﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mondros Mütarekesi &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/mondros-mutarekesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 08 Mar 2022 14:29:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Mondros Mütarekesi &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yemen’in Modern Tarihinden Satır Başları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/yemenin-modern-tarihinden-satir-baslari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2022 05:40:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Arap Yarımadası]]></category>
		<category><![CDATA[Kral Abdulazîz]]></category>
		<category><![CDATA[Mondros Mütarekesi]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh Ali Karday]]></category>
		<category><![CDATA[Suudî Arabistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7882</guid>

					<description><![CDATA[Birinci Dünya Savaşı sona erdiğinde, Arap Yarımadası’nın diğer bölgelerinde olduğu gibi, Yemen’de de Osmanlı egemenliği ortadan kalkmıştı. Babası İmam Muhammed’in 1904’teki ölümünden itibaren -Osmanlı himayesi altında- Yemen’i yönetmekte olan İmam Yahya, Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı 30 Ekim 1918’i müteakiben bağımsızlığını ilan etti. Kendisinin kullandığı “el Mütevekkil al’Allah”1 unvanına nispetle, yönettiği toprakları 1926’da “Mütevekkilî Krallığı” haline getiren İmam Yahya, İtalyanlarla anlaşma imzalayarak bağımsızlığının uluslararası düzeyde tanınmasını sağladı. 1930’lar boyunca kuzey komşusu Suudi Arabistan ve güney komşusu İngiltere ile sürekli sınır ihtilafları yaşayan İmam Yahya, “Büyük Yemen” hülyasına sahip bir hükümdardı. Onun zihninde canlandırdığı haritaya, Suudi Arabistan’ın güney kesimleri -Tihâme ve çevresi- ile&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birinci Dünya Savaşı sona erdiğinde, Arap Yarımadası’nın diğer bölgelerinde olduğu gibi, Yemen’de de Osmanlı egemenliği ortadan kalkmıştı. Babası İmam Muhammed’in 1904’teki ölümünden itibaren -Osmanlı himayesi altında- Yemen’i yönetmekte olan İmam Yahya, Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı 30 Ekim 1918’i müteakiben bağımsızlığını ilan etti. Kendisinin kullandığı “el Mütevekkil al’Allah”1 unvanına nispetle, yönettiği toprakları 1926’da “Mütevekkilî Krallığı” haline getiren İmam Yahya, İtalyanlarla anlaşma imzalayarak bağımsızlığının uluslararası düzeyde tanınmasını sağladı.</p>
<p>1930’lar boyunca kuzey komşusu Suudi Arabistan ve güney komşusu İngiltere ile sürekli sınır ihtilafları yaşayan İmam Yahya, “Büyük Yemen” hülyasına sahip bir hükümdardı. Onun zihninde canlandırdığı haritaya, Suudi Arabistan’ın güney kesimleri -Tihâme ve çevresi- ile Umman da dâhildi. Suudi Arabistan ve Umman’ın kısa süre içinde ayrı birer devlet olarak sahneye çıkması bir yana, bizzat Yemen’in güneyi İngiltere’nin işgali altındaydı. İngiltere, 1839’da el koyduğu Aden ve civarını ancak 1967’de Yemen yönetimine terk edecekti. 1934’te Suudi Arabistan’la imzalanan sınır anlaşması ise, İmam Yahya’nın bu ülke topraklarına dair hayallerini rafa kaldırmasına yol açacaktı.</p>
<p>Siyasî rakiplerine karşı oldukça sert bir tutum benimseyen İmam Yahya, 1904’te başlayan ve kesintisiz biçimde 44 yıl devam eden iktidarının ardından, 17 Şubat 1948’de Benû Murâd kabilesinden Şeyh Ali Karday tarafından vurularak öldürüldü. Şeyh Ali, İmam Yahya döneminin yaklaşık 30 yılını hapiste geçirmiş, serbest kalır kalmaz da İmam’ı ortadan kaldırmıştı. Suikastta Yemen Başbakanı Abdullah el Amerî ile İmam Yahya’nın 8 yaşındaki torunu Hüseyin de hayatını kaybetmişti.</p>
<p>İmam Yahya öldürülünce, başdanışmanı Abdullah el Vezîr yönetime el koydu -suikastı bizzat kendisinin organize ettiği iddia edilir-, İmam’ın oğlu Ahmed’i de kendisine yardımcı ve veliaht tayin etti. Abdullah daha sonra Suudi Arabistan Kralı Abdulazîz’e haber göndererek, Yemen’deki yeni hükümeti tanımasını istedi. Kral, muhatap olarak Ahmed’i kabul edeceğini bildirerek, Ahmed’in Abdullah’ı yenmesine yardımcı oldu. Böylece Yemen’in yeni hâkimi İmam Ahmed, Suudi Arabistan’a bütünüyle tâbî ve bağımlı hale geldi.</p>
<p>Yemen’i sonraki 14 yıl boyunca yöneten İmam Ahmed’in Suudi Arabistan’la Mısır arasında kurmaya çalıştığı imkânsız denge, kendisinin ölümünden sonra bu iki ülkenin Yemen topraklarında uzun ve kanlı bir savaşa tutuşmasına yol açacaktı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2022">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Misak-I Millî Yoktur, İstediğimiz Gibi Bir Harita Çizeceğiz</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/misak-i-milli-yoktur-istedigimiz-gibi-bir-harita-cizecegiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cemal Fedayi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2020 12:53:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Misak-ı Millî]]></category>
		<category><![CDATA[Mondros Mütarekesi]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5730</guid>

					<description><![CDATA[100 yıl önce son Osmanlı Meclisi’nde kabul ve ilan edilen Misak-ı Millî, Millî Mücadelenin hedeflerini belirleyen temel bir strateji belgesiydi. Bu belgeyle asgarî sınırlar ve kırmızı çizgiler belirlenmişti. Misak-ı Millî’ye sadakat yemini eden Ankara’daki millî hareket, Misaktaki amaçlara ulaşılıncaya kadar mücadeleye ahd etmişti. Ankara’da açılan TBMM, Misak-ı Millî hedeflerine ulaşılıncaya kadar Meclis’in sürekli açık kalmasını kararlaştırmıştı. Misak-ı Millî net bir sınır çizmemekle birlikte prensip olarak asgari sınırları belirlemişti. Buna göre Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı tarihte (30 Ekim 1918) işgal edilmemiş bütün topraklar vatanın bir parçasıdır. İşgal edilen topraklarda, Arap çoğunluğun bulunduğu bölgelerde referandum yapılacaktır (referandum sonucunda Osmanlı’ya katılmak isterlerse buralar da&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>100 yıl önce son Osmanlı Meclisi’nde kabul ve ilan edilen Misak-ı Millî, Millî Mücadelenin hedeflerini belirleyen temel bir strateji belgesiydi. Bu belgeyle asgarî sınırlar ve kırmızı çizgiler belirlenmişti. Misak-ı Millî’ye sadakat yemini eden Ankara’daki millî hareket, Misaktaki amaçlara ulaşılıncaya kadar mücadeleye ahd etmişti. Ankara’da açılan TBMM, Misak-ı Millî hedeflerine ulaşılıncaya kadar Meclis’in sürekli açık kalmasını kararlaştırmıştı.</p>
<p>Misak-ı Millî net bir sınır çizmemekle birlikte prensip olarak asgari sınırları belirlemişti. Buna göre Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı tarihte (30 Ekim 1918) işgal edilmemiş bütün topraklar vatanın bir parçasıdır. İşgal edilen topraklarda, Arap çoğunluğun bulunduğu bölgelerde referandum yapılacaktır (referandum sonucunda Osmanlı’ya katılmak isterlerse buralar da vatana dâhil olacaktır). İşgal edilen topraklarda çoğunluğun Araplardan oluşmadığı (Osmanlı-İslam çoğunluğunun bulunduğu) bölgeler de vatanın ayrılmaz bir parçasıdır.</p>
<p>Resmî tarih yorumunun görmek istemediği bir nokta vardır: Misak-ı Millî asgari sınırların dışında kalan bölgeleri kendi kaderine terk etmemiş; hattın dışında kalan Müslümanların da birlik ve bütünlüğünü savunmuştur. Misak’ın 1. maddesine göre “…hatt-ı mütareke dâhil ve haricinde dinen, irfânen, emelen müttehid (birleşmiş)” Müslümanlar ayrılık kabul etmez bir bütündür.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2020">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suriye Sınırımızın Tartışmalı Tarihi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-tarih/suriye-sinirimizin-tartismali-tarihi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Nov 2019 05:30:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Cerablus]]></category>
		<category><![CDATA[Erzurum]]></category>
		<category><![CDATA[İtilaf Devletleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kerkük]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis-i Mebusan]]></category>
		<category><![CDATA[Misak-ı Millî]]></category>
		<category><![CDATA[Mondros Mütarekesi]]></category>
		<category><![CDATA[mütarekenâme]]></category>
		<category><![CDATA[ortadogu]]></category>
		<category><![CDATA[Sivas]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5159</guid>

					<description><![CDATA[30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’nde sınırlarla ilgili açık hüküm bulunmamaktadır. Buna rağmen Erzurum ve Sivas kongreleri beyannamelerinin birinci maddesinde yer alan “mütarekenâmenin imza olunduğu 30 Teşrin-i evvel 334 tarihindeki hududumuz dahilinde” ifadesi açıktan olmasa da bir sınırın “tasavvur ve kabul” edildiğini ortaya koymaktadır. Bunun daha açık ifadesi, “İtilâf devletleri tarafından işgal edilmemiş topraklar” olduğu idi. Bu sınırın Wilson ilkeleri ile İtilâf Devletleri’nin Ortadoğu’daki çıkarları göz önünde bulundurularak düşünüldüğü, açıkça belirtilmese de muhakkak idi. Ancak Misâk-ı Millî Beyannamesi’nde daha da ileri gidilerek bu işgal edilmemiş toprakların dışına çıkılarak yeni bir sınır tasavvuru yapılmıştı. Nitekim, 3 Ocak 1920’de Osmanlı Meclis-i Meb’ûsanı’ndaki&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’nde sınırlarla ilgili açık hüküm bulunmamaktadır. Buna rağmen Erzurum ve Sivas kongreleri beyannamelerinin birinci maddesinde yer alan “mütarekenâmenin imza olunduğu 30 Teşrin-i evvel 334 tarihindeki hududumuz dahilinde” ifadesi açıktan olmasa da bir sınırın “tasavvur ve kabul” edildiğini ortaya koymaktadır. Bunun daha açık ifadesi, “İtilâf devletleri tarafından işgal edilmemiş topraklar” olduğu idi. Bu sınırın Wilson ilkeleri ile İtilâf Devletleri’nin Ortadoğu’daki çıkarları göz önünde bulundurularak düşünüldüğü, açıkça belirtilmese de muhakkak idi. Ancak Misâk-ı Millî Beyannamesi’nde daha da ileri gidilerek bu işgal edilmemiş toprakların dışına çıkılarak yeni bir sınır tasavvuru yapılmıştı. Nitekim, 3 Ocak 1920’de Osmanlı Meclis-i Meb’ûsanı’ndaki özel toplantılarda ortaya konulan görüşlere baktığımızda, Misâk-ı Millî’nin sınırlarla ilgili hükümlerini anlamak mümkündü. Çünkü söz konusu milletvekilleri, bir “coğrafî vahdet” kavramından hareket ederek yeni Türkiye’nin güney sınırlarını belirlemekte ve bu sınırın “Anadolu’nun Irak’a uzanmış bir kolunu teşkil eden havali” dedikleri Birecik, Ayıntap, Maraş, Halep ve Kuzey Irak’ı içine aldığını söylemekteydiler. Diğer taraftan, Mustafa Kemal Paşa, 27 Aralık 1919’da Ankara’ya geldikten bir gün sonra Ankaralı ileri gelenlere yaptığı konuşmada, Türkiye’nin güney sınırı için bir sınır tesbiti yapmış ve bu sınır, Kerkük’ü de dahil etmesinden dolayı -çünkü, mütarekede Kerkük, düşman işgali altndaydı- “işgal edilmemiş topraklar” kriterinin dışına çıkan bir tesbit olmuştu. Buna göre sınır “İskenderun körfezi cenubundan Antakya’dan Halep ile Katma istasyonu arasında Cerablus cenubunda Fırat nehrine mülaki olur. Oradan Deyr-i Zor’a iner. Ba’dehu, şarka temdit edilerek Musul, Kerkük ve Süleymaniye’yi ihtiva eder.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasım-2019">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Millî Mücadele 19 Mayıs’ta mı Başlamıştır?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/milli-mucadele-19-mayista-mi-baslamistir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali Satan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Apr 2019 22:08:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[19 Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[Millî Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Mondros Mütarekesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4493</guid>

					<description><![CDATA[19 Mayıs 1919 Millî Mücadele’nin dönüm noktası ve kilometre taşı olmakla beraber başlangıcı değildir. Millî Mücadele Anadolu’da çok daha erken bir zamanda başlamıştır. Millî refleks olarak Anadolu’nun her yanında millî kongreler tertip edilmiş, Müdafaa-yı Hukuk Cemiyetleri kurulmuş ve Millî Mücadele başlatılmış oldu. Mondros Mütarekesi’nden birkaç gün sonra, 5 Kasım 1918’de Kars İslam Şûrası toplandı. Muhtemel işgal bölgeleri ardı ardına bu kongreleri toplamaya devam etti. Millî Mücadele’de toplanan kongre sayısı Bülent Tanör’ün tespitine göre 30’dur. TBMM’nin açılmasından sonra bile kongreler devam etmiş; direniş için kararlar almış, vergi salmış, asker toplamış ve silahlı mücadeleyi başlatmışlardır. Dolayısıyla 19 Mayıs 1919’da M. Kemal Paşa&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">19 Mayıs 1919 Millî Mücadele’nin dönüm noktası ve kilometre taşı olmakla beraber başlangıcı değildir. Millî Mücadele Anadolu’da çok daha erken bir zamanda başlamıştır. Millî refleks olarak Anadolu’nun her yanında millî kongreler tertip edilmiş, Müdafaa-yı Hukuk Cemiyetleri kurulmuş ve Millî Mücadele başlatılmış oldu. Mondros Mütarekesi’nden birkaç gün sonra, 5 Kasım 1918’de Kars İslam Şûrası toplandı. Muhtemel işgal bölgeleri ardı ardına bu kongreleri toplamaya devam etti. Millî Mücadele’de toplanan kongre sayısı Bülent Tanör’ün tespitine göre 30’dur. TBMM’nin açılmasından sonra bile kongreler devam etmiş; direniş için kararlar almış, vergi salmış, asker toplamış ve silahlı mücadeleyi başlatmışlardır. Dolayısıyla 19 Mayıs 1919’da M. Kemal Paşa Samsun’a geçtiğinde Anadolu’nun her yanında o günlerde “çoban ateşleri”ne benzetilen, mücadeleye hazır ve hatta başlamış güçler ve arkasında halk desteği vardı. Sonradan inşa edilen tarihin aksine milletin duyarlılığı, vatanseverliği ve mücadele azmi her şeyin üzerindeydi. Bunu örgütlenerek ispat etmişti. M. Kemal Paşa bu “çoban ateşlerini” bir araya getirip aynı hedefe doğru yöneltmeyi başardı.</span></p>
<p align="justify"><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2019">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Tek Ali Kemal Mondros’a Muhalifti!</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/bir-tek-ali-kemal-mondrosa-muhalifti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Sep 2018 21:16:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[1. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Mondros Mütarekesi]]></category>
		<category><![CDATA[“Hâtime-i Kâbus”]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3816</guid>

					<description><![CDATA[“Tam dört senedir devam eden kâbus-ı menhusdan işte derilerimiz kemiklerimize yapışık, kurumuş ve küçülmüş, fakir ve müstahkar, bî-mecâl ve bir mâtem çıkıyoruz. Artık kan kesildi. Yalnız gözyaşları akacak.” Bu cümleler Cenab Şahabeddin’in Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından üç gün sonra Hadisat gazetesine yazdığı “Hâtime-i Kâbus” adlı yazıdan. Yazar, “kâbus-ı menhus” dediği 1. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden son derece memnun gibi. Hatta bu duruma, “kâbus” dediği savaşın bitmesi anlamında “hâtime-i kâbus” demekten de kendini alamamış. Hiç şüphesiz, bunu sağlayan, Osmanlı Devleti için 1. Dünya Savaşı’nı resmen bitiren/sonlandıran 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi idi. Bu mütareke,  çaresizlikten kaynaklanan bir “mecburiyetin eseri” idi aslında.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Tam dört senedir devam eden kâbus-ı menhusdan işte derilerimiz kemiklerimize yapışık, kurumuş ve küçülmüş, fakir ve müstahkar, bî-mecâl ve bir mâtem çıkıyoruz. Artık kan kesildi. Yalnız gözyaşları akacak.” Bu cümleler Cenab Şahabeddin’in Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından üç gün sonra Hadisat gazetesine yazdığı “Hâtime-i Kâbus” adlı yazıdan. Yazar, “kâbus-ı menhus” dediği 1. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden son derece memnun gibi. Hatta bu duruma, “kâbus” dediği savaşın bitmesi anlamında “hâtime-i kâbus” demekten de kendini alamamış. Hiç şüphesiz, bunu sağlayan, Osmanlı Devleti için 1. Dünya Savaşı’nı resmen bitiren/sonlandıran 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi idi. Bu mütareke,  çaresizlikten kaynaklanan bir “mecburiyetin eseri” idi aslında. Ümit edildi ki, mütareke, tarihçi Akdes Nimet Kurat’ın dediği gibi “İmparatorluğun Son Nefesi” olacaktı. Aksine İtilâf Devletleri, Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti’ni askerî mânâda teslim almayı hedeflemişlerdi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
