﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mısır &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/misir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2023 08:58:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Mısır &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Doğu Avrupa’nın Efendileri Kuman-Kıpçaklar</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/dogu-avrupanin-efendileri-kuman-kipcaklar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cihan Yalvar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2023 08:58:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[Kıpçaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Macaristan]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Tobol Irmakları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9114</guid>

					<description><![CDATA[İrtiş nehri havzasında bulunan İşim ve Tobol Irmakları arasında tarih sahnesine çıktıkları tahmin edilen Kıpçaklar, 900’lü yılların başında Orta Asya’da meydana gelen göç hareketi neticesinde Kumanlar ile birleşmişler ve bu göç hareketi büyük bir coğrafyanın ve onlarca halkın kaderini etkilemiştir. Kumanlar ile birleşerek batıya ilerleyen Kıpçaklar beraberlerinde birçok kavmi ya da topluluğu da göçe zorlamışlardır. Ağırlıklı olarak 11. yüzyıldan itibaren kendi isimlerini verdikleri Deşt-i Kıpçak coğrafyasında nüfuzlarını hissettirmeye başlayan Kuman-Kıpçakların etkileri Güney Rus steplerinden Kafkaslar’a, Macaristan’dan Anadolu’ya, Mısır’dan Hindistan’a ulaşan büyük bir coğrafyada görülmektedir. Bu denli büyük bir coğrafyaya tesir etmenin yanında onların etkilerinin günümüzde dahi görülmesinin temelinde Kuman-Kıpçakların temasa&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İrtiş nehri havzasında bulunan İşim ve Tobol Irmakları arasında tarih sahnesine çıktıkları tahmin edilen Kıpçaklar, 900’lü yılların başında Orta Asya’da meydana gelen göç hareketi neticesinde Kumanlar ile birleşmişler ve bu göç hareketi büyük bir coğrafyanın ve onlarca halkın kaderini etkilemiştir. Kumanlar ile birleşerek batıya ilerleyen Kıpçaklar beraberlerinde birçok kavmi ya da topluluğu da göçe zorlamışlardır. Ağırlıklı olarak 11. yüzyıldan itibaren kendi isimlerini verdikleri Deşt-i Kıpçak coğrafyasında nüfuzlarını hissettirmeye başlayan Kuman-Kıpçakların etkileri Güney Rus steplerinden Kafkaslar’a, Macaristan’dan Anadolu’ya, Mısır’dan Hindistan’a ulaşan büyük bir coğrafyada görülmektedir. Bu denli büyük bir coğrafyaya tesir etmenin yanında onların etkilerinin günümüzde dahi görülmesinin temelinde Kuman-Kıpçakların temasa geçtikleri devletlerin ordularında yer almaları yatmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Sarayının Vazgeçilmez Hizmetkârları Hadımlar</title>
		<link>https://www.derintarih.com/osmanli-milleti/osmanli-sarayinin-vazgecilmez-hizmetkarlari-hadimlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif Emre Gündüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2023 10:05:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Osmanlı Milleti]]></category>
		<category><![CDATA[Enderun]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8933</guid>

					<description><![CDATA[Farklı bölgelerde esir alınarak hadım edilen veya doğuştan hadım olan köleler, özellikle Mısır üzerinden İstanbul’a getirilirlerdi. Esir düşerek kötü muamelelere maruz kalan bu kimselere Osmanlı sahip çıkardı. Osmanlı saraylarında, Enderun’da, haremde, paşa konaklarında ya da Mescid-i Nebevî gibi mübarek mekânlarda görevlendirilen bu kimseler, harem ağalığına hatta sadrazamlığa kadar yükselirlerdi. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Farklı bölgelerde esir alınarak hadım edilen veya doğuştan hadım olan köleler, özellikle Mısır üzerinden İstanbul’a getirilirlerdi. Esir düşerek kötü muamelelere maruz kalan bu kimselere Osmanlı sahip çıkardı. Osmanlı saraylarında, Enderun’da, haremde, paşa konaklarında ya da Mescid-i Nebevî gibi mübarek mekânlarda görevlendirilen bu kimseler, harem ağalığına hatta sadrazamlığa kadar yükselirlerdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oryantalist Film Akiminin En İyi Örneklerinden Biri: Hartum</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sinema-tarihi/oryantalist-film-akiminin-en-iyi-orneklerinden-biri-hartum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Önder]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2022 07:00:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[hartum]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8464</guid>

					<description><![CDATA[Mehdîlik iddiasıyla ortaya çıkan Sudanlı mutasavvıf Muhammed Ahmed b. el-Mehdî’nin başını çektiği dinî hareket, yayılmacı bir karaktere bürününce önce Osmanlı kuvvetleriyle çatıştı. 1882’den sonra da Mısır’a hâkim olan İngilizlerle mücadele etti. Sudan tarihini derinden etkileyen bu hadise elbette beyaz perdeye de yansıdı. 1966 tarihli Hartum, dönemin oryantalist film akımının en dikkate değer örneklerinden. Hatta en iyi özgün senaryo Oscar’ı ve en iyi erkek oyuncu dalında BAFTA ödüllerinin de sahibi. &#160; Devamı Derin Tarih Eylül Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mehdîlik iddiasıyla ortaya çıkan Sudanlı mutasavvıf Muhammed Ahmed b. el-Mehdî’nin başını çektiği dinî hareket, yayılmacı bir karaktere bürününce önce Osmanlı kuvvetleriyle çatıştı. 1882’den sonra da Mısır’a hâkim olan İngilizlerle mücadele etti. Sudan tarihini derinden etkileyen bu hadise elbette beyaz perdeye de yansıdı. 1966 tarihli <em>Hartum</em>, dönemin oryantalist film akımının en dikkate değer örneklerinden. Hatta en iyi özgün senaryo Oscar’ı ve en iyi erkek oyuncu dalında BAFTA ödüllerinin de sahibi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2022">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğu Akdeniz’in Güvenlik Kilidi Kıbrıs’ta İslâm Sancağı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/dogu-akdenizin-guvenlik-kilidi-kibrista-islam-sancagi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adnan Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 09:24:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Roma İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Osman]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[II. Konstans]]></category>
		<category><![CDATA[Köprü Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Şam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8313</guid>

					<description><![CDATA[Hz. Peygamber’in (sas) vefatından sonra yönetime gelen ilk halifeler, cihadı Yüce Allah’ın (cc) kendilerine yüklediği bir sorumluluk ve dinî hayatın bir parçası olarak görüp hemen harekete geçtiler. Birkaç yıl içinde Doğu Roma (Bizans) ve Sâsânî imparatorluklarına ait geniş bölgeler fethedildi. İlk fetihler tabii olarak Müslümanların imkânları çerçevesinde şekillenmiş, zamanla daha donanımlı birlikler oluşturulmuştur. Müslümanların fethettikleri coğrafya içinde iki önemli bölge olan Şam ve Mısır eskiden Doğu Roma İmparatorluğu’nun topraklarıydı. İki bölgenin de Akdeniz’e kıyıları vardı. Doğu Roma İmparatorluğu’nun sınırları Akdeniz’i çepeçevre kuşatmış, Akdeniz âdeta bir Doğu Roma gölü haline gelmişti. Bu durum güçlü bir donanmaya sahip olmayı gerektiriyordu. Bu sayede&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Peygamber’in (sas) vefatından sonra yönetime gelen ilk halifeler, cihadı Yüce Allah’ın (cc) kendilerine yüklediği bir sorumluluk ve dinî hayatın bir parçası olarak görüp hemen harekete geçtiler. Birkaç yıl içinde Doğu Roma (Bizans) ve Sâsânî imparatorluklarına ait geniş bölgeler fethedildi. İlk fetihler tabii olarak Müslümanların imkânları çerçevesinde şekillenmiş, zamanla daha donanımlı birlikler oluşturulmuştur.</p>
<p>Müslümanların fethettikleri coğrafya içinde iki önemli bölge olan Şam ve Mısır eskiden Doğu Roma İmparatorluğu’nun topraklarıydı. İki bölgenin de Akdeniz’e kıyıları vardı. Doğu Roma İmparatorluğu’nun sınırları Akdeniz’i çepeçevre kuşatmış, Akdeniz âdeta bir Doğu Roma gölü haline gelmişti. Bu durum güçlü bir donanmaya sahip olmayı gerektiriyordu. Bu sayede Akdeniz’deki irili ufaklı adaları kontrol ediyor ve buraların stratejik imkânlarından faydalanıyorlardı.</p>
<p>Şam ve Mısır bölgelerinin fethinden sonra burada görev yapan valiler, denizden gelebilecek Doğu Roma İmparatorluğu saldırılarına karşı müteyakkız olmak gerektiğini anlamışlardı. Böylece Hz. Osman (ra) döneminde denize ilgi gösteren Şam valisi Muaviye b. Ebî Süfyan ile Mısır valisi Abdullah b. Sa‘d b. Ebî Serh sınırlı da olsa yönettikleri bölgenin imkânlarını kullanarak Müslümanların ilk donanmalarını kurdular. Böylelikle Doğu Roma İmparatorluğu’nun Doğu Akdeniz’e ve bereketli Mısır ve Şam topraklarına tekrar hâkim olma çabalarını akim kıldılar. Öte yandan, Akdeniz’deki Bizans gücünü kırdıkları bu donanmalarla İstanbul kuşatmalarına da denizden destek verdiler. Erken bir zamanda Hz. Osman döneminde 652 veya 655 yılında meydana gelen Zâtü’s-savârî deniz savaşı, Bizans’ın ağır mağlubiyetiyle sonuçlanmış; İmparator II. Konstans canını ancak tebdil-i kıyafetle kaçarak zor kurtarmıştı.</p>
<p>Bu gelişmelere paralel olarak, Akdeniz’deki Kıbrıs’ın stratejik önemi de Müslümanlar tarafından erken bir tarihte fark edildi. Şam valiliği sırasında adanın ehemmiyetini gören Muaviye, Hz. Ömer’den (ra) Kıbrıs’a yönelik bir fetih seferi düzenlenmesi için izin istedi. Şam bölgesinin güvenliği için Kıbrıs’ın önemini Halife’ye anlatmaya çalışmış, ancak Hz. Ömer o dönemde deniz yolculuğunun taşıdığı riskleri hesaba katarak hemen müspet cevap vermek yerine Mısır Valisi Amr b. Âs ile durumu istişare etmeye karar vermişti. Amr hem Mısır’da valilik yapıyordu hem de deniz yolculuğu hususunda tecrübe sahibiydi. Halife’nin sorusuna edebî bir dille şüphe ve endişelerini yazan Amr’ın mektubunu okuyan Hz. Ömer, Müslümanların tehlikeli bir yolculuğa çıkarılmalarına izin vermeyeceğini bildirerek Muaviye’nin talebini geri çevirdi. Hz. Ömer’in bu kararında, hilafetinin ilk zamanlarında, 634 yılında meydana gelen Köprü Savaşı’nda geri çekilen askerlerin önemli bir kısmının nehirde boğularak şehit olmasının da payı vardır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Medineli İbrahim El-Hıyârî Nazarında Payitaht</title>
		<link>https://www.derintarih.com/seyahat-notlari/medineli-ibrahim-el-hiyari-nazarinda-payitaht/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Sami Kamadan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 07:17:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Seyahat Notları]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Battuta]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim el-Hıyârî]]></category>
		<category><![CDATA[Medine]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Payitaht]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8236</guid>

					<description><![CDATA[Anadolu coğrafyası yüzyıllar boyunca farklı milletlerden pek çok seyyahın uğrak noktası olmuş, yalnızca Avrupalılar değil Müslümanlar, bilhassa Araplar bu coğrafyayı gezip görmeyi ihmal etmemiştir. Anadolu coğrafyasına dair aktardığı teferruatlı bilgilerden bugün dahi istifade ettiğimiz Ortaçağ’ın meşhur Müslüman seyyahı İbn Battûta (ö. 770/1368-69), bu toprakların kapısını aralayacak nice seyyaha öncülük etmiştir. İbrahim el-Hıyârî de bu isimlerden biridir. 1628 yılında ilimle iştigal eden bir ailede dünyaya gelen İbrahim el-Hıyârî’nin babası, Mısır’dan göç ederek Medine’ye yerleşmiş ve devrinin seçkin isimlerinden Abdurrahman b. el-Hıyârî’dir. İbrahim el-Hıyârî, başta babası olmak üzere çeşitli hocalardan ders aldı ve onun vefatının ardından Medine’deki medreselerden birinde müderrislik yapmaya başladı.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anadolu coğrafyası yüzyıllar boyunca farklı milletlerden pek çok seyyahın uğrak noktası olmuş, yalnızca Avrupalılar değil Müslümanlar, bilhassa Araplar bu coğrafyayı gezip görmeyi ihmal etmemiştir. Anadolu coğrafyasına dair aktardığı teferruatlı bilgilerden bugün dahi istifade ettiğimiz Ortaçağ’ın meşhur Müslüman seyyahı İbn Battûta (ö. 770/1368-69), bu toprakların kapısını aralayacak nice seyyaha öncülük etmiştir. İbrahim el-Hıyârî de bu isimlerden biridir.</p>
<p>1628 yılında ilimle iştigal eden bir ailede dünyaya gelen İbrahim el-Hıyârî’nin babası, Mısır’dan göç ederek Medine’ye yerleşmiş ve devrinin seçkin isimlerinden Abdurrahman b. el-Hıyârî’dir. İbrahim el-Hıyârî, başta babası olmak üzere çeşitli hocalardan ders aldı ve onun vefatının ardından Medine’deki medreselerden birinde müderrislik yapmaya başladı. Bir tertip neticesinde vazifesinin haksız yere elinden alınmasıyla doğup büyüdüğü bu şehirden ilk defa ayrılmak zorunda kalacaktı. Vaziyeti yetkili mercilere anlatmak ve gasp edilen hakkını geri almak üzere 1699’da Medine’den ayrılarak İstanbul’un yolunu tutan Hıyârî, bu seyahatini “külfeti olan bir nimet, içinde fırsat barındıran bir sıkıntı” diye tavsif etmiştir.</p>
<p>Uzun zamandır ziyaret etmek istediği Şam’ı bu vesilesiyle gördüğünü biliyoruz. Medine’den ayrıldıktan bir ay kadar sonra ulaştığı bu şehirde 18 gün kalmış, bazı âlimlerle görüşme fırsatı bulmuştu. Şam’dan ayrıldıktan 40 gün sonra Antakya, Adana, Konya, İznik ve Gebze gibi menzillerden geçtiği meşakkatli bir yolculuğun ardından nihayet payitaht İstanbul’a vardı. Üsküdar’a ayak bastığında dilinden dökülen, “Eğer şehrin girişi bu kadar güzelse son tarafını sen düşün artık!” sözü, bu kutlu şehre ilk görüşte duyduğu muhabbeti aşikâr eder. Gezdikçe hayranlığı artar. Öyle ki, lisanın bu hayranlığını ifadede aciz kalacağını teslim eder: “İstanbul’la ilgili yazdıklarım denizde bir nokta veyahut boyundaki gerdanlıkta bir inci tanesi gibidir.”</p>
<p>İbrahim el-Hıyârî’nin Anadolu coğrafyasında seyahat ettiği bu dönemde siyasî ve askerî bir hareketlilik yaşanmaktadır. Payitahta ulaştığı sırada Sultan IV. Mehmed’in Kandiye kuşatması sebebiyle bugün Yunanistan sınırları içerisinde yer alan ve Larissa olarak bilinen Yenişehir civarında olduğunu öğrenen Hıyârî, buraya doğru yola çıkar. Silivri, Tekirdağ, Keşan, Gümülcine, Kavala, Saroz yolunu takip ederek Yenişehir’e vasıl olur ve burada bir müddet kaldıktan sonra Şeyhülislâm Minkârîzâde Yahyâ Efendi ile görüşür. Medine’den ayrılıp yollara düşmesine sebep olan derdine bu görüşmede çare bulur ve vazifesine geri döneceğini bildiren bir berat tezkiresi alarak dokuz ay kalacağı İstanbul’a döner.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gümüşün Tarihî Serencamı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/gumusun-tarihi-serencami/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derin Tarih]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jun 2022 08:24:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[İspanya]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[Laurium]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[ortadogu]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8177</guid>

					<description><![CDATA[Kâğıt paranın tedavüle girmesi ve kullanımının dünya genelinde yaygınlaşmasından önce gümüş, altınla birlikte, para piyasalarının vazgeçilmeziydi. Malumunuz, sadece madenî paraların geçerli olduğu bir ekonomik sistemden bahsediyoruz. İnsanlık tarihinde karşımıza çıkan ilk para örnekleri olan sikkeler, genellikle altın ve gümüşten yapılmış; buna bazen bronz veya bakır da eklenmiştir. Madenî para darbında en çok kullanılan madenlerden biri olması gümüşün insanlık tarihinde farklı bir yere oturmasını sağlamış; devletlerin ve imparatorlukların en önemli zenginlik kaynaklarından biri haline gelmiştir. İsterseniz, bu kıymetli madenin tarihine bir göz atalım. İnsanoğlunun antik çağlardan itibaren çıkartıp işlemeyi başardığı yedi madenden biridir gümüş.  Diğerleri altın, bakır, kalay, kurşun, demir ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kâğıt paranın tedavüle girmesi ve kullanımının dünya genelinde yaygınlaşmasından önce gümüş, altınla birlikte, para piyasalarının vazgeçilmeziydi. Malumunuz, sadece madenî paraların geçerli olduğu bir ekonomik sistemden bahsediyoruz. İnsanlık tarihinde karşımıza çıkan ilk para örnekleri olan sikkeler, genellikle altın ve gümüşten yapılmış; buna bazen bronz veya bakır da eklenmiştir. Madenî para darbında en çok kullanılan madenlerden biri olması gümüşün insanlık tarihinde farklı bir yere oturmasını sağlamış; devletlerin ve imparatorlukların en önemli zenginlik kaynaklarından biri haline gelmiştir. İsterseniz, bu kıymetli madenin tarihine bir göz atalım.</p>
<p>İnsanoğlunun antik çağlardan itibaren çıkartıp işlemeyi başardığı yedi madenden biridir gümüş.  Diğerleri altın, bakır, kalay, kurşun, demir ve civadır. Gümüş, bakır ve altın gibi tabiatta temel formda bulunur. Ancak bakırdan farklı olarak, daha çok süs eşyası veya para olarak kullanılmıştır. Bu sebeple tarihte takas yerine kullanılan ilk ilkel paranın gümüş olması muhtemeldir. Altınla kıyaslandığında dünyadaki gümüş kaynakları daha azdır. MÖ 15. yüzyıla kadar Mısır’da altından daha değerli olması da bu yüzdendir. Ancak kimya alanındaki gelişmeler sayesinde gümüş metalinin cevherden çıkarılabilmesiyle bu dengeler değişmiştir.</p>
<p>İnsanoğlunun gümüşü işlemeye başlaması tarihçilere göre 5 bin yıl öncesine uzanıyor. Anadolu ve Ege kıyılarında yapılan araştırmalarda, bundan 4 bin yıl önce gümüşün kurşundan ayrılabildiği tespit edilmiş. Aynı dönemlerde Hindistan, Çin ve Japonya’da da gümüşün işlendiği biliniyor. Tespit edildiğine göre Avrupa’daki en eski gümüş madeni Sardunya Adası’ndadır.</p>
<p>Gümüş özellikle Ortadoğu ve Yunanistan civarında ortaya çıkan uygarlıkların güçlenmesinde belirleyici bir faktör olmuştur. Fenikeliler, bugünkü İspanya topraklarını işgal ettiklerinde bölgedeki gümüş yataklarını tespit etmiş ve bunları gemilerle ülkelerine taşımışlardır. MÖ 1200’lere gelindiğinde gümüş üretimi imparatorlukların temel kaynaklarından biriydi. Bu dönemde Yunanistan’ın Laurium madenlerinde gümüş çıkarılmaya başlanması Atina’nın gücüne güç katmıştır. Hatta Atina’nın yükselişini buna bağlayan tarihçiler de vardır. Sonrasında Yunan ve Roma uygarlıkları zamanında, gümüş sikkeler ekonominin bel kemiğiydi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2022">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Napolyon Akka’nın Kalbinden Nasıl Çıkarıldı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/napolyon-akkanin-kalbinden-nasil-cikarildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kamuran Şimşek]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Mar 2022 08:09:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Akka Kuşatması]]></category>
		<category><![CDATA[Amiral Nelson]]></category>
		<category><![CDATA[Desaix]]></category>
		<category><![CDATA[Menou]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Napolyon Bonapart]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7981</guid>

					<description><![CDATA[Napolyon Bonapart Mısır’ı işgal ederek hem Akdeniz’de üstünlük sağlayabilecek bir üs elde etmeyi hem de İngilizlerin Uzakdoğu’daki ticaretini sekteye uğratmayı amaçlıyordu. 1798’de gerçekleştirdiği Mısır Seferi, başta 1799 tarihli Akka Kuşatması olmak üzere, Doğu Akdeniz’de önemli gelişmelere kapı aralayacaktı. Osmanlı Devleti stratejik açıdan ehemmiyetli olan Mısır’ın Fransızların saldırısına maruz kalması üzerine bazı önlemler aldı. Fransızları Mısır’dan çıkarmak amacıyla İngiltere ve Rusya gibi devletlerle ittifak yapılmasının yanı sıra bölgeye ordu sevk edilmesi için çalışmalar başlatıldı. Öte yandan, İngilizler bölgedeki menfaatlerini korumak amacıyla bir yandan Osmanlı Devleti ile ittifak kurmaya çalışırken, diğer yandan Napolyon’un peşine düştüler ve bu iş için görevlendirdikleri Amiral Nelson’un&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Napolyon Bonapart Mısır’ı işgal ederek hem Akdeniz’de üstünlük sağlayabilecek bir üs elde etmeyi hem de İngilizlerin Uzakdoğu’daki ticaretini sekteye uğratmayı amaçlıyordu. 1798’de gerçekleştirdiği Mısır Seferi, başta 1799 tarihli Akka Kuşatması olmak üzere, Doğu Akdeniz’de önemli gelişmelere kapı aralayacaktı.</p>
<p>Osmanlı Devleti stratejik açıdan ehemmiyetli olan Mısır’ın Fransızların saldırısına maruz kalması üzerine bazı önlemler aldı. Fransızları Mısır’dan çıkarmak amacıyla İngiltere ve Rusya gibi devletlerle ittifak yapılmasının yanı sıra bölgeye ordu sevk edilmesi için çalışmalar başlatıldı. Öte yandan, İngilizler bölgedeki menfaatlerini korumak amacıyla bir yandan Osmanlı Devleti ile ittifak kurmaya çalışırken, diğer yandan Napolyon’un peşine düştüler ve bu iş için görevlendirdikleri Amiral Nelson’un emrine 14 büyük harp gemisi verdiler. İngiliz donanması 27 Haziran 1798’de İskenderiye önlerine gelip açıkta demirledi. Sandallarla limana gönderilen memurlar, İskenderiye eşrafından görüştükleri kişilere Fransızların geldiğini haber vermek suretiyle Mısırlıları uyarmaya çalıştılar. Ancak İskenderiye ileri gelenleri, kendilerine yardım teklif eden İngilizlerin bir hileye başvurdukları düşüncesiyle bu teklifi reddettiler. Lakin İngilizler bölgeden uzaklaştıktan kısa süre sonra Napolyon Bonapart İskenderiye önlerine ulaşacaktı.</p>
<p>Mısır Seferine hazırlanan Fransız donanmasında 30 büyük savaş gemisi ve 400’den fazla nakliye gemisi bulunmaktaydı. Ayrıca 38 bin civarındaki askerlerin 24 bini piyade, 4 bini süvari, 3 bini topçu olup kalanlar geri hizmetten sorumluydu. Fransız ordusu Kleber, Reynier, Bon, Desaix ve Menou’nun kumandanlığı altında beş tümenden meydana geliyordu. Toulon’da hazırlıklarını tamamlayan Napolyon, önce Malta’yı ele geçirmiş, adada altı gün kaldıktan sonra yönünü Mısır’a çevirmişti. Ciddi bir mukavemetle karşılaşmayan Fransız donanması İskenderiye’yi kolayca ele geçirdi. Ardından birkaç firkateyni, küçük savaş gemileri ile nakliye gemilerini limana soktular. Geriye kalan büyük harp gemileri ise Ebukır’da demirlemişti. İngiliz Amiral Nelson, Fransızların bu donanmasını fark edince, kara ile arasına girip demir attı. Bu durum karşısında hayli şaşıran Fransızlar harekete geçtiler.</p>
<p>Yaklaşık üç saat süren savaş neticesinde Fransızların 10 büyük gemisinden dokuzu İngilizlerin eline geçti. Ayrıca 74 toplu bir gemi yakıldı, üç kıta gemi de İngilizler tarafından ele geçirildikten sonra tahrip edildi. Fransızların biri 80, diğeri 74 toplu iki kalyonu, 40’ar toplu iki firkateyni, 14 toplu iki korveti ve iki bomba gemisi kaçıp kurtulabilmişti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2022">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cezzâr Ahmed Paşa Napolyon’un Hayallerini de Yenmişti</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/cezzar-ahmed-pasa-napolyonun-hayallerini-de-yenmisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Samet Tınas]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Mar 2022 08:03:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Bonapart]]></category>
		<category><![CDATA[Cezzâr Ahmed Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Edward Said]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Rosetta Taşı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7974</guid>

					<description><![CDATA[Batı’nın üstünlüğü ele geçirmeye başlamasıyla kendisini tarihin öznesi haline getirmesi paralel bir zaman dilimine tesadüf etmektedir. Bunu çok iyi görenlerden biri olan Edward Said, meşhur Oryantalizm kitabına Napolyon’un Mısır’ı işgali ile başlamıştı. Zira ilk defa Bonapart, salt bir askerî orduyla değil bir ekiple Mısır’a çıkmıştı. Fransa’nın Mısır’ı işgali âdeta ülkenin yeniden keşfi gibi anlatılmış; ordudaki botanikçi, zoolog ve ressamlar Mısır’ı karış karış gezip resmetmişlerdi. İşgal ile birlikte Rosetta Taşı bulunmuş, bu metin sayesinde Mısır hiyeroglifi çözülmüştü. Fransız İhtilali’nin Konsül döneminde iktidarını sağlamlaştıran Napolyon’un gayesi, İstanbul merkezli Doğu ve Batı’yı birleştirmekti. Zaten bu sebeple Mısır ve Suriye havalisine yönelmişti. Ancak Napolyon’un,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Batı’nın üstünlüğü ele geçirmeye başlamasıyla kendisini tarihin öznesi haline getirmesi paralel bir zaman dilimine tesadüf etmektedir. Bunu çok iyi görenlerden biri olan Edward Said, meşhur <em>Oryantalizm</em> kitabına Napolyon’un Mısır’ı işgali ile başlamıştı. Zira ilk defa Bonapart, salt bir askerî orduyla değil bir ekiple Mısır’a çıkmıştı. Fransa’nın Mısır’ı işgali âdeta ülkenin yeniden keşfi gibi anlatılmış; ordudaki botanikçi, zoolog ve ressamlar Mısır’ı karış karış gezip resmetmişlerdi. İşgal ile birlikte Rosetta Taşı bulunmuş, bu metin sayesinde Mısır hiyeroglifi çözülmüştü.</p>
<p>Fransız İhtilali’nin Konsül döneminde iktidarını sağlamlaştıran Napolyon’un gayesi, İstanbul merkezli Doğu ve Batı’yı birleştirmekti. Zaten bu sebeple Mısır ve Suriye havalisine yönelmişti. Ancak Napolyon’un, İskender’in Helenistik bir dünya kurma modelinden ilham alan bu hayali bir Osmanlı valisinin varlığıyla engellenmişti: Cezzâr Ahmed Paşa.</p>
<p>O zaman Cezzâr Ahmed Paşa kimdir, bir bakalım…</p>
<p>Aslen Bosnalı olup doğum tarihi farklı kaynaklarda 1720, 1722 veya 1735 olarak gösterilmektedir. Efsanelerle dolu olan gençlik yılları hakkındaki kesin bilgi, İstanbul’a gelerek berberlik yaptığı ve bir vesileyle Bosna valisi Hekimoğlu Ali Paşa’nın hizmet ve himayesine girdiğidir. Hayatının dönüm noktası olan bu hadise sonrasında, 1756 yılında Ali Paşa’nın Mısır’a vali tayin edilmesiyle birlikte onunla birlikte Mısır’a gelir.</p>
<p>Hekimoğlu Ali Paşa’nın yanında iken 1758’de, Emirü’l-hac Salih el-Kâsımî’ye kapılanıp hacca gitti. Ardından Hekimoğlu’nun görevinden ayrıldığını görerek, Mısır’da büyük bir nüfuza sahip olmaya başlayan Bulutkapan Ali Bey’in memlüklerinden Buhayre sancakbeyi (kâşifi) Abdullah Bey’in hizmetine girdi. Abdullah Bey’in Hunadi urbânına (bedevî, çöl Arabı) karşı yaptığı seferde öldürülmesi üzerine Mısır’da müstakil bir idare kurmaya çalışan Ali Bey tarafından Buhayre sancakbeyliğine getirildi. Bazı kaynaklara göre Hunadi urbânı ile yaptığı savaşlarda birçok kişiyi develeriyle birlikte öldürdüğü için kendisine “deve kasabı” anlamına gelen “Cezzâr” lakabı verildi. Ayrıca bu lakabın, korku ile karışık takdir hislerini belirtmek için kendisine halk tarafından verildiği, çok önceden beri bu şekilde anıldığı, hatta düşmanlarını sindirmek, askerî meziyetlerini ifade etmek ve kendi adamları üzerindeki otoritesini yerleştirmek için özellikle bu lakabı kullandığı da ileri sürülmektedir. Anlaşıldığı üzere Paşa sert tabiatlıydı ancak Şark insanı böyle kudretli ve âdil idarecileri sevdiği için bir problem yaşanmıyordu.</p>
<p>Kısa zamanda şöhret bulan Cezzâr, Bulutkapan Ali Bey’in 18 has memlükü arasına girdi. Ali Bey, Cezzâr Ahmed Paşa’nın hizmet ve çalışmalarından memnun kaldığından kendisine imaret tevcih ederek sancakbeyi yapmış ve ona “Ahmed Bey el-Cezzâr” demeğe başlamıştı. Ancak bu durum çok uzun sürmedi. Zira Mısır’da bir devlet kurmak için fırsat kollayan Ali Bey, hedefini tesis gayesiyle bazı teşebbüslere girişti. Kendisini memlük beylerinin entrikaları arasında bulan Cezzâr, Kahire’de barınamayacağını anlayıp İstanbul’a kaçtı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2022">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İDRİS BOSTAN: “YEMEN’E HÂKİM OLMAK, HİNDİSTAN’A HÂKİM OLMAKTIR”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/idris-bostan-yemene-hakim-olmak-hindistana-hakim-olmaktir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Kocukeli Özbay]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2022 06:12:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[İbn-i Mâcid]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıldeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7910</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: ÖZLEM KOCUKELİ ÖZBAY Yemen deyince, coğrafî açıdan hayli zorlayıcı, toplumsal yapı bakımından da kaotik bir bölgeden bahsediyoruz hocam. İsterseniz, Osmanlıların kadim İslâm toprağı Yemen’e ilgisinin hangi tarihlerde, hangi hadiselerle tetiklendiğiyle başlayalım. Osmanlıların güneye, yani Mısır’a ve buradan da Kızıldeniz ve Hindistan’a ulaşmak istemelerinin esas sebebi coğrafi keşiflerdi. Aslında coğrafi keşifler, Osmanlı İmparatorluğu’nu dünya çapında bir konuma oturtmak üzere yeni bir dönemin başladığı süreçti. Genellikle bu keşiflerle Osmanlılar arasında bir irtibat kurulmasa da aslında tam tersine coğrafi keşiflerin varlığı Osmanlıların hem Akdeniz’de en batıya kadar ilerleme hem de güneyde Kızıldeniz üzerinden Hint denizlerine ulaşma amacına yönelik çeşitli seferleri organize etmelerine&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: ÖZLEM KOCUKELİ ÖZBAY</strong></p>
<p><strong>Yemen deyince, coğrafî açıdan hayli zorlayıcı, toplumsal yapı bakımından da kaotik bir bölgeden bahsediyoruz hocam. İsterseniz, Osmanlıların kadim İslâm toprağı Yemen’e ilgisinin hangi tarihlerde, hangi hadiselerle tetiklendiğiyle başlayalım.</strong></p>
<p>Osmanlıların güneye, yani Mısır’a ve buradan da Kızıldeniz ve Hindistan’a ulaşmak istemelerinin esas sebebi coğrafi keşiflerdi. Aslında coğrafi keşifler, Osmanlı İmparatorluğu’nu dünya çapında bir konuma oturtmak üzere yeni bir dönemin başladığı süreçti. Genellikle bu keşiflerle Osmanlılar arasında bir irtibat kurulmasa da aslında tam tersine coğrafi keşiflerin varlığı Osmanlıların hem Akdeniz’de en batıya kadar ilerleme hem de güneyde Kızıldeniz üzerinden Hint denizlerine ulaşma amacına yönelik çeşitli seferleri organize etmelerine sebep olmuştu. Böylelikle dünya tarihinde çok önemli bir dönemde ve çok önemli bir coğrafyada hükümrân olmalarının önünü açmıştı. Bu sebeple, bu sorunuza cevap vermek için söze oradan başlamak lazım. Doğu Dünyasına ulaşmak için Batı Avrupa’dan yola çıkan iki ülke denizcileri vardı. İspanya ve Portekiz.</p>
<p>İspanya aynı coğrafyaya batı yönünü takip ederek ulaşacağını düşünüyordu ki, o gün de coğrafi bilgilere göre devamlı batıya gidilirse doğuya ulaşılacağı biliniyordu. İspanyollar karşılarına çıkan yeni kıtanın neresi olduğunu ilk anda anlamamışlardı bile. Portekizlilerin Afrika’yı dolaşarak Hint denizlerine ulaşması ise zannedildiği gibi çok da kolay olmamıştı. Hatta ilk denemeleri hep başarısızlıkla neticelendi. Bu başarısızlıklarını aşmaları hususunda kendilerine rehberlik eden çok önemli Müslüman bir Arap coğrafyacısı vardı: Eski İslâm coğrafi geleneklerini ve Hint denizlerini, bu denizlerin seyrüsefer özelliklerini çok iyi bilen, üstelik bu konuda bir de kitap yazmış olan Ahmed ibn Mâcid. Kendisi Batı’da da çok iyi tanınan bir denizcidir. İbn-i Mâcid, Hint coğrafyasını ve denizlerini, oradaki iklimi ve muson rüzgarlarını gayet iyi biliyordu. Portekizliler de bu yüzden ondan yardım istediler ve onun rehberliği sayesinde Hint Okyanusu’na girebildiler. Çünkü doğrudan Güney Afrika kıyılarını takip ederek Hint Okyanusu’na ulaşmak esasen coğrafi olarak imkânsızdı; iklim ve rüzgârlar buna müsaade etmiyordu. Genellikle kıyılara, kayalara çarparak gemiler tahrip oluyordu. Bunu çok iyi bilen İbn-i Mâcid, öncelikle onları önce güneye indirdi, sonra doğu ve kuzeydoğuya doğru yönelmelerini sağladı. Bu sayede Portekizliler Hint denizlerine ulaşma yöntemini de elde etmiş oldular. Tabii ki sonradan bu yolları başkalarına da öğrettiler ama ilk kendilerinin öğrenmesi, İbn-i Mâcid sayesinde olmuştur. Bunu da mutlaka hatırda tutmak gerekir.</p>
<p>Bu dönemde, yani 16. yüzyılın ilk yıllarında, artık güçlü Portekiz donanmaları Hint Okyanusu’na ulaşınca iki istikamete doğru yönelerek hem barınmak ve tutunmak hem de oralarda kendileri için müstahkem mevkiler, kaleler kurmak gibi birtakım planları tatbik etmeye başladılar. Bu iki istikametten biri Hindistan, diğeri Kızıldeniz idi. Kızıldeniz olmasının gerekçesi, eski ticaret yollarının ana güzergâhı olmasıydı. Kızıldeniz üzerinden ticaret Mısır’ın Akdeniz iskeleleri olan İskenderiye, Reşid ve Dimyat’a ulaşıyor, oradan da bütün Müslüman ve Avrupalı Akdeniz ülkelerine ulaşıyordu. Burası kadim bir güzergâh olduğu için Portekizlilerin öncelikli amacı bu güzergâhı değiştirmekti. Ama Papalık makamının da kendilerinden beklediği gibi daha önemli bir vazifeleri vardı: Müslümanların bu bölgedeki en kutsal mekânlarını tahrip etmek. Çünkü Kudüs Hıristiyanların kutsal bir mekânı olarak Müslümanların elindeydi. Onlar da “o bölgelere kadar ulaştıklarına göre, Müslümanların kutsal mekânlarını tahrip etmeleri gerektiği” gibi bir sorumluluk üstlendiler.</p>
<p>Bu iki gerekçeyle, hem ticaret yollarını kendi lehlerine çevirmeyi, hem de Müslüman makamlara zarar verip oralarda üsler edinmeyi amaçladılar. Tabii bu sayede Müslüman tüccarların bölgeye gelmelerini de engelleyeceklerdi. Çünkü Portekiz o coğrafyaya gelmeden önce tamamen Müslümanların sulh içerisinde ticaret yaptığı, diğer toplulukların da bu ticarete katılabildiği bir düzen vardı. Ama Portekiz’in gelişiyle birlikte çok ciddi bir çatışma içine girildi ve Osmanlılar da bu sebeple o coğrafyaya özellikle girmek mecburiyetinde kaldı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2022">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>II. Abdülhamid’i Sultan Olarak Gören Son Yemenliler</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ii-abdulhamidi-sultan-olarak-goren-son-yemenliler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zekeriya Kurşun]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2022 06:03:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Abdunnâsır]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Sa'd b. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Selanik]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7903</guid>

					<description><![CDATA[Acısıyla, tatlısıyla, türküsüyle, kışlasıyla Yemen hep hatırımızdadır. Osmanlı Devleti’nin Yemen’deki varlığı şimdi okuduğunuz dosyada farklı biçimlerde ele alınmıştır. Ama bana göre hâlâ Türkiye’nin tarihi derinliğinde “uç noktası” olan Yemen ile ilgili bilgilerimiz çok eksiktir. İşte size sunduğumuz bu rapor da bunlardan bir tanesidir. Özellikle 1872’den itibaren Yemen’de girişilen ıslahatlar sayesinde bir Yemen-İstanbul hattı kurulmuştu. İstanbul’a gelen giden askerler, memurlar ve hatta sivillere ilaveten halkı temsil eden ulema veya aşiret temsilcileri de vardı. İşte bu sonunculardan bir heyet, 31 Mart hadiselerinden kısa bir süre önce İstanbul’a, Padişah’ın misafirleri olarak gelmişlerdi. Nitekim bu heyet II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesine ve Selanik’e sürülmesine de&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Acısıyla, tatlısıyla, türküsüyle, kışlasıyla Yemen hep hatırımızdadır. Osmanlı Devleti’nin Yemen’deki varlığı şimdi okuduğunuz dosyada farklı biçimlerde ele alınmıştır. Ama bana göre hâlâ Türkiye’nin tarihi derinliğinde “uç noktası” olan Yemen ile ilgili bilgilerimiz çok eksiktir. İşte size sunduğumuz bu rapor da bunlardan bir tanesidir.</p>
<p>Özellikle 1872’den itibaren Yemen’de girişilen ıslahatlar sayesinde bir Yemen-İstanbul hattı kurulmuştu. İstanbul’a gelen giden askerler, memurlar ve hatta sivillere ilaveten halkı temsil eden ulema veya aşiret temsilcileri de vardı. İşte bu sonunculardan bir heyet, 31 Mart hadiselerinden kısa bir süre önce İstanbul’a, Padişah’ın misafirleri olarak gelmişlerdi. Nitekim bu heyet II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesine ve Selanik’e sürülmesine de şahit olmuştu. Yemen’e dönen hey’etin içinde bulunan ulemadan Sa’d b. Muhammed eş-Şarkî bir rapor yazarak Yemen İmamı’na sunmuştu. Bu eser yazma olarak uzun yıllar Yemen Büyük Camii’nin kütüphanesinde bekledi, sonra yer değiştirdi. Mısır’daki Cemal Abdünnasır devrimi akabinde oluşan Mısır-Yemen Birliği sürecinde, oradaki diğer birçok eserler ile birlikte bu eserin bir kopyası da Mısır’a ulaştı.</p>
<p>Ben bu raporun varlığını Ürdünlü tarihçi dostum merhum Profesör Muhammed İsa Salihiyye ile Osmanlı Arşivi çıkışında Sultanahmet Camii’nin karşısındaki bir sohbetimizde duymuş ve heyecanlanmıştım. Yayımlama hazırlığında olduğunu ve en kısa zamanda bana da göndereceğini söylemişti.</p>
<p>Kısa bir süre sonra Ürdün’e gittim. Diğer işlerimin yanında mutlaka dostumun yanına uğrayıp en azından yazdıklarını okumayı arzu ediyordum. Nitekim merhum Muhammed İsa Salihiyye’yi,  Ürdün’ün Salt taraflarında bir vadiye hâkim bir tepede inşa ettiği ve kitaplarından başka lüksü olmayan evinde ziyaret ettim. Benim nazarımda konu belli idi. Ama o ömrünün son yıllarında rahat konuşacağı bir arkadaş bulmanın heyecanıyla başka mevzulara girdi. Özellikle Filistin meselesi, Batı Şeria’nın ilhakı kendisinin de içinde yer aldığı Fedailer grubunun başına gelenleri anlattı durdu rahmetli arkadaşım. Yeni şeyler dinlemenin, duymanın etkisiyle raporu tamamen unuttum. Yanından ayrılır ayrılmaz da pişmanlık duydum fakat bir kaç ay sonra postadan gelen bir zarf beni mutlu etti. Zarfın içinde Salihiyye’nin bir mektubu ve yayımladığı söz konusu kitapçık (yani rapor) vardı. Benden kitabı mümkünse Türkçeye tercüme etmemi istiyordu.</p>
<p>Kitap “Şahitlerin Güzün’den II. Abdülhamid’in Hal’ Gecesi” başlığını taşımaktaydı.  “Takyîdu Havadisi İnşâi Tahdîdi Cihadi’s-Sanî” adlı bir yazmanın içinden çıkarılmış ayrı bir bölüm olarak sunulmuştu. Muhammed İsa Salihiyye’nin sunumu ve dipnotlarıyla 100 küsur sahife olan kitabı, o zaman yayımlamaları için bazı yayımcılara teklif ettim ise de pek rağbet görmedi. Bu yüzden de Türkiye’de hiç görülmedi ve kaynak olarak da kullanılmadı.</p>
<p>Rapor, Kanun-i Esasi’nin yeniden ilanından sonra Yemen’de yapılacak ıslahatlar ve talepler hakkında görüşmek üzere gelen heyetin serüvenini anlatmaktadır. Yolculuğun İzmir’den sonrasına şahit olduğumuz rapordan heyetin, saraya mensup bir yaver tarafından karşılanıp gemi ile İstanbul’a geldiğini, İstanbul’da Nişantaşı’ndaki misafirhanede ağırlandıklarını ve ondan sonra da II. Abdülhamid’im hal’ine kadar giden sürece şahit olduklarını okumaktayız.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2022">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>JAMES L.GELVİN: “KADİM BAĞ DEDİKLERİ, TARİHİN YÖNLENDİRİCİ GÜCÜ DEĞİL, ÜRÜNÜ OLA-RAK GÖRÜLMELİDİR”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/james-l-gelvin-kadim-bag-dedikleri-tarihin-yonlendirici-gucu-degil-urunu-ola-rak-gorulmelidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derin Tarih]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 08:11:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[Levant Bölgesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mezopotamya]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Ortadoğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7614</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: DERİN TARİH Kitabınızda (Modern Ortadoğu Tarihi) 1. Dünya Savaşı’nın modern Ortadoğu’nun tarihindeki en önemli siyasî olay olduğunu söylüyorsunuz. Neden? Bunu belirtmemin bir dizi nedeni bulunmaktadır. Birincisi, 1. Dünya Savaşı bölgedeki mevcut devlet sistemini doğurdu. Savaşın başlangıcında Osmanlı İmparatorluğu fiilen değilse bile, hukuken Anadolu, Levant bölgesi, Mezopotamya, Mısır ve Arabistan Yarımadası’nın bazı kısımlarını yönetiyordu. 1920’lerin başlarına gelindiğinde, Türkiye bağımsız bir cumhuriyet haline geldi. İmparatorluğun Asya’da kalan Arap vilayetleri ayrı ayrı devletlere bölündü. Mısır bir Osmanlı vilayetinden yarı bağımsız devlete dönüştü ve Arabistan Yarımadası’nın büyük bir kısmı Abdülaziz bin Suud tarafından işgal edilerek Suudi Arabistan kuruldu. Bu devletleri bir araya getiren&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: DERİN TARİH</strong></p>
<p><strong>Kitabınızda (Modern Ortadoğu Tarihi) 1. Dünya Savaşı’nın modern Ortadoğu’nun tarihindeki en önemli siyasî olay olduğunu söylüyorsunuz. Neden?</strong></p>
<p>Bunu belirtmemin bir dizi nedeni bulunmaktadır. Birincisi, 1. Dünya Savaşı bölgedeki mevcut devlet sistemini doğurdu. Savaşın başlangıcında Osmanlı İmparatorluğu fiilen değilse bile, hukuken Anadolu, Levant bölgesi, Mezopotamya, Mısır ve Arabistan Yarımadası’nın bazı kısımlarını yönetiyordu. 1920’lerin başlarına gelindiğinde, Türkiye bağımsız bir cumhuriyet haline geldi. İmparatorluğun Asya’da kalan Arap vilayetleri ayrı ayrı devletlere bölündü. Mısır bir Osmanlı vilayetinden yarı bağımsız devlete dönüştü ve Arabistan Yarımadası’nın büyük bir kısmı Abdülaziz bin Suud tarafından işgal edilerek Suudi Arabistan kuruldu. Bu devletleri bir araya getiren -ve bazı hallerde onlara güçlük çıkaran- bağ, milliyetçilikti. Savaştan sonra, daha önce Osmanlı İmparatorluğu tarafından kontrol edilen topraklarda çeşitli milliyetçi akımlar ortaya çıktı. Bu akımlardan bazıları başarılı olurken, diğerleri olamadı.</p>
<p>Aslında milliyetçilik kavramı bölge için yeni değildi. 19. yüzyılda Osmanlı Devleti vatandaşlarının hayatlarını yönlendirmeye başlayınca, imparatorluğun birçok tebaası kendilerini müşterek tecrübeler ve ayırıcı özelliklerle bir araya gelmiş geniş siyasî toplulukların parçası olarak görmeye başladılar. Zaten milliyetçilik de bu anlama geliyordu. Savaşın sonunda Osmanlı milliyetçiliği (Osmanlılık) artık bir seçenek değildi. İmparatorluk sona erince sınırları içindeki en büyük etnik-dilsel grup olarak Araplar ve Türkleri birleştiren bir siyasî çerçeve de kalmamıştı. Arapları birbiriyle birleştirecek, karşılıklı olarak kabul edilmiş bir siyasî çerçeve de bulunmuyordu. Sonuç olarak, çeşitli milliyetçilikler -Türk milliyetçiliği, Arap milliyetçiliği, Suriye milliyetçiliği, Mısır milliyetçiliği vs.- bölgeye yayıldı. Her bir milliyetçilik akımı vatandaşların sadakat ve itaatini münhasıran ele geçirmişti ve taraftarları da iktidara talip oluyordu.</p>
<p>Savaşın sonucu olarak bir başka milliyetçi akım da başarıya ulaştı: Siyonizm. Siyonizm geniş anlamıyla Yahudi milliyetçiliği olarak tanımlanabilir. Siyonistler -Siyonistlerin millet olarak tanımladığı dinî topluluk olan- Yahudilerin diğer milletler gibi kendi kendini yönetme (<em>self-determinasyon</em>) hakkına sahip olduklarına inanıyorlardı. Çoğu zaman da kendi kendilerini yönetecekleri bu vatanı Filistin olarak belirliyorlardı. Siyonizm 19. yüzyılın ürünü ise de, 1. Dünya Savaşı uluslararası Siyonist harekete ilk gerçek diplomatik başarıyı getirdi. 1917 Kasım’ında Siyonist hareket bir dünya gücü olan Büyük Britanya tarafından tanındı. Bu tanıma Siyonizm’e yeterli prestij ve güç sağladı ki, böylece daha önce ortaya çıkan ve sonra kaybolup giden yüzlerce milliyetçilik akımının akıbetine uğramasını önledi.</p>
<p>İki savaş arasındaki dönemde, Yahudilerin Filistin’e göçü hızlandı. Bu durum Yahudi yerleşimcilerle bölgenin yerli halkı arasında ilk büyük ölçekli çatışmalara yol açtı. Bu yüzden 1. Dünya Savaşı yalnızca İsrail Devleti’nin kuruluşu yolundaki bir kilometre taşı değil, aynı zamanda İsrail-Filistin çatışmasının kesin olarak başladığı noktayı simgelemektedir.</p>
<p>Son olarak, 1. Dünya Savaşı İran’da siyasî dönüşüme yol açtı. Savaş dönemi kıtlık ve siyasî kaosunun sonrasında, askerî bir lider olan Rıza Han İran’ın kontrolünü ele geçirdi ve (eğer iki hükümdardan bir hanedan oluyorsa) 1979 yılına kadar süren yeni bir hanedan kurdu. Sonradan “şah” unvanını alan Rıza Han ve oğlu Muhammed Rıza Şah, devletin gücünü daha önce İran’da hiç görülmeyen boyutta merkezileştirdi ve artırdı. Onların otoriter ama kalkınmacı stratejisi günümüzde de İran’ın ekonomik, içtimai ve siyasî hayatını etkilemeye devam ediyor. Ancak burada bir uyarıda bulunmak istiyorum. Başlangıçta 1. Dünya Savaşı’nın modern Ortadoğu’nun tarihindeki en önemli siyasî olay olduğunu belirtmiştim. Bölgede birçok şey değişirken, bazı şeyler de aynı kaldı. Örneğin üretim, sosyal sınıflar ve süper güçlerin müdahalesi bağlamında 19. yüzyıldan bu yana değişen pek bir şey yoktur. Belki de bu durum, tarihi kesin sınırlarla ayırma girişiminin aptalca bir iş olduğunu göstermektedir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslâm Kültürü Merkezi Akdeniz’in Diğer Ucuna Kayabilirdi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/islam-kulturu-merkezi-akdenizin-diger-ucuna-kayabilirdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Roger Crowley]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2021 05:10:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayn Calut]]></category>
		<category><![CDATA[Eyyubiler]]></category>
		<category><![CDATA[Hülâgû]]></category>
		<category><![CDATA[Memlük]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[suriye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7389</guid>

					<description><![CDATA[Tabiatıyla tarih bilinmeyenlerle dolu. Memlüklerin Ayn Calut’taki zaferi inanılmaz derecede önemliydi. Moğolların İslâm dünyasındaki yayılmasının sonu olmasa bile, bu sonun kaçınılmaz olduğunun bir göstergesiydi. Moğollar Ayn Calut Savaşı’nı kazanmış olsalardı, böyle bir son söz konusu olabilir miydi? Kesinlikle Kahire düşerdi. Bağdat’ın korkunç yıkımı sonrasında, şehir ahalisi -tıpkı daha az yıkıma uğrayan Şam ahalisinin yaptığı gibi- muhtemelen kapıları açacaktı. Bu da İslâm kültürü için büyük kayıplara yol açacaktı. Ancak Moğollar birçok nedenden dolayı, stratejik imkânları çerçevesinde hareket ediyorlardı. Birincisi, çok sayıdaki atlarını otlatmak için geniş otlakların bulunmaması, Suriye ve Mısır’da büyük bir ordu bulundurmalarını imkânsız kılıyordu. Ayrıca Moğolistan’daki büyük hanın ölümü&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tabiatıyla tarih bilinmeyenlerle dolu. Memlüklerin Ayn Calut’taki zaferi inanılmaz derecede önemliydi. Moğolların İslâm dünyasındaki yayılmasının sonu olmasa bile, bu sonun kaçınılmaz olduğunun bir göstergesiydi. Moğollar Ayn Calut Savaşı’nı kazanmış olsalardı, böyle bir son söz konusu olabilir miydi? Kesinlikle Kahire düşerdi. Bağdat’ın korkunç yıkımı sonrasında, şehir ahalisi -tıpkı daha az yıkıma uğrayan Şam ahalisinin yaptığı gibi- muhtemelen kapıları açacaktı. Bu da İslâm kültürü için büyük kayıplara yol açacaktı.</p>
<p>Ancak Moğollar birçok nedenden dolayı, stratejik imkânları çerçevesinde hareket ediyorlardı. Birincisi, çok sayıdaki atlarını otlatmak için geniş otlakların bulunmaması, Suriye ve Mısır’da büyük bir ordu bulundurmalarını imkânsız kılıyordu. Ayrıca Moğolistan’daki büyük hanın ölümü Moğol kabile liderlerinin dikkatini dağıtmıştı. Dahası, imparatorluğun batı bölgelerinde çeşitli Moğol hanları arasında bir rekabet vardı. Hülâgû Han İslâm’ı kabul eden ve Bağdat’ın ele geçirilmesinin intikamını almak isteyen komşu Altınordu Hanlığı hükümdarı Berke Han ile savaş halindeydi. Moğolların küçük ve yenisinin kurulması kolay olmayan Memlük ordusunu yok ederek Mısır’daki varlığını sürdürmesi ihtimal dışı görünse de, Müslüman Ortadoğu’da bir iktidar boşluğu yaratmaları mümkündü. Moğollar yenseydi, Türk-Memlük hanedanı asla var olamazdı. Peki, yerine kim geçecekti? İlk olarak Müslüman Ortadoğu Eyyûbîler döneminde olduğu gibi birçok küçük prenslik demeti haline geri dönecekti.</p>
<p>Yine bu zafer Hıristiyan Haçlı devletleri için kısa vadeli bir kazanım olabilirdi. Baybars’ın kararlılığı olmaksızın, Filistin ve Suriye kıyılarında daha uzun süre kalabilirlerdi. Moğollar Memlüklere karşı Haçlılarla ittifak kurmaya çalışmıştı. Ancak Ayn Calut’tan sonra muhtemelen geriye kalan son Hıristiyan kalesini de yıkıp atabilirlerdi. Her halükarda Haçlı projesi çökecekti. Batı Avrupa ile mesafe hayli fazla, stratejik yönetim ise oldukça zordu. Ayrıca Batı Avrupa’da Haçlı seferi iştahı kayboluyordu. Moğolların, Müslüman Ortadoğu’nun geriye kalan en büyük merkezi olan Kahire’yi ele geçirme ihtimali, buradan kaçan insanlarla birlikte ilim ve İslâm kültürü merkezinin Akdeniz’in diğer ucuna -Endülüs’e- kaymasına yol açacaktı. Bu durum da İslâm’ın Avrupa’daki varlığını güçlendirebilirdi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2021">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sultan Abdülaziz’in Modern Seyahat Programı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/osmanli-tarihi/sultan-abdulazizin-modern-seyahat-programi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahmut Yörük]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Aug 2021 07:38:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Gelibolu]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülaziz]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Mahmud]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7255</guid>

					<description><![CDATA[Sultan Abdülaziz ilk büyük gezisini bir Osmanlı memleketi olan Mısır’a gerçekleştirmiştir. Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın, Sultan II. Mahmud zamanında isyan etmesi ve Avrupalı ülkelerin desteğini alması üzerine zor duruma düşen devlet, eyaletin kendi bünyesinde kalabilmesi için büyük çaba sarf etmişti. Sultan Abdülaziz Osmanlı’nın varlığını ve gücünü tekrar hissettirmek için buraya bir gezi düzenlemeyi münasip gördü. Aynı tarihlerde Arap ülkelerinde başlayan milliyetçi hareketlere de bir cevap olabileceği düşünülen bu seyahat, hem memleket genelinde, hem de Avrupa’da büyük bir ilgi ve heyecanla karşılanmıştı. Şehzadeler Murad, Abdülhamid ve Yusuf İzzeddin’in yanı sıra Meclîs-i Vâlâ reisi Keçecizâde Fuad Paşa’yı da yanına alan padişah, 3&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sultan Abdülaziz ilk büyük gezisini bir Osmanlı memleketi olan Mısır’a gerçekleştirmiştir. Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın, Sultan II. Mahmud zamanında isyan etmesi ve Avrupalı ülkelerin desteğini alması üzerine zor duruma düşen devlet, eyaletin kendi bünyesinde kalabilmesi için büyük çaba sarf etmişti. Sultan Abdülaziz Osmanlı’nın varlığını ve gücünü tekrar hissettirmek için buraya bir gezi düzenlemeyi münasip gördü.</p>
<p>Aynı tarihlerde Arap ülkelerinde başlayan milliyetçi hareketlere de bir cevap olabileceği düşünülen bu seyahat, hem memleket genelinde, hem de Avrupa’da büyük bir ilgi ve heyecanla karşılanmıştı.</p>
<p>Şehzadeler Murad, Abdülhamid ve Yusuf İzzeddin’in yanı sıra Meclîs-i Vâlâ reisi Keçecizâde Fuad Paşa’yı da yanına alan padişah, 3 Nisan 1863 tarihinde yola çıktı.1 Marmara, Ege ve Akdeniz’de geminin uğradığı her limanda dost gemilerden padişah şerefine 100 pare top atışı yapıldığı, halkın sahillere akın ederek sevgi gösterileri eşliğinde padişahı ve maiyetini selamladığı kaydedilir.</p>
<p>Sultan Abdülaziz İskenderiye’de konsoloslardan, ulemadan ve eşraftan pek çok kimseyle görüşür, istişarelerde bulunur, sıkıntılarına çare bulunmasını sağlar. Trenle gittiği Kahire’de bulunduğu her gün, beş vakitte top atışları yapılır. Sultan, ziyaret ettiği şehirlerdeki cuma selamlıklarında vaizlerden ve hocalardan sohbetler dinler, maneviyatını besler. Şehirlerde tespit ettiği ihtiyaçlar hususunda tedbirler alınmasını emreder.</p>
<p>İskenderiye’den gemiyle İzmir’e gelir. Halk padişahı karşılamaya koşar, kurbanlar kesilir. Sultan, payitaht halkının dahi kendisini bu kadar coşkulu biçimde karşılamadığını belirterek, şehirden memnuniyetini ifade eder. Buradan Aydın’a geçer, halka konuşma yapar.</p>
<p>Sonraki durak Çanakkale’dir. Daha önce memleket gezisine çıkmış olan babası Sultan II. Mahmud daha çok tekke, cami ve zaviyelerle ilgilenmişken, Sultan Abdülaziz’in sanayi ve ticaret faaliyetleriyle alakadar olduğu, seyahati sırasında limanlar ile yolların inşasına, tamir ve imar faaliyetlerine önem verdiği görülür.</p>
<p>Gelibolu’ya da uğrayan Sultan, Süleyman Paşa ile Yazıcızâde Mehmed-i Bîcan’ın türbelerini ziyaret eder. Halk nezdinde büyük bir rağbet gören bu türbelerin ve buradaki vazifelilerin eksiklerini tamamlar. Heybeli Ada’ya uğrar, gayrimüslimlerin dertlerini dinler. Oradan da Beşiktaş’a varır.</p>
<p>Bu seyahatin devlet lehine mühim neticeleri olmuştur. Halk-devlet bütünleşmesinin yanı sıra bölgedeki ayrılıkçı fikirlerin bir süreliğine de olsa ortadan kalkması sağlanmış; ziyaret edilen şehirlerin ticarî hayatı canlanmış, imar hareketleri hız kazanmıştır. Ayrıca padişahın güzergâhı üzerindeki devlet adamlarına, imamlara, dervişlere, türbedarlara, voyvodalara, ayanlar ile ileri gelenlere hediyeler takdim ettiği bilinir.2 Gezdiği şehirlerin kalkınması için yollar ve hastaneler yaptırtmış; liman, cami, türbe ve tekkelerin imar ve onarımını gerçekleştirmiştir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2021">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MARTYN DOWNER: SULTAN III.SELİM’İN AMİRAL NELSON’A HEDİYE ETTİĞİ MÜCEVHER AVRU-PA’DA ALATURKA MODASI BAŞLATMIŞTI</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/martyn-downer-sultan-iii-selimin-amiral-nelsona-hediye-ettigi-mucevher-avru-pada-alaturka-modasi-baslatmisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Martyn Downer]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2021 05:38:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Amiral Horatio Nelson]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Mücevher]]></category>
		<category><![CDATA[Napolyon Bonapart]]></category>
		<category><![CDATA[Nil Muharebesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6650</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: ÖZLEM KOCUKELİ ÖZBAY Sultan’ın Kayıp Mücevheri hakikaten titiz bir araştırmanın mahsulü, mücevherin kendisi gibi göz alıcı bir kitap. Amiral Nelson’ı Osmanlı İmparatorluğu tarafından böyle anlamlı bir hediyeyle onurlandırılacak kadar önemli kılan neydi? O muhteşem Çelenk’i (sorguç), üzerinden iki asrı aşkın süre geçmesine rağmen bugün bir röportajın başkahramanı yapan nedir sizce? 1 Ağustos 1798 tarihinde Amiral Horatio Nelson, Nil Muharebesi’nde Fransızların işgali altındaki Mısır açıklarında demir atmış olan Fransız donanmasını yok etti. Napolyon Bonapart komutasındaki Fransız ordusu Temmuz ayında İngilizlerin elindeki Hindistan’a ulaşma arzusuyla Osmanlı hakimiyetindeki Mısır’ı işgal etmişti. Nelson’ın zaferi Fransızları Mısır’da tuzağa düşürerek, Suriye üzerinden karadan bir kaçış&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: ÖZLEM KOCUKELİ ÖZBAY</strong></p>
<p><strong>Sultan’ın Kayıp Mücevheri hakikaten titiz bir araştırmanın mahsulü, mücevherin kendisi gibi göz alıcı bir kitap. Amiral Nelson’ı Osmanlı İmparatorluğu tarafından böyle anlamlı bir hediyeyle onurlandırılacak kadar önemli kılan neydi? O muhteşem Çelenk’i (sorguç), üzerinden iki asrı aşkın süre geçmesine rağmen bugün bir röportajın başkahramanı yapan nedir sizce?</strong></p>
<p>1 Ağustos 1798 tarihinde Amiral Horatio Nelson, Nil Muharebesi’nde Fransızların işgali altındaki Mısır açıklarında demir atmış olan Fransız donanmasını yok etti. Napolyon Bonapart komutasındaki Fransız ordusu Temmuz ayında İngilizlerin elindeki Hindistan’a ulaşma arzusuyla Osmanlı hakimiyetindeki Mısır’ı işgal etmişti. Nelson’ın zaferi Fransızları Mısır’da tuzağa düşürerek, Suriye üzerinden karadan bir kaçış rotası aramak zorunda bıraktı. İşgalden önce Fransızlar Türkiye ile İngilizlerden daha iyi dostluk ilişkilerine sahipti. Hatta Bonapart, Osmanlı padişahı Sultan III. Selim’i Mısır’daki isyancı Memlûk kabilelerini bastırmaya yardım ettiğine inandırmaya bile çalışmıştı. Ancak Sultan ve Türk halkı, topraklarının işgal edilmesine öfkelendi ve intikam yemini ederek, Fransızları yenmek için bir ordu gönderdi. Sultan zaferinden dolayı Nelson’a şaşaalı bir armağan vermek istemişti. Türkiye’de kahraman askerlere Çelenk adı verilen sade sarık sorguçları vermek kadim bir gelenekti. Ancak Sultan Selim, Nelson için olağandışı bir jest olarak imparatorluk hazinesinden bir elmas sorguç mücevherini seçti. Çok iyi yetişmiş ve romantik fikirli biri olan Sultan, savaşçılara ve kahramanlara hayrandı. Mücevher Sultan Selim’in şahsî zevkinin bir sembolü olmakla birlikte, aynı zamanda Türkiye ile İngiltere arasında 200 yıl sonra bile süren kalıcı bir dostluğun da sembolü oldu. 2018 yılı gibi yakın bir tarihte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İngiltere’de York Dükü ve dönemin Dışişleri Bakanı Boris Johnson’ın katıldığı bir etkinlikte Çelenk’i tam da bu ifadelerle takdim etti.</p>
<p><strong>Çelenk nasıl oldu da dünyanın ve İngiliz tarihinin en ikonik elmaslarından biri, Nelson’un alâmet-i farikası haline geldi?</strong></p>
<p>Horatio Nelson Nil Muharebesi sonrası kazandığı uluslararası şöhretin tadını çıkarmakla birlikte, onu iyi de değerlendirdi. Kendisine para, madalyalar ve unvanlar verilmişti; ancak o, Sultan’ın paha biçilmez armağanıyla özellikle gururlanıyordu. Kral III. George tarafından Lord yapılan Nelson, yeni armasına Çelenk’in bir çiziminin de dâhil edilmesini sağladı. Böylece Çelenk geniş çevrelerce tanındı. Kendisinin de beklediği gibi, mücevher kısa sürede onun cesaretinin ikonik ve emsalsiz bir sembolü, şöhretini yansıtmanın da aracı haline geldi.</p>
<p><strong>Bildiğimiz kadarıyla Amiral Nelson Osmanlı geleneklerine aşina değildi. Doğrusu armağanı nasıl karşıladığını merak ediyoruz. Mesela bugün bizim heyecanlandığımız kadar heyecanlanmış mıydı?</strong></p>
<p>Sultan, Çelenk’i Nelson’ın Nil Muharebesi sonrası gittiği (ve Emma, yani Leydi Hamilton ile meşhur gönül ilişkisinin başladığı) Napoli’ye deniz yoluyla göndermişti. Mücevheri Türk elçiler, 1798 yılı Aralık’ında, Napoli Fransızlar tarafından işgal edilmeden hemen önce, İngiliz Büyükelçiliği’ndeki aceleye getirilmiş bir törenle takdim ettiler. Nelson hemen Sultan’a bu paha biçilmez armağan için minnettarlığını bildiren bir mektup yazdı; ancak Çelenk’i diğer İngiliz madalyalarının yanına takmasına izin verilip verilmeyeceğinden emin değildi. İngiltere kralından yabancı bir hükümetin verdiği madalyayı takmak için izin alması gerekiyordu. Sonunda Çelenk’i bir sarık mücevherini taklit ederek amiral şapkasına taktı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2021">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yavuz’un Son Yılları Ve Vefatı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/yavuzun-son-yillari-ve-vefati/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Feridun Emecen]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2020 06:28:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Dimetoka]]></category>
		<category><![CDATA[Filibe]]></category>
		<category><![CDATA[İskender]]></category>
		<category><![CDATA[Memlük]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6371</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı tarihçileri özellikle Doğu’ya yönelik büyük çaplı askerî harekâtlarıyla öne çıkan, Memlûk Sultanlığına son vererek İslamın koruyucusu ve mukaddes yerlerin hizmetçisi (Hâdimü’l Haremeyn) unvanını alan ve bunu kendisinden sonraki padişahlara bir bakıma armağan eden “Yavuz” lakabıyla anılan Sultan Selim’e genel tarihî seyir içinde çok farklı bir konum bahşederler. Sekiz yıl gibi kısa sayılabilecek saltanatı döneminde büyük işlere imza atan Sultan Selim kaynaklarda büyük cihangirler arasında zikredilir ve onların unvanı olan sahip-kıran şeklinde anılır. Yakıştırılan bu anlamda bir başka unvan ise İskender-i zaman, yani zamanın İskender’idir. Aslında daha önceki hükümdarlar için de sıklıkla geçen bu unvanın Mısır’ı ele geçiren ve Haremeyn’in&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı tarihçileri özellikle Doğu’ya yönelik büyük çaplı askerî harekâtlarıyla öne çıkan, Memlûk Sultanlığına son vererek İslamın koruyucusu ve mukaddes yerlerin hizmetçisi (<em>Hâdimü’l Haremeyn</em>) unvanını alan ve bunu kendisinden sonraki padişahlara bir bakıma armağan eden “Yavuz” lakabıyla anılan Sultan Selim’e genel tarihî seyir içinde çok farklı bir konum bahşederler. Sekiz yıl gibi kısa sayılabilecek saltanatı döneminde büyük işlere imza atan Sultan Selim kaynaklarda büyük cihangirler arasında zikredilir ve onların unvanı olan sahip-kıran şeklinde anılır. Yakıştırılan bu anlamda bir başka unvan ise İskender-i zaman, yani zamanın İskender’idir.</p>
<p>Aslında daha önceki hükümdarlar için de sıklıkla geçen bu unvanın Mısır’ı ele geçiren ve Haremeyn’in koruyuculuğunu üstlenen Sultan Selim için kullanılmasının bir başka anlamı vardı. Çünkü o, Büyük İskender gibi zorlu yollara rağmen Mısır’ı hedeflemiş, onun başaramadığını başarmıştı. Üstelik Osmanlı dünyasını alt üst eden Safevi tehdidine set çekmiş, Osmanlı Devleti’nin ana dinamiklerini yeniden ihya edecek temelleri de atmıştı. Fakat kendisinden çok daha büyük başarılar beklenirken kısa süren bir hastalık sonucu vefatı ile her şey değişti; bıraktığı miras ise bir başka büyük cihangir olan Kanuni Sultan Süleyman tarafından büyük bir tehalükle üstlenildi. Bu vesileyle dönemin tarihçisi ve önemli âlimi olan İbn Kemal’in de belirttiği gibi “o, süresi kısa ama gölgesi uzun olan bir ikindi güneşi” gibiydi (“<em>Şems-i asr idi asırda şemsin / Zıllı memdûd olur zamanı kasîr</em>”, X. Defter, s. 16). Gerçekten yaptığı icraatlar sonucu ortaya koyduğu hedeflerin sonraki hükümdarlara yol gösterdiğine ve Osmanlı siyasetinin temelini oluşturduğuna şüphe yoktur.</p>
<p>Safevi tehdidini Çaldıran’da gerilettikten sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun hâkimiyetini sağlayan ve ardından çıktığı uzun Mısır seferinden büyük başarılarla dönen Sultan Selim’in son yılları -dönemin Osmanlı kroniklerinden anlaşıldığına göre- nereye müteveccih olacağı tartışmalı sefer hazırlıklarıyla geçmiştir. Kayıtlara göre uzun bir yolculuktan sonra İstanbul’a ulaşıp burada 10 gün kadar kalan Sultan Selim çok sevdiği Edirne’ye giderek dinlenmeye çekilmişti. 1518 yılının yaz mevsiminde Gelibolu, Tekirdağ, Malkara, İpsala, Dimetoka ve Filibe civarında avlanmakla vakit geçirmekteydi. Fakat Doğu sınırlarındaki gelişmeleri, bu arada Şah Veli’nin sebep olduğu isyanı, yol açtığı karışıklığı dikkatle izlemeyi ihmal etmiyordu. Gereken tedbirlerin derhal alınması için emirler yollamıştı. Edirne’de iken ayrıca Batı’daki siyasî gelişmeleri takip etmiş, gelen elçilerle görüşmüş, Macaristan sınırlarındaki küçük çaplı askerî harekâtlara dikkatini vermişti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2020">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaftanı Geri Vermemek İçin “Yavuz’dan Belge Getirin” Dediler</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/kaftani-geri-vermemek-icin-yavuzdan-belge-getirin-dediler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nuh Albayrak]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2020 06:16:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Hâkimü'l-Haremeyn]]></category>
		<category><![CDATA[Mİmar Sinan]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[tevazuu]]></category>
		<category><![CDATA[Ulemâ]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Sultan Selim Han]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6360</guid>

					<description><![CDATA[Yavuz Sultan Selim Han kutlu müjdeyle gittiği Mısır seferinden stratejik bir zaferle dönüyordu. Adana civarında, yağmur sebebiyle çamur deryasına dönen yolda sohbet ederek ilerlerken Kazasker İbn-i Kemal Hazretlerinin atından sıçrayan çamur padişahın kaftanına isabet eder. İbn-i Kemal’in mahcubiyetini fark eden Yavuz Selim Han, maiyetinden yeni bir kaftan ister ve “Ulemâdan sıçrayan çamur medâr-ı zînet ve bâis-i mefharet olur. Öldüğüm zaman bu kaftanı üzerime örtün” şeklindeki meşhur vasiyetini söyler. Zira İbn-i Kemal müstakbel şeyhülislam, nam-ı diğer müfti’s-sakaleyn’dir. Yani insanların yanı sıra cinlere de fetva vermektedir. Ancak asıl büyüklük, iki cihan serverinin iltifatına mazhar olmuş, saltanatını Hilâfet’le taçlandırmış bir padişahın tevazuudur. Nitekim&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yavuz Sultan Selim Han kutlu müjdeyle gittiği Mısır seferinden stratejik bir zaferle dönüyordu. Adana civarında, yağmur sebebiyle çamur deryasına dönen yolda sohbet ederek ilerlerken Kazasker İbn-i Kemal Hazretlerinin atından sıçrayan çamur padişahın kaftanına isabet eder.</p>
<p>İbn-i Kemal’in mahcubiyetini fark eden Yavuz Selim Han, maiyetinden yeni bir kaftan ister ve “Ulemâdan sıçrayan çamur medâr-ı zînet ve bâis-i mefharet olur. Öldüğüm zaman bu kaftanı üzerime örtün” şeklindeki meşhur vasiyetini söyler.</p>
<p>Zira İbn-i Kemal müstakbel şeyhülislam, nam-ı diğer müfti’s-sakaleyn’dir. Yani insanların yanı sıra cinlere de fetva vermektedir. Ancak asıl büyüklük, iki cihan serverinin iltifatına mazhar olmuş, saltanatını Hilâfet’le taçlandırmış bir padişahın tevazuudur. Nitekim Haremeyn’i de ihtiva eden Mısır fethinden sonra “Hâkimü’l-Haremeyn” olarak ithaf edilen unvanı “Hâdimü’l-Haremeyn” şeklinde değiştirmiştir.</p>
<p>Kaynaklarda “Fevkalade mütevazı, nazik tabiatlı ve zarif sözlü” olarak tanıtılan Sultan, sırf Ehli Sünnet’in bayraktarlığını yaptığı için “merhametsiz ve kan dökücü” gibi iftiralara maruz kalmaktadır. Oysa Batılı elçiler bile raporlarında, “adil bir padişah” olduğunu özellikle vurgulamıştır.</p>
<p>Bu uzun ve meşakkatli seferden sonra bir süre İstanbul’da kalan Yavuz Selim Han, 18 Temmuz 1520 tarihinde Edirne’ye gitmek üzere yola çıkar ancak hastalığı ağırlaştığı için Çorlu’da kalır ve iki aylık ümitsiz tedaviden sonra ahirete intikal eder. 2 bin 500 kilometrelik alev deryasını aşmayı başaran şanlı Yavuz, Edirne’ye varamadan İstanbul’a geri dönmüştür! Mirza Sarayı denilen şimdiki yerine defnedilir. Oğlu (Kanuni) Sultan Süleyman’ın ilk işi, babasının vasiyetini yerine getirebilmek için Mimar Sinan’a bir türbe yaptırmak olur. Cami ve türbe 1522 yılında tamamlanır ve Yavuz Sultan Selim’in “çamurlu kaftan”ı, vasiyetine uygun olarak sanduka üzerine yerleştirilir.</p>
<p>Kaftan yaklaşık beş asır boyunca hiç ayrılmaksızın sahibiyle kalır. Hatta türbenin ziyarete kapatıldığı, camlarının kırılıp viraneye döndüğü CHP diktatörlüğü döneminde bile kaftan oradadır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2020">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sultan Abdülhamid’in İngiltere ile Onur Savaşı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/sultan-abdulhamidin-ingiltere-ile-onur-savasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Nov 2019 06:40:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Gladstone]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Süveyş Kanalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5201</guid>

					<description><![CDATA[Sultan Abdülhamid döneminde büyük devletlerle yapılan diplomatik mücadele aynı zamanda içinde şüpheyi de barındırıyordu. Bilhassa İngiltere’den şüphe duymakta haklı sebepleri vardı, çünkü “Türk ve İslam düşmanı” Başbakan Gladstone’un başında bulunduğu bir İngiltere’ydi karşısındaki. Kırım Harbi yıllarındaki müttefik ve dost İngiltere gitmiş, yerine, önce Kıbrıs’a, sonra da Mısır’a el koyan yırtıcı bir hasım gelmişti. Sultan’ın da İngiliz siyasetini okuma biçimi bu politika değişikliğine paralel olarak değişecekti tabii olarak. Hamleye karşı hamle gerekirdi bu oyunda; hamle yapmadığınızda ise ya uyutma taktiğini devreye sokmanız gerekiyordu ya da büyük taviz yerine küçük tavizi verme oyununu oynamanız. Sultan Abdülhamid de İstanbul’u (başı) kurtarmak için Kıbrıs’ta&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sultan Abdülhamid döneminde büyük devletlerle yapılan diplomatik mücadele aynı zamanda içinde şüpheyi de barındırıyordu. Bilhassa İngiltere’den şüphe duymakta haklı sebepleri vardı, çünkü “Türk ve İslam düşmanı” Başbakan Gladstone’un başında bulunduğu bir İngiltere’ydi karşısındaki. Kırım Harbi yıllarındaki müttefik ve dost İngiltere gitmiş, yerine, önce Kıbrıs’a, sonra da Mısır’a el koyan yırtıcı bir hasım gelmişti.</p>
<p>Sultan’ın da İngiliz siyasetini okuma biçimi bu politika değişikliğine paralel olarak değişecekti tabii olarak. Hamleye karşı hamle gerekirdi bu oyunda; hamle yapmadığınızda ise ya uyutma taktiğini devreye sokmanız gerekiyordu ya da büyük taviz yerine küçük tavizi verme oyununu oynamanız. Sultan Abdülhamid de İstanbul’u (başı) kurtarmak için Kıbrıs’ta (parmak) geçici İngiliz yönetimine içi kanayarak “evet” demişti. Ama İngilizlerin gözünü Kıbrıs da doyurmamıştı. Şimdi de Mısır’a el koymak derdindeydiler. Mısır Hıdivi İsmail Paşa, Sultan Abdülaziz’den dış borç alma imtiyazını kopardıktan sonra çılgınca bir borçlanma sarmalına girmişti. Sonunda borç gırtlağa dayandı ve Paşa, bu kadar parayı ödeyemeyeceğini söyleyerek bu defa, elindeki değerine paha biçilemeyen Süveyş Kanalı hisselerini satılığa çıkardı. Fransa oyuna geç kalmış, İngilizler tahvilleri çoktan kapatmıştı. Ama İsmail Paşa’nın derdine derman olamamıştı cebine koyduğu para. Kahire Sarayı’ndaki sefahat hayatı son sürat devam ediyor, biriken borçlarını ödemeye ise asla yanaşmıyor, kaçınılmaz felaketi hep öteliyordu. Sonuçta Osmanlı Devleti’ne bağlı imtiyazlı bir ülkeydi Mısır ve borçlardan nihai sorumlu, yine Osmanlı Devleti’ydi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasım-2019">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müslüman Kardeşlerin Serencamı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarihin-taniklari/musluman-kardeslerin-serencami/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hilal Görgün]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jul 2019 08:08:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihin Tanıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4681</guid>

					<description><![CDATA[Avrupa’nın 19. yüzyılda kapitalist ve sömürgeci zihniyetle azgın bir şekilde dünyanın dört bir tarafına saldırması, bütün yeraltı ve yerüstü zenginliklerini Batı’ya taşıyıp belli bir güce erişmesiyle Osmanlı’nın paylaşılması demek olan Şark Meselesi’nin ortaya çıkması paralel gelişmelerdir. Osmanlı Devleti üç kıtaya yayılan topraklarından geri çekilerek küçülmeye zorlanırken, terk ettiği topraklar Fransa, İngiltere ve Rusya tarafından işgal edildi. 93 Harbi (1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı) İslam coğrafyası için 19. yüzyıldaki en yıkıcı darbelerden biri oldu ve Osmanlı Devleti bunun akabinde Avrupa, Afrika ve Asya’da büyük topraklar kaybetti. 1882 yılında da İngiltere Urabi Ayaklanması’nı bahane ederek Mısır’ı işgal etti. Mısır bundan sonra uzun süre hukuken&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa’nın 19. yüzyılda kapitalist ve sömürgeci zihniyetle azgın bir şekilde dünyanın dört bir tarafına saldırması, bütün yeraltı ve yerüstü zenginliklerini Batı’ya taşıyıp belli bir güce erişmesiyle Osmanlı’nın paylaşılması demek olan Şark Meselesi’nin ortaya çıkması paralel gelişmelerdir. Osmanlı Devleti üç kıtaya yayılan topraklarından geri çekilerek küçülmeye zorlanırken, terk ettiği topraklar Fransa, İngiltere ve Rusya tarafından işgal edildi.<br />
93 Harbi (1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı) İslam coğrafyası için 19. yüzyıldaki en yıkıcı darbelerden biri oldu ve Osmanlı Devleti bunun akabinde Avrupa, Afrika ve Asya’da büyük topraklar kaybetti. 1882 yılında da İngiltere Urabi Ayaklanması’nı bahane ederek Mısır’ı<br />
işgal etti. Mısır bundan sonra uzun süre hukuken Osmanlı toprağı olmakla birlikte fiilen İngiliz sömürgesi haline geldi. 1. Dünya Harbi’nin başlarında iki devletin karşı karşıya kalmasından sonra İngiltere Mısır’ı himayesi altına aldığını ilân ederek, Mısır hidivine sultan payesi verdi. Fakat bu sultanlık kâğıt üzerinde kalmaktan öteye geçmedi. İngilizler Mısır’daki işgalleri boyunca buradaki halk üzerinde ağır baskılar uyguladılar; çeşitli bahanelerle işkence yapmaktan çekinmediler. Bu zaman zarfında Mısır’da işgal karşıtı pek çok faaliyette bulunulduğunu biliyoruz.<br />
Bunların başında gelen ve Mustafa Kâmil tarafından kurulan Hizbu’l-Vatanî İstanbul’daki padişah ile işbirliğine giderek halkı örgütlemeye çalıştı. 1908’de genç yaştaki vefatından sonra partinin başına Teşkilat-ı Mahsusa üyesi olacak olan Muhammed Ferid geçti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2019">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsyanın Şiiri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/isyanin-siiri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hazem Said Mohammed Montasır]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Dec 2016 22:06:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[1. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=1925</guid>

					<description><![CDATA[Arapların başardığı büyük işlerin unutulmasına mani olan, hatıralarını canlı tutan ve yayan en önemli bilgi kaynaklarındandır şiir. Bilhassa 1. Dünya Savaşı ve Şerif Hüseyin isyanı Arap şairlerin divanlarında önemli bir yer işgal eder. Mısır, Suriye ve Irak’ın en büyük şairlerinin bu konuda pek çok kaside kaleme aldıkları görülür. Bunlar Türklerin tarih ve kültürüne ait edebi birer miras olarak değerlendirilmeli. Fakat iki milletin arasına duvarlar girince bu miras unutulmuş, hatta tersine bir imaj inşa edilmiştir. Bu noktada 1. Dünya Savaşı sırasında şiirleriyle Osmanlı’yı destekleyen Arap şairleri inceleyerek 100 yıllık nefret söyleminin koca bir yalan olduğunu görmek faydalı olacaktır. Batı’nın en büyük&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Arapların başardığı büyük işlerin unutulmasına mani olan, hatıralarını canlı tutan ve yayan en önemli bilgi kaynaklarındandır şiir. Bilhassa 1. Dünya Savaşı ve Şerif Hüseyin isyanı Arap şairlerin divanlarında önemli bir yer işgal eder. Mısır, Suriye ve Irak’ın en büyük şairlerinin bu konuda pek çok kaside kaleme aldıkları görülür. Bunlar Türklerin tarih ve kültürüne ait edebi birer miras olarak değerlendirilmeli. Fakat iki milletin arasına duvarlar girince bu miras unutulmuş, hatta tersine bir imaj inşa edilmiştir.</p>
<p>Bu noktada 1. Dünya Savaşı sırasında şiirleriyle Osmanlı’yı destekleyen Arap şairleri inceleyerek 100 yıllık nefret söyleminin koca bir yalan olduğunu görmek faydalı olacaktır.</p>
<p>Batı’nın en büyük yalanlarından biri, “Araplar 1. Dünya Savaşı’nda Türklere ihanet edip onları arkadan vurmuştur” söylemidir. Aslında bu, Osmanlı’yı yıkan ırkçılık akımlarının ve onları destekleyen Batı’nın eseridir. Bu cümlenin dört unsuru vardır: Arap, Türk, ihanet etme, arkadan vurma. Her biri derin bir acı vererek, açıklanmaya muhtaç olduğunu hissettirir.</p>
<p>Arapların yerleştiği topraklar Fas’tan Basra körfezine kadar uzanan bölgeyi kapsar. Şerif Hüseyin isyanının soysal tabanına baktığımız zaman Arapları temsil etmekten uzak olduğunu görürüz. İngiliz altını ile isyanı desteklemeleri sağlanan Harb, Uteybe ve Cuneyne kabileleri tek başlarına herhangi bir askerî başarı elde edememişlerdir. Mekke Emiri Şerif Hüseyin ve ona bağlı 300-500 bedeviye “Arap” demek doğru değildir. Hele bunların faaliyetlerini Mısır, Libya, Cezayir, Tunus, Filistin, Yemen, Suriye, Irak, Lübnan ve diğer Araplara yüklemek, onları ihanetle suçlamak çok kırıcı bir şeydir. Çünkü Arapların ezici çoğunluğu 1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı’ya sadık kalmıştır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derintarih-ocak2017">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof.Dr. Zekeriya Kurşun: Arap İsyanı Değil Şerif Hüseyin İsyanı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/prof-dr-zekeriya-kursun-arap-isyani-degil-serif-huseyin-isyani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Munise Şimşek]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Dec 2016 22:04:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Memlûk İdarecileri]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=1936</guid>

					<description><![CDATA[Arap coğrafyası 1517’de Osmanlı hâkimiyetine girdikten sonra isyan çıktı mı? Elbette 1517’de “Arap coğrafyası” diye bir bütünlükten söz etmek mümkün değil. Dağınık bir siyasî yapı var. Dolayısıyla Sultan Selim’in Mısır’ı ve Suriye’yi Osmanlı topraklarına katması bir nevi İslam âleminin, özellikle de Arapların toparlanma sürecidir. Ancak bundan sonra Arap dünyası uzun asırlardır kaybettiği siyasî dağınıklıktan kurtulmuştur. Bu dönemde bölgedeki eski birtakım yöneticiler ya da mahallî idareciler alışkanlıklarını sürdürmek adına yeni yönetime isyan ettiler. Canberdi Gazali isyanı bunlardan biriydi. Daha sonra Lübnan coğrafyasında ve başka yerlerde benzer ayaklanmalar olmuştur. Ancak bu isyanların hiçbiri halkı temsil eden geniş tabanlı hareketler değildir. Büyük ölçüde&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Arap coğrafyası 1517’de Osmanlı hâkimiyetine girdikten sonra isyan çıktı mı?</strong></p>
<p>Elbette 1517’de “Arap coğrafyası” diye bir bütünlükten söz etmek mümkün değil. Dağınık bir siyasî yapı var. Dolayısıyla Sultan Selim’in Mısır’ı ve Suriye’yi Osmanlı topraklarına katması bir nevi İslam âleminin, özellikle de Arapların toparlanma sürecidir. Ancak bundan sonra Arap dünyası uzun asırlardır kaybettiği siyasî dağınıklıktan kurtulmuştur. Bu dönemde bölgedeki eski birtakım yöneticiler ya da mahallî idareciler alışkanlıklarını sürdürmek adına yeni yönetime isyan ettiler. Canberdi Gazali isyanı bunlardan biriydi. Daha sonra Lübnan coğrafyasında ve başka yerlerde benzer ayaklanmalar olmuştur. Ancak bu isyanların hiçbiri halkı temsil eden geniş tabanlı hareketler değildir. Büyük ölçüde ya eski Memlûk idarecilerinin mevcut boşluğu doldurmak ve kendi geleneklerini devam ettirmek amacıyla ya da bazı geleneksel güçlerin yeni otoriteyi kabul etmemeleri sebebiyle patlak vermiştir.</p>
<p>Arap coğrafyası gibi geniş bir bölgede istikrarlı bir merkezî idarenin devamı oldukça zordur. Bu, Osmanlı’dan önceki yönetimler için de problemdi, günümüzde de problem. Mevcut siyasî dağınıklığa baktığımızda bunun coğrafyanın kaderi veya tabiatı olduğunu düşünebiliriz. Osmanlı bölgedeki karmaşa ve karışıklığı ortadan kaldırıp Arapları uzun bir aradan sonra siyasî bir çatı altında birleştirmeyi başardı. Bunu bir güvenlik şemsiyesi altında yapmıştı, yani Pax Ottomana (Osmanlı Barışı) ile. Bu şemsiye büyük bir toplumsal kabul gördüğü için büyük ölçekli isyanlar çıkmadı. Çıkanlar da tolere edilebilir boyutlardaydı. Nitekim Osmanlı otoriteleri hiçbir isyandan sonra intikam duygusuyla cezalandırma yöntemine girmediler. Aksine “istimalet politikaları” ile gönül alarak, adaleti temin ederek, yerinde güç kullanarak idareyi sürdürdüler.</p>
<p>Yavuz Sultan Selim ile başlayan Türk-Arap İlişkileri nasıl bir seyir izledi? Şerif Hüseyin’i harekete geçiren şey Arap milliyetçiliği miydi, Hilafet düşüncesi miydi? Fatih Sultan Mehmed Vakıf Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Zekeriya Kurşun cevaplıyor.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derintarih-ocak2017">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
