﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mustafa Kemal &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/mustafa-kemal/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Wed, 02 Nov 2022 08:28:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Mustafa Kemal &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Serbest Fırka Senaryosu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/serbest-firka-senaryosu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2022 08:28:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Fethi Okyar]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[SCF]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8736</guid>

					<description><![CDATA[Halkın Tek Parti iktidarına yönelik şikâyetlerinin bir neticesi olarak, aynı zamanda haricî baskılara karşı bir emniyet supabı olmak üzere bizzat Mustafa Kemal’in emriyle Fethi Okyar’a kurdurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası üç ay sonra yine onun emriyle kapatılmıştı. Peki, 95 günde ne değişmişti? Kısa sürede halkın teveccüh ve güvenini kazanan SCF neden ülkeye “irtica getiren bir odak” olmakla suçlanıyordu? Yakın tarihimizin en tartışmalı hadiselerinden olan Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşu ve kapatılması hakkında dönemin şahitleri, tarihçiler ve araştırmacılar ne söylemişti, birlikte hatırlayalım. &#160; Devamı Derin Tarih Kasım Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halkın Tek Parti iktidarına yönelik şikâyetlerinin bir neticesi olarak, aynı zamanda haricî baskılara karşı bir emniyet supabı olmak üzere bizzat Mustafa Kemal’in emriyle Fethi Okyar’a kurdurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası üç ay sonra yine onun emriyle kapatılmıştı. Peki, 95 günde ne değişmişti? Kısa sürede halkın teveccüh ve güvenini kazanan SCF neden ülkeye “irtica getiren bir odak” olmakla suçlanıyordu? Yakın tarihimizin en tartışmalı hadiselerinden olan Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşu ve kapatılması hakkında dönemin şahitleri, tarihçiler ve araştırmacılar ne söylemişti, birlikte hatırlayalım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2022">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Batılı Türkiye İllüzyonu: La Turquie Kemaliste Dergisi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/batili-turkiye-illuzyonu-la-turquie-kemaliste-dergisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Sami Kamadan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2021 03:20:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Kemalist]]></category>
		<category><![CDATA[Kevin Robins]]></category>
		<category><![CDATA[La Turquie Kemaliste]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7305</guid>

					<description><![CDATA[Cumhuriyet rejiminin belki de en bariz vasfı, kendisini, “köhnemiş” olarak tavsif ettiği eski dönemden tefrik etmek olmuştu. Bunu gerçekleştirmek üzere yeni bir hayat tarzı, içtimaî düzen ve insan modeli inşa etme teşebbüsünde bulundu. Bu yeni hüviyet, kaynağını, ne bir devlet politikası olarak övünülen İslâm öncesi Türk döneminden ne de Cumhuriyet’i kuran kadroların özgün fikirlerinden alıyordu. Başta Mustafa Kemal olmak üzere Batı’yı rehber edinen, alfabeden kılık kıyafete kadar Batılı olma hevesindeki bu yapı, yeni insan modelini de aynı ölçüyü esas alarak inşa yoluna gitmişti. İnkılaplarla erkeğini ve kadınını “çağdaşlığa” icbâr eden yeni rejim, bir parçası olma hevesinde olduğu Batı dünyasına kendisini&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet rejiminin belki de en bariz vasfı, kendisini, “köhnemiş” olarak tavsif ettiği eski dönemden tefrik etmek olmuştu. Bunu gerçekleştirmek üzere yeni bir hayat tarzı, içtimaî düzen ve insan modeli inşa etme teşebbüsünde bulundu. Bu yeni hüviyet, kaynağını, ne bir devlet politikası olarak övünülen İslâm öncesi Türk döneminden ne de Cumhuriyet’i kuran kadroların özgün fikirlerinden alıyordu. Başta Mustafa Kemal olmak üzere Batı’yı rehber edinen, alfabeden kılık kıyafete kadar Batılı olma hevesindeki bu yapı, yeni insan modelini de aynı ölçüyü esas alarak inşa yoluna gitmişti.</p>
<p>İnkılaplarla erkeğini ve kadınını “çağdaşlığa” icbâr eden yeni rejim, bir parçası olma hevesinde olduğu Batı dünyasına kendisini kabul ettirmek arzusundaydı. 1934-48 yılları arasında yayımlanan <em>La Turquie Kemaliste</em> (Kemalist Türkiye)1 dergisi de bu teşebbüsün ürünüydü. Fransızca ağırlıklı olmak üzere Almanca ve İngilizce gibi Batı dillerinde yayın yapan dergi, uluslararası sahada Türkiye’nin propagandasını yapacak, uluslararası kamuoyunda kabul görmesini sağlayacaktı. Hâlbuki Londra Üniversitesi profesörlerinden Kevin Robins’in de ifade ettiği gibi, “Avrupalılar arasında Türkiye’nin aslen Batılı olmadığı, Avrupa topluluğunun içerisine burnunu sokmaya çalışan dışarıdaki bir yabancı olduğu” algısı hiç değişmeyecekti.</p>
<p>Yeni rejimin anlaşılması noktasında önemli eserlerden biri olan <em>Çankaya</em> isimli kitabında Falih Rıfkı Atay, Mustafa Kemal’in Batılı bir zihniyete sahip oluşunu içeriden biri sıfatıyla samimi ifadelerle dile getirmişti. Bu bakımdan <em>La Turquie Kemaliste</em> dergisinin ilk vazifesi, Türkiye’nin artık Osmanlı dönemindeki gibi “gerici” bir zihniyette olmadığını ispatlamaktı. 14 yıllık yayın hayatı boyunca 49 sayı çıkan derginin sayfaları, iddiasını ispatlar nitelikte, yeni Türkiye’nin modern hüviyetteki erkek, çocuk, kadınlarının fotoğraflarıyla doluydu. Propaganda materyali olarak sıklıkla yer verilen fotoğrafların sahibi ise hususen görevlendirilen Avusturyalı fotoğrafçı Othmar Pferschy idi. Bu fotoğraflar kâh şortlu, kısa etekli, mayolu kadınlar ile atletli erkek sporcuları aynı sayfalara taşıyor, kâh kadınlı erkekli ortamları gösteren karelerle Türkiye’nin ne kadar modern olduğu mesajını veriyordu. Ne var ki, fotoğraflar Türkiye’deki küçük bir azınlığa ait olup Türk toplumunun tamamını temsil etmekten çok uzaktı. Bu gerçeğin farkında olan yönetici kadronun maksadı ise göz boyamaktan ibaretti.</p>
<p>Cumhuriyet’in kurucu kadrosu, 1. Türk Tarih Kongresi’nden (2-11 Temmuz 1932) itibaren antropoloji ve prehistoryaya (tarihöncesi arkeolojisi) ayrılan mesaide Osmanlı unsurundan azade, Batı’ya yakınlaştıran fikirler üretme gayretinde oldu. Bu minvalde Kemalist elitler, Avrupalılarla aynı ırktan olduklarını ispatlamak için de az mesai harcamamışlardı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2021">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk’ün Kalbi Nereye Gömülmeli?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/desifre/ataturkun-kalbi-nereye-gomulmeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yasemin Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2021 05:53:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deşifre]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Conkbayırı]]></category>
		<category><![CDATA[Gazi]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Vâlâ Nurettin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6735</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Kemal’in 10 Kasım 1938’de vefatı üzerine matem yazılarıyla beraber siyah-beyaza bürünen gazeteler, onu tabulaştıran, hatta tanrılaştıran yazı, şiir ve makalelere yer verdi. Bunlardan belki en dikkat çekeni, Vâ-Nû mahlasıyla tanınan Vâlâ Nurettin’e aitti. “Atatürk’ün kalbi İstanbul’a gömülmelidir!” başlığı altında şöyle yazıyordu: “Öğreniyoruz: Naaş tahnit edilmiş. Atatürk’ün kalbi ne oldu? O kalp ki bir kitap dolusu şehname’dir! O kalp ki birinci krizden sonra onu biraz daha bahşedecek kadar mukavemet gösterdi ve sahibini, on beşinci yıldönümü gününe kadar yaşattı. O kalp ki…” Conkbayırı’nda Gazi’nin kalbi üzerine isabet eden mermiden bahisle devam ediyor: “O kalp İstanbul’u kurtarmak için düşmana hedef olmuştu. Öyleyse&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mustafa Kemal’in 10 Kasım 1938’de vefatı üzerine matem yazılarıyla beraber siyah-beyaza bürünen gazeteler, onu tabulaştıran, hatta tanrılaştıran yazı, şiir ve makalelere yer verdi. Bunlardan belki en dikkat çekeni, Vâ-Nû mahlasıyla tanınan Vâlâ Nurettin’e aitti. “Atatürk’ün kalbi İstanbul’a gömülmelidir!” başlığı altında şöyle yazıyordu:</p>
<p>“Öğreniyoruz: Naaş tahnit edilmiş. Atatürk’ün kalbi ne oldu? O kalp ki bir kitap dolusu şehname’dir! O kalp ki birinci krizden sonra onu biraz daha bahşedecek kadar mukavemet gösterdi ve sahibini, on beşinci yıldönümü gününe kadar yaşattı. O kalp ki…”</p>
<p>Conkbayırı’nda Gazi’nin kalbi üzerine isabet eden mermiden bahisle devam ediyor:</p>
<p>“O kalp İstanbul’u kurtarmak için düşmana hedef olmuştu. Öyleyse onun etrafında Atatürk’e ikinci bir mozole yapmak ve onu İsmet İnönü devrinin büyük ümran çevreler ile çevirmek İstanbul’un hakkıdır.”</p>
<p>Vâ-Nû “Mustafa Kemal’in kalbini İstanbul için istiyoruz.” “Gelecek Türk nesillerinin ona Bizans ve Osmanlı şaheserlerini kıskandıracak bir maddi ve manevi mahfaza yapacaklardır” dedikten sonra Gazi’nin kalbinin İstanbul’un hakkı olduğunu belirterek bitirir yazısını.</p>
<p>Çok değil, iki gün sonra cevap gelir: Önce 15 Kasım 1938 tarihli <em>Anadolu</em> gazetesinde haber tekrarlanır. Ama ertesi gün 3. sayfada bir başka ses yükselecektir küçücük bir sütundan: “O kalbin yeri, Millet Meclisidir!” Dr. O.N.E. bir mektup yollamış ve Vâlâ Nurettin tarafından yapılan teklifi doğru bulmadığını söyleyerek şöyle bir teklifte bulunmuştur:</p>
<p>“Benim gönlüm öyle istiyor ki Türk vatanı için çok çarpmış olan o büyük kalp topraklarda çürümesin, yazık olur. O vatanın kalbi olan Büyük Millet Meclisine yakışır. Bu vatan kalbi, halâskârın kalbini kendi içinde saklamalı ve bundan sonra Millet Meclisleri kararlarını verirken karşısında o kalbi görmeli ve onun duyguları ile hareket etmelidir!”</p>
<p>Tartışmanın fitili ateşlenmişti bir kere. Aynı gazetenin 16 Kasım tarihli nüshasının 2. sayfasında İrfan Hazar “Hayır!&#8230;” başlığı altında Atatürk’ün kalbini İstanbul’a bırakmaya razı olmadıklarını söylüyordu:</p>
<p>“Söyleyiniz nasıl onu İstanbul’a terk ederiz? Bizce onun yeri, ayrılmayan vücudiyle birlikte Kabemiz olan Ankara’dadır. Kalbimiz ve Kabemiz olan Ankara! Onu, gözyaşları içinde çırpınan on yedi milyon Türk, ancak sana emanet ediyor. Yalnız sana!”</p>
<p>Yazı “Atatürk’ün toprağa gömülmesine razı değiliz” diye devam ediyordu:</p>
<p>“Hayır! Biz Atatürk’ün dimdik ayakta durduğu halde, toprağa gömülmeden, hususi bir salonda yaşatılmasını istiyoruz. İlmin son terakkileri Atatürk’ü bu hususiyetleriyle canlandıracak ve onu canlıymış gibi asırlarca yaşatacak bir derecede kuvvetli formüllere maliktir. Atatürk’ü toprağa gömmek artık ondan fiziki hiçbir nişane bırakmamak demektir. Her yıl Cumhuriyet Bayramlarında tavaf edeceğimiz Atatürk’ü toprağa gömmeyelim! Onu dimdik ve ayakta olarak bütün canlılığıyla asırlara hâkim kılalım!”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2021">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menemen Olayı Değil Kubilay Olayı!</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/menemen-olayi-degil-kubilay-olayi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oktay Özengin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2020 05:49:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Fahrettin Altay]]></category>
		<category><![CDATA[Kubilay olayı]]></category>
		<category><![CDATA[Manisa]]></category>
		<category><![CDATA[Menemenliler]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Paşaköy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6563</guid>

					<description><![CDATA[Aradan geçen 90 yıla rağmen Kubilay olayının Menemenliler üzerindeki etkileri silinebilmiş değil. Yıllardır anma törenlerinde Menemenliler “suçlu ve gerici” ilan edildi. Resmen cezalandırılmamış olsa da Menemen halkı hak etmediği halde bu hadisenin faturasını ödemek zorunda bırakıldı. Kubilay olayı Menemenliler açısından tesadüfler sonucunda meydana gelmiş talihsiz bir vakadır. Eğer ihbar edilen isyancılar Menemen’e gelmeden 20 gün önce Manisa’da, Paşaköy’de veya Bozalan’da yakalansalardı bunlar yaşanmayacaktı. Eğer olaya ilk müdahalede eden iki jandarma yüzbaşısı ve dört jandarma neferi gerekeni yapsaydı olay bu raddeye gelmeyecekti. Yine Kubilay’ın askerleri bir köşede beklemek yerine süngülerini kullanarak olaya müdahale etselerdi tarih farklı şeyler yazabilirdi. Hadise Menemen’de değil&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aradan geçen 90 yıla rağmen Kubilay olayının Menemenliler üzerindeki etkileri silinebilmiş değil. Yıllardır anma törenlerinde Menemenliler “suçlu ve gerici” ilan edildi. Resmen cezalandırılmamış olsa da Menemen halkı hak etmediği halde bu hadisenin faturasını ödemek zorunda bırakıldı.</p>
<p>Kubilay olayı Menemenliler açısından tesadüfler sonucunda meydana gelmiş talihsiz bir vakadır. Eğer ihbar edilen isyancılar Menemen’e gelmeden 20 gün önce Manisa’da, Paşaköy’de veya Bozalan’da yakalansalardı bunlar yaşanmayacaktı. Eğer olaya ilk müdahalede eden iki jandarma yüzbaşısı ve dört jandarma neferi gerekeni yapsaydı olay bu raddeye gelmeyecekti. Yine Kubilay’ın askerleri bir köşede beklemek yerine süngülerini kullanarak olaya müdahale etselerdi tarih farklı şeyler yazabilirdi. Hadise Menemen’de değil de başka bir şehirde cereyan etseydi gelişmeler farklı olabilirdi. “Eğer”leri çoğaltmak mümkün.</p>
<p>Olayın ardından kendisine derhal bilgi verilen Mustafa Kemal’in büyük bir kızgınlıkla Menemen’de ‘vilmodit’ ilan edilmesini istediği Fahrettin Altay’ın hatıralarından bilinen bir gerçek. İsmet İnönü, “Paşam, Menemenlilerin savaşlarda çok kahramanlıkları vardır. Acele karar vermeyin. Biraz daha haber gelmesini bekleyelim” diyerek kararın ertelenmesini sağlamıştır.</p>
<p>Peki, nedir “vilmodit”? Cezalandırılmış şehir anlamına gelen “vilmodit”te halk toplatılıp şehir dışına çıkartılır. Daha sonra bütün binalar, içindeki eşyalarla birlikte ateşe verilerek yakılır. Bu yangın şehir dışında bekleyen halka da izlettirilir. Yanan binaların birinden büyükçe bir kara taş alınarak şehrin meydanına getirilir ve başka şehirlere ibret olsun diye ortasına dikilir. Ceza burada bitmez. Şehir dışında bekletilen halk çoklu gruplara ayrılarak yurdun dört bir yanına sürgün edilir.</p>
<p>“Vilmodit” kararı duyulduğunda Menemen halkı korkuya kapılır. Bu korku idamlar gerçekleşip sıkıyönetimin kaldırılmasından sonra da devam eder. Evlerde, kahvehanelerde, dükkânlarda başka şey konuşulmaz. Peki, Menemenliler İnönü’yü ayrı bir yere koyarken Atatürk’e kızgın mıydı? Bu soruyu Kubilay Olayı Tarihi kitabımı yazdığım dönemde Menemenlilere sorduğumda “Hayır” cevabını aldım. “Vilmodit”in gerçekleşmemiş olması bunda büyük etkendir. Eğer gerçekleşmiş olsaydı, yani Menemen yakılsaydı sonuç ne olurdu, bilinmez.</p>
<p>Gazi’nin Menemen’e beş defa gittiğini biliyoruz. Son ziyareti Kubilay olayından üç yıl sonra, 24 Haziran 1934 tarihindedir. İlçeye geldiği gün Menemen’de yer yerinden oynamış; caddeler, meydanlar dolmuş, büyük bir izdiham yaşanmıştır. Geçeceği sokaklar, caddeler tertemiz hale getirilmiş, evlerin ve işyerlerinin camlarına çiçekler ve bayraklar asılmış, birçok binada badana yapılmıştır.</p>
<p>Kubilay olayının ardından yayınlanan gazete manşetlerine bakacak olursak, Menemenlilerden ziyade hadiseyi gerçekleştirenlerin suçlu ilan edildiklerini görürüz. Yerel halk hakkında çok da suçlayıcı ifadeler yer almaz. Manisa’dan gelen beş isyancı ve yakın çevreleri günlerce olayın failleri olarak işlenir. O tarihlerde vaziyet böyle iken, bugün Menemen neden suçlanmaktadır? Bu noktaya nasıl gelinmiştir? Asıl faillerin adı bile unutulmuşken Menemen nasıl akılda kalmıştır?</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2020">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müze Kararını Kabullenemeyen Kırgın Subaylar Bir Daha Ayasofya’nın Önünden Geçmek İstemedi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/muze-kararini-kabullenemeyen-kirgin-subaylar-bir-daha-ayasofyanin-onunden-gecmek-istemedi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aykut Kazancıgil]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 06:15:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Cihan Harbi]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Osman Remzi]]></category>
		<category><![CDATA[Miralay]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6249</guid>

					<description><![CDATA[Bizim aile renkli simalardan oluşurdu. O dönemlerde “aile” şimdikiler gibi az kişiden oluşan cılız bir yapı değildi. Sadece büyük anneler-büyük babalar, halalar, teyzeler değil, büyük amcalar teyzeler de aile içindeydi. Bizim ailenin renkli simaları arasında en çok ilgimi çeken iki kişi vardı: Büyük amcam ve büyük dayım. Biri dedem Dr. Osman Remzi’nin erkek kardeşi, diğeri babaannemin erkek kardeşi büyük dayım. Bu iki büyük karakter subaydı. Her ikisinin evlerinin salonlarında göğüslerinde İstiklal madalyası bulunan fotoğrafları asılıydı. Arif dayım Kadıköy tarafında, Asım amcam Beşiktaş’ta otururdu. Mütevazı evlerinin küçük bahçeleri çiçekten geçilmezdi. Büyük amcam, eski tabirle Miralay Mustafa Asım Bey’in iki oğlu, iki&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bizim aile renkli simalardan oluşurdu. O dönemlerde “aile” şimdikiler gibi az kişiden oluşan cılız bir yapı değildi. Sadece büyük anneler-büyük babalar, halalar, teyzeler değil, büyük amcalar teyzeler de aile içindeydi.</p>
<p>Bizim ailenin renkli simaları arasında en çok ilgimi çeken iki kişi vardı: Büyük amcam ve büyük dayım. Biri dedem Dr. Osman Remzi’nin erkek kardeşi, diğeri babaannemin erkek kardeşi büyük dayım. Bu iki büyük karakter subaydı. Her ikisinin evlerinin salonlarında göğüslerinde İstiklal madalyası bulunan fotoğrafları asılıydı. Arif dayım Kadıköy tarafında, Asım amcam Beşiktaş’ta otururdu. Mütevazı evlerinin küçük bahçeleri çiçekten geçilmezdi. Büyük amcam, eski tabirle Miralay Mustafa Asım Bey’in iki oğlu, iki kızı vardı. Hepsi büyümüş, iş güç sahibi insanlardı fakat subay değillerdi. Amcam bahçesine çok meraklıydı. Kadıköy’de oturan, o da eski tabirle Miralay olan Arif Uysal’ın çocuğu yoktu. Onun da küçük mütevazı bahçesi rengarenk çiçeklerle bezenmişti. Bu iki kişinin hayatı ve başlarından geçenler, benim hayallerimi süsleyen tükenmez hikâyelerdi&#8230;</p>
<p>Mustafa Asım Bey askerî okulda Mustafa Kemal’den 5-6 sınıf küçüktü. Subay olduktan sonra Balkanlardaki bitmez tükenmez çete harplerine katılmış, zamanla rütbesi yükselmişti. Üsküp’te yaşayan, yine bir subay ailesinin kızıyla evlenmiş ve bu evlilikten ailenin en iyi şekilde okumaları için büyük emek verdiği beş çocukları olmuştu. 1. Cihan Harbi çıkınca türlü cephelerde çarpışmış, bu arada Yemen’e tayin olmuş, İstanbul’dan ayrılırken ailesini büyük abisi dedem Dr. Osman Remzi Bey’e emanet etmişti. Yıllar süren savaşlar ve esaret döneminden sonra 1918’de İstanbul’a dönmüş, ailesine kavuşmuştu.</p>
<p>Kemal Tahir’in bir romanında anlattığı gibi kendisiyle beraber savaştan dönen diğer subaylarla haftanın 2-3 günü Ayasofya Camii’nin önündeki meşhur kahveye gider, sonra da eski silah arkadaşlarıyla buluşurmuş. Hepsi Mustafa Kemal’i tanıyor, seviyor ve sayıyorlardı.</p>
<p>Nihayet Ankara’dan malum hazırlık işaretleri gelince bütün subaylar gibi Ayasofya’da namaz kılıp Ankara’ya giderler. Giderken yine ailesini dedeme emanet eder.</p>
<p>Ben çok meraklı olduğumdan bu hikâyelerin ayrıntılarını çok defa sorup dinlemiştim. Yengeme hep şu suali sormuşumdur:</p>
<p>&#8211; “Yenge, ikinci defa tekrar savaşa gitmesine niye müsaade ettin?” Yengem her seferinde</p>
<p>&#8211; “Oğlum! O zabitti, tabii ki harbe gidecekti. Onun işi bu” cevabını verirdi.</p>
<p>Bu arada büyük amcam Sakarya muharebesinde yaralanmış, göğsünde iki kurşun kalmış. Savaş meydanından hastaneye nakledilirken kendisini taşıtan doktora,</p>
<p>&#8211; “Sen hangi sınıftansın oğlum?” demiş. Hekim sınıfını söylediğinde büyük amca yattığı yerden gürlemiş,</p>
<p>-“Ben Tevfik’in amcasıyım, dikkat et” demiş ve bayılmış&#8230;</p>
<p>Yıllar sonra babamın neslinin tanınmış hocalarından, aynı zamanda benim de hocam olan bu genç hekim, her karşılaşmamızda bana, “Amcana selam söyle, ellerinden öperim” derdi.</p>
<p>Büyük amcam iyileşir iyileşmez cephedeki görevine geri döner. Savaş bittikten, çeşitli yerlerde subay olarak görev yaptıktan sonra 1930’lu yılların sonlarına doğru emekli olur. Beşiktaş’taki evinin salonuna göğsündeki İstiklal madalyasıyla çekildiği resmi asar. Sivil hayatını orada sürdürürken, biz ailenin gençlerine unutulmaz savaşları anlatırdı. Fakat Ankara’ya gitme lafı edilince Ayasofya’daki kahveyi, arkadaşları ile beraber orada aldıkları kararı mutlaka ayrıntıyla anlatırdı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2020">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hilâfet İngiliz İmparatorluğuna Hediye Edildi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/hilafet-ingiliz-imparatorluguna-hediye-edildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali Satan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2020 11:28:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Millet Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[Halifelik]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6134</guid>

					<description><![CDATA[Kurtuluş mücadelesine İstanbul’da düşman işgali altında bulunan Halifeliği esaretten kurtarmak için girişen Müslüman Türk milleti, kendisini temsil ettiği iddiasında bulunan Büyük Millet Meclisi’nin o şaşırtıcı kararıyla büyük bir hayal kırıklığına uğrayacaktı: Müslümanların birlik ve beraberliğinin sembolü olan Hilâfet makamı 3 Mart 1924 tarihinde ilga edilmişti. Artık Halifelik tarihe karışmıştı. Bu aldatılmışlık duygusu sadece Anadolu ile sınırlı kalmayacak, bütün Müslüman toplumların hissiyatında derin yaralar açacaktı. 1. Dünya Savaşı ile Kurtuluş Savaşı’nda kollarındaki bilezikleri, ceplerindeki son kuruşları Türkiye’ye gönderen Hind Müslümanları bu kararla kendilerini aldatılmış hisseden Müslüman halkların başında geliyordu. 1,400 yıllık İslam devlet geleneğinin en yüce kurumu olan Hilâfet’in kaldırılışının 89.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kurtuluş mücadelesine İstanbul’da düşman işgali altında bulunan Halifeliği esaretten kurtarmak için girişen Müslüman Türk milleti, kendisini temsil ettiği iddiasında bulunan Büyük Millet Meclisi’nin o şaşırtıcı kararıyla büyük bir hayal kırıklığına uğrayacaktı: Müslümanların birlik ve beraberliğinin sembolü olan Hilâfet makamı 3 Mart 1924 tarihinde ilga edilmişti. Artık Halifelik tarihe karışmıştı.</p>
<p>Bu aldatılmışlık duygusu sadece Anadolu ile sınırlı kalmayacak, bütün Müslüman toplumların hissiyatında derin yaralar açacaktı. 1. Dünya Savaşı ile Kurtuluş Savaşı’nda kollarındaki bilezikleri, ceplerindeki son kuruşları Türkiye’ye gönderen Hind Müslümanları bu kararla kendilerini aldatılmış hisseden Müslüman halkların başında geliyordu.</p>
<p>1,400 yıllık İslam devlet geleneğinin en yüce kurumu olan Hilâfet’in kaldırılışının 89. yılında konuyla ilgili yeni belgeler ortaya çıktı. Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nde bulunan, genellikle ilga kararından sonraki gelişmelerle ilgili dikkat çekici belgeler tartışmalara farklı boyutlar kazandıracak niteliktedir.</p>
<p>Arşivde yaptığımız araştırmada o tarihte Başbakan ve Dışişleri Bakanı olan İsmet Paşa’nın, Hilâfet’i ilga kararının yurt dışındaki yansımalarına dair derlettiği bilgileri bir rapor halinde Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa’ya sunduğu görülüyor. Olayın bütün dünyada nasıl bir yankı ve etki yarattığını Ankara’nın hem dünya basınından, hem de yurtdışındaki bağlantıları aracılığıyla takip ettiği de aşağıdaki belgelerden anlaşılan hususlar arasında.</p>
<p>Özellikle Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nde bulduğumuz belgeler arasında yer alan bir mektup, Halifeliğin kaldırılması tartışmalarıyla ilgili yaşanan hayal kırıklığını hazin bir şekilde ortaya koyması bakımından önemli.</p>
<p>Hind Müslümanlarının liderleri olan Ağa Han ve Emir Ali’nin 6 Aralık 1923’te Hilâfet makamının vaziyeti hakkında İsmet Paşa’ya gönderdikleri mektupta bütün Müslümanların hislerine tercüman olacak şu ifadeler yer alıyor:</p>
<p>“Halifenin nüfuzunun tenkisi (azaltılması) veya bir âmil-i dînî (dinî etken) gibi Türkiye teşkilat-ı siyasiyesinden adının teb’idi (Türkiye’nin siyasî yapılanmasından uzaklaştırılması) bizim fikrimizce İslam’ın dağılması, o manevî cihan kuvvetinin amelî surette ziyaı (pratikte kaybı) demek olacaktır. Bu öyle bir haldir ki, ne Büyük Millet Meclisi’nin, ne de Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa hazretlerinin nazar-ı dikkatlerinden mümkün değil, kaçamaz.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2020">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vefatının 42. Yılında İsmail Hakkı Uzunçarşılı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/abide-sahsiyetler/vefatinin-42-yilinda-ismail-hakki-uzuncarsili/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet İpşirli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Nov 2019 05:20:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Abide Şahsiyetler]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Hakkı Uzunçarşılı]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[teşkilat]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5153</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte pek çok alanda girişilen yeni hamleler içerisinde Türk dili ve tarihi konusundaki çalışmaların çok önemli ve anlamlı bir yeri vardı. Çünkü bu iki alan aynı zamanda yeni devletin kimliğinin inşasındaki en önemli iki temel taşı teşkil ediyordu. Mustafa Kemal her iki kurumun sadece kurulması için çaba göstermekle kalmamış; devamlı olarak faaliyetlerini yakından takip etmiş, uzmanların yorumlarından da istifade ile kendi görüşlerini ortaya koymuştur. İsmail Hakkı Uzunçarşılı’yı (23 Ağustos 1888-10 Ekim 1977), Osmanlı tarihi üzerine siyasî ve ideolojik yaklaşımdan uzak belge neşirleri, monografi çalışmaları ve bilhassa Osmanlı teşkilat tarihi üzerine umumî telifleriyle tanınan, bulunduğu her şehir ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte pek çok alanda girişilen yeni hamleler içerisinde Türk dili ve tarihi konusundaki çalışmaların çok önemli ve anlamlı bir yeri vardı. Çünkü bu iki alan aynı zamanda yeni devletin kimliğinin inşasındaki en önemli iki temel taşı teşkil ediyordu. Mustafa Kemal her iki kurumun sadece kurulması için çaba göstermekle kalmamış; devamlı olarak faaliyetlerini yakından takip etmiş, uzmanların yorumlarından da istifade ile kendi görüşlerini ortaya koymuştur. İsmail Hakkı Uzunçarşılı’yı (23 Ağustos 1888-10 Ekim 1977), Osmanlı tarihi üzerine siyasî ve ideolojik yaklaşımdan uzak belge neşirleri, monografi çalışmaları ve bilhassa Osmanlı teşkilat tarihi üzerine umumî telifleriyle tanınan, bulunduğu her şehir ve kurumun hakkını veren Cumhuriyet döneminin bu büyük tarihçisini değerlendirmek ve bütün özellikleriyle tanıtmak zordur. “Tarihçi olunmaz, dünyaya tarihçi gelinir” anlayışını Uzunçarşılı’nın hayatı adeta isbatlar mahiyettedir. 1977 yılında, 90 yaşında, Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi’nde çalışırken vefat etmesi tarih zevk ve sezgisine sahip olan bu tarihçinin hayatını nasıl değerlendiğini ve nerede geçirdiğini özetleyen bir gösterge niteliğindedir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasım-2019">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Solu Hareketi Nasıl Kemalize Edildi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/turk-solu-hareketi-nasil-kemalize-edildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Sep 2019 09:12:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Türk tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Komünist Partisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4939</guid>

					<description><![CDATA[Dönemlere ayırmak gerekirse, Türk tarihinde üçüncü ve en kapsamlı modernleşme hamlesi Cumhuriyetin kuruluş devrinde gerçekleşmiştir. Hiç şüphesiz bu “yoğunlaştırılmış” modernleşme çabalarının amiral gemisinde kaptan köşkünün sahibi Mustafa Kemal’dir. Onun Batı tipi modernleşme hamlesi, geçmişi iki asır önceye dayanan bir fikrin “şeksiz-şüphesiz” kabullenilmesiyle vücuda getirilmiş ve tabiri caizse “demir yumruk”la topluma dayatılmıştır. Farklı dünya görüşlerine sahip, toplumun her kesiminden vatandaş bu modernleşme hamlelerinden nasibini almıştır. Kemalizm ile solun yollarının kesiştiği noktalar olmakla birlikte Türkiye Komünist Partisi’nin önde gelen isimlerinin (Mustafa Suphi ve arkadaşlarının) Karadeniz’de “boğdurulmasıyla” ilk büyük ayrılıkların yaşandığı görülür. Millî mücadele sırasında SSCB’nin desteğini almak ihtiyacı hisseden lider kadro Türk&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dönemlere ayırmak gerekirse, Türk tarihinde üçüncü ve en kapsamlı modernleşme hamlesi Cumhuriyetin kuruluş devrinde gerçekleşmiştir. Hiç şüphesiz bu “yoğunlaştırılmış” modernleşme çabalarının amiral gemisinde kaptan köşkünün sahibi Mustafa Kemal’dir. Onun Batı tipi modernleşme hamlesi, geçmişi iki asır önceye dayanan bir fikrin “şeksiz-şüphesiz” kabullenilmesiyle vücuda getirilmiş ve tabiri caizse “demir yumruk”la topluma dayatılmıştır. Farklı dünya görüşlerine sahip, toplumun her kesiminden vatandaş bu modernleşme hamlelerinden nasibini almıştır. Kemalizm ile solun yollarının kesiştiği noktalar olmakla birlikte Türkiye Komünist Partisi’nin önde gelen isimlerinin (Mustafa Suphi ve arkadaşlarının) Karadeniz’de “boğdurulmasıyla” ilk büyük ayrılıkların yaşandığı görülür. Millî mücadele sırasında SSCB’nin desteğini almak ihtiyacı hisseden lider kadro Türk komünistlerden faydalanma yoluna gitmişti. Ama ne zaman Türkiye’de “müesses rejim” inşa edildi, ilk dostlar da anında Karadeniz’in karanlık sularına gömüldüler. Bu “boğdurma vakası” Kemalist rejimin ilk sol vukuatı olarak tarihte kendine yer bulacaktı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2019">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mustafa Kemal Hilafeti Nasıl Kaldırdı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/mustafa-kemal-hilafeti-nasil-kaldirdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Talha Şeker]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Apr 2019 21:20:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4440</guid>

					<description><![CDATA[1880’lerden itibaren Osmanlı jeopolitiğinde kıyasıya İngiliz-Alman rekabeti yaşanmaktaydı. Berlin’i Basra’ya bağlayıp yeni Avrasya ticaret güzergâhını inşa etmek isteyen Alman stratejisi, hem Anadolu ve Bağdat Demiryolu projelerini Osmanlı ile birlikte gerçekleştirmek, hem de Mezopotamya (Irak) petrollerini ele geçirmek istiyordu. İngilizler bunu durdurmayı hedeflerken, Sultan Abdülhamid iki ülke arasında denge politikasını sürdürüyordu. Bu dönemden itibaren hilafet Asya’daki İngiliz çıkarlarına aykırı görülmeye başlandı. Osmanlı ordusunun modernizasyon ve danışmanlık işleri de zamanla İngilizler ve Almanlara verilmişti. Almanların İstanbul’a gönderdikleri altınların hatırına Enver Paşa ile arkadaşlarının Osmanlı’yı bir oldubittiyle 1. Cihan Harbi’ne çekmek üzere oldukları 1914 yazında, kabinede olduğu gibi ordu içinde de zıt görüşler&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">1880’lerden itibaren Osmanlı jeopolitiğinde kıyasıya İngiliz-Alman rekabeti yaşanmaktaydı. Berlin’i Basra’ya bağlayıp yeni Avrasya ticaret güzergâhını inşa etmek isteyen Alman stratejisi, hem Anadolu ve Bağdat Demiryolu projelerini Osmanlı ile birlikte gerçekleştirmek, hem de Mezopotamya (Irak) petrollerini ele geçirmek istiyordu. İngilizler bunu durdurmayı hedeflerken, Sultan Abdülhamid iki ülke arasında denge politikasını sürdürüyordu. Bu dönemden itibaren hilafet Asya’daki İngiliz çıkarlarına aykırı görülmeye başlandı. Osmanlı ordusunun modernizasyon ve danışmanlık işleri de zamanla İngilizler ve Almanlara verilmişti. Almanların İstanbul’a gönderdikleri altınların hatırına Enver Paşa ile arkadaşlarının Osmanlı’yı bir oldubittiyle 1. Cihan Harbi’ne çekmek üzere oldukları 1914 yazında, kabinede olduğu gibi ordu içinde de zıt görüşler çatışıyordu. Alman karşıtı saftaki askerlerden biri de Mustafa Kemal’di. Mustafa Kemal, 1917’de Suriye’den Enver Paşa’ya yazdığı raporda bu savaşın zaten kaybedileceğini ve Anadolu’ya çekilip orada yeniden teşkilatlanmak gerektiği fikrini savunmaktaydı. Nutuk’taki ifadelerine göre ise Sultan Vahidüddin ile görüşüp İstanbul’dan ayrılmadan önce de Osmanlı Devleti’nin artık miadını tamamladığını düşünüyordu. Millî Mücadele’nin başından beri nasıl kahramanlıklar yaptığını, sonradan arasının bozulduğu kişilerin ise eskiden beri dış güçlere sempatiyle baktıklarını açıklamaya çalışıyordu. Onlar Amerikancılık yaparken kendisinin tam bağımsızlığı savunduğunu dile getiriyordu ancak başından beri İngilizlerle işbirliği yapmaya verdiği önemi henüz dile getirmemişti.</span></p>
<p align="justify"><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2019">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avni Özgürel “Mustafa Kemal Uluslararası Meşruiyet İçin Hilafeti Kaldırmak Mecburiyetinde Kaldı”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/avni-ozgurel-mustafa-kemal-uluslararasi-mesruiyet-icin-hilafeti-kaldirmak-mecburiyetinde-kaldi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Jul 2018 21:13:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Hilafeti Kaldırmak]]></category>
		<category><![CDATA[Meşruiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3630</guid>

					<description><![CDATA[Hilafet gibi 14 asırlık bir kurum Mustafa Kemal tarafından kaldırıldı. Bu ani kararın ardından İslam dünyası nasıl bir tepki verdi? İki türlü tepki var. İlk olarak Arap dünyasında “Aman iyi oldu, Türklerin elinden kurtulduk” diyenler çıktı. Fakat bunun dışında Hint Müslümanlarından başlayarak Tunus, Cezayir keza Pakistan ve Endonezya’da bir hayal kırıklığı yaşandı ve sahipsizlik duygusu hâkim oldu. O insanları diri tutan bir şeydi hilafet, bir çatıydı… Bugün Papalığın bir etkisi var mı uluslararası siyasette? Yok belki ama Hıristiyan toplumuna psikolojik destek ve dayanak noktası oluyor. Şöyle diyeyim: 1. Dünya Savaşı öncesi Hint Müslümanları İngiliz zulmüne karşı ayaklandığı zaman Sultan Reşad’ın&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Hilafet gibi 14 asırlık bir kurum Mustafa Kemal tarafından kaldırıldı. Bu ani kararın ardından İslam dünyası nasıl bir tepki verdi?</strong></em></p>
<p>İki türlü tepki var. İlk olarak Arap dünyasında “Aman iyi oldu, Türklerin elinden kurtulduk” diyenler çıktı. Fakat bunun dışında Hint Müslümanlarından başlayarak Tunus, Cezayir keza Pakistan ve Endonezya’da bir hayal kırıklığı yaşandı ve sahipsizlik duygusu hâkim oldu. O insanları diri tutan bir şeydi hilafet, bir çatıydı… Bugün Papalığın bir etkisi var mı uluslararası siyasette? Yok belki ama Hıristiyan toplumuna psikolojik destek ve dayanak noktası oluyor. Şöyle diyeyim: 1. Dünya Savaşı öncesi Hint Müslümanları İngiliz zulmüne karşı ayaklandığı zaman Sultan Reşad’ın bir mektubu yetmişti ayaklanmayı bastırmaya. İngilizler o zaman gördü en etkisiz zannettikleri halinde bile hilafetin ne kadar etkili olduğunu. Ankara’nın hilafet konusunda bir siyaseti var. Bunu Türkiye’ye gelen bir İslam heyetiyle yapılan müzakerede Mustafa Kemal Paşa açıklıyor: “Bu, bugün için aldığımız karardır. Şayet günün birinde Müslüman ülkeler hilafetin gerekli olduğunda ittifak ederse ve nasıl inşa edilmesi gerektiği üzerinde mutabık kalırlarsa yeniden ihya edilebilir.” Nitekim onun içindir ki bizdeki kanun zaten bir tümden yok ediş değildir.</p>
<p>Hilafet Millet Meclisi’nin manevî şahsiyetinde mündemiçtir, denilmiş. Esasında şu anda Türkiye Cumhuriyeti’nin Meclis başkanı halife unvanını kullanabilir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-3276">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
