﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Müslüman &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/musluman/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Mar 2023 08:27:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Müslüman &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hz. Yuşa’nın Türbesine Haham Gömülürse&#8230;</title>
		<link>https://www.derintarih.com/mercek/hz-yusanin-turbesine-haham-gomulurse/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Atasoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Mar 2023 08:27:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mercek]]></category>
		<category><![CDATA[bağdat]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Yuşa Aleyhisselâm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9182</guid>

					<description><![CDATA[Bağdat’ta Yuşa Aleyhisselâm’a nispet edilen türbe, Müslümanlar nazarında hayli kıymetli olduğu gibi, Yahudilerin de gözlerini diktiği bir nokta idi. Müslüman kabristanında yer alan türbe, zaman zaman garip hadiselere sahne oluyordu. Yahudiler, birkaç defa gizlice hahamlarını türbeye defnetmiş, durumu fark eden Müslümanlar ise derhal gereğini yapmıştı. &#160; Devamı Derin Tarih Mart Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bağdat’ta Yuşa Aleyhisselâm’a nispet edilen türbe, Müslümanlar nazarında hayli kıymetli olduğu gibi, Yahudilerin de gözlerini diktiği bir nokta idi. Müslüman kabristanında yer alan türbe, zaman zaman garip hadiselere sahne oluyordu. Yahudiler, birkaç defa gizlice hahamlarını türbeye defnetmiş, durumu fark eden Müslümanlar ise derhal gereğini yapmıştı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2023">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hutbe Zaten Türkçe Değil Mi İdi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/defter/hutbe-zaten-turkce-degil-mi-idi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2023 15:05:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Defter]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe hutbe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9102</guid>

					<description><![CDATA[Türkçe hutbe talepleri, daha doğru bir ifade ile hutbenin dinen zaruri bir unsuru olmayan konuşma kısmının uzatılması ve etkili hale getirilmesi istekleri, İslâm tarihinde hiç olmadığı kadar modern dönemde ortaya çıkacaktır. Hem siyasî merkez(ler), hem basın-matbuat ve yeni Müslüman aydınlar, hem de “dinî kurumlar”, âlimler ve şeyhler tarafından… Çünkü herkes kendince dindar kalmak şartıyla modernleşmek, yenileşmek istemektedir ve din-hutbe bunun en etkili ve olmazsa olmaz araçlarından biridir. Ayrıca Türkçe hutbe yeni din anlayışlarını anlatmak ve yerleştirmek için de lüzumludur… &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkçe hutbe talepleri, daha doğru bir ifade ile hutbenin dinen zaruri bir unsuru olmayan konuşma kısmının uzatılması ve etkili hale getirilmesi istekleri, İslâm tarihinde hiç olmadığı kadar modern dönemde ortaya çıkacaktır. Hem siyasî merkez(ler), hem basın-matbuat ve yeni Müslüman aydınlar, hem de “dinî kurumlar”, âlimler ve şeyhler tarafından… Çünkü herkes kendince dindar kalmak şartıyla modernleşmek, yenileşmek istemektedir ve din-hutbe bunun en etkili ve olmazsa olmaz araçlarından biridir. Ayrıca Türkçe hutbe yeni din anlayışlarını anlatmak ve yerleştirmek için de lüzumludur…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fah Savaşı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/islam-tarihi/fah-savasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adnan Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2023 14:19:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Abbasî]]></category>
		<category><![CDATA[Abbâsîle]]></category>
		<category><![CDATA[Ebû Abdullah]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm tarihinde Ehl-i Beyt]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbelâ]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbelâ Olayı]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9087</guid>

					<description><![CDATA[Her Müslümanı gözyaşlarına boğan Kerbelâ Olayı, İslâm tarihinde Ehl-i Beyt’e, yani Hz. Peygamber’in ﷺ ailesine yönelik tek katliam değildir. Benzer bir hadise Abbâsîler döneminde de vuku bulmuştur. Kerbelâ’dan tam 109 yıl sonra Hz. Hasan’ın torunlarından Ebû Abdullah Hüseyin ve taraftarları Abbâsî ordusu tarafından kılıçtan geçirilmiştir. Hicrî takvime göre 169 yılının Zilhicce ayının 8’inde, yani Terviye gününde vuku bulan hadise, Şiîler tarafından “İkinci Kerbelâ” olarak anılmaktadır. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="TemelParagraf"><span lang="EN-GB" style="font-family: 'Times New Roman',serif; letter-spacing: -.1pt;">Her Müslümanı gözyaşlarına boğan Kerbelâ Olayı, İslâm tarihinde Ehl-i Beyt’e, yani Hz. Peygamber’in </span><span dir="RTL" lang="AR-SA" style="font-family: 'Times New Roman',serif; letter-spacing: -.1pt;">ﷺ</span> <span lang="EN-GB" style="font-family: 'Times New Roman',serif; letter-spacing: -.1pt;">ailesine yönelik tek katliam değildir. Benzer bir hadise Abbâsîler döneminde de vuku bulmuştur. Kerbelâ’dan tam 109 yıl sonra Hz. Hasan’ın torunlarından Ebû Abdullah Hüseyin ve taraftarları Abbâsî ordusu tarafından kılıçtan geçirilmiştir. Hicrî takvime göre 169 yılının Zilhicce ayının 8’inde, yani Terviye gününde vuku bulan hadise, Şiîler tarafından “İkinci Kerbelâ” olarak anılmaktadır. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Selam Gazetesinin Aynasında Müslümanlar</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/selam-gazetesinin-aynasinda-muslumanlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatma Türk Toksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2023 12:30:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[1926]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[rodos]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8963</guid>

					<description><![CDATA[1926’dan 1936’ya kadar Rodos’ta yayınlanan Selam gazetesinde, adanın Türk ve Müslüman halkının geleneklerine ve günlük hayatına dair çok ilginç ayrıntılarla karşılaşıyoruz. Bir Müslüman ve bir Yahudi tarafından ortaklaşa çıkarılan Selam, dönemin birinci el kaynakları arasında dikkat çekiyor. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1926’dan 1936’ya kadar Rodos’ta yayınlanan Selam gazetesinde, adanın Türk ve Müslüman halkının geleneklerine ve günlük hayatına dair çok ilginç ayrıntılarla karşılaşıyoruz. Bir Müslüman ve bir Yahudi tarafından ortaklaşa çıkarılan Selam, dönemin birinci el kaynakları arasında dikkat çekiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Abdullah Harun</title>
		<link>https://www.derintarih.com/abide-sahsiyetler/abdullah-harun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim Bozbeşparmak]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2022 08:13:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Abide Şahsiyetler]]></category>
		<category><![CDATA[güney afrika]]></category>
		<category><![CDATA[imam abdullah harun]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8480</guid>

					<description><![CDATA[İmam Abdullah Harun, ırkçılığın ve haksızlığın karşısında duruşuyla başta Güney Afrika olmak üzere dünya Müslümanları için sembol bir isim oldu. Ömrü boyunca ilim tahsil etti, talebe yetiştirdi, tebliğ ve irşad faaliyetlerinden geri durmadı. Mücadelelerle dolu hayatına, haksız yere tutulduğu bir polis karakolunda işkenceyle katledilerek veda etti&#8230; &#160; Devamı Derin Tarih Eylül Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İmam Abdullah Harun, ırkçılığın ve haksızlığın karşısında duruşuyla başta Güney Afrika olmak üzere dünya Müslümanları için sembol bir isim oldu. Ömrü boyunca ilim tahsil etti, talebe yetiştirdi, tebliğ ve irşad faaliyetlerinden geri durmadı. Mücadelelerle dolu hayatına, haksız yere tutulduğu bir polis karakolunda işkenceyle katledilerek veda etti&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2022">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Babri Mescid Hinduların Ayasofya’sı mı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarihin-taniklari/babri-mescid-hindularin-ayasofyasi-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Çıkılı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Dec 2021 12:35:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihin Tanıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Britanya]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[Vali Lord Canning]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7682</guid>

					<description><![CDATA[Gün geçmiyor ki Hindistan’daki Müslümanlara yönelik saldırıların tırmanışa geçtiğine dair medyaya yeni haberler düşmesin. Elbette alt kıta Müslümanlarının maruz kaldığı zulümler günümüzdekilerle sınırlı değil. Biraz daha geriye gidersek, başarısızlıkla neticelenen 1857 Hint Ayaklanması -bugün artık Hintli ve İngiliz tarihçilerin de kabul ettiği üzere- İngilizlere karşı hemen her kesimin katılımıyla gerçekleşen millî bir bağımsızlık mücadelesi olmasına rağmen, o günlerde hadisenin faturası tamamıyla Müslümanlara kesilmiş, İngilizlerin hışmına uğrayanlar Müslümanlar olmuştu. Ayaklanmayı acımasız ve vahşi bir şekilde bastıran İngilizler, ellerine geçirdikleri Hintli Müslümanları, hadiseye dahil olup olmadıklarına bakmaksızın, asarak idam etmişlerdi. İngiliz askerler ne kadar çok Müslümanı idam ederlerse o kadar saygı görmüştü.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>G</strong>ün geçmiyor ki Hindistan’daki Müslümanlara yönelik saldırıların tırmanışa geçtiğine dair medyaya yeni haberler düşmesin. Elbette alt kıta Müslümanlarının maruz kaldığı zulümler günümüzdekilerle sınırlı değil. Biraz daha geriye gidersek, başarısızlıkla neticelenen 1857 Hint Ayaklanması -bugün artık Hintli ve İngiliz tarihçilerin de kabul ettiği üzere- İngilizlere karşı hemen her kesimin katılımıyla gerçekleşen millî bir bağımsızlık mücadelesi olmasına rağmen, o günlerde hadisenin faturası tamamıyla Müslümanlara kesilmiş, İngilizlerin hışmına uğrayanlar Müslümanlar olmuştu. Ayaklanmayı acımasız ve vahşi bir şekilde bastıran İngilizler, ellerine geçirdikleri Hintli Müslümanları, hadiseye dahil olup olmadıklarına bakmaksızın, asarak idam etmişlerdi. İngiliz askerler ne kadar çok Müslümanı idam ederlerse o kadar saygı görmüştü. Hatta bu başarıları sayesinde rütbeleri yükseltilerek onurlandırılmışlardı. İngilizlerin bir diğer barbarlığı da yakalanan Hintli Müslümanları bir topun önünde toplayarak üzerlerine ateş edilmesi neticesinde paramparça edilmeleridir. İngiliz askerlerin Müslümanları bu şekilde öldürdüğünü haber alan Genel Vali Lord Canning bile rahatsız olmuş, bu rahatsızlığını ifade etme ihtiyacı hissetmiştir. 1857’deki zulümlerin üzerinden iki asra yakın süre geçmesine rağmen Hindistan’da azınlık durumunda bulunan Müslümanlara yapılan baskılar maalesef bugün hâlâ devam etmekte.</p>
<p>Alt kıta coğrafyası hakkında yeterli bilgisi olmayanlar, Hindistan’da baskı veya zulme maruz kalanların bir avuç Müslümandan ibaret olduğu şeklinde yaygın fakat yanlış bir kanaate sahip. Hâlbuki 200 milyonu aşkın Müslüman nüfusuyla Hindistan, dünyadaki en kalabalık Müslüman azınlığa sahip ülke. Bu yanlış kanaatin elbette bazı sebepleri var. Birincisi, Hint Müslümanları ile üzerinde yaşadığımız coğrafyayı birbirine bağlayan en kuvvetli bağ konumundaki kurum olan hilafetin 1924’te ilga edilmesidir. Hilafetin ilgası Hindistan’da büyük tepki ve çalkantılara yol açmıştır. Önce bu tür haberlere itibar edilmemiş; fakat doğru olduğu anlaşılınca hilafetin ilga kararı Müslümanların ekserisi tarafından İslâm dışı olarak değerlendirilmiştir.3 İkinci sebep, 1947’de ülkenin Britanya tarafından bölünerek Pakistan ve Hindistan şeklinde iki ulus devletin ortaya çıkmasıyla neticelenen süreçtir. Zira bu hadiseden sonra Hindistan’daki Müslümanların tamamının Pakistan’a göç ettiği ve Hindistan’da hiç Müslüman kalmadığı şeklinde yanlış bir algı oluşmuştur ki bu kanaat insanımızı Pakistan’a yaklaştırdığı kadar, ilginç bir şekilde Hindistan’dan uzaklaştırmıştır. Hâlbuki o tarihlerde de Hindistan’daki Müslüman nüfus azımsanmayacak düzeydeydi (yaklaşık 35 milyon).</p>
<p><strong> Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2021">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vahyin Muhafazası Ve Kur’an’ın Mushaflaşma Tarihi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/islam-tarihi/vahyin-muhafazasi-ve-kuranin-mushaflasma-tarihi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adnan Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Dec 2021 12:30:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kureyş]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[vahiy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7679</guid>

					<description><![CDATA[Dünyada en çok okunan ve muhtevası üzerinde kafa yorulan, hakkında çalışmalar yapılan kitapların başında peygamberimiz Hz. Muhammed’e (sas) 23 yılda vahyedilen Kur’an-ı Kerim gelir. Bugün elimizde bulunan Mushaf, Hz. Peygamber döneminden başlayarak gerçekleştirilen önemli ilmî faaliyetlerle şekillenmiş; bu süreç Hz. Ebubekir (ra) döneminde ayetlerin bir araya toplanması ve Hz. Osman (ra) döneminde çoğaltılmasıyla başlamıştır. Hz. Peygamber elçi olarak görevlendirildikten sonra Mekke döneminde kendisine vahyedilen Kur’an ayetlerini Müslümanlara okuyarak ezberlenmelerini sağlıyor, ayrıca bunları kâtiplere yazdırıyordu. Bazen birkaç ayet, bazen de tam bir sure olarak gelen vahiy başta deri olmak üzere farklı yazı malzemeleri kullanılarak kayıt altına alınıyordu. Medine döneminde hem yazı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada en çok okunan ve muhtevası üzerinde kafa yorulan, hakkında çalışmalar yapılan kitapların başında peygamberimiz Hz. Muhammed’e (sas) 23 yılda vahyedilen Kur’an-ı Kerim gelir. Bugün elimizde bulunan Mushaf, Hz. Peygamber döneminden başlayarak gerçekleştirilen önemli ilmî faaliyetlerle şekillenmiş; bu süreç Hz. Ebubekir (ra) döneminde ayetlerin bir araya toplanması ve Hz. Osman (ra) döneminde çoğaltılmasıyla başlamıştır.</p>
<p>Hz. Peygamber elçi olarak görevlendirildikten sonra Mekke döneminde kendisine vahyedilen Kur’an ayetlerini Müslümanlara okuyarak ezberlenmelerini sağlıyor, ayrıca bunları kâtiplere yazdırıyordu. Bazen birkaç ayet, bazen de tam bir sure olarak gelen vahiy başta deri olmak üzere farklı yazı malzemeleri kullanılarak kayıt altına alınıyordu. Medine döneminde hem yazı yazabilecek Müslümanların sayısı artmış hem de yazı malzemesi temini kolaylaşmıştı. Bu yüzdendir ki Hz. Peygamber bu dönemde vahyin yanı sıra mektup, antlaşma, emanname, talimatnameleri de yazdırıyor ve bunun için kâtipler görevlendiriyordu.</p>
<p>Cahiliye döneminde Arap yazısında noktalar kullanılmadığı için Arapçadaki 28 ses, 15 harfle gösterilmekteydi. Bu sebeple daha önce okunmamış ve muhtevası hakkında bilgi bulunmayan bir yazıyı okumak herkes için kolay değildi. Zaten İslâm’dan önce Araplar yazıyı çoğunlukla ticarî faaliyetlerinde kullanıyorlardı. Vahyin gelişinden sonra yazı daha yoğun bir şekilde kullanılmaya başlandı. Allah’ın elçisinin okuma-yazma faaliyetini geliştirmek amacıyla önemli adımlar attığını biliyoruz.</p>
<p>Arap alfabesinin elverişsizliği okuma-yazma bilenlerin sayısını sınırladığı gibi, Cahiliye Arapları sözlü geleneğin egemen olduğu bir toplumdu. Önemli şiirler, metinler veya malumat hıfz edilerek gelecek nesillere aktarılıyordu. Bu sebeple güçlü bir hafızaya sahip olan Arapların ezber kabiliyetleri oldukça gelişmişti. Özellikle imkânların sınırlı olduğu ve Kureyş’in düşmanlığının gün geçtikçe tırmandığı Mekke döneminde Hz. Peygamber, Kur’an ayetlerini hafızların hafızasına emanet etmişti. Vahiy Hz. Peygamber tarafından imamlık yaptığı namazlarda, sohbetlerinde ve tebliğ faaliyetlerinde okunuyor; Müslümanlar az ya da çok vahiyden ayetler ve sureler ezberliyorlardı.</p>
<p>Hz. Peygamber hayattayken, kendisine nazil olan ayetler farklı yazı malzemelerine yazılarak muhafaza edilmesine rağmen bu metinler bir araya getirilmemişti. Vahiy süreci devam ettiği için bunu yapmak zordu. Çünkü nazil olan ayetlerin hangi sureye konulacağı bilinemiyordu. Bazen yeni bir sure veya bir surenin bölümü ya da eski sureye eklenmesi gereken bir ayet vahyediliyordu. Bu sebeple de surelere son şeklini verebilmek mümkün değildi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2021">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SOPHIA ROSE ARJANA: AVRUPA, İSLÂM TEHDİDİNİ MÜSLÜMAN CANAVARLARLA KOVMAYI DENEDİ</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/sophia-rose-arjana-avrupa-islam-tehdidini-musluman-canavarlarla-kovmayi-denedi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Kocukeli Özbay]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Oct 2021 07:08:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Beyaz Hristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Bram Stoker]]></category>
		<category><![CDATA[Gotik korku]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Şark]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7447</guid>

					<description><![CDATA[Kitabınızda kapsamlı şekilde anlatıyorsunuz ama okurlarımız için giriş mahiyetinde genel bir çerçeve çizmek gerekirse, kimlik politikasının tarihine bakarsak, Müslüman kimliği Batı tahayyülünde kabaca nasıl görselleştirilmişti? Araştırmalarıma göre Müslümanlar, özellikle de Müslüman erkekler Batılıların zihninde daima canavarlar ve haydutlar olarak tasavvur edilmiştir.  Bu tasavvurun tarihçesini kitabımda bir dizi metin aracılığıyla -özellikle tablo gibi görsel kaynaklar ve Gotik korku romanları gibi ebedi metinler dahil olmak üzere- ayrıntılı olarak ele aldım. Kadınlar daha düşük oranda da olsa insanlık dışı varlık, canavar, haydut ve tehlikeli olarak “tasavvur” edilmiştir. Müslüman kadınlar genellikle cinsel bağlamda nesneleştirilmiş ve peçenin ardına gizlenmiş gizemli, bazen de tehlikeli ayartıcılar olarak&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kitabınızda kapsamlı şekilde anlatıyorsunuz ama okurlarımız için giriş mahiyetinde genel bir çerçeve çizmek gerekirse, kimlik politikasının tarihine bakarsak, Müslüman kimliği Batı tahayyülünde kabaca nasıl görselleştirilmişti?</p>
<p>Araştırmalarıma göre Müslümanlar, özellikle de Müslüman erkekler Batılıların zihninde daima canavarlar ve haydutlar olarak tasavvur edilmiştir.  Bu tasavvurun tarihçesini kitabımda bir dizi metin aracılığıyla -özellikle tablo gibi görsel kaynaklar ve Gotik korku romanları gibi ebedi metinler dahil olmak üzere- ayrıntılı olarak ele aldım. Kadınlar daha düşük oranda da olsa insanlık dışı varlık, canavar, haydut ve tehlikeli olarak “tasavvur” edilmiştir. Müslüman kadınlar genellikle cinsel bağlamda nesneleştirilmiş ve peçenin ardına gizlenmiş gizemli, bazen de tehlikeli ayartıcılar olarak tasvir edilmiştir.</p>
<p>Bu görselleştirmenin tarihî, politik ve coğrafî referansları neler olabilir? İslâmiyet’in doğduğu coğrafyanın fizikî ve iklimsel özellikleri, İslâmiyet’in ontolojik altyapısı, Müslümanların Avrupa’ya ulaşan fetih hareketleri…</p>
<p>Şark’a dair fantezilerden biri, mekânın tehlikeli oluşudur. Buna Şark’ın daima tehlikeli, sihir, gizem ve canavarlarla dolu olduğu fikri eşlik etmektedir. İslâm Avrupa’ya yönelik bir tehdit olarak görüldüğü kadar, Müslüman bedenlerin canavar olarak doğuşu, Hıristiyanlığı kabul etme yoluyla bu canların affedilişine dair fantezilerin de konusudur. Hatta Müslümanlar canavar bir ırkın mensupları olarak bile görülmüş, Müslüman erkeklerin Hıristiyan topraklarına ve canlarına yönelik tehlikeler olduğu tasvir edilmiştir. Sonraki yüzyıllarda Şark, boyunduruk altına alınması gereken, kaynaklarını ve topraklarını yönetmeyi beceremeyen, Batı’ya ve Batı’nın modern teknolojilerine ihtiyacı olan bir alan olarak görülmüştür.</p>
<p>“Canavarların yaratılması siyasî bir hamledir ve canavarlar siyasî yaratıklardır.” Bu tespitten yola çıkarsak, Batı’nın kapılarına dayanan canavarlar onu neyle tehdit ediyordu? Beyaz Hıristiyanlığın huzurunu kaçıran neydi dersiniz?</p>
<p>Burada ırkların birbirine karışmasını çevreleyen korkuları görüyoruz. Buna örnek olarak, Bram Stoker’ın <em>Drakula</em>’sını gösterebiliriz. Burada canavar Türk (ve Yahudi) olarak tasvir edilir; bu özellikleri de onu canavar yapar. Irkların karışmasının doğurduğu endişeler bu metinde açıkça görülmekte; ırk bakımından ‘öteki’nin Avrupa’nın kapısına dayandığı, kirlenmiş bedenleriyle Avrupa halklarına saldırmaya hazır olduğu fikri yansıtılmaktadır. Bu fikir Müslümanların, özellikle siyasal iktidara sahip Müslümanların doğurduğu korkuyla bağlantılıdır. Bu nedenle kitabımda bir bölümü tamamıyla Türk canavarlara ayırdım. Canavarlar genellikle bir grubun kendisini tanımlama yöntemi olarak yaratılır: ‘Öteki’ canavar iken; bizler insan, normal, rasyonel, modern vesaireyizdir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2021">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nene Hatun</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/nene-hatun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2021 07:39:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Âli Yücel]]></category>
		<category><![CDATA[Hasankale]]></category>
		<category><![CDATA[hekat]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya Cephesi]]></category>
		<category><![CDATA[mücahid]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6967</guid>

					<description><![CDATA[Anam bana kırmızı başlıklı kızı hiç anlatmadı. Diğer meşhur masalları da&#8230; Hem zaten Erzurum’da masal yoktur hekat (hikâye) vardır. Uzun ve soğuk gecelerde -Rus işgalleri ve peşi sıra gelen Ermeni katliamlarında erleri şehit düşmüş- kadınların yalnız kalmamak için çocuklarıyla vakit geçirmelerinin en iyi yoludur hekat. Yani maksat çocuğu uyutmak değil yalnız kalmamaktır. Elbette yegane maksat yalnızlığa derman aramak da değildir. Şimdilerde moda olan tabirle değerler eğitimidir de&#8230; Hekatlarda kahramanlar kadını, erkeği ve balasıyla (çocuk) dadaşlardır. Mekan ise son 150 sene üç Rus işgali ve onlarca Ermeni katliamı görmüş Erzurum’dur&#8230; Hekat kahramanlarının pek azı hayalîdir. Çoğu işgal yıllarında, harplerde, kıtlık zamanlarında&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anam bana kırmızı başlıklı kızı hiç anlatmadı. Diğer meşhur masalları da&#8230; Hem zaten Erzurum’da masal yoktur hekat (hikâye) vardır. Uzun ve soğuk gecelerde -Rus işgalleri ve peşi sıra gelen Ermeni katliamlarında erleri şehit düşmüş- kadınların yalnız kalmamak için çocuklarıyla vakit geçirmelerinin en iyi yoludur hekat. Yani maksat çocuğu uyutmak değil yalnız kalmamaktır. Elbette yegane maksat yalnızlığa derman aramak da değildir. Şimdilerde moda olan tabirle değerler eğitimidir de&#8230;</p>
<p>Hekatlarda kahramanlar kadını, erkeği ve balasıyla (çocuk) dadaşlardır. Mekan ise son 150 sene üç Rus işgali ve onlarca Ermeni katliamı görmüş Erzurum’dur&#8230; Hekat kahramanlarının pek azı hayalîdir. Çoğu işgal yıllarında, harplerde, kıtlık zamanlarında şecaat ve cömertlikle nam salan yiğit vatan evlatları ya da yine aynı zamanlarda  cebânet ve namertlikleriyle öne çıkan vatanın hayırsız evlatlarından mürekkeb hakikî kimselerdir. Bir kısmı mübalağalı da olsa anlatılanlar aslında bu kimselerin ya da onları tanıyanların  hatıralarıdır. Kendimden misal verecek olursam; anamın Sarıkamış’ta şehit olan amcasının mektuplarını, yine anamın Ermeniler tarafından başı kesilen dedesinin ecel-i mübremine giderken söylediği son sözleri ve savaştan yaralı dönen dedemin şehit olan arkadaşlarına dair elim hatıralarını sayabilirim. Bir de erkekler savaştayken Ermeni çetecilere karşı mücadele veren iffetli kadınların hatıralarını&#8230; Bu çetecilerin bir kısmı tanıdıktır üstelik. Mesela anneannemin bir komşusunun ırzına göz diken Ermeni çeteci onlarla aynı mahallenin sakinidir. Kadıncağızın kocasının harbe gidişini fırsat bilip ona musallat olan çeteciyi mahallenin müslüman kadınlarının nasıl tepelediğini anneannem pek keyifle anlatırmış. Yürekleri soğurmuş. Anam da bize yine keyifle naklederdi arsız çetecinin layıkı veçhile cehenneme postalanmasını. Yüreğimiz soğurdu. Erzurum’un sayısız mücahidelerinden biri de Nene Hatun’dur. Anaların hekatlarında evlatlarına en çok anlattığı hakikî kahramanlardan biri. Yürekleri soğuttuğu için&#8230;</p>
<p>Nene Erzurum’un Hasankale ilçesinin Çeperli köyünde doğdu. Doğum tarihi -bir röportajında söylediği “270 senesinde kuzular doğarken ben de doğmuşum” ifadesinden hareketle- 1854 olarak kabul edilir. Kabul edilir diyoruz zira resmî kayıtlarda net bir bilgi mevcut değil. Çocukluğu kardeşi Hasan’la beraber köyünde, annesi Zeliha ve babası Hüseyin’in dizi dibinde, emniyet ve saadet içinde geçti. 17 yaşındayken köylüsü Mehmet Efendi ile evlendi. Rus ordusunun Kars üzerinden Erzurum’a doğru ilerlediği duyulunca Nene’ninki de dahil Çeperli’de yaşayan pek çok aile Erzurum’a göç etti. Taşmescit Mahallesi’ne yerleşen Nene, vatan uğruna, tarihin en güzel kahramanlık destanlarından Aziziye Müdafaası’nın sembol isimlerinden biri olacağından bihaberdi.</p>
<p>Aynı günlerde Ahmed Muhtar Paşa’nın kumanda ettiği Kafkasya Cephesi’nde Ruslara karşı amansız bir mücadele veriliyordu. Kaybedilen topraklar bir bir geri alınıyor, Gedikler muharebesinde olduğu gibi Yahniler’de de Ruslar püskürtülüyor ve düşman ağır kayıplar veriyordu. Ahmed Muhtar Paşa “Gazi” ünvanıyla taltif ediliyor ve hem askerin hem de halkın morali dersaadetin de iltifatlarıyla hak ettiği şekilde yüksek tutuluyordu. Ne var ki 15 Ekim 1877’deki Alacadağ mağlubiyeti hem Kafkasya Cephesi için hem de harbin geneli için bir kırılma noktası olacaktı. Düşmanın destek kuvvetleriyle birlikte sertleşen taarruzu karşısında ordumuz ricat etmek zorunda kalmıştı. Bu ricat arkasına bakmadan kaçmak şeklinde bir ricat değildi elbette. İmkan bulunan her fırsatta yeni bir hat oluşturuluyor, etrafta yaşayan sivillerin de desteğiyle Ruslar’ın ilerleyişi yavaşlatılıyordu. Ne acıdır ki 4 Kasım 1877’de Deveboynu’nda cereyan eden çarpışmada aralarında ihlas ile cihad eden çok sayıda sivil dadaşın da yer aldığı pek çok mücahid şehit oldu. Bu defa Erzurum’a kadar geri çekilmek topyekûn yok olmamak için kaçınılmaz olmuştu. Ancak Erzurum’da bulunan istihkâmların durumu da pek iç açıcı değildi. Aziziye tabyalarının durumu da diğer bütün tabyalarla aşağı yukarı aynıydı. Tam o sırada Rusların Kafkasya Cephesi Kumandanı Mihail Loris-Melikov, Gazi Ahmed Muhtar Paşa’ya teslim olması istikametinde bir mektup göndermişti. Haberler Erzurum’a ulaşmıştı. Özellikle Ermeniler türlü tezviratla halkın maneviyatını sarsmak ve muhtemel bir direnişi zayıflatmak gayesindeydi. Ancak hiçbir kara haber “dağlara baş eğmemiş” dadaşların çelik iradelerini sarsamadı. Birkaç hane dışında şehri terkeden de olmadı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2021">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şarlman’dan Macron’a Fransa’nın 13 Asırlık İslam Nefreti</title>
		<link>https://www.derintarih.com/desifre/sarlmandan-macrona-fransanin-13-asirlik-islam-nefreti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2021 05:57:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deşifre]]></category>
		<category><![CDATA[8.yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Charlemagne]]></category>
		<category><![CDATA[Martin Luter]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Roland Destanı]]></category>
		<category><![CDATA[Sarazen]]></category>
		<category><![CDATA[Şarlman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6667</guid>

					<description><![CDATA[Avrupa’da İslam düşmanlığı 8. yüzyılda Müslümanların İspanya’nın bir bölümünü fethederek Endülüs Emevi Devleti’ni kurmasıyla “savunmacı” ve “çatışmacı” bir hüviyet kazanmıştı. 778’de Şarlman (Charlemagne) ile Endülüs Müslümanları arasında çatışmalar yaşanmış, Fransa’da İslam düşmanlığı üzerine kurgulanmış olan meşhur Roland Destanı bu dönemde ortaya çıkmıştı. Müslümanlara karşı Fransa’da başlayan şartlanma, akıl almaz itham ve iftiralar da aynı döneme tekabül eder. Guillaume d’Orange ve Roland destanlarında Müslümanlar “Sarazen”, yani putperest ve hastalıklı kimseler, Hz. Peygamber (sas) ise “Deccal” olarak adlandırılıyorlardı. 9. yüzyılda Fransa’da yazılan Vie de Mahomet (Muhammed’in Hayatı) adlı kitapta Hz. Muhammed -haşa- on boynuzlu canavara benzetiliyordu. Paris’te Fransız Millî Kütüphanesi Bibliothèque Nationale’de&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa’da İslam düşmanlığı 8. yüzyılda Müslümanların İspanya’nın bir bölümünü fethederek Endülüs Emevi Devleti’ni kurmasıyla “savunmacı” ve “çatışmacı” bir hüviyet kazanmıştı. 778’de Şarlman (Charlemagne) ile Endülüs Müslümanları arasında çatışmalar yaşanmış, Fransa’da İslam düşmanlığı üzerine kurgulanmış olan meşhur <em>Roland Destanı</em> bu dönemde ortaya çıkmıştı. Müslümanlara karşı Fransa’da başlayan şartlanma, akıl almaz itham ve iftiralar da aynı döneme tekabül eder. <em>Guillaume d’Orange</em> ve <em>Roland</em> destanlarında Müslümanlar “Sarazen”, yani putperest ve hastalıklı kimseler, Hz. Peygamber (sas) ise “Deccal” olarak adlandırılıyorlardı. 9. yüzyılda Fransa’da yazılan <em>Vie de Mahomet</em> (Muhammed’in Hayatı) adlı kitapta Hz. Muhammed -haşa- on boynuzlu canavara benzetiliyordu. Paris’te Fransız Millî Kütüphanesi Bibliothèque Nationale’de yazma olarak bulunan resim ve minyatürlü <em>Büyük Fransız Tarihi</em> adlı eserde ise Frank Kralı Charlemagne’ın karşısında savaşa Müslümanlar boynuzlu şeytanlar olarak çizilmiş ve adlandırılmışlardı.</p>
<p>Protestanlığın kurucusu Martin Luter’e göre (Fransız destanlarında da anlatılan) söz konusu on boynuz Roma İmparatorluğunun figürü olup, on krallığı temsil ediyordu. Bu boynuzlardan üçü, yani Mısır, Anadolu ve Yunanistan Hz. Muhammed’in dininden olan Türklerin eline geçmişti. Luther’e göre bunlar Hıristiyanlığın kutsal değerlerine ve Hz. İsa’ya saldıracaklardı. 1003 yılında ölen Fransız Rahip Jebert de Oraliac, “Silahsız Haçlı Savaşı” olarak da değerlendirilen oryantalizmin Fransa’daki başlatıcısı idi. Fransız Hugo Floriacensis tarafından 1109-1110 tarihinde kaleme alınan bir dünya tarihinde Hz. Peygamber’in Hz. Hatice (ra) adına ticarî seferlere çıkarak gittiği yerlerdeki Yahudi ve Hıristiyanlardan elde ettiği bilgilerle Mekke’ye dönüp yeni bir din kurduğunu iddia etmekteydi. Ayrıca Hz. Peygamber’in “vahiy aldığını iddia eden bir sara hastası” olduğu iftirasında da bulunmuştur. Fransa’nın l’Aisne bölgesinde doğan papaz Alexandre du Pont, 1258’de yazdığı <em>Muhammed’in Romanı</em> adlı kitabında Hz. Peygamber’i yeryüzünde fitne çıkarmak için gönderilmiş bir insan olarak tanıtıyordu. İspanyalı bir Fransisken papazı olan Raymond (Ramon) Lulle, 1298’de Fransa Kralı IV. Filip’e İslam dünyasına yönelik ilk sistemli misyonerlik propagandası ile ilgili projesini sunmuş ve 1311-12 yıllarında Fransa’nın güneyinde toplanan Vienne Konsili’nde “Müslümanları doğru yola, yani Hıristiyanlığa çekmek için misyoner yetiştirmek üzere üniversitelerde Arapça ve İbranice öğretiminin ve İslam dünyasına yönelik misyonerlik faaliyetlerinin” başlatılması projesi Vatikan öncülüğündeki papazlar tarafından kabul edilmişti.</p>
<p>1694’te Fransa’da yazılan <em>Dictionnaire de l’Academie Française</em> adlı sözlükte “imposteur”, yani sahtekâr kelimesi tarif edildikten sonra buna örnek olarak Hz. Muhammed gösterilmiştir. Aydınlanma çağında 1730’da <em>Arapların Tarihi ve Muhammed’in Hayatı</em> adlı bir eser yazan Henri Comte de Boulainvilliers gibi Hz. Peygamberin “sara hastası ve yalancı olmayıp, çok büyük bir deha, adalet ve medeniyetin kurucusu bir yönetici” olduğunu yazan Fransızlar da ortaya çıkmıştı. 1669’da ilk kez Fransa’ya gönderilen Osmanlı sefiri Süleyman Ağa’nın Paris’e varması ile başta Versailles Sarayı olmak üzere Fransa’da bir Türk modası ortaya çıkarken, 1720-21 yılında Ramazan ayında geçici elçi olarak Paris’e gönderilen Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi’nin <em>Sefâretnâme</em>’sinde anlattığına göre bu moda İslamî ibadetler ve objelere hayranlığa dönüşmüştü. Şüphesiz bu süreç pek uzun sürmedi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2021">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
