﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mİmar Sinan &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/mimar-sinan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Mon, 01 Feb 2021 05:42:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Mİmar Sinan &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Mimar Sinan Eserine Bulgar Zorbalığı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kayitlar/mimar-sinan-eserine-bulgar-zorbaligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semavi Eyice]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2021 05:42:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kayıtlar]]></category>
		<category><![CDATA[Cisr-i Mustafa Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Forel]]></category>
		<category><![CDATA[Mİmar Sinan]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Paşa Köprüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Svilengrad]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6730</guid>

					<description><![CDATA[Bugün Bulgaristan’da kalmış olan Cisr-i Mustafa Paşa, Bulgarların verdiği isimle Svilengrad Köprüsü Çoban Mustafa Paşa’nın emsalsiz bir hayratıdır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde, 1529’da Meriç Nehri üzerinde Mimar Sinan tarafından inşa edilen köprü, Bulgaristan ile Türkiye sınırında zarif bir gerdanlık misali uzanır. 20 kemerli, uzunluğu 295 metre, genişliği 6 metre olan ve harikulade kitabesi ile dikkat çeken bu heybetli köprü vaktiyle Bulgar yönetimi tarafından yıkılmak istenmiş, fakat yerel basının baskısı nedeniyle vazgeçilmiştir. Enteresan bir hikâyesi var: Bir Bulgar çıkıyor ve köprüyü yıkamazsınız diye gazetelerde boy boy yazılar kaleme alıyor. Bir makalesinin sonunda da şu minvalde bir cümlesi var: “Bu köprünün altından&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün Bulgaristan’da kalmış olan Cisr-i Mustafa Paşa, Bulgarların verdiği isimle Svilengrad Köprüsü Çoban Mustafa Paşa’nın emsalsiz bir hayratıdır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde, 1529’da Meriç Nehri üzerinde Mimar Sinan tarafından inşa edilen köprü, Bulgaristan ile Türkiye sınırında zarif bir gerdanlık misali uzanır.</p>
<p>20 kemerli, uzunluğu 295 metre, genişliği 6 metre olan ve harikulade kitabesi ile dikkat çeken bu heybetli köprü vaktiyle Bulgar yönetimi tarafından yıkılmak istenmiş, fakat yerel basının baskısı nedeniyle vazgeçilmiştir.</p>
<p>Enteresan bir hikâyesi var: Bir Bulgar çıkıyor ve köprüyü yıkamazsınız diye gazetelerde boy boy yazılar kaleme alıyor. Bir makalesinin sonunda da şu minvalde bir cümlesi var: “Bu köprünün altından daha çok sular geçer; siz rejim gayretiyle yıkmak istiyorsunuz ama çok şeyler olabilir.” O zamanki rejim son derece sıkı ve sert, “yıkın” emir verildi mi güldür güldür yıkarlar.</p>
<p>Osmanlı mirası pek çok yapı ya yıkılmış ya da adı Bulgarca bir isimle değiştirilmiş. Hatta Mustafa Paşa Köprüsü’nün yanında bir hanım sultan tarafından yaptırılmış büyücek bir cami vardı. Köprünün üzerinden geçerken baktım ki yerinde yeller esiyor.</p>
<p>O zaman arabadan inip fotoğraf çekmek yasaktı, görevliler sizi yakalıyordu. Neyse ki köprüden geçerken fotoğraf çekebilmiştim. Arabayı durdurmadan, kitabenin tam önüne geldiğimde ayağımı gazdan çekmeden daha önce ayarladığım fotoğraf makinası ile çekip devam ettim (üstteki fotoğraf). Kimse de farkına varmadı.</p>
<p>Benden sonra İngiliz mimar Forel, eşi ve iki çocuğuyla Mustafa Paşa Köprüsü’nden geçerken arabasını park edip hemen hemen bütün noktaların fotoğraflarını çekiyor. Ancak daha köprüden çıkış yapmadan Bulgar polisi ensesine biniyor, çektiği bütün resimleri alıp imha ediyor. O geceyi karakolda geçiren mimar sorguya çekiliyor. Bu hadisenin ardından Türkiye’ye geldiğinde kendisiyle görüşmüş, durumu haber vermek üzere İngiliz büyükelçiliğine mektup yazıp taahhütlü olarak birlikte postalamıştık.</p>
<p>Eskiden Avrupa’ya giden bütün araçlar bu köprüden geçerdi. Bugün artık yol oradan geçmiyor. Bulgarlar yolu çevirip köprüyü bırakmış. Bugün ne haldedir, yerinde görmek gerek.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2021">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaftanı Geri Vermemek İçin “Yavuz’dan Belge Getirin” Dediler</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/kaftani-geri-vermemek-icin-yavuzdan-belge-getirin-dediler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nuh Albayrak]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2020 06:16:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Hâkimü'l-Haremeyn]]></category>
		<category><![CDATA[Mİmar Sinan]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[tevazuu]]></category>
		<category><![CDATA[Ulemâ]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Sultan Selim Han]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6360</guid>

					<description><![CDATA[Yavuz Sultan Selim Han kutlu müjdeyle gittiği Mısır seferinden stratejik bir zaferle dönüyordu. Adana civarında, yağmur sebebiyle çamur deryasına dönen yolda sohbet ederek ilerlerken Kazasker İbn-i Kemal Hazretlerinin atından sıçrayan çamur padişahın kaftanına isabet eder. İbn-i Kemal’in mahcubiyetini fark eden Yavuz Selim Han, maiyetinden yeni bir kaftan ister ve “Ulemâdan sıçrayan çamur medâr-ı zînet ve bâis-i mefharet olur. Öldüğüm zaman bu kaftanı üzerime örtün” şeklindeki meşhur vasiyetini söyler. Zira İbn-i Kemal müstakbel şeyhülislam, nam-ı diğer müfti’s-sakaleyn’dir. Yani insanların yanı sıra cinlere de fetva vermektedir. Ancak asıl büyüklük, iki cihan serverinin iltifatına mazhar olmuş, saltanatını Hilâfet’le taçlandırmış bir padişahın tevazuudur. Nitekim&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yavuz Sultan Selim Han kutlu müjdeyle gittiği Mısır seferinden stratejik bir zaferle dönüyordu. Adana civarında, yağmur sebebiyle çamur deryasına dönen yolda sohbet ederek ilerlerken Kazasker İbn-i Kemal Hazretlerinin atından sıçrayan çamur padişahın kaftanına isabet eder.</p>
<p>İbn-i Kemal’in mahcubiyetini fark eden Yavuz Selim Han, maiyetinden yeni bir kaftan ister ve “Ulemâdan sıçrayan çamur medâr-ı zînet ve bâis-i mefharet olur. Öldüğüm zaman bu kaftanı üzerime örtün” şeklindeki meşhur vasiyetini söyler.</p>
<p>Zira İbn-i Kemal müstakbel şeyhülislam, nam-ı diğer müfti’s-sakaleyn’dir. Yani insanların yanı sıra cinlere de fetva vermektedir. Ancak asıl büyüklük, iki cihan serverinin iltifatına mazhar olmuş, saltanatını Hilâfet’le taçlandırmış bir padişahın tevazuudur. Nitekim Haremeyn’i de ihtiva eden Mısır fethinden sonra “Hâkimü’l-Haremeyn” olarak ithaf edilen unvanı “Hâdimü’l-Haremeyn” şeklinde değiştirmiştir.</p>
<p>Kaynaklarda “Fevkalade mütevazı, nazik tabiatlı ve zarif sözlü” olarak tanıtılan Sultan, sırf Ehli Sünnet’in bayraktarlığını yaptığı için “merhametsiz ve kan dökücü” gibi iftiralara maruz kalmaktadır. Oysa Batılı elçiler bile raporlarında, “adil bir padişah” olduğunu özellikle vurgulamıştır.</p>
<p>Bu uzun ve meşakkatli seferden sonra bir süre İstanbul’da kalan Yavuz Selim Han, 18 Temmuz 1520 tarihinde Edirne’ye gitmek üzere yola çıkar ancak hastalığı ağırlaştığı için Çorlu’da kalır ve iki aylık ümitsiz tedaviden sonra ahirete intikal eder. 2 bin 500 kilometrelik alev deryasını aşmayı başaran şanlı Yavuz, Edirne’ye varamadan İstanbul’a geri dönmüştür! Mirza Sarayı denilen şimdiki yerine defnedilir. Oğlu (Kanuni) Sultan Süleyman’ın ilk işi, babasının vasiyetini yerine getirebilmek için Mimar Sinan’a bir türbe yaptırmak olur. Cami ve türbe 1522 yılında tamamlanır ve Yavuz Sultan Selim’in “çamurlu kaftan”ı, vasiyetine uygun olarak sanduka üzerine yerleştirilir.</p>
<p>Kaftan yaklaşık beş asır boyunca hiç ayrılmaksızın sahibiyle kalır. Hatta türbenin ziyarete kapatıldığı, camlarının kırılıp viraneye döndüğü CHP diktatörlüğü döneminde bile kaftan oradadır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2020">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pergel Yâhut Pergar</title>
		<link>https://www.derintarih.com/esyanin-kalbi/pergel-yahut-pergar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2019 06:52:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eşyanın Kalbi]]></category>
		<category><![CDATA[Antik Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Antik Yunan mimarisi]]></category>
		<category><![CDATA[Mİmar Sinan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4348</guid>

					<description><![CDATA[Pergel; lügatlerde yay veya dâire çizmekte yahut kısa mesafeleri ölçmekte kullanılan, baş taraflarından birbirine tutturulmuş açılır kapanır iki koldan ibaret bir alet olarak tanımlanmış. Metal, ahşap veya plastikten imal edilen pergellerin kollarının bir ucunda sabitleneceği merkezden kaymaması için sivri uçlu bir aparat, diğer ucunda ise çizim yapılacak kalem ya da benzeri bir aletin yerleştirileceği bir yuva mevcuttur. Ekseriyetle teknik işlerde kullanılan pergelin mimarî ve matematiğin bir alt dalı olan geometrideki fonksiyonu ise çok mühimdir. Hele bir de merhum Turgut Cansever’in “tüm dünya medeniyetinin gelmiş geçmiş en önemli taş yazarı” dediği Mimar Sinan gibi sanatkârların elinde ise ileri teknolojinin ‘autocad’leri, ‘3d&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Pergel; lügatlerde yay veya dâire çizmekte yahut kısa mesafeleri ölçmekte kullanılan, baş taraflarından birbirine tutturulmuş açılır kapanır iki koldan ibaret bir alet olarak tanımlanmış. Metal, ahşap veya plastikten imal edilen pergellerin kollarının bir ucunda sabitleneceği merkezden kaymaması için sivri uçlu bir aparat, diğer ucunda ise çizim yapılacak kalem ya da benzeri bir aletin yerleştirileceği bir yuva mevcuttur. Ekseriyetle teknik işlerde kullanılan pergelin mimarî ve matematiğin bir alt dalı olan geometrideki fonksiyonu ise çok mühimdir. Hele bir de merhum Turgut Cansever’in “tüm dünya medeniyetinin gelmiş geçmiş en önemli taş yazarı” dediği Mimar Sinan gibi sanatkârların elinde ise ileri teknolojinin ‘autocad’leri, ‘3d Max’leri, SketchUp’ları ve sayısız modern aletleri aciz kalır bir pergelle yapılabilecekleri yapmada. Her gün önünden geçtiğimiz beton ve taş yığınlarının dili Selimiye’nin önünde bir anda çözülüverir. Bir pergel değildir elbet Sinan’ın düşüncesini eritip taşla yoğuran ve asırlar sonra o ihtişam devrinden bize destanlar anlatan Selimiye’yi inşa eden şey. Ancak Sinan o sert, soğuk, ruhsuz taşları terbiye ederken kendisine yoldaşlık edenlerden biridir pergel. Ne zaman, kim tarafından icat edildiğini bilmediğimiz pergelin ilk defa Mısır ya da Çin’de kullanıldığı görüşü ağırlık kazanmakta. Antik Mısır ve Antik Yunan mimarisinin günümüze ulaşan eserlerinin incelikleri göz önünde bulundurulursa binlerce senelik bir geçmişinin olması tabiidir. Arkeolojik çalışmalarda karşılaşılan pergel çizimleri de bu tezi doğrular mahiyette. Pergel mimarların ve geometri âlimlerinin yoldaşı olduğu kadar sembol olarak da hatırı sayılır bir yere sahip.</p>



<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2019">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
