﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mora &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/mora/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Sat, 09 Oct 2021 08:08:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Mora &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Osmanlı Şehri Tripoliçe’de 40 Bine Yakın Türk Katledildi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/osmanli-sehri-tripolicede-40-bine-yakin-turk-katledildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zekeriya Kurşun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Oct 2021 08:08:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Balyabadra]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Salaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Mora]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Tripoliçe]]></category>
		<category><![CDATA[Vostitsa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7492</guid>

					<description><![CDATA[Mora Yarımadası’nın ortasında bulunan Tripoliçe (Tripolis/Tropolitza) Akdeniz’de önemli bir güzergâhın üzerindedir. 1460 yılında Osmanlı idaresine giren şehir 18. yüzyılda büyük ölçüde gelişerek Akdeniz’deki en önemli İslâm beldesi olarak tanınmıştır. 1668 yılında şehri ziyaret eden Evliya Çelebi camileri, han ve hamamlarıyla, nüfus ve zenginliğiyle oldukça gelişmiş bir şehirden bahsetmektedir. Şehir 1686-1715 tarihleri arasında Venedik idaresinde kalmış, ancak tekrar Osmanlı idaresine geçerek inşa edilen camiler, tekke, kütüphane ve diğer eserler ile yeniden mamur bir Osmanlı şehrine dönüşmüştür. Şehir Rusya’nın teşviki ile başlayan ilk Mora İsyanı (1770-79) sırasında tahrip edilmiş olsa da tekrar ayağa kalkmıştır. 1821 İsyanından önce yarısı Müslüman olmak üzere şehrin&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mora Yarımadası’nın ortasında bulunan Tripoliçe (Tripolis/Tropolitza) Akdeniz’de önemli bir güzergâhın üzerindedir. 1460 yılında Osmanlı idaresine giren şehir 18. yüzyılda büyük ölçüde gelişerek Akdeniz’deki en önemli İslâm beldesi olarak tanınmıştır. 1668 yılında şehri ziyaret eden Evliya Çelebi camileri, han ve hamamlarıyla, nüfus ve zenginliğiyle oldukça gelişmiş bir şehirden bahsetmektedir. Şehir 1686-1715 tarihleri arasında Venedik idaresinde kalmış, ancak tekrar Osmanlı idaresine geçerek inşa edilen camiler, tekke, kütüphane ve diğer eserler ile yeniden mamur bir Osmanlı şehrine dönüşmüştür. Şehir Rusya’nın teşviki ile başlayan ilk Mora İsyanı (1770-79) sırasında tahrip edilmiş olsa da tekrar ayağa kalkmıştır. 1821 İsyanından önce yarısı Müslüman olmak üzere şehrin nüfusunun 30 bin kadar olduğu kaynaklarda ifade edilir.</p>
<p>Mora Yarımadasında isyan büyüyünce bölgedeki Müslüman askerler ile ahâli kalelere kapanmak zorunda kalmışlardı. Ancak yeterli yardım ulaşmadığı için bu kaleler birer birer isyancıların eline geçmiş veya içinde yaşayan Müslüman Türkler muhasara altına alınmıştı. Yaklaşık bir ay içinde vilayet merkezi Tripoliçe hariç bütün Mora isyancıların eline geçti. Tripoliçe aylarca isyancılara direndi. Bu arada isyancıların eline geçen Müslüman ahâli öldürülüp malları yağmalandı.</p>
<p>Daha Mart 1821 ortalarından itibaren Mora taraflarında isyancılar tertibat almış ve Müslüman ahâlinin yaşadığı yerlerin birbiriyle irtibatını kesmişti. 23 Mart’ta Mora’dan Hüseyin Salaroğlu, ulaşıp ulaşmayacağından emin olamadığı bir mektubu, Balyabadra’ya gönderdiğinde çoluk çocuklarıyla birlikte bütün Müslüman ahalinin tehlike altında olduğunu, mektubu alanların bu haberi mümkün olan her yere ulaştırmalarını istiyordu. Aynı sırada Balyabadra Voyvodası Şakir Ahmet Ağa da Mora’da Mustafa Bey’e gönderdiği bir mektupta, meseleyi biraz da hafife alarak, ahâlinin ve kimi ulemanın korkudan kalelere sığınmaya başladıklarını yazıyordu. Bu ilk çelişkili feryatların ardından asıl “Mora Hıristiyanlarının” isyan haberini ve hazırlıklarını Mora Vali Vekili Salih Ağa veriyordu. Mora isyanını anlatan Yunan kaynaklarının da ittifak ettikleri Vostitsa’da bir manastırda toplanan piskopos ve bazı metropolitlerin isyan için Rumlara beyannameler göndererek onların Müslümanlara saldırmalarını teşvik ediyorlardı. Bu yüzden Tripoliçe’ye giden yollar tutulmuş, Müslüman ahâli baskı altına alınmıştı. Mektup Sultan’a kadar ulaşmış, o da üzerine düştüğü hatt-ı hümâyûnunda bu bilgilerin Rum Patriği ile paylaşılmasını ve onun bölgeye vekiller gönderip konuyu araştırmasını istemiştir. Muhtemelen bu hadise Patriğin idamına giden süreci de başlatmıştır. Bu meselede asıl yetkili olan kişi Hurşid Paşa’ydı. O, İstanbul’a yazdığı şukkasında, isyan haberlerini doğrularken önerdiği tedbir, Balyabadra’da bulunan Kapudâne Ali Bey’in birkaç gemiyi Mora’ya göndermesini istemekten ibaret idi. Oysa Ali Bey, edindiği istihbaratla Müslüman ahâlinin kuşatma altında olduklarını bildiriyor ve o tarafa asker sevki için yeterli kayığın olmadığını yazıyordu. Bir çare olarak, o sırada Ülgünlü Hüseyin’in idaresindeki şalope ile asker gönderilecek ve yeni kayıklar buldukça da asker sevk edilecekti. Hülasa başta eski sadrazam yeni Rumeli Valisi Hurşid Paşa olmak üzere, diğer görevliler ve denizciler yazışma ve göstermelik tedbirler ile uğraşırken isyan büyüyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2021">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Mora’daki Soykırım Ancak Öldürecek Başka Türk Kalmadığında Sona Erdi”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/moradaki-soykirim-ancak-oldurecek-baska-turk-kalmadiginda-sona-erdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[William St. Clair]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Oct 2021 08:02:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Kalamata]]></category>
		<category><![CDATA[Mora]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Romenler]]></category>
		<category><![CDATA[Rum Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Slavlar]]></category>
		<category><![CDATA[Venedik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7485</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu’nun Rum nüfusu, isyandan evvelki yıllarda önceki dönemlere göre birçok açıdan çok daha iyi durumdaydılar. Zengin ve eğitimli Rumlar açısından Osmanlı Devleti’nin yönetim kademelerinde ilerleme şartları iyileşiyordu. Devlet kurumlarında kendilerine ayrılan makamların sayısı düzenli olarak artıyor, bunlardan bir kısmı miras olarak intikal ediyordu. İki Tuna vilayetinde Romenler ve Slavlar münhasıran Yunanlar tarafından yönetiliyordu. Kalabalık Rum tüccar sınıfı güçleniyordu; dış ticaret ve gemicilik büyük ölçüde Rumların elindeydi. Gelişen ve oldukça zengin olan Rum kolonileri batı Avrupa ve güney Rusya şehirleri ve limanlarına yerleşiyorlardı. İmparatorluğun Rumların çoğunlukta olduğu bölgelerinde, Türklerin müdahalesinden büyük oranda bağımsız kendi belediyeleri vardı. Patrikhanesi İstanbul’da bulunan Rum&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı İmparatorluğu’nun Rum nüfusu, isyandan evvelki yıllarda önceki dönemlere göre birçok açıdan çok daha iyi durumdaydılar. Zengin ve eğitimli Rumlar açısından Osmanlı Devleti’nin yönetim kademelerinde ilerleme şartları iyileşiyordu. Devlet kurumlarında kendilerine ayrılan makamların sayısı düzenli olarak artıyor, bunlardan bir kısmı miras olarak intikal ediyordu. İki Tuna vilayetinde Romenler ve Slavlar münhasıran Yunanlar tarafından yönetiliyordu. Kalabalık Rum tüccar sınıfı güçleniyordu; dış ticaret ve gemicilik büyük ölçüde Rumların elindeydi.</p>
<p>Gelişen ve oldukça zengin olan Rum kolonileri batı Avrupa ve güney Rusya şehirleri ve limanlarına yerleşiyorlardı. İmparatorluğun Rumların çoğunlukta olduğu bölgelerinde, Türklerin müdahalesinden büyük oranda bağımsız kendi belediyeleri vardı. Patrikhanesi İstanbul’da bulunan Rum Kilisesi çok geniş ayrıcalıklara sahip olup imparatorluk yönetiminin ayrılmaz bir parçasıydı. Hatta Rum köylüler bile imparatorluğun Müslüman tebaası için büyük çilelere yol açan askerlik gibi bazı yükümlülüklerden muaf oldukları düşüncesiyle teselli bulabiliyorlardı. Gözlemciler Rumların isyan öncesinde Katolik İrlandalılardan daha talihli oldukları kanaatindedir.</p>
<p>Yunanistan’ın birçok bölgesinde Yunanlar ve Türkler birlikte, dostça bir ortamda yaşıyorlardı. Mora yarımadasının bazı kısımlarında nüfus tamamen Yunanlardan oluşurken, bazı kısımlarında Türklerden müteşekkildi. Türk garnizonları oldukça küçüktü ve iç güvenliğe pek ihtiyaç olmadığından, eğitimlerini uzun süredir ihmal ediyorlardı. Kaleler bakımsızlıktan çöküyordu; bazı yerlerde tek silahları Venediklilerden kalan tüfek ve barutlardı. Kimi Türkler o kadar uzun süredir Yunanlar arasında yaşıyordu ki, artık Türkçe konuşamıyorlardı. Yunan İsyanı tarihi yazılırken, Yunanların gerekçe arayışı içinde Türklerin zulmüne örnek gösterdikleri -çocuklarının Yeniçeri olarak yetiştirilmek üzere ellerinden alınması gibi- birçok durum, isyandan uzun süre önce uygulamadan kalkmıştı. (…)</p>
<p>Tripoliçe 5 Ekim 1821 tarihinde Yunanların eline geçti. Yalnızca 20 civarında Avrupalı topçu vardı. Kalamata’dan gelmekte olan 50 kadar topçu ise zamanında yetişemediler. İpsilantis ve alayı daha önce korkunç şartlar altındaydı. Paraları tükenmiş, alayın üniformaları eskimişti. Askerlerin çoğu artık yaya idi ve ikmal yokluğu nedeniyle açlıktan ölmek üzereydi. İpsilantis ani bir kararla, düşmek üzere olduğu yönündeki söylentilere güvenerek, Patra’ya (Balyabadra) yürümeye başladı. Olaylar kontrolünden çıkmış gibi görünüyordu. Onun yokluğunda, Teodoros Kolokotronis ve diğer subaylar Türklerle teslim şartlarını müzakere etmeye başlamışlardı. Arnavutlar ayrı bir antlaşma yaptılar. Silahlarıyla birlikte Epir’e gitmek üzere ayrılmalarına izin verildi. Böylece müdafaanın gücü büyük ölçüde zayıfladı.</p>
<p>Zengin Türkler güvenliklerinin sağlanması için bedel ödemeyi teklif ederken, kaleler içindeki diğer gruplar isyan öncesinde tanıdıkları Yunan liderleriyle anlaşmalar yaptılar. Yağma için bekleyen silahlı Yunanlar, geceleri kasabalardan çıkan eşya yüklü at arabalarını fark ettiler. Yunan liderleri sürekli olarak Türklerle müzakere yapmak için gelip gidiyorlardı. Resmî bir teslim antlaşması yapılıp yapılmadığının pek bir önemi yoktu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2021">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
