﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Misak-ı Millî &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/misak-i-milli/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Feb 2023 09:00:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Misak-ı Millî &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Mîsâk-I Millî’yi Mustafa Kemal mi Hazırladı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/desifre/misak-i-milliyi-mustafa-kemal-mi-hazirladi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beytullah İmzaoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2023 08:54:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deşifre]]></category>
		<category><![CDATA[Eskişehir-İzmit]]></category>
		<category><![CDATA[Misak-ı Millî]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9058</guid>

					<description><![CDATA[Mîsâk-ı Millî, bugün sadece mevcut ülke sınırlarını ifade eden ve Mustafa Kemal Paşa tarafından hazırlanmış bir metin olarak takdim edilse de hakikatin böyle olmadığını, bizzat M. Kemal Ocak 1923’te İzmit’te İstanbul gazetecileriyle yaptığı mülakatta beyan etmektedir. Ne var ki bu sözleri, kendisinin Eskişehir-İzmit Konuşmaları başlıklı kitabının Türk Tarih Kurumu baskısında sansürlenerek metinden çıkarılmıştır. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mîsâk-ı Millî, bugün sadece mevcut ülke sınırlarını ifade eden ve Mustafa Kemal Paşa tarafından hazırlanmış bir metin olarak takdim edilse de hakikatin böyle olmadığını, bizzat M. Kemal Ocak 1923’te İzmit’te İstanbul gazetecileriyle yaptığı mülakatta beyan etmektedir. Ne var ki bu sözleri, kendisinin <em>Eskişehir-İzmit Konuşmaları</em> başlıklı kitabının Türk Tarih Kurumu baskısında sansürlenerek metinden çıkarılmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Halep, Lozan’da Kaderine Terk Edildi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/halep-lozanda-kaderine-terk-edildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cemal Fedayi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2020 06:32:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Hatay]]></category>
		<category><![CDATA[İtilâfname]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan]]></category>
		<category><![CDATA[Misak-ı Millî]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<category><![CDATA[Sevr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5803</guid>

					<description><![CDATA[Hatay ve Musul gibi Halep de Misak-ı Millî sınırları içindeydi; bu yüzden zaferden sonra gidilen Lozan Antlaşması’nda dava ve talep edilmeliydi. Fakat Lozan’da, ayrılmaz bir bütün olan Misak-ı Millî sınırları esas alınmamış, “ne pahasına olursa olsun bir an önce antlaşma yapmak” politikası takip edilmiş ve taviz üstüne taviz verilmişti. Lozan müzakerelerinde İsmet Paşa, Halep konusunda doğrudan veya dolaylı olarak hiçbir talepte bulunmadı. Tam tersine, Halep’in kaybını öngören 1921 tarihli “Ankara İtilâfnamesi”nin teyidi talebinde bulundu. Hâlbuki Fransa ile imzalanan Ankara İtilâfnamesi tam anlamıyla ve hukuken bir antlaşma (muahede) değil, bir anlaşma (uzlaşma) idi. En önemlisi de bu İtilâfname Fransız parlamentosunda ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="Standard"><span lang="EN-US">Hatay ve Musul gibi Halep de Misak-ı Millî sınırları içindeydi; bu yüzden zaferden sonra gidilen Lozan Antlaşması’nda dava ve talep edilmeliydi. Fakat Lozan’da, ayrılmaz bir bütün olan Misak-ı Millî sınırları esas alınmamış, “ne pahasına olursa olsun bir an önce antlaşma yapmak” politikası takip edilmiş ve taviz üstüne taviz verilmişti. Lozan müzakerelerinde İsmet Paşa, Halep konusunda doğrudan veya dolaylı olarak hiçbir talepte bulunmadı. Tam tersine, Halep’in kaybını öngören 1921 tarihli “Ankara İtilâfnamesi”nin teyidi talebinde bulundu. Hâlbuki Fransa ile imzalanan Ankara İtilâfnamesi tam anlamıyla ve hukuken bir antlaşma (muahede) değil, bir anlaşma (uzlaşma) idi. En önemlisi de bu İtilâfname Fransız parlamentosunda ve TBMM’de onaylanmış değildi. Dolayısıyla yapılması gereken, Lozan’da bu İtilâfname’yi müzakereye açmak ve Suriye hududunu, Misak-ı Millî’de belirlenen tabiî sınırlar olarak kabul ettirmeye çalışmaktı.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Ankara İtilâfnamesi’ni Sevr ile mukayese etmek gerekiyor. Nasıl ki Sevr mukabil parlamentolar tarafından onaylanmadığı için proje olarak kalmışsa, Ankara İtilâfnamesi de mukabil parlamentolarda onaylanmadığı için proje safhasında kalmıştı. Lozan’da bu durum dermeyan edilmeli ve Suriye hududu yeniden müzakereye açılmalıydı. Ankara İtilâfnamesi’nin savaş sırasında yapılmış geçici ve taktik bir ateşkes anlaşması olduğu ileri sürülmeliydi. Fakat İsmet Paşa Lozan’da bunun tam tersini yapmış; Ankara İtilâfnamesi’nin bütün ekleriyle kabulü için gayret sarf etmişti.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Hâlbuki diplomatik müzakerelerde prensiptir: Niyet edilen ve hedeflenenden daha fazlası istenir; niyet edilen noktaya kadar pazarlık yapılır ve en sonunda, en azından niyet edilen gayeye ulaşılır. Bu prensipten hareketle Lozan’da İsmet Paşa Halep’ten ötesini, hatta Suriye’nin tamamını talep etmeliydi. Pazarlıklar sonucu hiç olmazsa Halep dâhil Misak-ı Millî’nin gereği olan Suriye’nin kuzeyini alarak müzakereyi tamamlamalıydı. Fakat İsmet Paşa’nın Lozan’daki psikolojisi, muzaffer değil de mağlûp ve teslimiyetçi bir komutanın psikolojisine daha yakındı. Halep neden dava ve talep edilmeliydi? Çünkü Halep siyasî, sosyal, kültürel ve iktisadî olarak Misak-ı Millî sınırları içinde kalan bölge ile bütünlük arz ediyordu ve aynı hinterland içindeydi. Halep Antep’ten ayrılamaz; Hatay’dan, Urfa’dan, Maraş’tan ayrılamaz; Kilis’ten, Nusaybin’den ve Suruç’tan da ayrılamaz. Bütün bu yerler, aynı bütünün parçalarıdır. Ankara İtilâfnamesi’nin anormal sınırlarını Meclis’te tenkit eden İzmit Mebusu Sırrı Bey’in dediği gibi bütün bu yerler bir bütünün parçalarıdır; “coğrafya ve etnoğrafya birbirinden ayrılamaz.” Yine Sırrı Bey’e göre bu İtilâfname’nin kabul ettiği hudut gayr-i tabii ve gayr-i ilmîdir; ayrıca bu hudutlar Batılıların kabul ettiği “milliyetler” prensibine de aykırıdır.</span></p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2020">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Misak-ı Millî Osmanlı’nın Kırmızı Çizgisiydi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/misak-i-milli-osmanlinin-kirmizi-cizgisiydi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2020 13:01:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Batum]]></category>
		<category><![CDATA[Kerkük]]></category>
		<category><![CDATA[Magna Carta]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis-i Mebusan]]></category>
		<category><![CDATA[Misak-ı Millî]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5736</guid>

					<description><![CDATA[Bugün Türkiye’de eğitimli de olsa insanlara “Misak-ı Millî nedir?” diye sorsanız, çoğunun cevabı, “Millî sınırlar” olacaktır, yani bugünkü Türkiye’nin sınırları. Acaba bu cevap ne kadar doğru? Bunda, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından benimsenen barışçı ve uluslararası sisteme uygun dış politikanın rolü ve bu politikaya uyumlu olması için Misak-ı Millî Beyannamesi’nde yapılan “küçük değişiklikler”in hiç mi payı yok? Elbette var. Yine de bu çerçevenin dışına çıkarak Misak-ı Millî deyince Musul, Kerkük, Halep, Batı Trakya ve Batum’u aklına getiren bilinçli insanlar yok değil. Bu sevindirici durum, Misak-ı Millî algısını “sınırlara hapsetme”ye engel oluşturmamıştır. Kestirmeden cevap verelim: Misak-ı Millî yeni&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün Türkiye’de eğitimli de olsa insanlara “Misak-ı Millî nedir?” diye sorsanız, çoğunun cevabı, “Millî sınırlar” olacaktır, yani bugünkü Türkiye’nin sınırları. Acaba bu cevap ne kadar doğru? Bunda, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından benimsenen barışçı ve uluslararası sisteme uygun dış politikanın rolü ve bu politikaya uyumlu olması için Misak-ı Millî Beyannamesi’nde yapılan “küçük değişiklikler”in hiç mi payı yok? Elbette var. Yine de bu çerçevenin dışına çıkarak Misak-ı Millî deyince Musul, Kerkük, Halep, Batı Trakya ve Batum’u aklına getiren bilinçli insanlar yok değil. Bu sevindirici durum, Misak-ı Millî algısını “sınırlara hapsetme”ye engel oluşturmamıştır. Kestirmeden cevap verelim: Misak-ı Millî yeni Türk vatanının sınırlarının belirlenmesinden ve bu sınırlar içinde yaşayan insanların niteliklerinin tanımlanmasından daha geniş anlamlara sahiptir.</p>
<p>Hemen belirtelim ki, Misak-ı Millî’nin kelime anlamı ‘millî yemin’dir. Devrinde ‘Ahd-i Millî’, ‘Peyman-ı Millî’ olarak da adlandırılmıştır. 12 Ocak 1920’de açılan son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda kurulan Ahd-i Millî Komisyonu’nun çalışmaları neticesinde Misak-ı Millî beyannamesi hazırlanmış ve 28 Ocak’ta, 121 milletvekilinin imzasıyla kabul edildikten sonra 17 Şubat 1920’de oybirliğiyle dünya parlamentolarına ilân edilmesi tasdik edilmiştir. Genellikle Misak-ı Millî, yerli ve yabancı tarihçi ve siyaset bilimciler tarafından “bağımsızlık bildirisi”, “Türk Magna Carta”sı, “Kemalist politik ilkeler deklarasyonu”, “Erzurum ve Sivas kongrelerinde alınan kararların Osmanlı Meclis-i Mebusanı tarafından benimsendiği siyasî bir program”, Müslüman Osmanlıların direniş hareketinin hedeflerinin resmî ifadesi”, “Osmanlı Devleti’nin bütün uluslararası mesuliyet ve iddialarından soyutlanması” ve “barış şartları” olarak değerlendirilmiştir. Bunların bir karşılığı olmakla beraber bihakkın devrin iç ve dış siyasî şartları pek fazla dikkate alınmadan, çoğunlukla Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî tarih anlatısına uygun değerlendirmelerdir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2020">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kerkük Misak-I Millî’nin Dışında Mıdır?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/kerkuk-misak-i-millinin-disinda-midir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2020 12:58:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Kerkük]]></category>
		<category><![CDATA[Misak-ı Millî]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5733</guid>

					<description><![CDATA[Siyaset-i dahiliyemizde olduğu gibi siyaset-i hariciyemizde de umde-i esasiyemiz Misak-ı Millî mevâddından ibarettir. &#160; MUSTAFA KEMAL PAŞA (1 Mart 1922) &#160; Neredeyse bir asırdır tartışıyoruz: Musul ve Kerkük Misak-ı Millî’ye dahil miydi değil miydi? Net bir cevap alabiliyor musunuz? Siz alıyorsanız bahtiyar sayılırsınız. Ben bir türlü alamıyorum da&#8230; Önce Misak-ı Millî nedir? Kime sorsanız aynı cevabın beyinlere mıhlanmış olduğunu görürsünüz: “Millî sınırlarımız.” Mektepte böyle belletmişler bir kere; sökün zihninizden sökebilirseniz artık. Velhasıl, “sınır”la sınırlamışlar Misak-ı Millî’yi. Peki nerede başlayıp nerede bitiyor o sınır? Bu sorunun ötesi koca bir boşluktan ibaret. Sanki ortada elle tutulur bir harita varmış da, onun üzerinden&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Siyaset-i dahiliyemizde olduğu gibi</p>
<p>siyaset-i hariciyemizde de</p>
<p>umde-i esasiyemiz Misak-ı Millî</p>
<p>mevâddından ibarettir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>MUSTAFA KEMAL PAŞA</p>
<p>(1 Mart 1922)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Neredeyse bir asırdır tartışıyoruz: Musul ve Kerkük Misak-ı Millî’ye dahil miydi değil miydi? Net bir cevap alabiliyor musunuz? Siz alıyorsanız bahtiyar sayılırsınız. Ben bir türlü alamıyorum da&#8230;</p>
<p>Önce Misak-ı Millî nedir? Kime sorsanız aynı cevabın beyinlere mıhlanmış olduğunu görürsünüz: “Millî sınırlarımız.” Mektepte böyle belletmişler bir kere; sökün zihninizden sökebilirseniz artık.</p>
<p>Velhasıl, “sınır”la sınırlamışlar Misak-ı Millî’yi. Peki nerede başlayıp nerede bitiyor o sınır? Bu sorunun ötesi koca bir boşluktan ibaret.</p>
<p>Sanki ortada elle tutulur bir harita varmış da, onun üzerinden konuşuyoruz gibi konuşurken gayet eminiz. Yok, gerçekten de yok: Misak-ı Millî’de kesin olarak çizilmiş sınırlar da, herhangi bir mahdut harita da mevcut değil.</p>
<p>Şaşıranlar, ‘Nereden çıkarıyorsun bunu? Eski dershaneye yeni tahta mı getiriyorsun yoksa?’ diyenler varsa içinizde, merak buyurmasınlar, cevabını yazının sonunda “en yetkili ağızdan” bulabilecekler. Ancak biz Misak-ı Millî denizindeki dalgalanmalar üzerinde az biraz daha sörf yapacağız. Bakalım daha kaç tane “şoke edici” gerçekle karşılaşacağız bu tehlikeli yolculukta?</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2020">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Misak-I Millî Yoktur, İstediğimiz Gibi Bir Harita Çizeceğiz</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/misak-i-milli-yoktur-istedigimiz-gibi-bir-harita-cizecegiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cemal Fedayi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2020 12:53:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Misak-ı Millî]]></category>
		<category><![CDATA[Mondros Mütarekesi]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5730</guid>

					<description><![CDATA[100 yıl önce son Osmanlı Meclisi’nde kabul ve ilan edilen Misak-ı Millî, Millî Mücadelenin hedeflerini belirleyen temel bir strateji belgesiydi. Bu belgeyle asgarî sınırlar ve kırmızı çizgiler belirlenmişti. Misak-ı Millî’ye sadakat yemini eden Ankara’daki millî hareket, Misaktaki amaçlara ulaşılıncaya kadar mücadeleye ahd etmişti. Ankara’da açılan TBMM, Misak-ı Millî hedeflerine ulaşılıncaya kadar Meclis’in sürekli açık kalmasını kararlaştırmıştı. Misak-ı Millî net bir sınır çizmemekle birlikte prensip olarak asgari sınırları belirlemişti. Buna göre Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı tarihte (30 Ekim 1918) işgal edilmemiş bütün topraklar vatanın bir parçasıdır. İşgal edilen topraklarda, Arap çoğunluğun bulunduğu bölgelerde referandum yapılacaktır (referandum sonucunda Osmanlı’ya katılmak isterlerse buralar da&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>100 yıl önce son Osmanlı Meclisi’nde kabul ve ilan edilen Misak-ı Millî, Millî Mücadelenin hedeflerini belirleyen temel bir strateji belgesiydi. Bu belgeyle asgarî sınırlar ve kırmızı çizgiler belirlenmişti. Misak-ı Millî’ye sadakat yemini eden Ankara’daki millî hareket, Misaktaki amaçlara ulaşılıncaya kadar mücadeleye ahd etmişti. Ankara’da açılan TBMM, Misak-ı Millî hedeflerine ulaşılıncaya kadar Meclis’in sürekli açık kalmasını kararlaştırmıştı.</p>
<p>Misak-ı Millî net bir sınır çizmemekle birlikte prensip olarak asgari sınırları belirlemişti. Buna göre Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı tarihte (30 Ekim 1918) işgal edilmemiş bütün topraklar vatanın bir parçasıdır. İşgal edilen topraklarda, Arap çoğunluğun bulunduğu bölgelerde referandum yapılacaktır (referandum sonucunda Osmanlı’ya katılmak isterlerse buralar da vatana dâhil olacaktır). İşgal edilen topraklarda çoğunluğun Araplardan oluşmadığı (Osmanlı-İslam çoğunluğunun bulunduğu) bölgeler de vatanın ayrılmaz bir parçasıdır.</p>
<p>Resmî tarih yorumunun görmek istemediği bir nokta vardır: Misak-ı Millî asgari sınırların dışında kalan bölgeleri kendi kaderine terk etmemiş; hattın dışında kalan Müslümanların da birlik ve bütünlüğünü savunmuştur. Misak’ın 1. maddesine göre “…hatt-ı mütareke dâhil ve haricinde dinen, irfânen, emelen müttehid (birleşmiş)” Müslümanlar ayrılık kabul etmez bir bütündür.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2020">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tbmm’de Lozan’a Kimler Nasıl Muhalefet Etti?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/tbmmde-lozana-kimler-nasil-muhalefet-etti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahtiyar Dedeoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2020 12:50:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Batum limanı]]></category>
		<category><![CDATA[Erkan-ı Harbiye]]></category>
		<category><![CDATA[Misak-ı Millî]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5725</guid>

					<description><![CDATA[Misak-ı Millî, hazırlanması ve kamuoyuna ilân edilmesinin ardından Millî Mücadele’nin esas ve hedefini oluşturmuştu. Misak-ı Millî bir hedef, bir yol haritası olması hasebiyle gerek Büyük Millet Meclisi, gerekse Anadolu yanlısı basın tarafından savunuluyordu. İtilaf devletleri yahut Rusya gibi tarafsız ülkelerle yapılacak antlaşmalarda Misak-ı Millî’nin göz önünde bulundurulması esası Meclis tarafından benimsenmişti. Nitekim TBMM’nin 21 Mart 1337 (1921) tarihli gizli oturumunda Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan ve Sovyetler Birliği ile ilişkiler görüşülürken söz alan Mustafa Kemal Paşa “TBMM Hükümeti bu günkü şeraite (şartlara) göre Misak-ı Millî’ye muhalif bir sulhe vaz’-ı imza edemez (imza koyamaz). Bunda mahzurlar vardı. Çünkü böyle ufak bir mesele için&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Misak-ı Millî, hazırlanması ve kamuoyuna ilân edilmesinin ardından Millî Mücadele’nin esas ve hedefini oluşturmuştu. Misak-ı Millî bir hedef, bir yol haritası olması hasebiyle gerek Büyük Millet Meclisi, gerekse Anadolu yanlısı basın tarafından savunuluyordu. İtilaf devletleri yahut Rusya gibi tarafsız ülkelerle yapılacak antlaşmalarda Misak-ı Millî’nin göz önünde bulundurulması esası Meclis tarafından benimsenmişti.</p>
<p>Nitekim TBMM’nin 21 Mart 1337 (1921) tarihli gizli oturumunda Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan ve Sovyetler Birliği ile ilişkiler görüşülürken söz alan Mustafa Kemal Paşa “TBMM Hükümeti bu günkü şeraite (şartlara) göre Misak-ı Millî’ye muhalif bir sulhe vaz’-ı imza edemez (imza koyamaz). Bunda mahzurlar vardı. Çünkü böyle ufak bir mesele için değil; istiklalimizi temin ve müdafaa için Londra’ya giden murahhaslarımızın elindeki düstur da Misak-ı Millî’dir. Bundan sarfınazar edemeyiz dedik. Onlar da bütün cihana karşı bunu müdafaa edeceklerdir… Diğer taraftan Batum limanı ve şehri için ahalisinin reyine müracaatla vaziyeti tespit olunacaktır. Ârâ-yi umumiye (halk oylaması) müracaat zamanını dahi onlara bırakıyorum. Yani orada da Misak-ı Millî’nin emrettiği kaydı ifade ediyoruz. Şimdi bu esas dairesinde ve Misâk-ı Millî’nin emrettiği bir sulh yapmak isterlerse ona vaz-ı imza edebiliriz. Fakat ‘Batum bila kayd-ü şart terk olunacaktır’ kaydını ihtiva eden bir sulhe vaz-ı imza edemeyiz…” Yine “Erkan-ı Harbiye Umumiye Riyaseti’nin ve şark ordusunun planı; demek ki bir sulh vardır. Misak-ı Millî’deki kuyudu (kayıtları) muhafaza etmek şartıyla, aksi sulha vaz-ı imza edemeyiz”1 sözleriyle Misak-ı Millî’nin kırmızı çizgi olduğunu belirtmişti.</p>
<p>Şüphesiz Misak-ı Millî’nin en çok mevzu bahis olduğu ve en sert tartışmalara yol açtığı süreç Lozan Barış görüşmelerinin öncesinde ve kesintiye uğradığı devrede olmuştur.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2020">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suriye Sınırımızın Tartışmalı Tarihi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-tarih/suriye-sinirimizin-tartismali-tarihi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Nov 2019 05:30:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Cerablus]]></category>
		<category><![CDATA[Erzurum]]></category>
		<category><![CDATA[İtilaf Devletleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kerkük]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis-i Mebusan]]></category>
		<category><![CDATA[Misak-ı Millî]]></category>
		<category><![CDATA[Mondros Mütarekesi]]></category>
		<category><![CDATA[mütarekenâme]]></category>
		<category><![CDATA[ortadogu]]></category>
		<category><![CDATA[Sivas]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5159</guid>

					<description><![CDATA[30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’nde sınırlarla ilgili açık hüküm bulunmamaktadır. Buna rağmen Erzurum ve Sivas kongreleri beyannamelerinin birinci maddesinde yer alan “mütarekenâmenin imza olunduğu 30 Teşrin-i evvel 334 tarihindeki hududumuz dahilinde” ifadesi açıktan olmasa da bir sınırın “tasavvur ve kabul” edildiğini ortaya koymaktadır. Bunun daha açık ifadesi, “İtilâf devletleri tarafından işgal edilmemiş topraklar” olduğu idi. Bu sınırın Wilson ilkeleri ile İtilâf Devletleri’nin Ortadoğu’daki çıkarları göz önünde bulundurularak düşünüldüğü, açıkça belirtilmese de muhakkak idi. Ancak Misâk-ı Millî Beyannamesi’nde daha da ileri gidilerek bu işgal edilmemiş toprakların dışına çıkılarak yeni bir sınır tasavvuru yapılmıştı. Nitekim, 3 Ocak 1920’de Osmanlı Meclis-i Meb’ûsanı’ndaki&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’nde sınırlarla ilgili açık hüküm bulunmamaktadır. Buna rağmen Erzurum ve Sivas kongreleri beyannamelerinin birinci maddesinde yer alan “mütarekenâmenin imza olunduğu 30 Teşrin-i evvel 334 tarihindeki hududumuz dahilinde” ifadesi açıktan olmasa da bir sınırın “tasavvur ve kabul” edildiğini ortaya koymaktadır. Bunun daha açık ifadesi, “İtilâf devletleri tarafından işgal edilmemiş topraklar” olduğu idi. Bu sınırın Wilson ilkeleri ile İtilâf Devletleri’nin Ortadoğu’daki çıkarları göz önünde bulundurularak düşünüldüğü, açıkça belirtilmese de muhakkak idi. Ancak Misâk-ı Millî Beyannamesi’nde daha da ileri gidilerek bu işgal edilmemiş toprakların dışına çıkılarak yeni bir sınır tasavvuru yapılmıştı. Nitekim, 3 Ocak 1920’de Osmanlı Meclis-i Meb’ûsanı’ndaki özel toplantılarda ortaya konulan görüşlere baktığımızda, Misâk-ı Millî’nin sınırlarla ilgili hükümlerini anlamak mümkündü. Çünkü söz konusu milletvekilleri, bir “coğrafî vahdet” kavramından hareket ederek yeni Türkiye’nin güney sınırlarını belirlemekte ve bu sınırın “Anadolu’nun Irak’a uzanmış bir kolunu teşkil eden havali” dedikleri Birecik, Ayıntap, Maraş, Halep ve Kuzey Irak’ı içine aldığını söylemekteydiler. Diğer taraftan, Mustafa Kemal Paşa, 27 Aralık 1919’da Ankara’ya geldikten bir gün sonra Ankaralı ileri gelenlere yaptığı konuşmada, Türkiye’nin güney sınırı için bir sınır tesbiti yapmış ve bu sınır, Kerkük’ü de dahil etmesinden dolayı -çünkü, mütarekede Kerkük, düşman işgali altndaydı- “işgal edilmemiş topraklar” kriterinin dışına çıkan bir tesbit olmuştu. Buna göre sınır “İskenderun körfezi cenubundan Antakya’dan Halep ile Katma istasyonu arasında Cerablus cenubunda Fırat nehrine mülaki olur. Oradan Deyr-i Zor’a iner. Ba’dehu, şarka temdit edilerek Musul, Kerkük ve Süleymaniye’yi ihtiva eder.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasım-2019">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kerküklü Türk Gençlerin Feryadı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/genel/kerkuklu-turk-genclerin-feryadi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Dec 2018 21:59:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Erbil]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz işgali]]></category>
		<category><![CDATA[Kerkük]]></category>
		<category><![CDATA[Misak-ı Millî]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<category><![CDATA[Süleymaniye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4131</guid>

					<description><![CDATA[Baba bugün Kerkük ateşe benzer; Sönmez güneşe benzer. Kerkük’ü unutanlar, Çölde bir taşa benzer. Yukarıdaki dörtlük, bir Kerkük ağıtı olan meşhur “Kurbanam Han Gözüne” ağıtından. Tasvir anlamlı: Kerkük’e ilgisiz kalanları “çölde bir taşa” benzetmek. Bir başka deyişle, unutmayın bizi, unutmayın Kerkük’ü diyor bu ağıt. Bilindiği gibi Kerkük, kadim bir Türk şehri. Aynı zamanda hoyratlarıyla meşhur, zengin bir kültür havzası… Bu şehirde insanlar Azerbaycan Türkçesine benzer bir Türkçe konuşurlar; hiç fark etmez, Türk’ü de Arab’ı da Kürd’ü de bilir bu dili. Buna biraz da Arap aksanını eklerler. Öyle konuşurlar Kerkük Türkçesini insanlar. İngiliz istihbaratçı C. J. Edmonds bile Kürtler, Türkler ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Baba bugün Kerkük ateşe benzer;</em></p>
<p><em>Sönmez güneşe benzer.</em></p>
<p><em>Kerkük’ü unutanlar,</em></p>
<p><em>Çölde bir taşa benzer.</em></p>
<p>Yukarıdaki dörtlük, bir Kerkük ağıtı olan meşhur “Kurbanam Han Gözüne” ağıtından. Tasvir anlamlı: Kerkük’e ilgisiz kalanları “çölde bir taşa” benzetmek. Bir başka deyişle, unutmayın bizi, unutmayın Kerkük’ü diyor bu ağıt. Bilindiği gibi Kerkük, kadim bir Türk şehri. Aynı zamanda hoyratlarıyla meşhur, zengin bir kültür havzası… Bu şehirde insanlar Azerbaycan Türkçesine benzer bir Türkçe konuşurlar; hiç fark etmez, Türk’ü de Arab’ı da Kürd’ü de bilir bu dili. Buna biraz da Arap aksanını eklerler. Öyle konuşurlar Kerkük Türkçesini insanlar. İngiliz istihbaratçı C. J. Edmonds bile <em>Kürtler, Türkler ve Araplar</em> adlı meşhur eserinde (Çevirenler: Serdar Şengül-Serap Ruken Şengül, Avesta Yayınları, İstanbul 2003, s.572) Kerkük şehrinin %75’inin Türklerden oluştuğunu yazar. Ayrıca, Kerkük’ün kaderi, Musul, Erbil, Süleymaniye ve Telafer ile birlikte Anadolu’nun kaderiyle aynıdır. Geçmişte de öyleydi, şimdi de öyledir. Nitekim 1. TBMM’de (1920-1923) çoğu milletvekili, “Kerkük dâhil Musul vilayeti elden çıkarsa, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun güvenliği tehlikeye girer, orası kaybedilirse Anadolu’nun güvenliği de tehlikeye girer” demekten kendilerini alamamışlardı. Yani, Musul vilayeti demek, Anadolu demekti. Ne var ki, Mondros Mütarekesi öncesi, 23 Ekim 1918’de, Kerkük’ün İngiliz işgaline uğraması, adeta, sonun başlangıcıydı. Çok geçmeden 3 Kasım’da Musul işgale uğradı. Daha sonra Musul Vilayeti, Paris Barış Konferansı’na Osmanlı Devleti’nce resmen sunulan 23 Haziran 1919 tarihli muhtırada ismen, “yeni Türk vatanı”nın içinde gösterilmiş ve Misak-ı Millî’de ise kriter olarak “Osmanlı-İslam çoğunluğu”nun oturdukları toprakların içinde düşünülmüştü.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2019">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
