﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Moskova &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/moskova/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Wed, 09 Mar 2022 07:57:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Moskova &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Enver Paşa Hiç Anlaşılmamış Bir İsim</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/enver-pasa-hic-anlasilmamis-bir-isim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derin Tarih]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Mar 2022 07:57:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Komünist Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Lisans]]></category>
		<category><![CDATA[Moskova]]></category>
		<category><![CDATA[Slav Dili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7968</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: DERİN TARİH Enteresan bir kariyer yolculuğunuz var. Oradan başlayalım mı? Lisans eğitimimi Harvard Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Slav Dilleri ve Edebiyatı alanında tamamladım. O dönemde daha çok uluslararası ilişkilerle, ayrıca Rus dili ve tarihiyle ilgileniyordum. Lisans eğitimim sırasında Moskova Çelik ve Alaşım Enstitüsü’nde bir yaz boyunca Rusça dersleri aldım, sonraki dönem Moskova Komünist Partisi Yüksek Okulu’nda Rusça eğitim gördüm, Rusça dersleri aldım, yani oraya Marksizm ya da Komünizm ile ilgili ders almak üzere gitmedim. Daha sonra, okulun Komünist partisi ile ilişkisi kesildiği için, Parti Yüksek Okulu’nda ders alan ilk ve son Amerikalı grubun bir parçasıydım. Moskova’da iki yıl bir&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: DERİN TARİH</strong></p>
<p>Enteresan bir kariyer yolculuğunuz var. Oradan başlayalım mı?</p>
<p>Lisans eğitimimi Harvard Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Slav Dilleri ve Edebiyatı alanında tamamladım. O dönemde daha çok uluslararası ilişkilerle, ayrıca Rus dili ve tarihiyle ilgileniyordum. Lisans eğitimim sırasında Moskova Çelik ve Alaşım Enstitüsü’nde bir yaz boyunca Rusça dersleri aldım, sonraki dönem Moskova Komünist Partisi Yüksek Okulu’nda Rusça eğitim gördüm, Rusça dersleri aldım, yani oraya Marksizm ya da Komünizm ile ilgili ders almak üzere gitmedim. Daha sonra, okulun Komünist partisi ile ilişkisi kesildiği için, Parti Yüksek Okulu’nda ders alan ilk ve son Amerikalı grubun bir parçasıydım.</p>
<p>Moskova’da iki yıl bir hukuk bürosunda çalıştım, daha sonra hukuk ya da işletme eğitimi almak istemediğimi anladım. Hayat bu işler için çok kısa diye düşündüm! Bunun yerine doktora yapmaya karar verdim. Doktoramı siyaset bilimi alanında uluslararası ilişkiler üzerine yapmayı planlıyordum. Harika bir uluslararası ilişkiler geleneğine sahip olan Columbia Üniversitesi’nde çalışmalarıma başladım. Siyaset bilimcilerin metodolojileri ve tarihçilere dönük güçlü eleştirileri üzerine çalışmalar yürüterek engin tecrübeler elde ettim. Siyaset bilimciler bir kural olarak nedensellik meselesi üzerine keskin bir dikkatle kafa yorarlar; ayrıca tanımlar söz konusu olduğunda daha katıdırlar. Tarihçilerinse bu iki husus hakkında da meşhur bir baştan savma halleri vardır. Ne var ki Amerikan siyaset biliminin pozitivizmini naif, varsayımlarını ise dar kafalı buldum. Bu varsayımların neredeyse tek sebebi yalnızca İngilizcedeki kaynaklara ve nicel verilere önem vermeleriydi.</p>
<p>Yüksek lisansa başladığımda Rusça bilgimi tamamlamak için Türkçe öğrenmek istiyordum. Türkiye ile ilgili çalışmaları okuduğumda geç dönem Osmanlı tarihine hayran kaldım ve çalışmak istediğim alanın bu olduğuna karar verdim. Daha sonra Princeton Üniversitesi Yakın Doğu Çalışmaları Bölümü’ne kabul edildim. Görev yaptığım Princeton’a dönmeden önce Harvard’da Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nde iki yıl fellow olarak çalıştım.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2022">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>PAUL ROBERT MAGOCSİ: NE DİYORDU STALİN: “HALK YOKSA PROBLEM DE YOK!”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/paul-robert-magocsi-ne-diyordu-stalin-halk-yoksa-problem-de-yok/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Kocukeli Özbay]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 May 2021 08:47:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Britanya]]></category>
		<category><![CDATA[Çarlık Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Moskova]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Tatar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7083</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: ÖZLEM KOCUKELİ ÖZBAY Kırım’ın 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’yla Osmanlı Devleti’ne bağlılığına son verilmesinin ardından 1783’te Rusya tarafından ilhakı hangi gerekçeye dayandırılmıştı? Osmanlı Devleti’nin bu süreçte yaşananlara karşı reaksiyonu ne oldu? Her şey jeopolitikle ilgilidir. Rusya İmparatorluğu’nun halefi olan Moskova Çarlığı (Rusya Çarlığı), karayla kuşatılmış, denize ulaşımı olmayan bir ülke idi. Moskova Knezliği’nin denize tek ulaşımı kuzeydendi; ancak o bölgede de sular yılın büyük bir kısmında donmuş haldeydi. Sıcak su limanlarına ulaşmak, Moskova Knezliği’nin ve daha sonra da Rusya’nın başlıca hedefi haline gelmişti. Rusya batıda Baltık Denizi’e eriştikten sonra, güneyde Karadeniz’e ulaşmak üzere işe koyuldu. Burada Osmanlı İmparatorluğu ile çatışması&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: ÖZLEM KOCUKELİ ÖZBAY</strong></p>
<p><strong>Kırım’ın 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’yla Osmanlı Devleti’ne bağlılığına son verilmesinin ardından 1783’te Rusya tarafından ilhakı hangi gerekçeye dayandırılmıştı? Osmanlı Devleti’nin bu süreçte yaşananlara karşı reaksiyonu ne oldu?</strong></p>
<p>Her şey jeopolitikle ilgilidir. Rusya İmparatorluğu’nun halefi olan Moskova Çarlığı (Rusya Çarlığı), karayla kuşatılmış, denize ulaşımı olmayan bir ülke idi. Moskova Knezliği’nin denize tek ulaşımı kuzeydendi; ancak o bölgede de sular yılın büyük bir kısmında donmuş haldeydi. Sıcak su limanlarına ulaşmak, Moskova Knezliği’nin ve daha sonra da Rusya’nın başlıca hedefi haline gelmişti. Rusya batıda Baltık Denizi’e eriştikten sonra, güneyde Karadeniz’e ulaşmak üzere işe koyuldu. Burada Osmanlı İmparatorluğu ile çatışması gerekiyordu. Bu nedenle 17. yüzyıldan 18. yüzyılın sonlarına kadar Moskova/Rusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında bir dizi savaş gerçekleşti. Rusya er ya da geç Kırım Hanlığı dâhil Osmanlı topraklarının Çarlık Rusya’sı tarafından ilhak edileceğine inanıyordu.</p>
<p>İlhak yöntemleri farklılık gösterse de, sonuç kaçınılmaz olarak aynıydı. 1770’li yıllarda sahnelenen senaryo şu şekildeydi: Kırım hanı ve nüfuzlu Şirin aşireti, Rusya Çariçesi II. Katerina’ya bağlılıklarını bildirdiler. Çarlık orduları Kırım’ı işgal ettiler ve Kırım’ın bağımsız bir devlet olduğu ilan edildi. Osmanlılar Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım’ın bağımsızlığını tanıdı. Ancak aradan 10 yıl geçmeden II. Katerina Kırım’ın Rusya’ya ilhakını emretti (1783). Son tahlilde bunlar yalnızca ayrıntıdan ibaretti. Zira Moskova Knezliği/Rusya daima sıcak su limanlarını elde etmeyi istiyordu. Bu ilhak ile Kırım’da ve Karadeniz’in kuzey kıyılarında birkaç limana sahip olmuşlardı.</p>
<p>Elbette Rusya Osmanlı İmparatorluğu’nu Avrupa’dan çıkarana kadar durmayacaktı. Belki de Katerina’nın “Yunan Projesi”ni -Rus imparatorluk hanedanı tarafından yönetilecek Bizans İmparatorluğu’nun yeniden kurulması- gerçekleştirebileceklerdi. Bu emeline ulaşamamasının nedeni, Büyük Britanya ve Fransa’nın yardımıyla, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1. Dünya Savaşı’na kadar hayatta kalmayı başarabilmesiydi.</p>
<p><strong>1774’ten 1944’e kadar geçen 170 yılda Rusya Tatar topraklarında neyi hedefledi? Bu hedefe ulaşmak için takip ettiği sistematik program neyi içeriyordu? Bu süreçte Tatar kimliği, dili, kültürü ne tür yaralar aldı? </strong></p>
<p>1783 yılında başlayan Rus yönetimi altında, Kırım Tatarları ve kültürleri istikrarlı biçimde geriledi. 1775 yılında Tatarlar Kırım nüfusunun yüzde 88’ini oluştururken,  20. yüzyılın başlarında, Çarlık Rusya’sının son yıllarında bu oran yüzde 30’a kadar düştü. 1944 yılına gelindiğinde, çeyrek asırlık Sovyet Rusya’sı yönetimi sonrasında bu oran sıfıra inmiş, Kırım’da artık hiç Tatar kalmamıştı. İstikrarlı gerileme ve sonunda Tatarların Kırım’dan silinmesinin nedeni, birkaç göç dalgası idi. Bunların en büyüğü Kırım Savaşı’nın sona ermesinden (1854) sonraki 10 yıl içinde gerçekleşti ve bu göçte 140.000’den fazla Kırım Tatarı Osmanlı İmparatorluğu topraklarına, ya Balkanlara (günümüzün Romanya ve Bulgaristan’ı) veya Anadolu’ya göç etti.</p>
<p>Kırım’da kalan Tatarlar ise çeşitli ayrımcılıklara maruz kaldılar. Camileri ve diğer kültür eserleri çürümeye terk edildi, zira çarlık otoriteleri Kırım’ı Ortodoks Hıristiyan toprağına çevirmeyi amaçlıyordu. Hersonesos (günümüzün Sivastopol’u) 10. asırda Kiev Büyük Prensi Vladimir’in vaftiz edildiği yer olması itibariyle, Çarlık Rusya’sının Kırım’ı Hıristiyanlaştırma amacının başladığı yer oldu. Çarlık Rusya’sındaki Hıristiyanlık ideolojisinin yerini Sovyet Rusya’sının ateist Marksist-Leninist ideolojisi aldı. İdeoloji değişikliğine rağmen Kırım Tatarlarının durumu daha da kötüleşti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2021">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karantinada Yazılan Tarih</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/karantinada-yazilan-tarih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Benjamin Welton]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2020 10:56:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Aleksandr Puşkin]]></category>
		<category><![CDATA[Moskova]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[Shakespeare]]></category>
		<category><![CDATA[Viladimir Lensky]]></category>
		<category><![CDATA[Yevgeni Onegin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5897</guid>

					<description><![CDATA[1- Puşkin’e Yevgeni Onegin’i yazdıran kolera Rusya’nın Shakespeare’i Aleksandr Puşkin’in (1799-1837) en büyük eserlerinden olan manzum romanı Yevgeni Onegin (Eugene Onegin) Saint Petersburg’ta yaşayan zengin ve şımarık aristokrat Yevgeni Onegin’in hayatını anlatır. Onegin şehrin baloları ve danslarına katılmaktan sıkılınca, ölen amcasının kırsaldaki çiftliğine taşınmaya karar verir. Orada şair Viladimir Lensky ve hayatı boyunca sürecek olan saplantısı, güzeller güzeli Tatyana Larina ile karşılaşır. Puşkin’in kendisi de Yevgeni Onegin gibi çıtkırıldım biriydi. Ne zaman hastalansa o zaman yazmaya yönelirdi. 1830 yılı sonbaharında Moskova’da korkunç bir kolera salgını patlak verince, ailesinin kırsaldaki çiftliğinde kalmaya başladı. Orada inzivaya çekilen Puşkin, başta Yevgeni Onegin olmak&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1- Puşkin’e Yevgeni Onegin’i yazdıran kolera</strong></p>
<p>Rusya’nın Shakespeare’i Aleksandr Puşkin’in (1799-1837) en büyük eserlerinden olan manzum romanı Yevgeni Onegin (Eugene Onegin) Saint Petersburg’ta yaşayan zengin ve şımarık aristokrat Yevgeni Onegin’in hayatını anlatır. Onegin şehrin baloları ve danslarına katılmaktan sıkılınca, ölen amcasının kırsaldaki çiftliğine taşınmaya karar verir. Orada şair Viladimir Lensky ve hayatı boyunca sürecek olan saplantısı, güzeller güzeli Tatyana Larina ile karşılaşır. Puşkin’in kendisi de Yevgeni Onegin gibi çıtkırıldım biriydi. Ne zaman hastalansa o zaman yazmaya yönelirdi. 1830 yılı sonbaharında Moskova’da korkunç bir kolera salgını patlak verince, ailesinin kırsaldaki çiftliğinde kalmaya başladı. Orada inzivaya çekilen Puşkin, başta Yevgeni Onegin olmak üzere dünya edebiyatına damga vuracak eserlerini kaleme aldı.</p>
<p><strong>2- Salgın yılları Shakespeare’in en üretken dönemi oldu</strong></p>
<p>William Shakespeare’in (1564-1616) hayatı boyunca Avrupa kıtası veba salgınlarıyla boğuşmuştu. Doğduğu yıl yaşanan veba sırasında Stratford-upon-Avon’da hayatta kalan az sayıda insandan biriydi. Ünlü biyografi yazarı Jonathan Bate, veba sırasında yaşadıklarının Shakespeare’in hayatı ve eserlerinin en belirleyici yönü olduğunu kaydeder. Veba, Romeo ve Juliet dâhil Shakespeare’in eserlerinden birkaçında geçmektedir. Shakespeare’in en üretken dönemi 1605-1606 yılları arasında Kral Lear, Machbet, Antonius ve Kleopatra’yı yazdığı dönemdir. Bugün bu üretkenliğin sebebinin, söz konusu dönemde İngiltere’de yaşanan veba salgını ve Shakespeare’in karantina hayatı olduğu tahmin ediliyor.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2020">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Klasik Devirde Osmanlı Taşra Teşkilatı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/osmanli-tarihi/klasik-devirde-osmanli-tasra-teskilati/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ekrem Buğra Ekinci]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Feb 2020 02:45:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu Selçuklu Sultanı]]></category>
		<category><![CDATA[Baltık Denizi]]></category>
		<category><![CDATA[Hind Okyanusu]]></category>
		<category><![CDATA[mâmelek]]></category>
		<category><![CDATA[Memâlik-i Osmaniyye]]></category>
		<category><![CDATA[Moskova]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5522</guid>

					<description><![CDATA[Memâlik-i Osmaniyye’nin, yani Osmanlı memleketlerinin esasını Anadolu Selçuklu Sultanı’nın Ertuğrul Gazi’ye verdiği Söğüt ve Domaniç’i içine alan küçük bir mikdar uç beylik toprağı teşkil eder. Zamanla Rumeli ve Anadolu’da yeni yerler fethedilip memleket genişlemiş; 16. asrın sonunda en geniş sınırlara ulaşılmıştır. Devletin en güçlü olduğu bu devirde hudut batıda Viyana banliyöleri ile Atlas Okyanusu’na, kuzeyde Baltık Denizi ile Moskova varoşlarına, doğuda Hazar Denizi’ne, güneyde de Afrika ortaları ile Hind Okyanusu’na uzanıyordu. Osmanlı Devleti’nin esaslarından birini gazâ ruhu teşkil eder ki, İslam dininin dünyanın en ücra köşesinde işitilmesini temin etmekten ibarettir. Fetihler yeni yerleri zapt etmek, ahalisini esir, mallarını ganimet edinmek&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Memâlik-i Osmaniyye’nin, yani Osmanlı memleketlerinin esasını Anadolu Selçuklu Sultanı’nın Ertuğrul Gazi’ye verdiği Söğüt ve Domaniç’i içine alan küçük bir mikdar uç beylik toprağı teşkil eder. Zamanla Rumeli ve Anadolu’da yeni yerler fethedilip memleket genişlemiş; 16. asrın sonunda en geniş sınırlara ulaşılmıştır. Devletin en güçlü olduğu bu devirde hudut batıda Viyana banliyöleri ile Atlas Okyanusu’na, kuzeyde Baltık Denizi ile Moskova varoşlarına, doğuda Hazar Denizi’ne, güneyde de Afrika ortaları ile Hind Okyanusu’na uzanıyordu. Osmanlı Devleti’nin esaslarından birini gazâ ruhu teşkil eder ki, İslam dininin dünyanın en ücra köşesinde işitilmesini temin etmekten ibarettir. Fetihler yeni yerleri zapt etmek, ahalisini esir, mallarını ganimet edinmek maksadıyla yapılmış değildir. Osmanlı Devleti için sömürgecilik meçhul bir mefhum olduğundan fethedilen ülkelerin bir kısmı vatan edinilip vilâyet hâline getirilmiş, bir kısmına da hükümeti başında bırakılarak ‘tâbi devlet’ statüsü tanınmıştır. Bazılarının taşıdığı kanaatin aksine memleket arazisi padişahın mülkü değildir. Eski metinlerde geçen ‘mülk’ sözü, mâmelek (mal varlığı, patrimoine) değil, memleket (meliklik, hâkimiyet) mânâsına gelir. Osmanlı hukukunda şahsî mülkiyet en geniş şekliyle kabul edilmiştir. Padişahın kendisine ait mülkü elbette vardır. Memleketin bir kısmı şahısların mülkü olup bir kısmı da devlete aittir. Bu kısma mîrî toprak denir. Devlete ait toprak üzerinde padişah maslahata göre tasarruf eder. Bu, onun mülkü olduğu mânâsına gelmediği gibi şahsî mülk üzerinde tasarruf hakkı sadece mâlikine aittir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2020">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
