesley Blanch, onun son anlarını şu cümlelerle tasvir ediyordu: “Akşam ezanından hemen önce doğruldu. Eski kuvveti geri gelmişti. Coşkuyla ‘Allah, Allah!’ diye bağırdı. Sonra gözleri bir daha açılmamak üzere kapandı” (Cennetin Kılıçları, Şeyh Şamil Efsanesi, çev. Sinan Coşkun, Ketebe Yayınları, 2020, s. 608). Hiç şüphesiz L. Blanch’ın “Allah Allah diye bağırdı” dediği son söz, Kelime-i Şehadet idi. Ruhunu böyle teslim eden bu mübarek insan, Şeyh Şamil’den başkası değildi. İmam Şamil de derlerdi kendisine. Türkiye’de “Kafkas Kartalı”, “Çarlara Başeğmeyen Dağlı”,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>4 Şubat 1871… Bundan tam 150 yıl önce, bir istiklal mücahidi, uğruna cihad ettiği asıl sahibine geri dönmüş, emanetini teslim etmişti. Lesley Blanch, onun son anlarını şu cümlelerle tasvir ediyordu: “Akşam ezanından hemen önce doğruldu. Eski kuvveti geri gelmişti. Coşkuyla ‘Allah, Allah!’ diye bağırdı. Sonra gözleri bir daha açılmamak üzere kapandı” (<em>Cennetin Kılıçları, Şeyh Şamil Efsanesi</em>, çev. Sinan Coşkun, Ketebe Yayınları, 2020, s. 608). Hiç şüphesiz L. Blanch’ın “Allah Allah diye bağırdı” dediği son söz, Kelime-i Şehadet idi.</p>
<p>Ruhunu böyle teslim eden bu mübarek insan, Şeyh Şamil’den başkası değildi. İmam Şamil de derlerdi kendisine. Türkiye’de “Kafkas Kartalı”, “Çarlara Başeğmeyen Dağlı”, “Kafkas Dağlarının Hürriyet Güneşi”, “Dağıstan Aslanı”, “İslam Mücahidi” olarak anıldı. O kadar benimsendi ki, özellikle milliyetçi/ülkücü camia tarafından Türk olduğu bile söylendi. Oysa Şamil’in Türklükle bir ilgisi yoktu; bir Kafkas kavmi olan Avarlara mensup idi. Böyle söylenmesinin sebebi Ruslara karşı yürüttüğü istiklal mücadelesiydi. Hatta Şeyh Şamil, bir zamanlar ülkücülerin dillerinden düşmeyen bir şiirin asıl kahramanı idi. Şu sözler o şiirden:</p>
<p><em>Şamil, Kafkas dağlarının hürriyet güneşidir.</em></p>
<p><em>Şamil atalarımın öz-be-öz kardeşidir.</em></p>
<p><em>Şamil’i bilmeyen atasını ne bilir?</em></p>
<p>Aslında Kafkasya’daki Müridizm hareketi Şeyh Şamil ile başlamadı. Şeyh Mansur bu hareketin ilk lideri idi. Çeçen asıllı bir Nakşibendi şeyhi olan Şeyh Mansur 1784’de Rusların Çeçenistan’a saldırması üzerine, doğduğu köy olan Aldı’da Ruslara karşı “gazavat” ilan etmiş; Çeçenistan, Dağıstan ve Kabarday halkına gönderdiği bir beyannamede “kâfir Rus” düşmanlığını açıkça göstermişti: “Kâfire medar haramdır. Müslüman olan kâfiri vurub malını talan, evlad-ı iyalini esir etmektir. Rus eseri olan her şey Rus’un hareket tarzına uygun her vasıf haramdır. Hasta olursanız kendinizi Rus doktorlara tedavi ettirmeyiniz. Neticede belki o Rus ile dost olmak mümkündür.”</p>
<p>Şeyh Mansur Kuzey Kafkas halklarını birleştirerek gazavata girişti. Bu hareket bölge halklarını heyecanlandırmış ve onun etrafında birleşmelerine sebep olmuştu. Görünen o ki, bu savaş Ruslara pahalıya mâl olacaktı. Nitekim 8 Temmuz 1785’deki Aldı Savaşı’nda Şeyh Mansur, Albay Pierre komutasındaki 7 bin kişilik Rus birliğini imha etmiş, ardından 15 bin kişilik bir birlik ile Terek nehrini aşarak Kızılyar-Mozdok hattını ele geçirmişti. Ancak Ruslar aynı yılın Ekim-Kasım aylarında gönderdiği birlikler sayesinde Şeyh Mansur’u Mozdok’tan çekilmeye zorladılar. Böylece Şeyh Mansur Kabarday bölgesine çekildi. Yine de Şeyh Mansur’a bağlı Hacı Geri ve Adil Geri başta olmak üzere bazı komutanlar Rus bölgelerine saldırılarını sürdürdüler. Ne var ki Kafkasya’daki bu mücadele, 1787’de başlayan Osmanlı-Rus Savaşı ile yeni bir şekil alacaktı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2021">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Başka Açıdan Köy Enstitüleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/bir-baska-acidan-koy-enstituleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Çapar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2021 06:47:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[1954]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[milletvekili]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçi]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Mehmet Âdem]]></category>
		<category><![CDATA[Sol]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyalist]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6702</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de üzerinde en çok tartışılan ve tartışmada güncelliğini sürdüren önemli eğitim kurumlarından biri ve belki de yegânesi Köy Enstitüleridir. Enstitüler kurulmadan önce, kuruluşu sırasında ve kurulduktan sonra dönemin devlet yetkilileri tarafından övgüye mazhar olur; Türkiye’yi köyden başlayıp modernleştirecek, sosyal, ekonomik ve kültürel olarak refaha erdirecek kurumların başında geldiği vurgulanır. O dönemlerde nüfusunun büyük çoğunluğu köylerde yaşayan Türkiye’nin, bu kurumlar aracılığıyla köyden yükseleceğine inanılır ve bu nedenle de enstitülere epeyce bel bağlanır. Bu inanç ve umut devlet ricalinde 1940’ların sonuna kadar devam eder. Ancak bu dönemlerde Köy Enstitüleri kurucu ve savunucuları olan birçok CHP’li milletvekili tarafından tartışılmaya başlanır ve CHP’de iki&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de üzerinde en çok tartışılan ve tartışmada güncelliğini sürdüren önemli eğitim kurumlarından biri ve belki de yegânesi Köy Enstitüleridir. Enstitüler kurulmadan önce, kuruluşu sırasında ve kurulduktan sonra dönemin devlet yetkilileri tarafından övgüye mazhar olur; Türkiye’yi köyden başlayıp modernleştirecek, sosyal, ekonomik ve kültürel olarak refaha erdirecek kurumların başında geldiği vurgulanır. O dönemlerde nüfusunun büyük çoğunluğu köylerde yaşayan Türkiye’nin, bu kurumlar aracılığıyla köyden yükseleceğine inanılır ve bu nedenle de enstitülere epeyce bel bağlanır. Bu inanç ve umut devlet ricalinde 1940’ların sonuna kadar devam eder. Ancak bu dönemlerde Köy Enstitüleri kurucu ve savunucuları olan birçok CHP’li milletvekili tarafından tartışılmaya başlanır ve CHP’de iki kutup ortaya çıkar. Bir yandan bu kurumların hâlâ yararlı olduğunu/olacağını savunanlar, diğer yandan tersine Türkiye’nin sosyal, kültürel ve ideolojik dengesinin bozduğunu/bozacağını söyleyenler yer alır. Tartışma Enstitülerin tamamıyla kapatıldığı 1954 yılına kadar ateşli bir şekilde sürer.</p>
<p>Köy Enstitüleri 1954’te kapatılır ancak tartışma bu tarihten sonra daha çok tek taraflı olarak devam eder. Enstitülerin kapatılmasını isteyenler başarıya ulaşıp okulların kapatılmasını sağlayınca tartışmadan büyük ölçüde çekilirler. Buna karşılık CHP’nin “devrimci”-milliyetçi kanadıyla Kemalist-sosyalist-sol-milliyetçi kanadı Köy Enstitülerinin yararları ve önemi hakkında bitmek tükenmek bilmez tartışmalara, onların övgüsünü yapmaya devam eder; üstelik bunu, CHP’nin Köy Enstitülerinin kapatılmasındaki rolünü pek göz önünde bulundurmadan yaparlar!</p>
<p>Bu okulların “Türkiye’nin aydınlık geleceği” için bir umut olduğu yönünde güçlü bir Kemalist milliyetçi iddia ve eğilim vardır. Köy Enstitüleri bir yandan romantize edilip eğitimde yaşanmış ama doyulamamış bir “altın çağ”ın imgesi olarak değerlendirilirken, diğer yandan idealize edilerek gelmiş geçmiş en demokratik, en özgürlükçü, en hümaniter ve en eşitlikçi kurumlar olduğu ileri sürülür. Bu tartışmalara göre şayet Köy Enstitüleri kapatılmamış olsaydı Türkiye bugün daha demokratik, daha müreffeh, daha eşitlikçi, daha duyarlı ve daha ulusalcı/ milliyetçi bir ülke olurdu ve hiçbir etnik ve dinsel sorun çıkmazdı. Mesela Prof. Dr. Mehmet Âdem bu iddiayı şöyle ifade eder:</p>
<p>“Köy enstitüleri kaldırılmasaydı kalkınma köyden başlayacaktı, (…) sağlam bir demokrasi bilinci kazanacaktı. Türk demokrasisi 1960’da, 71’de, 80’de ve 97’de arızalanmayacaktı. Ülkemiz 15 yıl kadar PKK terörü yaşamayacaktı. Çünkü <em>tüm yurttaşlarımız eğitilmiş olacaktı, hatta Türkçeyi doğru dürüst konuşamayan yurttaşlarımız da bunu öğrenmiş olacaklardı. </em>Türkiye Hizbullah vahşeti yaşamayacaktı bu sistemde. O zaman eğitim sistemi imam öğretmen, imam hakim, imam doktor, imam kaymakam, kadın eli sıkmayana imam kaymakam yetiştirmeyecekti”</p>
<p>Köy Enstitülerini ve eğitim politikalarını savunanların büyük çoğunluğu bu kurumların milliyetçi/ulusalcı yönünü vurgulamadan onların (ve esasında bir iddia olmaktan öteye gitmeyen) demokratik hatta sosyalist yapısı üzerinde dururlar. Fakat Köy Enstitüleri savunucularından bazılarının iddia ettiği gibi enstitüler gerçekten sosyalist, hümaniter, eşitlikçi, demokratik saiklerle mi kurulmuştur veya gerçekten öyle midir? Enstitülerin amacı özgür bir Türkiye’ye öğretmen mi yetiştirmektir? Daha önemlisi, bu kurumlar resmi/milli eğitim politikasından ayrı, Türkiye’nin etnik, dinî, toplumsal ve kültürel çeşitliliğini yansıtan kurumlar mı yoksa milli eğitimin modernleştirici ama aynı zamanda tektipleştirici ideolojisinin köydeki uzantısı mıydılar? Hatta bir adım daha ileri giderek şu sorulabilir: Enstitüler CHP’nin (ve tabii devletin) ileri karakolları ve olası bir çokpartili seçimde CHP’nin oy depoları veya oy devşiricileri miydiler? Çokpartili hayata geçiş döneminde İnönü’nün, “Tonguç, bu çocuklar köylerine gidince bizi tutacaklar mı?” sorusu bu kuşkuyu haklı kılacak niteliktedir. Genellikle bu kurumlar idealize ve romantize edilirken es geçilen ve bu yazıda üzerinde durulacak olan soru(n)lar bunlardır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2021">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Arap İsyanı Mı, Şerif Hüseyin İsyanı Mı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/arap-isyani-mi-serif-huseyin-isyani-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Beyoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2020 11:10:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[1. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Cihad]]></category>
		<category><![CDATA[harekât]]></category>
		<category><![CDATA[manevî]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6120</guid>

					<description><![CDATA[1. Dünya Savaşı’na giden süreçte İstanbul’a gidip gelen Faysal ve Abdullah, Suriye’deki Arap milliyetçileri ve dernekleriyle sık sık temaslarda bulundu. Babaları Mekke Emiri Şerif Hüseyin ise İttihat ve Terakki yönetiminden son derece rahatsızdı. Bölge ve eyaletlerden gelen özerklik taleplerini, iktidarın otoriterleştiği ve merkezî bir idare kurmaya çalıştığı iddiasıyla destekliyordu. (…) Çok geçmeden Sultan Reşad cihad çağrısında bulundu. Bu bağlamda Mekke Emirinin manevî gücünden yararlanmak isteyen İttihat ve Terakki Hükümeti de cihada katılması için birçok kez çağrıda bulundu. Ancak Şerif Ali komutasında hazırlanan kuvvetler Medine’den öteye geçmedi. Bu sırada Hicaz demiryolu ve Arabistan yarımadasında 24 bin civarında Osmanlı kuvveti vardı. Savaşın&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1. Dünya Savaşı’na giden süreçte İstanbul’a gidip gelen Faysal ve Abdullah, Suriye’deki Arap milliyetçileri ve dernekleriyle sık sık temaslarda bulundu. Babaları Mekke Emiri Şerif Hüseyin ise İttihat ve Terakki yönetiminden son derece rahatsızdı. Bölge ve eyaletlerden gelen özerklik taleplerini, iktidarın otoriterleştiği ve merkezî bir idare kurmaya çalıştığı iddiasıyla destekliyordu. (…)</p>
<p>Çok geçmeden Sultan Reşad cihad çağrısında bulundu. Bu bağlamda Mekke Emirinin manevî gücünden yararlanmak isteyen İttihat ve Terakki Hükümeti de cihada katılması için birçok kez çağrıda bulundu. Ancak Şerif Ali komutasında hazırlanan kuvvetler Medine’den öteye geçmedi. Bu sırada Hicaz demiryolu ve Arabistan yarımadasında 24 bin civarında Osmanlı kuvveti vardı. Savaşın hemen başında açılan Sarıkamış cephesi çökmüş, Almanların etkisiyle Süveyş kanalı harekâtı başlatılmıştı. Bu harekâtı yürütmek üzere Suriye’deki 4. Ordu Komutanlığına Bahriye Nazırı Cemal Paşa getirildi. Hazırlıkları yapılan Süveyş seferine Vali Vehib Bey Hicaz tümeniyle katıldı. Necid Emiri İbn Suud ve Hail Emiri İbn Reşid de sefere çok sayıda deve gönderdi.</p>
<p>Harekâta katılan Vehib Bey’in yerine Hicaz’a vali olarak 5 Nisan 1915’te, daha ılımlı olan Galib Paşa atandı. Aynı günlerde Şerif Hüseyin hem Hicaz aşiretlerini devlete karşı kışkırtıyor, hem de Suriye’de Arap milliyetçilerinin desteğini almaya çalışıyordu. Ancak Arapların ileri gelenlerinin çoğunun Osmanlı’dan ayrılma düşüncesine sıcak baktığı söylenemez. Cemal Paşa’nın gelmesinden kısa süre sonra Beyrut Fransız Konsolosluğu’nda bazı Arap siyasetçi ve din adamlarının Suriye sahillerine yapılacak bir Fransız çıkarmasında düşmanla işbirliği yapacaklarıyla ilgili belgeler bulundu. İşbirlikçi Araplardan 13 kişi askerî mahkemelerin kararıyla idam edildi. 70 kadar kişi ise gıyabî idama mahkûm edildi. Böylece Suriye’deki ayrılıkçı hareket kısa sürede bastırıldı.</p>
<p>Bundan başka Şerif Abdullah hatıralarında Osmanlı ordusunun Kanal seferinin başarısız olduğu günlerde Doğu İşleri Sekreteri Storrs’tan bir mektup aldığını kaydeder. Bakın neler yazılıdır: “Osmanlı Devleti, Büyük Britanya ile kadim dostluğunu rafa kaldırıp Britanya’nın düşmanı Almanya’nın safına geçmiş olduğundan Britanya da Türkiye ile arasındaki kadim dostluk bağlarını koparma hakkını kendinde görmektedir. Siz ve saygıdeğer babanız, Arapların tam bağımsızlığa kavuşmalarıyla sonuçlanacak girişim hakkında önceden sahip olduğunuz görüşünüzü muhafaza ediyor musunuz? Eğer siz ve saygıdeğer babanız hâlâ bu görüşteyseniz Büyük Britanya Arap ayaklanmasını desteklemek için kendisine ihtiyaç duyulan her alanda yardım etmeye hazır olduğunu bildirir.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2020">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
