﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Musul &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/musul/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Apr 2020 06:32:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Musul &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Halep, Lozan’da Kaderine Terk Edildi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/halep-lozanda-kaderine-terk-edildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cemal Fedayi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2020 06:32:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Hatay]]></category>
		<category><![CDATA[İtilâfname]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan]]></category>
		<category><![CDATA[Misak-ı Millî]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<category><![CDATA[Sevr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5803</guid>

					<description><![CDATA[Hatay ve Musul gibi Halep de Misak-ı Millî sınırları içindeydi; bu yüzden zaferden sonra gidilen Lozan Antlaşması’nda dava ve talep edilmeliydi. Fakat Lozan’da, ayrılmaz bir bütün olan Misak-ı Millî sınırları esas alınmamış, “ne pahasına olursa olsun bir an önce antlaşma yapmak” politikası takip edilmiş ve taviz üstüne taviz verilmişti. Lozan müzakerelerinde İsmet Paşa, Halep konusunda doğrudan veya dolaylı olarak hiçbir talepte bulunmadı. Tam tersine, Halep’in kaybını öngören 1921 tarihli “Ankara İtilâfnamesi”nin teyidi talebinde bulundu. Hâlbuki Fransa ile imzalanan Ankara İtilâfnamesi tam anlamıyla ve hukuken bir antlaşma (muahede) değil, bir anlaşma (uzlaşma) idi. En önemlisi de bu İtilâfname Fransız parlamentosunda ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="Standard"><span lang="EN-US">Hatay ve Musul gibi Halep de Misak-ı Millî sınırları içindeydi; bu yüzden zaferden sonra gidilen Lozan Antlaşması’nda dava ve talep edilmeliydi. Fakat Lozan’da, ayrılmaz bir bütün olan Misak-ı Millî sınırları esas alınmamış, “ne pahasına olursa olsun bir an önce antlaşma yapmak” politikası takip edilmiş ve taviz üstüne taviz verilmişti. Lozan müzakerelerinde İsmet Paşa, Halep konusunda doğrudan veya dolaylı olarak hiçbir talepte bulunmadı. Tam tersine, Halep’in kaybını öngören 1921 tarihli “Ankara İtilâfnamesi”nin teyidi talebinde bulundu. Hâlbuki Fransa ile imzalanan Ankara İtilâfnamesi tam anlamıyla ve hukuken bir antlaşma (muahede) değil, bir anlaşma (uzlaşma) idi. En önemlisi de bu İtilâfname Fransız parlamentosunda ve TBMM’de onaylanmış değildi. Dolayısıyla yapılması gereken, Lozan’da bu İtilâfname’yi müzakereye açmak ve Suriye hududunu, Misak-ı Millî’de belirlenen tabiî sınırlar olarak kabul ettirmeye çalışmaktı.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Ankara İtilâfnamesi’ni Sevr ile mukayese etmek gerekiyor. Nasıl ki Sevr mukabil parlamentolar tarafından onaylanmadığı için proje olarak kalmışsa, Ankara İtilâfnamesi de mukabil parlamentolarda onaylanmadığı için proje safhasında kalmıştı. Lozan’da bu durum dermeyan edilmeli ve Suriye hududu yeniden müzakereye açılmalıydı. Ankara İtilâfnamesi’nin savaş sırasında yapılmış geçici ve taktik bir ateşkes anlaşması olduğu ileri sürülmeliydi. Fakat İsmet Paşa Lozan’da bunun tam tersini yapmış; Ankara İtilâfnamesi’nin bütün ekleriyle kabulü için gayret sarf etmişti.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Hâlbuki diplomatik müzakerelerde prensiptir: Niyet edilen ve hedeflenenden daha fazlası istenir; niyet edilen noktaya kadar pazarlık yapılır ve en sonunda, en azından niyet edilen gayeye ulaşılır. Bu prensipten hareketle Lozan’da İsmet Paşa Halep’ten ötesini, hatta Suriye’nin tamamını talep etmeliydi. Pazarlıklar sonucu hiç olmazsa Halep dâhil Misak-ı Millî’nin gereği olan Suriye’nin kuzeyini alarak müzakereyi tamamlamalıydı. Fakat İsmet Paşa’nın Lozan’daki psikolojisi, muzaffer değil de mağlûp ve teslimiyetçi bir komutanın psikolojisine daha yakındı. Halep neden dava ve talep edilmeliydi? Çünkü Halep siyasî, sosyal, kültürel ve iktisadî olarak Misak-ı Millî sınırları içinde kalan bölge ile bütünlük arz ediyordu ve aynı hinterland içindeydi. Halep Antep’ten ayrılamaz; Hatay’dan, Urfa’dan, Maraş’tan ayrılamaz; Kilis’ten, Nusaybin’den ve Suruç’tan da ayrılamaz. Bütün bu yerler, aynı bütünün parçalarıdır. Ankara İtilâfnamesi’nin anormal sınırlarını Meclis’te tenkit eden İzmit Mebusu Sırrı Bey’in dediği gibi bütün bu yerler bir bütünün parçalarıdır; “coğrafya ve etnoğrafya birbirinden ayrılamaz.” Yine Sırrı Bey’e göre bu İtilâfname’nin kabul ettiği hudut gayr-i tabii ve gayr-i ilmîdir; ayrıca bu hudutlar Batılıların kabul ettiği “milliyetler” prensibine de aykırıdır.</span></p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2020">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Misak-ı Millî Osmanlı’nın Kırmızı Çizgisiydi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/misak-i-milli-osmanlinin-kirmizi-cizgisiydi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2020 13:01:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Batum]]></category>
		<category><![CDATA[Kerkük]]></category>
		<category><![CDATA[Magna Carta]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis-i Mebusan]]></category>
		<category><![CDATA[Misak-ı Millî]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5736</guid>

					<description><![CDATA[Bugün Türkiye’de eğitimli de olsa insanlara “Misak-ı Millî nedir?” diye sorsanız, çoğunun cevabı, “Millî sınırlar” olacaktır, yani bugünkü Türkiye’nin sınırları. Acaba bu cevap ne kadar doğru? Bunda, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından benimsenen barışçı ve uluslararası sisteme uygun dış politikanın rolü ve bu politikaya uyumlu olması için Misak-ı Millî Beyannamesi’nde yapılan “küçük değişiklikler”in hiç mi payı yok? Elbette var. Yine de bu çerçevenin dışına çıkarak Misak-ı Millî deyince Musul, Kerkük, Halep, Batı Trakya ve Batum’u aklına getiren bilinçli insanlar yok değil. Bu sevindirici durum, Misak-ı Millî algısını “sınırlara hapsetme”ye engel oluşturmamıştır. Kestirmeden cevap verelim: Misak-ı Millî yeni&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün Türkiye’de eğitimli de olsa insanlara “Misak-ı Millî nedir?” diye sorsanız, çoğunun cevabı, “Millî sınırlar” olacaktır, yani bugünkü Türkiye’nin sınırları. Acaba bu cevap ne kadar doğru? Bunda, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından benimsenen barışçı ve uluslararası sisteme uygun dış politikanın rolü ve bu politikaya uyumlu olması için Misak-ı Millî Beyannamesi’nde yapılan “küçük değişiklikler”in hiç mi payı yok? Elbette var. Yine de bu çerçevenin dışına çıkarak Misak-ı Millî deyince Musul, Kerkük, Halep, Batı Trakya ve Batum’u aklına getiren bilinçli insanlar yok değil. Bu sevindirici durum, Misak-ı Millî algısını “sınırlara hapsetme”ye engel oluşturmamıştır. Kestirmeden cevap verelim: Misak-ı Millî yeni Türk vatanının sınırlarının belirlenmesinden ve bu sınırlar içinde yaşayan insanların niteliklerinin tanımlanmasından daha geniş anlamlara sahiptir.</p>
<p>Hemen belirtelim ki, Misak-ı Millî’nin kelime anlamı ‘millî yemin’dir. Devrinde ‘Ahd-i Millî’, ‘Peyman-ı Millî’ olarak da adlandırılmıştır. 12 Ocak 1920’de açılan son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda kurulan Ahd-i Millî Komisyonu’nun çalışmaları neticesinde Misak-ı Millî beyannamesi hazırlanmış ve 28 Ocak’ta, 121 milletvekilinin imzasıyla kabul edildikten sonra 17 Şubat 1920’de oybirliğiyle dünya parlamentolarına ilân edilmesi tasdik edilmiştir. Genellikle Misak-ı Millî, yerli ve yabancı tarihçi ve siyaset bilimciler tarafından “bağımsızlık bildirisi”, “Türk Magna Carta”sı, “Kemalist politik ilkeler deklarasyonu”, “Erzurum ve Sivas kongrelerinde alınan kararların Osmanlı Meclis-i Mebusanı tarafından benimsendiği siyasî bir program”, Müslüman Osmanlıların direniş hareketinin hedeflerinin resmî ifadesi”, “Osmanlı Devleti’nin bütün uluslararası mesuliyet ve iddialarından soyutlanması” ve “barış şartları” olarak değerlendirilmiştir. Bunların bir karşılığı olmakla beraber bihakkın devrin iç ve dış siyasî şartları pek fazla dikkate alınmadan, çoğunlukla Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî tarih anlatısına uygun değerlendirmelerdir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2020">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kerkük Misak-I Millî’nin Dışında Mıdır?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/kerkuk-misak-i-millinin-disinda-midir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2020 12:58:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Kerkük]]></category>
		<category><![CDATA[Misak-ı Millî]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5733</guid>

					<description><![CDATA[Siyaset-i dahiliyemizde olduğu gibi siyaset-i hariciyemizde de umde-i esasiyemiz Misak-ı Millî mevâddından ibarettir. &#160; MUSTAFA KEMAL PAŞA (1 Mart 1922) &#160; Neredeyse bir asırdır tartışıyoruz: Musul ve Kerkük Misak-ı Millî’ye dahil miydi değil miydi? Net bir cevap alabiliyor musunuz? Siz alıyorsanız bahtiyar sayılırsınız. Ben bir türlü alamıyorum da&#8230; Önce Misak-ı Millî nedir? Kime sorsanız aynı cevabın beyinlere mıhlanmış olduğunu görürsünüz: “Millî sınırlarımız.” Mektepte böyle belletmişler bir kere; sökün zihninizden sökebilirseniz artık. Velhasıl, “sınır”la sınırlamışlar Misak-ı Millî’yi. Peki nerede başlayıp nerede bitiyor o sınır? Bu sorunun ötesi koca bir boşluktan ibaret. Sanki ortada elle tutulur bir harita varmış da, onun üzerinden&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Siyaset-i dahiliyemizde olduğu gibi</p>
<p>siyaset-i hariciyemizde de</p>
<p>umde-i esasiyemiz Misak-ı Millî</p>
<p>mevâddından ibarettir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>MUSTAFA KEMAL PAŞA</p>
<p>(1 Mart 1922)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Neredeyse bir asırdır tartışıyoruz: Musul ve Kerkük Misak-ı Millî’ye dahil miydi değil miydi? Net bir cevap alabiliyor musunuz? Siz alıyorsanız bahtiyar sayılırsınız. Ben bir türlü alamıyorum da&#8230;</p>
<p>Önce Misak-ı Millî nedir? Kime sorsanız aynı cevabın beyinlere mıhlanmış olduğunu görürsünüz: “Millî sınırlarımız.” Mektepte böyle belletmişler bir kere; sökün zihninizden sökebilirseniz artık.</p>
<p>Velhasıl, “sınır”la sınırlamışlar Misak-ı Millî’yi. Peki nerede başlayıp nerede bitiyor o sınır? Bu sorunun ötesi koca bir boşluktan ibaret.</p>
<p>Sanki ortada elle tutulur bir harita varmış da, onun üzerinden konuşuyoruz gibi konuşurken gayet eminiz. Yok, gerçekten de yok: Misak-ı Millî’de kesin olarak çizilmiş sınırlar da, herhangi bir mahdut harita da mevcut değil.</p>
<p>Şaşıranlar, ‘Nereden çıkarıyorsun bunu? Eski dershaneye yeni tahta mı getiriyorsun yoksa?’ diyenler varsa içinizde, merak buyurmasınlar, cevabını yazının sonunda “en yetkili ağızdan” bulabilecekler. Ancak biz Misak-ı Millî denizindeki dalgalanmalar üzerinde az biraz daha sörf yapacağız. Bakalım daha kaç tane “şoke edici” gerçekle karşılaşacağız bu tehlikeli yolculukta?</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2020">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kerküklü Türk Gençlerin Feryadı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/genel/kerkuklu-turk-genclerin-feryadi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Dec 2018 21:59:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Erbil]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz işgali]]></category>
		<category><![CDATA[Kerkük]]></category>
		<category><![CDATA[Misak-ı Millî]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<category><![CDATA[Süleymaniye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4131</guid>

					<description><![CDATA[Baba bugün Kerkük ateşe benzer; Sönmez güneşe benzer. Kerkük’ü unutanlar, Çölde bir taşa benzer. Yukarıdaki dörtlük, bir Kerkük ağıtı olan meşhur “Kurbanam Han Gözüne” ağıtından. Tasvir anlamlı: Kerkük’e ilgisiz kalanları “çölde bir taşa” benzetmek. Bir başka deyişle, unutmayın bizi, unutmayın Kerkük’ü diyor bu ağıt. Bilindiği gibi Kerkük, kadim bir Türk şehri. Aynı zamanda hoyratlarıyla meşhur, zengin bir kültür havzası… Bu şehirde insanlar Azerbaycan Türkçesine benzer bir Türkçe konuşurlar; hiç fark etmez, Türk’ü de Arab’ı da Kürd’ü de bilir bu dili. Buna biraz da Arap aksanını eklerler. Öyle konuşurlar Kerkük Türkçesini insanlar. İngiliz istihbaratçı C. J. Edmonds bile Kürtler, Türkler ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Baba bugün Kerkük ateşe benzer;</em></p>
<p><em>Sönmez güneşe benzer.</em></p>
<p><em>Kerkük’ü unutanlar,</em></p>
<p><em>Çölde bir taşa benzer.</em></p>
<p>Yukarıdaki dörtlük, bir Kerkük ağıtı olan meşhur “Kurbanam Han Gözüne” ağıtından. Tasvir anlamlı: Kerkük’e ilgisiz kalanları “çölde bir taşa” benzetmek. Bir başka deyişle, unutmayın bizi, unutmayın Kerkük’ü diyor bu ağıt. Bilindiği gibi Kerkük, kadim bir Türk şehri. Aynı zamanda hoyratlarıyla meşhur, zengin bir kültür havzası… Bu şehirde insanlar Azerbaycan Türkçesine benzer bir Türkçe konuşurlar; hiç fark etmez, Türk’ü de Arab’ı da Kürd’ü de bilir bu dili. Buna biraz da Arap aksanını eklerler. Öyle konuşurlar Kerkük Türkçesini insanlar. İngiliz istihbaratçı C. J. Edmonds bile <em>Kürtler, Türkler ve Araplar</em> adlı meşhur eserinde (Çevirenler: Serdar Şengül-Serap Ruken Şengül, Avesta Yayınları, İstanbul 2003, s.572) Kerkük şehrinin %75’inin Türklerden oluştuğunu yazar. Ayrıca, Kerkük’ün kaderi, Musul, Erbil, Süleymaniye ve Telafer ile birlikte Anadolu’nun kaderiyle aynıdır. Geçmişte de öyleydi, şimdi de öyledir. Nitekim 1. TBMM’de (1920-1923) çoğu milletvekili, “Kerkük dâhil Musul vilayeti elden çıkarsa, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun güvenliği tehlikeye girer, orası kaybedilirse Anadolu’nun güvenliği de tehlikeye girer” demekten kendilerini alamamışlardı. Yani, Musul vilayeti demek, Anadolu demekti. Ne var ki, Mondros Mütarekesi öncesi, 23 Ekim 1918’de, Kerkük’ün İngiliz işgaline uğraması, adeta, sonun başlangıcıydı. Çok geçmeden 3 Kasım’da Musul işgale uğradı. Daha sonra Musul Vilayeti, Paris Barış Konferansı’na Osmanlı Devleti’nce resmen sunulan 23 Haziran 1919 tarihli muhtırada ismen, “yeni Türk vatanı”nın içinde gösterilmiş ve Misak-ı Millî’de ise kriter olarak “Osmanlı-İslam çoğunluğu”nun oturdukları toprakların içinde düşünülmüştü.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2019">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABD ve İngiltere’den Abdülhamid’in Petrolleri İçin Kurnaz Teklif:  Demiryolunu Al Petrolü Ver</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/abd-ve-ingiltereden-abdulhamidin-petrolleri-icin-kurnaz-teklif-demiryolunu-al-petrolu-ver/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif Emre Gündüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Oct 2017 22:21:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Kerkük]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2842</guid>

					<description><![CDATA[“Musul Vilâyeti dâhilinde bulunan emlâk-i mahsûsa-i cenâb-ı cihânbânî derûnunda kesretle petrol gazı madenleri zuhûr etmekde olmasına mebnî umûm Musul Vilâyeti dâhilinde gerek emlâk-ı seniyye derûnunda ve gerek sâir cihetlerde petrol gazı madeni taharrîsi (araştırılması) ve işletmesi imtiyazının münhasıran Hazîne-i Hâssa-i Şâhâne nâmına verilerek ale’l-usûl îcâb eden fermân-ı âlînin tasdîr ve i’tâsı Hazîne-i Hâssa nezâret-i celîlesinin tezkire-i ma’rûzası üzerine şeref-sâdır olan irâde-i seniyye-i cenâb-ı Pâdişâhî iktizâ-yı âlîsinden bulunmuş olmakla ol-bâbda emr u fermân hazret-i veliyyü’l-emrindir.” Musul Vilâyetinin Sultan II. Abdülhamid’e ait olmayan yerlerinde bulunan petrol madenlerinin işletilmesinin de yine kendisine ait olduğunu bu vesikadan anlayabiliyoruz. Kerkük ve Süleymaniye’nin de Musul Vilâyetine&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Musul Vilâyeti dâhilinde bulunan emlâk-i mahsûsa-i cenâb-ı cihânbânî derûnunda kesretle petrol gazı madenleri zuhûr etmekde olmasına mebnî umûm Musul Vilâyeti dâhilinde gerek emlâk-ı seniyye derûnunda ve gerek sâir cihetlerde petrol gazı madeni taharrîsi (araştırılması) ve işletmesi imtiyazının münhasıran Hazîne-i Hâssa-i Şâhâne nâmına verilerek ale’l-usûl îcâb eden fermân-ı âlînin tasdîr ve i’tâsı Hazîne-i Hâssa nezâret-i celîlesinin tezkire-i ma’rûzası üzerine şeref-sâdır olan irâde-i seniyye-i cenâb-ı Pâdişâhî iktizâ-yı âlîsinden bulunmuş olmakla ol-bâbda emr u fermân hazret-i veliyyü’l-emrindir.”</p>
<p>Musul Vilâyetinin Sultan II. Abdülhamid’e ait olmayan yerlerinde bulunan petrol madenlerinin işletilmesinin de yine kendisine ait olduğunu bu vesikadan anlayabiliyoruz. Kerkük ve Süleymaniye’nin de Musul Vilâyetine bağlı sancaklar olduğu hesaba katıldığında Irak’ın kuzeyindeki petrollerin tamamının Sultan II. Abdülhamid’in şahsî servetinde olduğu ortaya çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-kasim2017">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>II. Abdülhamid Han Musul’daki Petrol Bölgelerini Neden Hanedanın Üzerine Tapulamıştı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/ii-abdulhamid-han-musuldaki-petrol-bolgelerini-neden-hanedanin-uzerine-tapulamisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2017 21:11:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Başbakanlık Osmanlı Arşivleri]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2741</guid>

					<description><![CDATA[Şunu bilelim ki, Sultan II. Abdülhamid’i anlayabilecek seviyeye daha yeni yeni geliyoruz. Eskiden ne kısır birikimimiz onun dehasını kavramaya müsaitti, ne de fakir ufkumuz. Ne de olsa kültür devrimiyle ağır bir travma geçirmiştik. Bu duruma, hikmet gözlüğüyle bakarsak, merhum Sultan, toprağın altında onyıllar boyunca gizli bir hazine olarak bekledi ve bizler hazır hale gelince sırlarını birer ikişer ortaya dökmeye başladı da diyebilirdik. İşte Sultan Abdülhamid şimdi petrol uğruna kıyametlerin koptuğu Musul vilayetine sık sık uzmanlar gönderiyor ve onlara bölgenin haritalarını, en önemlisi de yer altı haritalarını çıkarttırıyordu. Onlar da petrol, kömür, güherçile ve sair madenlerin mevkilerini gösteren haritalar yanında dört&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şunu bilelim ki, Sultan II. Abdülhamid’i anlayabilecek seviyeye daha yeni yeni geliyoruz. Eskiden ne kısır birikimimiz onun dehasını kavramaya müsaitti, ne de fakir ufkumuz. Ne de olsa kültür devrimiyle ağır bir travma geçirmiştik. Bu duruma, hikmet gözlüğüyle bakarsak, merhum Sultan, toprağın altında onyıllar boyunca gizli bir hazine olarak bekledi ve bizler hazır hale gelince sırlarını birer ikişer ortaya dökmeye başladı da diyebilirdik. İşte Sultan Abdülhamid şimdi petrol uğruna kıyametlerin koptuğu Musul vilayetine sık sık uzmanlar gönderiyor ve onlara bölgenin haritalarını, en önemlisi de yer altı haritalarını çıkarttırıyordu. Onlar da petrol, kömür, güherçile ve sair madenlerin mevkilerini gösteren haritalar yanında dört başı mamur raporlar hazırlayarak padişah hazretlerine hür¬metle arz ediyorlardı.</p>
<p>Mesela Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nde karşımıza çıkan ayrıntılı bir raporda şöyle deniliyordu. “Hazine-i Hassa-i Şahane Nezaret-i Celilesine (Hazine-i Hassa, Sultanın özel hazinesidir.)<br />
Sultanın arazisinde bulunan gaz madeninden büyük faydalar beklendiğinden bundan edilmekte olan faydaların ne gibi tedbirler alınmasına bağlı olduğu ve bu arazi çevresinde başka madenler bulunup bulunmadığı ve bulunuyorsa madenlerin cins ve mahiyeti ve bunların çıkarılacak hale getirilmesi hakkında araştırma yapmamız istendi.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-ekim2017">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eski Devlet Bakanı Hasan Aksay: “Turan Güneş’i Cumhurbaşkanı Seçseydik, 12 Eylül Olmayacaktı”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/eski-devlet-bakani-hasan-aksay-turan-gunesi-cumhurbaskani-secseydik-12-eylul-olmayacakti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Apr 2017 21:20:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[AK Parti iktidarı]]></category>
		<category><![CDATA[Batı lobileri]]></category>
		<category><![CDATA[Batum]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi ayaklanmaları]]></category>
		<category><![CDATA[IMF’ye borcumuz]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2346</guid>

					<description><![CDATA[Cumhuriyet’in ilk yıllarında dinî ha­yatın kısıtlanmasına gidildi. Bugün­den bakınca inkılapları nasıl değer­lendiriyorsunuz? Barış yapılsın diye tavizler veril­miş. Batı ne dediyse yapılmış. Me­sela başlangıçta Musul ve Batum gibi önemli toprak parçaları vatan içerisindeyken dışarıda bırakılmış. Sonradan da kimse sahip çıkma­mış ya da çıkamamış. Geçtiğimiz aylarda yaşanan bir hadise hakkın­da uzun saatler düşündüm. Malu­munuz minibüsteki başörtülü kı­za şiddet uygulandı. Bu toplum yüz senede nasıl böyle edepsiz olabildi? Ecdadını tanımayan bir nesil iste­diler, İslamdan uzaklaştırdılar. 15 seneden beri var fakat zihniyeti dönüştürmek kolay değil. Mesela Kardinal Richelieu “Devletler için ahiret yoktur, o hâl­de ahlâk da yoktur” der. Devletler çıkarına göre hareket eder denili­yor. Bizde&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cumhuriyet’in ilk yıllarında dinî ha­yatın kısıtlanmasına gidildi. Bugün­den bakınca inkılapları nasıl değer­lendiriyorsunuz? </strong></p>
<p>Barış yapılsın diye tavizler veril­miş. Batı ne dediyse yapılmış. Me­sela başlangıçta Musul ve Batum gibi önemli toprak parçaları vatan içerisindeyken dışarıda bırakılmış. Sonradan da kimse sahip çıkma­mış ya da çıkamamış. Geçtiğimiz aylarda yaşanan bir hadise hakkın­da uzun saatler düşündüm. Malu­munuz minibüsteki başörtülü kı­za şiddet uygulandı. Bu toplum yüz senede nasıl böyle edepsiz olabildi? Ecdadını tanımayan bir nesil iste­diler, İslamdan uzaklaştırdılar. 15 seneden beri var fakat zihniyeti dönüştürmek kolay değil. Mesela Kardinal Richelieu “Devletler için ahiret yoktur, o hâl­de ahlâk da yoktur” der. Devletler çıkarına göre hareket eder denili­yor. Bizde de son yüzyıl böyle geçti. Çıkar nasıl esas olur? Sen bir defa insansın. Devleti insan idare edi­yor. İnsan ahirete gitmeyecek mi? Nasıl ahlâksız davranabilir? Bunla­rı sormanın tam zamanı.</p>
<p><strong>Peki Ayasofya’nın müzeye çevrilmesi hakkında ne dersiniz? </strong></p>
<p>Batı’nın direktifiyle alınan bir karar. Fatih’in Vakfı bugün işgal al­tında. Gereğinin yapılması gereki­yor. Ama bu işler de o kadar kolay değil. Lobisi bitmiyor bu Batılıların. IMF’ye borcumuz bitti, rahat nefes alacağız dedik, Gezi ayaklanmasını başlattılar. Bugün Ayasofya’yı iba­dete açıyorum desen kim bilir kim­leri sahaya sürecekler! Kıbrıs Barış harekâtı sırasında Necmettin Erba­kan Bey, “Adamlar kaçıyor, sonuna kadar gidelim” dedi; Bülent Ecevit, “Amerika ne der?” diye cevap verdi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-mayis2017">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Musul Operasyonu İmkân Mı Tehdit Mi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/gundem/musul-operasyonu-imkan-mi-tehdit-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bülent Aras]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Nov 2016 22:27:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=1751</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye yönetimi güney sınırındaki topografyanın kontrol edilemez bir hızla değişmesinden derin bir endişe duyuyor. Hem hükümet yanlısı kaynaklar, hem de muhalif gazeteler Türkiye’yi bölge jeopolitiğinin dışında bırakmaya dönük sinsi planları, daha kötüsü, Batı’nın PKK ve uzantılarına verdiği desteği anlatan haberleri sayfalarına taşıyor. Bu anlayışa göre İslam Devleti tehdidi, bölgede kurulacak ve Sünnileri dışarıda bırakacak bir Batı ve İsrail yanlısı koalisyon için gerekli zemini hazırlıyor ve bu koalisyon Türkiye’nin çıkarlarını tehdit ediyor. Bu yorumun bir başka iddiası ise özellikle İran’la imzalanan nükleer anlaşmanın ertesinde İran’ın bölgedeki etkisinin arttığı ve bölge üzerindeki planlarının Batı nezdinde meşruiyet kazandığıdır. Bölgesel jeopolitiğinin temel unsurlarıyla çelişkiler&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye yönetimi güney sınırındaki topografyanın kontrol edilemez bir hızla değişmesinden derin bir endişe duyuyor. Hem hükümet yanlısı kaynaklar, hem de muhalif gazeteler Türkiye’yi bölge jeopolitiğinin dışında bırakmaya dönük sinsi planları, daha kötüsü, Batı’nın PKK ve uzantılarına verdiği desteği anlatan haberleri sayfalarına taşıyor. Bu anlayışa göre İslam Devleti tehdidi, bölgede kurulacak ve Sünnileri dışarıda bırakacak bir Batı ve İsrail yanlısı koalisyon için gerekli zemini hazırlıyor ve bu koalisyon Türkiye’nin çıkarlarını tehdit ediyor. Bu yorumun bir başka iddiası ise özellikle İran’la imzalanan nükleer anlaşmanın ertesinde İran’ın bölgedeki etkisinin arttığı ve bölge üzerindeki planlarının Batı nezdinde meşruiyet kazandığıdır.</p>
<p>Bölgesel jeopolitiğinin temel unsurlarıyla çelişkiler bir tarafa, gelişmelerle ilgili bu tür yanlış yorumlar hem Türk hükümetini, hem de Türkiye kamuoyunu Arap Baharı sonrası Suriye ve Irak konusunda çok daha hassaslaştırdı. Türkiye, Arap Baharı’nın ilk yıllarında değişime ve Arap dünyasıyla entegrasyon namına halk ayaklanmalarına destek vermişse de, bugün değişim rüzgarını tersine çevirmenin imkânsızlığına rağmen, bölge ülkelerinde esas olarak statükonun yanında duran bir pozisyonu benimsemiş vaziyette.</p>
<p>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derintarih-aralik2016" target="_blank">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarık Haşimi: İran’ın Etkisi Kırılmazsa Irak’ın Bütünlüğü Tehlikeye Girer</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yankilar/tarik-hasimi-iranin-etkisi-kirilmazsa-irakin-butunlugu-tehlikeye-girer/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Oct 2016 23:25:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yankılar]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<category><![CDATA[Sykes-Picot]]></category>
		<category><![CDATA[Tarık Haşimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=1652</guid>

					<description><![CDATA[Musul özelinde Irak’ın son 30 yılında yaşananları düşündüğünüzde sunî sınırların bu hercümerçteki etkisini nasıl görüyorsunuz? Şunu kesin olarak söyleyebilirim ki, kapalı kapılar ardında imzalanan Sykes-Picot Anlaşması’nda ortaya konan genel çerçeve, bölgedeki istikrarsızlığın en önemli sebeplerinden biri. Buna ilaveten, süper güçlerin Irak’ın içişlerine müdahale etmeyi sürdürmeleri, kendi aralarındaki çıkar çatışmaları ve İsrail’in bölgede güttüğü yıkım politikası da bu yaşananların ardında yatan diğer sebepler. Son günlerde gündemi meşgul eden Musul operasyonu üzerinden Irak ve Türkiye arasında bir tartışma yaşanıyor. Musul’u bu denli ehemmiyetli hale getiren sebepler neler? Bana kalırsa burada Musul şehrini de kapsayan Ninova eyaletine atıfta bulunmak gerekiyor. Burada tarihî miras,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Musul özelinde Irak’ın son 30 yılında yaşananları düşündüğünüzde sunî sınırların bu hercümerçteki etkisini nasıl görüyorsunuz? </strong></p>
<p>Şunu kesin olarak söyleyebilirim ki, kapalı kapılar ardında imzalanan Sykes-Picot Anlaşması’nda ortaya konan genel çerçeve, bölgedeki istikrarsızlığın en önemli sebeplerinden biri. Buna ilaveten, süper güçlerin Irak’ın içişlerine müdahale etmeyi sürdürmeleri, kendi aralarındaki çıkar çatışmaları ve İsrail’in bölgede güttüğü yıkım politikası da bu yaşananların ardında yatan diğer sebepler.</p>
<p><strong>Son günlerde gündemi meşgul eden Musul operasyonu üzerinden Irak ve Türkiye arasında bir tartışma yaşanıyor. Musul’u bu denli ehemmiyetli hale getiren sebepler neler?</strong></p>
<p>Bana kalırsa burada Musul şehrini de kapsayan Ninova eyaletine atıfta bulunmak gerekiyor. Burada tarihî miras, etnik kökene ve inanca sahip kişilerin varlığı gibi boyutlar da dikkate alınmalı. Dahası Ninova eyaleti, uzun yıllar boyunca farklı etnik grupların nasıl bir arada yaşayabileceğini gösteren tipik bir örnektir. Doğrusu bu eyalet, bir bakıma Irak’ın küçük kopyasıdır; tek fark Arap Sünnîlerin burada hâkim çoğunluğu oluşturmalarıdır. Son olarak buradaki zengin petrol ve gaz kaynaklarını ve kükürt gibi değerli maden rezervlerini de unutmamak gerekiyor.</p>
<p>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derintarih-kasim2016" target="_blank">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Abd’nin Maksadı DAEŞ’le Mücadele Değil Sünnîleri Musul’dan Atmak</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/abdnin-maksadi-daesle-mucadele-degil-sunnileri-musuldan-atmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa İnal]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Oct 2016 22:20:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[DAEŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<category><![CDATA[Sunniler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=1609</guid>

					<description><![CDATA[ABD politikalarının mahsulü olan Irak merkezî idaresinin ani bir çıkışla Türkiye’nin Musul’daki Başika ve Duberdan eğitim kamplarına karşı olduğunu beyan etmesi, hatta Türkiye’yi işgalci ilan etmesi, üstelik BM Güvenlik Konseyi’ni acilen toplantıya çağırması oldukça manidar. Bölgede ABD’den Yeni Zelanda’ya kadar onlarca Hıristiyan ülke askeri varken, Irak ile tarihî bağları olan Müslüman ve komşu bir ülkeye acaba Irak merkezî idaresi neden bu kadar tepkili? Bunu anlayabilmek için geriye gitmek gerekir. Dünya Savaşı İslamiyet, Osmanlı ve Ortadoğu açısından “Son Haçlı Seferi”ydi. Savaştan galip çıkan İngiltere bir taraftan Sykes-Picot Anlaşması ile Osmanlı’nın Ortadoğu topraklarını paylaşmış, diğer taraftan Filistin’i Yahudi yerleşimine açmıştı. Bunun tabii&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD politikalarının mahsulü olan Irak merkezî idaresinin ani bir çıkışla Türkiye’nin Musul’daki Başika ve Duberdan eğitim kamplarına karşı olduğunu beyan etmesi, hatta Türkiye’yi işgalci ilan etmesi, üstelik BM Güvenlik Konseyi’ni acilen toplantıya çağırması oldukça manidar. Bölgede ABD’den Yeni Zelanda’ya kadar onlarca Hıristiyan ülke askeri varken, Irak ile tarihî bağları olan Müslüman ve komşu bir ülkeye acaba Irak merkezî idaresi neden bu kadar tepkili? Bunu anlayabilmek için geriye gitmek gerekir.</p>
<ol>
<li>Dünya Savaşı İslamiyet, Osmanlı ve Ortadoğu açısından “Son Haçlı Seferi”ydi. Savaştan galip çıkan İngiltere bir taraftan Sykes-Picot Anlaşması ile Osmanlı’nın Ortadoğu topraklarını paylaşmış, diğer taraftan Filistin’i Yahudi yerleşimine açmıştı. Bunun tabii neticesi 1948 yılında İsrail Devleti’nin kurulmasıydı.</li>
<li>Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere’nin mirasını devralan ABD, Sovyetler Birliği’nin çökmesinden de faydalanarak Ortadoğu’ya vermek istediği yeni düzen için harekete geçti. ABD’nin Bağdat Büyükelçisi April Glaspie Saddam Hüseyin’i kandırarak Kuveyt’e saldırmasını sağladı. Bundan sonra olayların arkası çorap söküğü gibi geldi. ABD’de neo-conların lideri konumundaki Evanjelist George Bush, Kuveyt’i Saddam’dan kurtarmak için koalisyon oluşturdu. Koalisyona en büyük desteği ise Suudi Arabistan ile Türkiye verdi.</li>
</ol>
<p>Suudîler olayın pek farkına varamamıştı ancak Turgut Özal ABD’nin niyetini gayet iyi anlamıştı. Özal, ABD’yi karşısına almadan oyuna dâhil olmak için harekâta katılmak istiyordu. Ancak Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay direnip istifa edince işi daha ileriye götüremedi.</p>
<p>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derintarih-kasim2016" target="_blank">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Musul’da İngilizlere Karşı Türk-Kürt İttifakı Nasıl Bozuldu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/musulda-ingilizlere-karsi-turk-kurt-ittifaki-nasil-bozuldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahmut Akyürekli]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Oct 2016 22:15:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İnal]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<category><![CDATA[Türk-Kürt İttifakı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=1608</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı’nın gözünün nuru Musul, Batı için petrol ve zenginlik demek. Aynı zamanda 95 yıldır Türklerin şark çıbanı, Kürtlerin ise kadim memleket meselesi. İşte bu yüzden Lozan’dan bu yana asırlık pazarlık konusu&#8230; Halen bir sonuca bağlanamamış olan Musul meselesinin düğümü, 3 Şubat 1923 tarihinde Cenubî (Güney) Kürdistan heyet-i temsiliyesi ile Mustafa Kemal Paşa’nın bölgeye gönderdiği Yarbay Özdemir Bey arasında yapılan 10 maddelik anlaşmada gizlidir. O gün için sadece İngilizleri Lozan’da sıkıştırmak üzere kullanılıp sonra kaderine terk edilen, keenlemyekün kabul edilen bu tarihî ittifak aslında bugünün Musul meselesine ışık tutabilir. Bu bağlamda Özdemir Bey’in evrakı, hatıraları ve yazışmaları üzerinde çalışılması gerekmektedir. Oysa&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı’nın gözünün nuru Musul, Batı için petrol ve zenginlik demek. Aynı zamanda 95 yıldır Türklerin şark çıbanı, Kürtlerin ise kadim memleket meselesi. İşte bu yüzden Lozan’dan bu yana asırlık pazarlık konusu&#8230;</p>
<p>Halen bir sonuca bağlanamamış olan Musul meselesinin düğümü, 3 Şubat 1923 tarihinde Cenubî (Güney) Kürdistan heyet-i temsiliyesi ile Mustafa Kemal Paşa’nın bölgeye gönderdiği Yarbay Özdemir Bey arasında yapılan 10 maddelik anlaşmada gizlidir. O gün için sadece İngilizleri Lozan’da sıkıştırmak üzere kullanılıp sonra kaderine terk edilen, keenlemyekün kabul edilen bu tarihî ittifak aslında bugünün Musul meselesine ışık tutabilir. Bu bağlamda Özdemir Bey’in evrakı, hatıraları ve yazışmaları üzerinde çalışılması gerekmektedir. Oysa bu belgeler halen araştırmacılara kapalı olan Genelkurmay Başkanlığı ATASE arşivindedir.</p>
<p>Lozan’da Kasım 1922’de başlayan görüşmelerin ilk oturumunda Ankara ile Londra arasında güven tesis edilememiş; kapitülasyonların kaldırılması, İstanbul’un boşaltılması ve Musul konularında anlaşma sağlanamamıştı. Musul üzerine sert tartışmaların yaşandığı sırada İngilizler 1919’dan beri Kuveyt’te hapiste tutukları Şeyh Mahmud Berzenci’yi affettiler. Kürdistan’a dönen Şeyh Berzenci İngilizlerin teşvikiyle kardeşine kurdurulan Kürdistan krallığının başına geçti.</p>
<p>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derintarih-kasim2016" target="_blank">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof.Dr.İhsan Şerif Kaymaz: İsmet Paşa Petrol Karşılığında Musul Pazarlığı Yapmıştı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/prof-dr-ihsan-serif-kaymaz-ismet-pasa-petrol-karsiliginda-musul-pazarligi-yapmisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Samet Tınas]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Oct 2016 22:10:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[İhsan Şerif Kaymaz]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan Konferansı]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=1607</guid>

					<description><![CDATA[Lozan Konferansı sırasında Türk heyeti Musul’la ilgili hangi taleplerde bulundu? Lozan Konferansı’nın 23 Ocak 1923 günlü oturumunda İsmet Paşa Musul’u isterken aşağıdaki gerekçeleri ileri sürmüştü: İngiltere, Musul konusunda ‘fetih hakkı’ prensibi ileri sürülemez iddiasından hareket etti. Çünkü Musul ateşkesten sonra ve bırakışma hükümlerine aykırı olarak işgal edilmişti. Bu sebeple hukukî olarak hâlâ Osmanlı İmparatorluğu’na, dolayısıyla Türkiye’ye aitti. Türkiye’nin bırakışmadan bu yana Musul üzerindeki hâkimiyet hakkından başka bir devlet adına vazgeçtiğine delil sayılabilecek bir davranışı olmamıştı. Türkiye’nin, hukukî olarak hâlâ kendisine ait olan Musul toprakları üzerinde bilgi ve iradesi dışında üçüncü taraflar arasında, vilâyet üzerinde manda idaresi kurulmasını da içeren hukukî&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Lozan Konferansı sırasında Türk heyeti Musul’la ilgili hangi taleplerde bulundu? </strong></p>
<p>Lozan Konferansı’nın 23 Ocak 1923 günlü oturumunda İsmet Paşa Musul’u isterken aşağıdaki gerekçeleri ileri sürmüştü:</p>
<ol>
<li>İngiltere, Musul konusunda ‘fetih hakkı’ prensibi ileri sürülemez iddiasından hareket etti. Çünkü Musul ateşkesten sonra ve bırakışma hükümlerine aykırı olarak işgal edilmişti. Bu sebeple hukukî olarak hâlâ Osmanlı İmparatorluğu’na, dolayısıyla Türkiye’ye aitti. Türkiye’nin bırakışmadan bu yana Musul üzerindeki hâkimiyet hakkından başka bir devlet adına vazgeçtiğine delil sayılabilecek bir davranışı olmamıştı. Türkiye’nin, hukukî olarak hâlâ kendisine ait olan Musul toprakları üzerinde bilgi ve iradesi dışında üçüncü taraflar arasında, vilâyet üzerinde manda idaresi kurulmasını da içeren hukukî düzenlemeler yapılması geçersizdir ve TBMM hükümetini bağlamamaktadır.</li>
<li>Musul 11 asırdır Türklerce idare edilmektedir. Dolayısıyla tarihî olarak Türkiye’nin bir parçasıdır.</li>
<li>Musul’un iktisadî ve ticarî bağları eskiden beri öncelikle Anadolu iledir. Denize çıkışı da, bilhassa demiryolunun yapılmasından sonra Basra Körfezi üzerinden değil, Akdeniz üzerinden gerçekleşmektedir.</li>
<li>Musul vilâyeti, toprağın yapısı, iklimi ve genel coğrafî özellikleri bakımından Irak’a değil, Anadolu’ya benzemekte, Anadolu’nun coğrafî uzantısı niteliği taşımaktadır. Suriye, İran ve Anadolu arasındaki yol kavşağında yer aldığından Türkiye için büyük stratejik ehemmiyete sahiptir.</li>
<li>Musul vilâyet nüfusunun büyük çoğunluğunu Türkler ve Kürtler oluşturduğundan vilâyet, Türk-Kürt nüfusunun ana bloğunun yaşadığı Türkiye ile birleşmelidir. Musul, Anadolu beşerî coğrafyasının uzantısıdır.</li>
<li>Bütün bu gerekçelerin ötesinde asıl mühim olan nokta Musul halkının ne istediğidir. Musul halkı Irak ile mi, Türkiye ile mi birleşmekten yanadır? İsmet Paşa, bu sorunun cevabını öğrenmek için vilâyette plebisit yapılmasını teklif etti.</li>
</ol>
<p>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derintarih-kasim2016" target="_blank">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>James Barr: İngiliz-Fransız Düellosu İsrail’in Kuruluşuna Yaradı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/james-barr-ingiliz-fransiz-duellosu-israilin-kurulusuna-yaradi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Oct 2016 22:05:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[derin tarih]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[James Barr]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Sykes-Picot]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=1601</guid>

					<description><![CDATA[Sykes-Picot Anlaşması ile asıl gaye petrol bölgelerinin paylaşılması mıydı? Bugünden baktığımızda şaşırtıcı gelebilir ancak bu anlaşmanın petrolle bir ilgisi yoktu. İngilizler adına öncelikli olan Avrupa ve Hindistan arasındaki ticaret yolu üzerindeki denetimin tahkimiydi. Fransızlarsa Doğu Akdeniz’de bir varlık tesis etmek niyetindeydi. Anlaşma imzalandıktan iki yıl sonra, 1918’de İngilizler Irak’taki petrol rezervlerinin ne kadar muazzam olduğunun farkına vardılar. Sözkonusu petrol bölgeleri, Mark Sykes’ın François Georges-Picot’ya bıraktığı topraklarda yer alıyordu. Savaş bittikten sonra Fransızlar Alsace Lorraine’i Almanlardan geri almak için İngiltere’nin yardımına muhtaçtı. İngiltere Başbakanı Lloyd George Fransızların kendilerine ihtiyacından hareketle Musul ve Filistin’in İngiltere’ye verilmesini talep etti. Fransa Başbakanı Georges Clemenceau&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sykes-Picot Anlaşması ile asıl gaye petrol bölgelerinin paylaşılması mıydı?</strong></p>
<p>Bugünden baktığımızda şaşırtıcı gelebilir ancak bu anlaşmanın petrolle bir ilgisi yoktu. İngilizler adına öncelikli olan Avrupa ve Hindistan arasındaki ticaret yolu üzerindeki denetimin tahkimiydi. Fransızlarsa Doğu Akdeniz’de bir varlık tesis etmek niyetindeydi.</p>
<p>Anlaşma imzalandıktan iki yıl sonra, 1918’de İngilizler Irak’taki petrol rezervlerinin ne kadar muazzam olduğunun farkına vardılar. Sözkonusu petrol bölgeleri, Mark Sykes’ın François Georges-Picot’ya bıraktığı topraklarda yer alıyordu.</p>
<p>Savaş bittikten sonra Fransızlar Alsace Lorraine’i Almanlardan geri almak için İngiltere’nin yardımına muhtaçtı. İngiltere Başbakanı Lloyd George Fransızların kendilerine ihtiyacından hareketle Musul ve Filistin’in İngiltere’ye verilmesini talep etti. Fransa Başbakanı Georges Clemenceau taleplerin her ikisini de kabul etti. Bu sebeple modern Suriye ve Irak arasında halen geçerli olan sınır, Sykes ve Picot’nun 1916 yılında anlaştıklarının aksine düz bir hat izlemez.</p>
<p><strong>Kitabınızda Mark Sykes’ın Osmanlı Devleti’nin parçalanması için Fransa ile anlaşmaya varılması gerektiğine inandığını söylüyorsunuz. İngiltere Fransa’yı buna ikna etmekte zorlandı mı? Yoksa çıkarlarının Osmanlı Devleti’nin parçalanması noktasında uyuştuğunu söyleyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Kıdemli Fransız politikacılar başlangıçta Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasına karşıydı. Bununla birlikte Fransız hükümeti bünyesindeki yüksek nüfuzlu emperyalistler grubu, Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasını, kendilerinin Akdeniz’de yeni topraklar kazanmasına imkân sağlayacak bir fırsat olarak görüyordu. İngilizlerin savaşın ardından Ortadoğu’nun önemli bir bölümünü kontrol altına almaya dönük gizli planları olduğu ortaya çıkana dek sözü geçen emperyalistler çok küçük başarılar elde edebildi. Fransızlar konuya dair daha net bir tutum benimsemeye başlayınca İngilizler Fransızlarla müzakereleri başlatmaya mecbur kaldılar.</p>
<p>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derintarih-kasim2016" target="_blank">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
