﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Moğollar &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/mogollar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 31 Aug 2021 14:35:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.7</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Moğollar &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Moğol Tufanını Durduran Türk Zaferi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/mogol-tufanini-durduran-turk-zaferi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Yahya Ayaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2021 05:20:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Abbasî]]></category>
		<category><![CDATA[Eyyûbî]]></category>
		<category><![CDATA[Moğollar]]></category>
		<category><![CDATA[Selahaddin Eyyûbî]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu Devleti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7398</guid>

					<description><![CDATA[İslâm dünyasının büyük sıkıntılarla yüzleştiği 13. yüzyıl, Müslümanlar açısından talihsiz bir dönem olarak kabul edilir. Bir önceki asırda başlayıp süreci ve etkileri devam eden Haçlı istilaları, Moğolların batıya yönelip bazı devletlerin yanı sıra Bağdat’taki Abbâsî Devletini/Hilafetini de (750-1258) ortadan kaldırarak İslâm dünyasını yakıp yıkmaları gibi meşum hadiseler bu yüzyılda gerçekleşmiştir. Doğudan ve kuzeyden Moğollar ile onlara tâbi olan Çukurova ve civarındaki Ermeniler, Suriye sahilleri ve Antakya’da küçük prenslikler kuran Haçlılar, İslâm dünyasının merkez bölgeleri olan Fırat’ın batı kısmıyla Suriye, Mısır ve civarını sarmıştı. Bu sırada Müslüman devletlerin hükümdarları Moğol ve Haçlılarla mücadele için güçlerini birleştirmek yerine birbirleriyle savaşıyorlardı. Moğol istilası&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslâm dünyasının büyük sıkıntılarla yüzleştiği 13. yüzyıl, Müslümanlar açısından talihsiz bir dönem olarak kabul edilir. Bir önceki asırda başlayıp süreci ve etkileri devam eden Haçlı istilaları, Moğolların batıya yönelip bazı devletlerin yanı sıra Bağdat’taki Abbâsî Devletini/Hilafetini de (750-1258) ortadan kaldırarak İslâm dünyasını yakıp yıkmaları gibi meşum hadiseler bu yüzyılda gerçekleşmiştir.</p>
<p>Doğudan ve kuzeyden Moğollar ile onlara tâbi olan Çukurova ve civarındaki Ermeniler, Suriye sahilleri ve Antakya’da küçük prenslikler kuran Haçlılar, İslâm dünyasının merkez bölgeleri olan Fırat’ın batı kısmıyla Suriye, Mısır ve civarını sarmıştı. Bu sırada Müslüman devletlerin hükümdarları Moğol ve Haçlılarla mücadele için güçlerini birleştirmek yerine birbirleriyle savaşıyorlardı. Moğol istilası devam ederken Suriye ve Mısır topraklarında hâkim olan Eyyûbî Devleti (1171-1462), Suriye’de başında meliklerin bulunduğu birçok küçük devletçiğe bölünmüştü ve bu melikler birbirleriyle mücadele içerisindeydi. Selâhaddin Eyyûbî (1171-93) gibi bir İslâm kahramanından sonra onun ayarında bir hükümdar çıkaramayan Eyyûbîler Moğol ilerleyişinin doğuracağı sonuçların tam anlamıyla farkına varamamışlardı.</p>
<p>İslâm dünyasındaki bu feraset eksikliği Moğolların işine yaramış, 13. asrın ilk yarısında Türkiye Selçuklu Devleti’ni (1075-1308) ve dolayısıyla Anadolu’yu hâkimiyeti altına alan Moğollar, yüzyılın ikinci yarısının başlarında da İran ve Azerbaycan’ı istila etmişlerdi. Moğolların batıya doğru ilerleyen güçlerinin başında bulunan Hülâgû (1256-65) söz konusu bölgelerin ardından bu sırada Bağdat ve civarında hüküm süren ve İslâm dünyasının manevî liderliği dışında bir etkinliği kalmayan Abbâsî Devleti’ni hedef almıştı. Bu hedef doğrultusunda 1258 yılında Bağdat’a giren Hülâgû, Abbâsî Devleti’ni ortadan kaldırdığı gibi burada büyük bir katliam da gerçekleştirdi. İslâm dünyasının merkezini tahrip eden Moğolların bu seferki hedefi Suriye ve Mısır topraklarıydı.1</p>
<p>Suriye’de, bahsedildiği gibi önemli bir kısmı şehir devletçikleri hâlinde olan Eyyûbîler hâkim durumdaydı. Mısır’da ise ağırlığını Kıpçak Türklerinin oluşturduğu Bahrî Memlükler grubu, Eyyûbî Devleti’nin Mısır’daki hâkimiyetine son vererek kendi devletlerini kurmuşlardı. Bu grup Eyyûbîlerin Mısır’daki son hükümdarlarından el-Melikü’s-Sâlih Necmeddin Eyyûb (1240-49) tarafından satın alınıp yetiştirilmiş memlüklerden müteşekkildi. Suriye’deki Eyyûbî meliklerinin tehditleri, Haçlı saldırıları, köle-asker (memlük) kökenli olmalarından dolayı yaşadıkları siyasî meşruiyet krizi daha kuruluş döneminde Memlükleri (1250-1517) büyük sıkıntılarla karşı karşıya bırakmıştı. Bütün bu sıkıntılara memlük hizipleri arasındaki çekişmeler ve başka bazı iç problemler de eklendi.2 İçeride bunlar yaşanırken Moğollar Suriye’nin büyük kısmını kısa sürede ele geçirmiş ve Memlük Devleti’ni tehdit etmeye başlamıştı. Memlük Devleti’nin destek alacağı veya dayanışma içine gireceği güçlü bir Müslüman devlet de kalmamış, hatta daha önce Mısır’daki Türkleri tehdit eden ve onlarla defalarca savaşan Eyyûbî melikleri, Moğollara kolayca teslim olmuştu. Bunlar arasında bizzat Hülâgû’nun yanına gidenler, ailesini rehin olarak gönderenler olduğu gibi Moğol güçlerine katılanlar dahi çıkmıştı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2021">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Memlük Devleti Varlığını Bu Zafere Borçludur</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/memluk-devleti-varligini-bu-zafere-borcludur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reuven Amitai]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2021 05:05:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Baybars]]></category>
		<category><![CDATA[Kitbuka]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey Golan]]></category>
		<category><![CDATA[Memlük]]></category>
		<category><![CDATA[Moğollar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7385</guid>

					<description><![CDATA[Memlüklerin Moğollar karşısında zafere -muhtemelen Memlükler dahil herkesi şaşırtmıştı- götüren savaş söz konusu olunca şu soruya cevap aramak gerek: Memlük zaferini hazırlayan sebepler nelerdir? Yalnızca talihin bir oyunu muydu? Yoksa bu netice bir çabanın veya stratejik bir dehanın ürünü müydü? Bu makalede, Memlüklerin zaferi ve Moğolların yenilgisinin veya müteveffa Prof. John M. Smith Jr.’un ifadesiyle, Memlüklerin başarısı ve Moğolların başarısızlığının bazı etkilerini ele alacağız. Savaşın gürültüsü nihayet dinip tozlar yatıştığında, Sultan Kutuz savaş alanında ne buldu? Çok sayıda Moğol cesedi ve bir miktar esir… Diğer Moğollar ise yakındaki tepelere ve (Calut Vadisi dahil) dere yataklarına sığınmışlardı. Bunların da peşine düşüldü&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Memlüklerin Moğollar karşısında zafere -muhtemelen Memlükler dahil herkesi şaşırtmıştı- götüren savaş söz konusu olunca şu soruya cevap aramak gerek:</p>
<p>Memlük zaferini hazırlayan sebepler nelerdir? Yalnızca talihin bir oyunu muydu? Yoksa bu netice bir çabanın veya stratejik bir dehanın ürünü müydü? Bu makalede, Memlüklerin zaferi ve Moğolların yenilgisinin veya müteveffa Prof. John M. Smith Jr.’un ifadesiyle, Memlüklerin başarısı ve Moğolların başarısızlığının bazı etkilerini ele alacağız.</p>
<p>Savaşın gürültüsü nihayet dinip tozlar yatıştığında, Sultan Kutuz savaş alanında ne buldu? Çok sayıda Moğol cesedi ve bir miktar esir… Diğer Moğollar ise yakındaki tepelere ve (Calut Vadisi dahil) dere yataklarına sığınmışlardı. Bunların da peşine düşüldü ve dere yataklarına saklananlar çıkarılan yangınlar yüzünden ya açığa çıktılar veya diri diri yandılar.</p>
<p>Savaş meydanından kaçabilen Moğollar ise kuzeye yönelerek ülkeyi terk ettiler. Yol boyunca da subayları ve Moğol yanlısı yerel kabile mensuplarını yanlarına aldılar. Bölgedeki köylüler ve bedeviler yenilip kaçan Moğolları avlamada üzerlerine düşeni yaptılar. Emir Baybars bir Memlük birliğinin başında Moğolları Suriye’nin kuzeyine kadar takip etti. Ele geçirdikleri ganimetler arasında Moğol garnizonu ile birlikte Suriye’de bulunan Moğol kadınlar ve çocuklar da vardı.</p>
<p>Moğol komutanı Kitbuka’nın savaş meydanındaki ölüler arasında bulunan cesedi oğlu tarafından teşhis edildi. Savaşın nimetlerini paylaşmak veya en azından affedilmek için üç Eyyubî prensi öne çıktı. Hamalı el-Mansur Muhammed Memlüklerin yanında savaşmıştı ve kuzey Suriye’deki prensliğine geri döndürülerek ödüllendirildi. Sabık Humus prensi Melik Eşref Musa Moğolların saflarında savaşmıştı ancak savaş meydanından (Memlüklerle koordineli olduğu açıktı) erken kaçmasından dolayı ödüllendirilmedi. Yine de birkaç yıl sonra Humus’a dönmeyi başardı. Öbür yandan, kuzey Golan’daki Sübeybe ve Baniyas emiri Said Hasan da ödüllendirilmeyip, Moğolları coşkuyla desteklemesi ve savaşın sonuna kadar onların safında savaşması (ve hatta Hıristiyanlığı kabul ettiğine dair dedikodular vardır) nedeniyle ağır biçimde cezalandırıldı ve oracıkta idam edildi.</p>
<p>Kutuz Şam’a ilerledi ve 8 Eylül’de, yani savaştan yalnızca beş gün sonra oraya ulaştı. Moğolların yenildiği haberi bu şehre ulaştığında Hıristiyan karşıtı ayaklanmalar çıkmıştı. Hıristiyanların Moğolları coşkuyla karşıladığı görüldü (oysa Moğolların yerel işbirlikçilerinin hepsi Müslümandı) ve Hıristiyanlar kısa süreliğine -ama aşırı gürültücü bir şekilde- zımmi yasalarının kaldırılmasının sevincini yaşamışlardı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2021">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ALİ EMRE: “MEMLÜK DEVLETİ’NİN GERÇEK KURUCUSU, MÜSLÜMAN ŞARK’IN KALKANI BAYBARS’TIR”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/ali-emre-memluk-devletinin-gercek-kurucusu-musluman-sarkin-kalkani-baybarstir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2021 04:50:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Ayn Calut]]></category>
		<category><![CDATA[Elbistan]]></category>
		<category><![CDATA[Kırım]]></category>
		<category><![CDATA[Memlükler]]></category>
		<category><![CDATA[Moğollar]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7374</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: TAHA KILINÇ   Bizde Memlükleri Osmanlı zaviyesinden değerlendirmek çok yaygın. Sizi, bir roman kahramanı olarak Baybars’ı seçmeye sevk eden neydi? Nûreddin Zengî ile başlayıp Selâhaddîn ile gövdeleşen bir üçlemenin son halkası, son parçası Baybars. Kısa aralıklarla, peş peşe tarih sahnesine çıkan bu büyük önderlerin epeyce ortak noktası var. Suriye ile Mısır’ın merkezde olduğu, hemen hemen aynı topraklarda yaşıyorlar. Davaları ve düşmanları aynı. Baybars döneminde Haçlıların yanına Moğollar da ekleniyor üstelik. Üçü de Türklerin, Arapların, Kürtlerin duyarlı olanlarını bir araya getirerek başarıya ulaşıyorlar. Küresel kapışmaların, süreğen dünya savaşlarının gerçekleştiği 12 ve 13. yüzyılda suyu tersine çevirmeyi başaran adamlar. Bazı Batılı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: TAHA KILINÇ</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Bizde Meml</strong><strong>ükleri Osmanlı zaviyesinden değerlendirmek çok yaygın. Sizi, bir roman kahramanı olarak Baybars’ı seçmeye sevk eden neydi?</strong></p>
<p>Nûreddin Zengî ile başlayıp Selâhaddîn ile gövdeleşen bir üçlemenin son halkası, son parçası Baybars. Kısa aralıklarla, peş peşe tarih sahnesine çıkan bu büyük önderlerin epeyce ortak noktası var. Suriye ile Mısır’ın merkezde olduğu, hemen hemen aynı topraklarda yaşıyorlar. Davaları ve düşmanları aynı. Baybars döneminde Haçlıların yanına Moğollar da ekleniyor üstelik. Üçü de Türklerin, Arapların, Kürtlerin duyarlı olanlarını bir araya getirerek başarıya ulaşıyorlar. Küresel kapışmaların, süreğen dünya savaşlarının gerçekleştiği 12 ve 13. yüzyılda suyu tersine çevirmeyi başaran adamlar. Bazı Batılı tarihçilerin tespitinden hareketle söylersek; Müslümanlığın küçük bir kasaba nüfusuna düşmesini engelleyen, bugün bizim de kendilerine çok şey borçlu olduğumuz önderler. Cihadın yanında ilme ve imara da önem veriyorlar. Aralarında ay farkı olsa da aynı yaşta öldükleri söylenebilir. Ortalama 55 yaş. Üçünün de kabri Şam’da. Üzerleri zamanla örtülmüş olsa da bu üçlüyü, tarihin bizzat kendisi seçmiş aslında.</p>
<p>Kıpçak bozkırından Kahire’ye, kölelikten sultanlığa uzanan çok çarpıcı ve öğretici bir biyografisi; çok ilginç ve renkli, sinematografik bir hayat hikâyesi var Baybars’ın. Ta Mısır’dan kalkıp bugün bizim yaşadığımız topraklara gelen bir Müslüman. Antakya’yı fetheden komutan. Ayn Calut’tan sonra, Elbistan’da da Moğolları tekrar yenen bir savaşçı. Türkmen beyliklerinden cömert elini hiç çekmemiş. İstanbul’daki Müslümanlara hatta Kırım’a yardım göndermiş. Adı hem Doğu’da hem de Batı’da çok iyi bilinmesine rağmen, bizde kendisiyle ilgili müstakil ilmî ve edebî eser yok denecek kadar az. Son aylarda birkaç çalışma çıkmasaydı, kapsamlı ve nitelikli hiçbir şey yok, dahi diyebilirdim. İnsanın kendi yaptığını anlatması, anlatmak zorunda kalması hoş bir şey değil fakat en az 20 yıl sağa sola koşturarak, dil bilenlere yalvararak, iğne ile kuyu kazarak bir birikime ulaştığımı söylemeliyim. Çevirilerin sayısı da şimdi arttı çok şükür. Hâlbuki koca bir kitaplık, devasa bir külliyat oluşmalıydı bugüne kadar. Biraz da kimse yazmadığı için yazdım yani. Yapıp ettiklerinin, gayretlerinin, ulaştığı reçetelerin bugünkü dünya ve Müslüman âlemi için de önemli ve geçerli olduğunu düşündüğüm için tercih ettim. Korkan, dağılan, kendi derdine düşen, büyük acılar içinde kıvranan, küresel bir istilaya maruz kalan bir coğrafyada dik durduğu, kardeşlik ve dayanışma ekseninde çözüm ürettiği, cehdi ve başarılarıyla bize o günlerden selam göndermeye, sufle vermeye devam ettiği için anlatmak istedim Baybars’ı.</p>
<p>Kafasını banıp kalmak, uyuşmak isteyenler için de hazır bekleyen bir mazi vardır muhakkak. Fakat Kur’an’da da gösterildiği gibi, tarih, çeşitli tecrübeler eşliğinde hem bir laboratuvar özelliği taşır hem bir yol bilgisi sunar hem de geleceğe odaklanan zihnimizi uyarıp ateşler. Ben de bir insan ve Müslüman olarak, bir parçası, mensubu olduğum halkın ve ümmetin durumu hakkında düşünüyorum elbette. Yaşananlar karşısında üzülüyorum, çırpınıyorum, ağlıyorum, seviniyorum. Büyük parçalanmışlıklarla, çıkmazlarla karşılaştığımda, baktığım yerlerden biri tarih oluyor. Benzer durumlar geçmişte de var çünkü. Bu roman biraz da bu bakışın, bu aramanın ve bulmanın hasılası. Zorlu şartları bahane ederek kötürümleşen, sinen, uyuşup kalan biri değil Baybars. Tarihi yeniden ve kendi ekseninde hareketlendiren biri. Bizim bugünkü arayışımız, çabamız, çırpınışımız da bundan farklı değil.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Baybars’ın öyküsünü kısaca özetleyecek olursak, hangi hususlar öne çıkıyor? </strong></p>
<p>Bir kısmını, bazı temel yükseltileri biraz önce söyledik. Şöyle devam edelim: 7. Haçlı Seferi ve Ayn Calut zaferindeki büyük katkıları bir yana, 17 yıllık hükümdarlığında 40 seferi var Baybars’ın. Hiçbirinde yenilmemiş. Disiplinli, cevval, üretken. Dur durak dinlemeyen bir önder. Bir gün İskenderiye’de validen yakınan kadınların hakkını arıyor, başka bir gün Kudüs’ün surlarına koymak için sırtında taş taşıyor. Bir gün Medine’de saf tuttuğu gariplerle bir aşevini teftişe gidiyor, başka bir gün Halep’in bir köyünde kadidi çıkmış çobanlarla dertleşiyor. Memlük Devleti’nin gerçek kurucusu. Müslüman Şark’ı, gücü yettiğince o kalkanın gölgesi altında koruyup kollamış. Temizleyip onarmış. Besleyip doyurmuş. Değişmiş, değiştirmiş.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2021">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>7 Soruda Hilâfet Ve Kutsal Emanetler Konuşan: Resul Orman</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/7-soruda-hilafet-ve-kutsal-emanetler-konusan-resul-orman/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Alkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2020 05:56:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Dört halife]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[Moğollar]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Gazi]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Sultan Selim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6338</guid>

					<description><![CDATA[1) Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferine kadar Osmanlı’nın Hilâfet kurumu ile teması ve ilişkisi hakkında ne söyleyebiliriz? Osmanlı Devleti’nin kurucuları Osman Bey ve oğlu Orhan Bey zamanında Cuma ve Bayram hutbelerinde padişahın adından önce, Konya’da bulunan Selçuklu sultanı ile Kahire’deki Abbasî halifesinin adı zikredilmiştir. İslam devletlerinde “hutbe” hâkimiyet sembolüdür. 1335’te Moğolların Anadolu hâkimiyeti son bulana kadar Osmanlı Devleti ve hükümdarlarının Selçuklulara, sonra da Moğollara (İlhanlılara) bağlılığı kabul edilmektedir. 1335 yılından 1516’ya kadar ise padişahın adından önce sadece Kahire’deki Abbasî halifesinin adının zikredildiğini biliyoruz. Bununla birlikte, hilâfet bir müessese olarak Osmanlılara geçmeden önce de padişahlar için “halife” unvanının çeşitli vesilelerle kullanıldığı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1) Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferine kadar Osmanlı’nın Hilâfet kurumu ile teması ve ilişkisi hakkında ne söyleyebiliriz?</strong></p>
<p>Osmanlı Devleti’nin kurucuları Osman Bey ve oğlu Orhan Bey zamanında Cuma ve Bayram hutbelerinde padişahın adından önce, Konya’da bulunan Selçuklu sultanı ile Kahire’deki Abbasî halifesinin adı zikredilmiştir. İslam devletlerinde “hutbe” hâkimiyet sembolüdür. 1335’te Moğolların Anadolu hâkimiyeti son bulana kadar Osmanlı Devleti ve hükümdarlarının Selçuklulara, sonra da Moğollara (İlhanlılara) bağlılığı kabul edilmektedir. 1335 yılından 1516’ya kadar ise padişahın adından önce sadece Kahire’deki Abbasî halifesinin adının zikredildiğini biliyoruz. Bununla birlikte, hilâfet bir müessese olarak Osmanlılara geçmeden önce de padişahlar için “halife” unvanının çeşitli vesilelerle kullanıldığı kayıtlara yansımıştır. Bunlar Yavuz Sultan Selim’den sonraki evrensel Hilâfet iddiasından ziyade, güç ve istiklâl sahibi olan Müslüman bir hâkimin siyasî idarede Hz. Peygamber’in (sas) takipçisi olması veya Araplardaki “emîr” anlamında ulemâ çevrelerinin literatür tercihinden ibarettir. Nitekim Orhan Gazi’nin oğlu Sultan I. Murad’ın akıncı beyi Evrenos Gazi’ye verdiği “sancak” beratında, “<em>Ol vilâyetler, Hak subhanehû ve teâlâ hazretlerinindir, ondan sonra Resûlünündür, ondan sonra Allah subhânehû ve teâlâ hazretlerinin emr-i şerifiyle Resûl Aleyhisselâm’dan sonra halifesinindir</em>” ibaresi kullanılmıştır. Buradaki “halife”nin, “emîr” anlamında Sultan Murad’a nispet ettiği açıktır. Öyle ki, daha sonra Sultan Murad Hüdavendigâr Mısır’a gönderdiği elçi aracılığıyla, Mısır/Abbasî halifesinden hükümetinin şer‘î, yani İslamî kurallara uygun olduğuna dair icazetnâme, kendisine de “Sultan-ı Rûm” unvanı verilmesini istemiştir. Halife de ona istediği icazetnâmeyi verdiği gibi, devletine Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye, saltanat sülâlesine de Hânedân-ı Âl-i Osman denildiğine dair gerekli menşûr ve ber‘atı göndermiştir. Bu geleneğin Yavuz Sultan Selim devrine kadar değişik vesilelerle tekrarlandığı kayıtlara yansır. Dahası, Osmanlı padişahları, Mısır/Abbasî halifeleri ile bir rekabete girmemişlerdir. Osmanlı-Memlûk rekabeti ancak Sultan I. Mehmed (1412-21) devrinden görülmeye başlanır. Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethinden sonra ise fetih, Hilâfet’i bile gölgelemiştir. Fatih’ten itibaren Osmanlı-Memlûk rekabeti zaman zaman savaşlara sebep olmuş, ancak Osmanlı sultanları ile Mısır/Abbasî halifeleri arasında bir rekabet görülmemiştir. Zaten Mısır/Abbasî halifelerinin siyasî güçleri söz konusu olmayıp varlıkları manevîdir. Yavuz Sultan Selim ile Osmanlı padişahları hilâfeti kılıç hakkı olarak kendi unvanları arasına katmış, padişahların hilâfeti, Dört Halife (Hulefâ-yı Râşidîn)’den sonra kurumun kazandığı siyasî görünümden ibaret olmuştur.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2020">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Selçukluları Boğan Moğol Girdabı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/selcuklu-tarihi/selcuklulari-bogan-mogol-girdabi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Alican]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jun 2018 13:54:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Han]]></category>
		<category><![CDATA[Harezmşahlar]]></category>
		<category><![CDATA[Moğollar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3474</guid>

					<description><![CDATA[Cengiz Han 1220’li yılların başında Moğolları tek bayrak altında toplamayı başararak onlardan korkunç bir savaş makinesi meydana getirdi. Kısa süre içerisinde Moğolistan, Mâverâünnehir, Horasan, Azerbaycan ve Kafkasya’yı kontrol altına alacaklar, devrin en kudretli İslam devletlerinden Harezmşahları tarih sahnesinden sileceklerdi. İşgal ettikleri bölgeleri kan deryasına çeviren Moğolların yükselişi Cengiz Han’ın ölümünden sonra da devam etti. Ardılları bir yandan Çin’i işgal ederken diğer yandan batıya doğru ilerlemeyi sürdürdüler. Deşt-i Kıpçak olarak isimlendirilen Karadeniz’in kuzeyini boydan boya geçerek Avrupa’ya ulaşmakla kalmadılar, aynı zamanda İran’ın da altını üstüne getirdiler. Yaklaşık 1,5 asırdan beri Müslüman hükümdarlara kan kusturan Alamut İsmâilîlerini bir çırpıda yok ettiler. 1243’te&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cengiz Han 1220’li yılların başında Moğolları tek bayrak altında toplamayı başararak onlardan korkunç bir savaş makinesi meydana getirdi. Kısa süre içerisinde Moğolistan, Mâverâünnehir, Horasan, Azerbaycan ve Kafkasya’yı kontrol altına alacaklar, devrin en kudretli İslam devletlerinden Harezmşahları tarih sahnesinden sileceklerdi. İşgal ettikleri bölgeleri kan deryasına çeviren Moğolların yükselişi Cengiz Han’ın ölümünden sonra da devam etti. Ardılları bir yandan Çin’i işgal ederken diğer yandan batıya doğru ilerlemeyi sürdürdüler. Deşt-i Kıpçak olarak isimlendirilen Karadeniz’in kuzeyini boydan boya geçerek Avrupa’ya ulaşmakla kalmadılar, aynı zamanda İran’ın da altını üstüne getirdiler. Yaklaşık 1,5 asırdan beri Müslüman hükümdarlara kan kusturan Alamut İsmâilîlerini bir çırpıda yok ettiler. 1243’te meydana gelen Kösedağ bozgunu ile Türkiye Selçuklularına boyun eğdirerek Anadolu’yu, 1258’de de Bağdat’ı işgal ederek Abbâsî coğrafyasını egemenlikleri altına aldılar. Yaklaşık yarım asır devam eden ve önüne çıkan bütün engelleri tarumar eden dev bir fırtınayı andıran bu büyük işgal hareketi, tarihlere Moğol istilası olarak geçti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-haziran2018">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>7 Soruda Moğollar İslam Dünyasına Nasıl Zarar Verdi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/turk-tarihi/7-soruda-mogollar-islam-dunyasina-nasil-zarar-verdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Alican]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Apr 2017 21:10:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türk Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Han]]></category>
		<category><![CDATA[Moğol is­tilası]]></category>
		<category><![CDATA[Moğollar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2340</guid>

					<description><![CDATA[Cengiz Han önderliğinde 1220’li yılların başında tarih sahnesi­ne çıkan Moğollar, yarım asır içerisinde Çin’den Avrupa’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyayı atlarının toynakları altında çiğnemişlerdi. İran, Azerbaycan, Kafkasya, Anadolu, Deşt-i Kıpçak ve Doğu Avrupa’da vahşetin da­ha önce görülmemiş biçimlerini yaşat­tılar. İnsanlığın yüzlerce yıla dayanan sosyal, siyasî, kültürel ve medenî biri­kimini heba ettiler. Öyle ki, Moğol is­tilası sırasında şehirler harap olmuş ve hatta bazıları haritadan silinmişti. 40 milyona yakın insan katledilmiş ve buna paralel olarak azalan karbon sa­lınımı dolayısıyla küresel çapta iklim değişikliği meydana gelmişti. Kısaca­sı Moğolların tarih sahnesine çıkışıyla ölüm, katliam, yıkım, tahribat ve vah­şet gibi kavramlar yeni anlamlar ka­zanmıştı. Devamı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cengiz Han önderliğinde 1220’li yılların başında tarih sahnesi­ne çıkan Moğollar, yarım asır içerisinde Çin’den Avrupa’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyayı atlarının toynakları altında çiğnemişlerdi. İran, Azerbaycan, Kafkasya, Anadolu, Deşt-i Kıpçak ve Doğu Avrupa’da vahşetin da­ha önce görülmemiş biçimlerini yaşat­tılar. İnsanlığın yüzlerce yıla dayanan sosyal, siyasî, kültürel ve medenî biri­kimini heba ettiler. Öyle ki, Moğol is­tilası sırasında şehirler harap olmuş ve hatta bazıları haritadan silinmişti. 40 milyona yakın insan katledilmiş ve buna paralel olarak azalan karbon sa­lınımı dolayısıyla küresel çapta iklim değişikliği meydana gelmişti. Kısaca­sı Moğolların tarih sahnesine çıkışıyla ölüm, katliam, yıkım, tahribat ve vah­şet gibi kavramlar yeni anlamlar ka­zanmıştı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-mayis2017">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
