﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ortaçağ &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/ortacag/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Thu, 05 Jan 2023 08:49:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Ortaçağ &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Nazilli’de Bir Konak Ve Bir Ortaçağ Şatosu Baş Başa</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ajanda/nazillide-bir-konak-ve-bir-ortacag-satosu-bas-basa/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Canan Aytaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2023 08:48:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ajanda]]></category>
		<category><![CDATA[Bey Kulesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçağ]]></category>
		<category><![CDATA[rodos]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8897</guid>

					<description><![CDATA[Aydın Nazilli’deki Arpaz Bey Kulesi ve Konağı, Sadrazam Gedik Ahmed Paşa’nın soyundan gelen Arpazlı ailesi mensubu Hacı Hasan Bey’in Rodos sürgünü dönüşünde inşa ettirdiği iki tarihî yapı. Biri Osmanlı mimarisinin tipik örneği olan, diğeri Ortaçağ şatolarını andıran bu iki eser, iki medeniyet tasavvurunun temsilcileri olarak hatırlanmayı bekliyor. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aydın Nazilli’deki Arpaz Bey Kulesi ve Konağı, Sadrazam Gedik Ahmed Paşa’nın soyundan gelen Arpazlı ailesi mensubu Hacı Hasan Bey’in Rodos sürgünü dönüşünde inşa ettirdiği iki tarihî yapı. Biri Osmanlı mimarisinin tipik örneği olan, diğeri Ortaçağ şatolarını andıran bu iki eser, iki medeniyet tasavvurunun temsilcileri olarak hatırlanmayı bekliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Miryokefalon İkinci Bir Malazgirt’tir”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/miryokefalon-ikinci-bir-malazgirttir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muharrem Kesik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2022 12:45:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçağ]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8616</guid>

					<description><![CDATA[Selçuklu tarihi alanındaki çalışmalarıyla adını sıkça duyduğumuz İstanbul Üniversitesi Ortaçağ Tarihi Anabilim Dalı hocalarından Prof. Dr. Muharrem Kesik ile uzun süredir üzerinde araştırmalar yaptığı Miryokefalon (Myriokephalon) Savaşı’nın gerçekleştiği konumun tespitine dair bir röportaj yaptık. Yıllardır ihtilaf konusu olan bu savaşın yeri hakkında kesin bilgiler sunan Kesik ile çalışmalarının ayrıntılarını konuştuk, savaşın nerede cereyan ettiğini dinledik. &#160; Devamı Derin Tarih Ekim Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Selçuklu tarihi alanındaki çalışmalarıyla adını sıkça duyduğumuz İstanbul Üniversitesi Ortaçağ Tarihi Anabilim Dalı hocalarından Prof. Dr. Muharrem Kesik ile uzun süredir üzerinde araştırmalar yaptığı Miryokefalon (Myriokephalon) Savaşı’nın gerçekleştiği konumun tespitine dair bir röportaj yaptık. Yıllardır ihtilaf konusu olan bu savaşın yeri hakkında kesin bilgiler sunan Kesik ile çalışmalarının ayrıntılarını konuştuk, savaşın nerede cereyan ettiğini dinledik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2022">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BRIAN TODD CAREY: “MALAZGİRT 21. YÜZYILDA TÜRKİYE’NİN YILMAZ ASKERÎ GÜCÜNÜN VE BA-ĞIMSIZLIĞININ SEMBOLÜDÜR”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ozel-dosya/brian-todd-carey-malazgirt-21-yuzyilda-turkiyenin-yilmaz-askeri-gucunun-ve-ba-gimsizliginin-semboludur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Kocukeli Özbay]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Aug 2021 08:19:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özel Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Abbasî]]></category>
		<category><![CDATA[IV. Romon Diyojen]]></category>
		<category><![CDATA[Malazgirt Muharebesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7273</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: ÖZLEM KOCUKELİ ÖZBAY 950. yılında Malazgirt Muharebesi’nin Avrupa ve dünya tarihi açısından önemi hakkında ne söylemek istersiniz? Muharebenin kazanılması ve Türklerin Anadolu’da yerleşmeye başlamasının Avrupa’daki kısa ve uzun vadeli neticeleri neler olmuştur?   Öncelikle, okuyucularınızla Avrupa, Ortaçağ ve dünya tarihinde önemli bir dönüm noktası ve yüce Türk milletinin tarihindeki kurucu olay olan Malazgirt Muharebesi’nin kadim mirasını paylaşma fırsatı verdiğiniz için teşekkür ediyorum. Malazgirt Muharebesi 26 Ağustos 1071 tarihinde Bizans İmparatorluğu ile İran’daki Büyük Selçuklu İmparatorluğu arasında Doğu Anadolu’yu ele geçirme amacıyla yapılmıştır. Bizans’ın yenilgisi bir Grek iç savaşını başlatırken, Türkler Anadolu’nun büyük bir kısmını işgal ettiler. Bu nedenle Levanten&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: ÖZLEM KOCUKELİ ÖZBAY</strong></p>
<p><strong>950. yılında Malazgirt Muharebesi’nin Avrupa ve dünya tarihi açısından önemi hakkında ne söylemek istersiniz? Muharebenin kazanılması ve Türklerin Anadolu’da yerleşmeye başlamasının Avrupa’daki kısa ve uzun vadeli neticeleri neler olmuştur?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Öncelikle, okuyucularınızla Avrupa, Ortaçağ ve dünya tarihinde önemli bir dönüm noktası ve yüce Türk milletinin tarihindeki kurucu olay olan Malazgirt Muharebesi’nin kadim mirasını paylaşma fırsatı verdiğiniz için teşekkür ediyorum.</p>
<p>Malazgirt Muharebesi 26 Ağustos 1071 tarihinde Bizans İmparatorluğu ile İran’daki Büyük Selçuklu İmparatorluğu arasında Doğu Anadolu’yu ele geçirme amacıyla yapılmıştır. Bizans’ın yenilgisi bir Grek iç savaşını başlatırken, Türkler Anadolu’nun büyük bir kısmını işgal ettiler. Bu nedenle Levanten Haçlı Seferlerinin nedeni olarak kabul edilmektedir. 1071 baharında, Doğu Roma İmparatoru IV. Romen Diyojen (taht dönemi 1068-71) imparatorluğun Ermenistan sınırlarını Türk akınlarına karşı güçlendirmek için Konstantinapol’den yola çıktı. Ağustos ayı sonlarında çok uluslu ordusunu iki ayrı orduya ayırdı. Daha küçük olan ve bizzat komuta ettiği ordu, Van Gölü yakınındaki Malazgirt kale şehrinin surları dışına karargâh kurdu. Rakibi ise Yakındoğu’daki en güçlü İslâm devletinin hükümdarı ve Bağdat’taki Abbâsî halifesinin hamisi Sultan Alparslan (taht dönemi 1063-1072) idi. Bizans ordusunun oluşturduğu tehdidi gören Alparslan, Fâtımîlere karşı seferini yarıda bıraktı ve Bizans ordusunu karşılamak üzere harekete geçti.</p>
<p>Ağustos ayında başlayan savaş, Bizans birlikleri arasında firar, karşı saflara geçme ve ihanetlere tanık oldu ve Romen Diyojen esir düştü. Selçukluların Malazgirt’teki zaferi aynı zamanda bölünmüş ve komuta zafiyeti içindeki Bizanslı ev sahibine karşı 11. yüzyıl Orta Asya bozkırlarının en iyi taktiklerinin sergilenişine sahne oldu. Bizans ordusunun ezici bir şekilde yenilmesi ve Doğu Roma imparatorunun esir düşmesi Hıristiyan ve İslâm âlemlerinde adeta şok dalgasına yol açtı. Türklerin Bizans İmparatorluğu’nun stratejik bakımdan en önemli bölgesi olan Anadolu’yu işgalinin ve bu topraklara göçünün kapılarını açtı. 10 yıllık iç savaş ve Selçuklu akınları Doğu Roma İmparatorluğu’nu daha da zayıflatınca, Bizans İmparatoru I. Aleksios Komnenos (taht dönemi 1081-1118) Papa II. Urban’dan (papalık dönemi 1095-1099) askerî yardım istemek zorunda kaldı. Bu açıdan bakıldığında, Malazgirt, çoğu zaman sonunda 1. Haçlı Seferine (1096-1099) ve Katoliklerin Levant bölgesini işgaline yol açan olaylar dizininin başlangıcı kabul edilmektedir.</p>
<p>Malazgirt’in kadim mirası, Ortaçağ’dan modern çağa kadar tarihçiler tarafından Bizans tarihinde bir dönüm noktası, Bizans’ın gerilemesinin başlangıcı olarak tasvir edilen bir askerî yenilgi ve Küçük Asya’nın Hıristiyan Ortodoksluğun kalesinden sonunda modern Türkiye’nin Müslüman anavatanına kültürel dönüşümünü başlatan bir askerî olay olarak kullanılmasıdır. Bu son yönüyle Malazgirt Muharebesi 21. yüzyılda Türkiye Cumhuriyeti’nin yılmaz askerî gücü ve bağımsızlığının sembolü olarak özel bir önem kazanmıştır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2021">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Önce Cüzzamla Sonra Türklerle Savaştılar</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/once-cuzzamla-sonra-turklerle-savastilar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2021 06:09:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İsa]]></category>
		<category><![CDATA[II. Frederick]]></category>
		<category><![CDATA[Lazare]]></category>
		<category><![CDATA[Luka]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçağ]]></category>
		<category><![CDATA[Saint-Lazare Hospitalye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6673</guid>

					<description><![CDATA[Varlığını modern döneme kadar devam ettiren nadir tarikatlardan biri var ki, kuruluş amacı hayli şaşırtıcı: Kudüslü Saint-Lazare Hospitalye Tarikatı, diğer adıyla Cüzzamlı Şövalyeler Tarikatı Haçlı seferleri esnasında Kudüs’ü ziyaret etmek isteyen Hıristiyan Katolik hacılardan cüzzam hastalığına yakalananların tedavisi için kurulmuştu. Bir şövalye tarikatı olması bakımından geleneksel tarikat yapılanmalarından ayrıldığının altını çizelim. Adını Hz. İsa’nın gösterdiği bir mucizeden alır. Luka İncili’nde (17/11-19) 10 cüzzamlının Hz. İsa vasıtasıyla şifa bulduğundan bahsedilir. İyileşen cüzzamlılardan biri bu olaydan sonra Hz. İsa’ya inanarak kurtuluşa erer. Ortaçağ kaynaklarında bu kişiyle, Matta (26/6- 13) ve Markos (14/39) İncillerinde yer alan ve Hz. İsa’nın sevgili arkadaşı Bitinyalı Simon&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Varlığını modern döneme kadar devam ettiren nadir tarikatlardan biri var ki, kuruluş amacı hayli şaşırtıcı: Kudüslü Saint-Lazare Hospitalye Tarikatı, diğer adıyla Cüzzamlı Şövalyeler Tarikatı Haçlı seferleri esnasında Kudüs’ü ziyaret etmek isteyen Hıristiyan Katolik hacılardan cüzzam hastalığına yakalananların tedavisi için kurulmuştu. Bir şövalye tarikatı olması bakımından geleneksel tarikat yapılanmalarından ayrıldığının altını çizelim.</p>
<p>Adını Hz. İsa’nın gösterdiği bir mucizeden alır. Luka İncili’nde (17/11-19) 10 cüzzamlının Hz. İsa vasıtasıyla şifa bulduğundan bahsedilir. İyileşen cüzzamlılardan biri bu olaydan sonra Hz. İsa’ya inanarak kurtuluşa erer. Ortaçağ kaynaklarında bu kişiyle, Matta (26/6- 13) ve Markos (14/39) İncillerinde yer alan ve Hz. İsa’nın sevgili arkadaşı Bitinyalı Simon Lazare aynileştirilir. Yani Hz. İsa’nın dört gün önce vefat eden ve mucizevi olarak dirilttiği Lazare’ın, cüzzamlı iken şifa verdiği kişi olduğuna hükmedilir. Böylece Aziz (Saint) Lazare cüzzamlıların manevi koruyucusu haline gelir. Nitekim cüzzam hastalığına yakalananlara bu isimden türeyen ‘lazaretler’ denmektedir.</p>
<p>Tarikatın manevî kuruluş esasları Hz. İsa’nın son akşam yemeğinde havarilerinin ayağını yıkayarak yaptığı vaaza ve bu vaazdaki merhamete dayandırılır. Tarikatın Hıristiyan kültüründe özellikle Hz. İsa’nın hayat hikâyesinin anlatıldığı İncillerde vurgulanan cüzzamlılara karşı merhamete vurgu yaptığı görülür. Cüzzam hastalığının Tanrı’nın cezası ve kırbacı olarak görüldüğü Ortaçağ’da tarikatın Hıristiyan kültüründeki bu hassasiyete dikkat çekmesi takdir toplamıştır. Özellikle hac yolcularına verilen bu hizmetin Avrupa’daki birçok zenginin merhamet duygularını kabarttığını söylemek mümkün. Hizmetleri duyuldukça bağışlar artmış, böylece tarikat beklentisinin üstünde bir gelire sahip olmuştur. Kutsal Roma imparatoru II. Frederick’in de tarikata büyük miktarda bağışta bulunduğu kaydedilir; ancak yardım edenlerin arasında Fransız krallarının daima ilk sırayı aldığını söyleyebiliriz.</p>
<p>Hangi yılda kurulduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1142 yılına ait belgelerden yola çıkılarak 1140’ta kurulduğu kanaati yaygın. Kuruluşundan itibaren üyelerinin tamamı cüzzamlılardan oluşuyordu. Korkutucu görüntüleri ve hastalığın bulaşıcılığı yüzünden cüzzamlılar şehrin dışında yaşamak zorundaydılar. Haçlı seferlerine katılarak yollara düşen şövalyelerden bazıları bu hastalığa yakalanıp ordularından tecrit edilince kendilerini cüzzamlıların tedavisine adadılar. Yani cüzzamlı hastaların bakımıyla yine cüzzamlılar ilgileniyordu. Bu maksatla kurdukları hastaneye diğer tarikatlara mensup cüzzamlı şövalyelerin de katılmasıyla sayıları hızla arttı. Bir süre sonra cüzzam olmayanların da tarikata kabul edildiği kaydedilir.</p>
<p>Kudüslü Saint-Lazare Tarikatının kendisini hizmet etmekle yükümlü saydığı diğer bir grup da hac yolcularıydı. Kudüs’ü ziyaret etmek isteyen hacılardan bazıları uzun yolculuk esnasında cüzzama yakalanıyor, kafileden uzaklaştırılıp ölüme terk ediliyordu. Cüzzamlı Şövalyeler Tarikatı bu kimselerin bakımı ve tedavisini üstlendi. Kurdukları hastanelerde cüzzamlı keşişlerle bunların bakımını üstlenen sağlıklı keşişler ayrı yerlerde kalmaktaydı. Ayrıca tarikat üyelerinin, hastalığın topluma bulaşmaması için hastaneleri ve barındıkları yerleri şehirden uzak mekânlarda kurmaya özen gösterdikleri anlaşılıyor. 12. yüzyılda Tancredi Kulesi’nin yanında yer alan büyük yapı bunlardan biriydi. İçinde bir kilise, revaklı bir avlu, bir toplantı salonu, yemekhane ve hastalar için iki ayrı bir bölüm bulunuyordu.</p>
<p>Saint-Lazare Tarikatı Kudüs’te kurulduğu için Doğu Hıristiyanlarından Kudüs Rum-Melkit Patriği’ne bağlı idi. Bu sebeple nizamnamesinde keşişlerin uyacağı, dinî hayatı düzenleyen kurallar Aziz Basil’in tarikat kurallarına göre şekillenmişti. Ayrıca Papa IV. Aleksandr 1255’te tarikatı bu özellikleri nedeniyle kutsamış ve tarikat statüsünü onaylamıştır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2021">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TEOFİLO F. RUİZ: &#8221;BATI TARİHİ BÜYÜK SUÇLARA ORTAK OLMUŞTUR.&#8221;</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/teofilo-f-ruiz-bati-tarihi-buyuk-suclara-ortak-olmustur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Merve Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2020 11:45:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[İskandinavya]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Castile]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6153</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: MERVE ARMAĞAN Ortaçağ’da en çok ilginizi çeken nedir? Sanırım 12. yüzyılda gerçekleşen, aristokrasi ve asillerin yaklaşımını kadın algısı üzerinden değiştirmiş bir hareket olan ‘Courtley Love’ diyebiliriz. Ayrıca köylülerin hayatlarının da oldukça ilginç olduğunu düşünüyorum. Yani benim için en ilginç konu “köylü takımı”, tarihi olmayan insanlar&#8230; Bu eğilim ailem de, ben de Kuzey Castile’de küçük bir kasabadan geldiğimiz için olabilir. Çalışmalarımda amaçladığım şey, bu insanları isimlendirmek, onlarla ilgili mümkün olduğunca çok bilgi toplamak. Bireysel olarak bu işi yapan insanlar da buna dahil, ismi sadece tek bir tarihî kayıtta geçiyor olsa bile&#8230; Çünkü bunlar ‘öylesine’ insanlar değiller. Asiller, yani toplumun üst&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: MERVE ARMAĞAN</strong></p>
<p><strong>Ortaçağ’da en çok ilginizi çeken nedir?</strong></p>
<p>Sanırım 12. yüzyılda gerçekleşen, aristokrasi ve asillerin yaklaşımını kadın algısı üzerinden değiştirmiş bir hareket olan ‘Courtley Love’ diyebiliriz. Ayrıca köylülerin hayatlarının da oldukça ilginç olduğunu düşünüyorum. Yani benim için en ilginç konu “köylü takımı”, tarihi olmayan insanlar&#8230; Bu eğilim ailem de, ben de Kuzey Castile’de küçük bir kasabadan geldiğimiz için olabilir. Çalışmalarımda amaçladığım şey, bu insanları isimlendirmek, onlarla ilgili mümkün olduğunca çok bilgi toplamak. Bireysel olarak bu işi yapan insanlar da buna dahil, ismi sadece tek bir tarihî kayıtta geçiyor olsa bile&#8230; Çünkü bunlar ‘öylesine’ insanlar değiller. Asiller, yani toplumun üst kesimi bu insanlar sayesinde ayakta duruyordu.</p>
<p><strong><em>The Terror of History</em> isimli kitabınızda Avrupa tarihiyle ilgili bilinmeyenleri yazdınız. Mesela Avrupa’nın Altın Çağı denilen bir zamanda yamyamlığın yaygın olduğu&#8230; Avrupa’nın yüzleşmeye korktuğu başka neler var?</strong></p>
<p>Bence tarihimiz oldukça karmaşık. Bütün felaketleri başkalarına aitmiş gibi yansıtmak ve başkalarını suçlamak Batılılar için çok kolay. Bence bu bir tür propaganda. Tarihimiz, Batı tarihi büyük suçlara ortak olmuş ve buna hâlâ devam ettiğini düşünüyorum. Ben tarihin öbür yüzüne bakmayı çok seviyorum. Rönesanstan, Bilim Devrimi’nden, Avrupa’nın nasıl değiştiğinden bahsediyoruz. Ama bu dönem aynı zamanda çoğu orta yaş üstü 100 bin kadının cadılıkla suçlanıp katledildiği bir dönem. Bence bunları insanlara hatırlatmak bir zorunluluk. Kendini tekrarlayan şeyleri değil. Çünkü tarih asla tekrar etmez. Değişkendir, çünkü bağlam sürekli değişir. Kendimiz için aynaya bakmadan önce diğerlerinin başarısızlıklarını, kendimizin ise şanlı, görkemli tarihini anlatmak doğru değil. Bunu en iyi anlatacak söz Walter Benjamin’in, “Her medeniyet belgesi, aynı zamanda bir barbarlık belgesidir” olacaktır.</p>
<p><strong>Ortaçağ tarihiyle ilgili açığa çıkarılması gereken başka ne tür bilgiler var?</strong></p>
<p>Öncelikle sadece Avrupa’ya bakmamalıyız. Akdeniz merkezli olacak şekilde bakılmalı; hem Doğu Akdeniz, hem Batı Akdeniz. Avrupa’da Orta Çağ’ı Kuzey Afrika’yı, İskandinavya’yı, Anadolu’yu ya da Osmanlı İmparatorluğu’nu öğretmeden nasıl anlatabilirsiniz? Braudel’in muhteşem kitabı II. Felipe Çağında Akdeniz ve Akdeniz Dünyası çok rahat bir şekilde Kanuni Çağında Akdeniz ve Akdeniz Dünyası başlığıyla yazılabilirdi. Çünkü o bu iki dünyanın arasındaydı. Avrupa Ortaçağ’ındaki çatışmalardan ziyade 10-11. yüzyıllarda farklı yerlerden insanların, kültürlerin, dillerin, dinlerin bir araya geldiği yerleri baz alıyoruz. Bizans’taki Yunanlar, Müslümanlar, Yahudiler&#8230; hepsi kendi dilini konuşuyordu. Kendi alanlarında mükemmel işler çıkarıyorlardı. Mesela coğrafya âlimi El-İdrisî. Sonuçta varmamız gereken nokta bu: Daha kapsamlı ve kapsayıcı bir tarih.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2020">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ortaçağ’da Bir Satranç Oyunu: Kara Veba Ya da Ölümle Dans</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ortacagda-bir-satranc-oyunu-kara-veba-ya-da-olumle-dans/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Ülgen]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2020 07:22:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Alexander Yersin]]></category>
		<category><![CDATA[Kara Veba]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçağ]]></category>
		<category><![CDATA[Petrarcha]]></category>
		<category><![CDATA[pönomik]]></category>
		<category><![CDATA[septisemik]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasî]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5837</guid>

					<description><![CDATA[“Neredeyse her şeyi kaybettik ve huzur bulamadık. Kayıplar telafi edilir gibi değil, ölümün yarası da iyileşecek gibi değil. Tek bir teselli var: Evvelce gidenlerin yolunu izleyeceğiz. Sürdürdüğümüz hayat bir uykudur; ne yaparsak yapalım, rüya görüyoruz. Yalnızca ölüm bizi uykudan uyandırır ve rüyalarımıza son verir. Bundan önce uyanmış olmayı diliyorum.” Petrarcha Bu satırlardan da anlaşılacağı üzere Ortaçağ insanı korkunç bir rüya görüyordu. Tek gerçek vardı: ölüm. 14. yüzyıl kıtlık, salgın hastalıklar, sosyal, finansal ve beraberinde getirdiği siyasî krizle birlikte bir felaketler yüzyılıydı. Bu dönemdeki en keskin felaket ise Kara Veba’ydı. Bu eşi benzeri görülmemiş hastalık, “Great Mortality” ya da “Büyük Ölüm”&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="Standard"><span lang="EN-US">“Neredeyse her şeyi kaybettik ve huzur bulamadık. Kayıplar telafi</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">edilir gibi değil, ölümün yarası da iyileşecek gibi değil. Tek bir</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">teselli var: Evvelce gidenlerin yolunu izleyeceğiz. Sürdürdüğümüz</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">hayat bir uykudur; ne yaparsak yapalım, rüya görüyoruz. Yalnızca</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">ölüm bizi uykudan uyandırır ve rüyalarımıza son verir.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Bundan önce uyanmış olmayı diliyorum.”</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Petrarcha</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Bu satırlardan da anlaşılacağı üzere Ortaçağ insanı korkunç bir rüya görüyordu. Tek gerçek vardı: ölüm. 14. yüzyıl kıtlık, salgın hastalıklar, sosyal, finansal ve beraberinde getirdiği siyasî krizle birlikte bir felaketler yüzyılıydı.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Bu dönemdeki en keskin felaket ise Kara Veba’ydı. Bu eşi benzeri görülmemiş hastalık, “Great Mortality” ya da “Büyük Ölüm” olarak da adlandırılır. Şaşırtıcı hususlardan biri de hastalığın nasıl yayıldığı anlaşılamamasına rağmen büyük bir dehşet ve korku yaratmış olmasıdır.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Konakları tercih eden, sıçan da denilen pireler tarafından taşınan bir mikrop sebep olmaktadır vebaya. 1894 yılında Fransız bilim adamı Alexander Yersin tarafından bulunan virüse, onun soyismine atfen “yersinia pestis” adı verilmiştir. Üç türden oluşur: Hıyarcıklı, septisemik ve pönomik veba. Avrupa’da en yaygın görüleni hıyarcıklı vebadır. Bu tür vebaya yakalanan hasta, 4-7 gün arasında hayatını kaybederdi. Hıyarcıklı veba 6. yüzyılda, Iustinianos’un zamanında hem Doğu’ya, hem de Batı’ya büyük zarar vermiş, sonradan yok olmuştu. Ancak 1347-48 yıllarında tekrar ortaya çıktı. Vebanın ikinci şekli olan septisemik veba lenf sistemi yerine kan sistemini enfekte ederek tesir gösterir. Bakteri kan sisteminde hızlı bir şekilde yayıldığından hasta, belirtiler ortaya çıkmadan saatler içinde ölebilmektedir.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Pönomik, diğer adıyla akciğer vebasına yakalanan hastada ise akciğer iltihabı gelişmekte, bunun sonucunda kan tükürmeye başlamaktadır. Bu tükürüğün hastanın elbiselerine ve havaya bulaşıp yayılmasıyla birlikte hastayla temasa geçen veya onunla aynı havayı soluyan kişiler de hastalığa yakalanır. Vebanın en tehlikeli türü budur. Bu hastalıkta ölümler aniden gerçekleşmekte, kişide kan ve iltihapla dolu şişlikler oluşmakta, buna titreme, ateşlenme ve baş ağrısı eşlik etmektedir. Hastalık kan ve iltihapla dolu koyu renkli şişliklerden dolayı “Kara Ölüm” olarak da anılır.</span></p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2020">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hıristiyan Bayramlarının Bilinmeyen Pagan Kökleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/avrupa-tarihi/hiristiyan-bayramlarinin-bilinmeyen-pagan-kokleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Maria Jesus Horta]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2020 06:23:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Avrupa Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel]]></category>
		<category><![CDATA[Milano Fermanı]]></category>
		<category><![CDATA[Noel]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçağ]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçağ İspanyol Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Pagan]]></category>
		<category><![CDATA[politik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5799</guid>

					<description><![CDATA[Milano Fermanı ve Hıristiyanlığın Roma İmparatorluğu’nun resmî dini haline getirilmesinin ardından Kilise dinî takvimi düzenlemiş ve inanç açısından daha az “tehlikeli” bulduğu bazı pagan unsurları halkın bu yeni dini kabullenmesini kolaylaştıracak bir yol olması nedeniyle kabul etmişti. Bu yüzden bugün kutlanan pek çok Hıristiyan bayramı, Hıristiyanlık onlara dinî bir gerekçe ve anlam yüklemeye çalışsa da esasen pagandır. İber yarımadası yüzyıllar boyunca (711-1492) politik ve kültürel olarak birbirinden farklılaşmış iki bölgenin varlığı sebebiyle Batı Avrupa’nın geri kalanından ayrı bir konumda kalmıştır: Bir yanda Endülüs, diğer yanda bir dizi Hıristiyan krallık. Bu durum Ortaçağ İspanyol tarihi ve kültürünün, diğer Batı ülkelerinden farklı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Milano Fermanı ve Hıristiyanlığın Roma İmparatorluğu’nun resmî dini haline getirilmesinin ardından Kilise dinî takvimi düzenlemiş ve inanç açısından daha az “tehlikeli” bulduğu bazı pagan unsurları halkın bu yeni dini kabullenmesini kolaylaştıracak bir yol olması nedeniyle kabul etmişti. Bu yüzden bugün kutlanan pek çok Hıristiyan bayramı, Hıristiyanlık onlara dinî bir gerekçe ve anlam yüklemeye çalışsa da esasen pagandır.</p>
<p>İber yarımadası yüzyıllar boyunca (711-1492) politik ve kültürel olarak birbirinden farklılaşmış iki bölgenin varlığı sebebiyle Batı Avrupa’nın geri kalanından ayrı bir konumda kalmıştır: Bir yanda Endülüs, diğer yanda bir dizi Hıristiyan krallık. Bu durum Ortaçağ İspanyol tarihi ve kültürünün, diğer Batı ülkelerinden farklı şekilde gelişmesine yol açmıştır. Buna rağmen Hıristiyan krallıklara özgü bayramlar, Ortaçağ süresince hem İber yarımadasında, hem de Avrupa’nın diğer bölgelerinde ana özellikleri açısından aynıdır. 21. yüzyıl insanının çalışma saatleri az çok belirlidir, bu saatlerin dışında istediğimizi yapmakta özgürüz. Ayrıca dinlenme aralarımız olduğu gibi hastalık, doğum, aileyle ilgilenmek veya bürokratik işlerimizi halledebilmek için izin talep etme imkânımız var. Bunun yanı sıra belli sayıda ücretli tatil günü hakkımız ve boş vakitlerimizde eğlence faaliyetlerinde bulunma alışkanlıklarımız söz konusu. Bizler için bayramlar fazladan bir moladır. Ancak Ortaçağ toplumlarında çalışmak; tatili ya da izni olmayan, bırakın dinlenmeyi, neredeyse yemek veya uyumak için bile güç bela zaman ayrılan kesintisiz bir uğraştı. Nüfusun çoğu (çok küçük yaşlardan itibaren çocuklar dahil) hayatta kalabilmek için güneşin doğuşundan batışına kadar son derece kötü şartlarda, sıkı kontrol altında çalışıyorlardı. Dolayısıyla çalışılmayan bir gün, nadir ve çok değerliydi. Bu nedenle bayramlar Ortaçağ insanı için çok değerliydi ve özlemle beklenirdi.</p>
<p>Noel geleneği k abul edilen birçok adet, aslında, yıl değişimi kutlaması için yapılan bayramlara has uygulamalardır. Bu yüzden Noel’den daha çok 31 Aralık veya 1 Ocak günlerine aittirler ve Hıristiyanlıkla hiçbir ilişkileri yoktur.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2020">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doç. Dr. Muharrem Kesik: “Dânişmendliler Anlaşılmadan Selçuklular Anlaşılamaz”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/1-kitap-1-yazar/doc-dr-muharrem-kesik-danismendliler-anlasilmadan-selcuklular-anlasilamaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Mar 2017 21:37:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[1 Kitap 1 Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Gazi]]></category>
		<category><![CDATA[Dânişmendli Beyliği]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2301</guid>

					<description><![CDATA[Kim bu Orta Anadolu’nun Fatihi Dâniş­mendliler? Anadolu’ya ne zaman geldi­ler? Dânişmendli Beyliği’nin kurucu­su olan Dânişmend Ahmed Gazi’nin menşei hakkında farklı görüşler var­dır. Fetih menkıbelerinden oluşan, ta­rihî kaynak olmaktan ziyade destanî bir roman özelliği gösteren Dânişmend­nâme’de Malatya Emîri Ömer’in kızıy­la evlenen Ali b. Mızrab’ın oğlu olarak dünyaya geldiği ve asıl adının Ahmed olduğu, Battal Gazi’nin torunu Sultan Turasan ile arkadaşlık ettiği, ondan gündüzleri savaşçılık öğrendiği, gece­leri de dinî ilimler tahsil ederek âlim olduğu, bundan dolayı da kendisine “Dânişmend” denildiği ifade edilir. Ortaçağ’ın en güvenilir tarihçile­rinden İbnü’l-Esir, Dânişmend’in asıl adının “Taylu” olduğunu, Türkmen­lere öğretmenlik yaptığını, oğlunun adının Gümüştekin olduğunu ve ona Dânişmendoğlu&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kim bu Orta Anadolu’nun Fatihi Dâniş­mendliler? Anadolu’ya ne zaman geldi­ler?</strong></p>
<p>Dânişmendli Beyliği’nin kurucu­su olan Dânişmend Ahmed Gazi’nin menşei hakkında farklı görüşler var­dır. Fetih menkıbelerinden oluşan, ta­rihî kaynak olmaktan ziyade destanî bir roman özelliği gösteren <em>Dânişmend­nâme</em>’de Malatya Emîri Ömer’in kızıy­la evlenen Ali b. Mızrab’ın oğlu olarak dünyaya geldiği ve asıl adının Ahmed olduğu, Battal Gazi’nin torunu Sultan Turasan ile arkadaşlık ettiği, ondan gündüzleri savaşçılık öğrendiği, gece­leri de dinî ilimler tahsil ederek âlim olduğu, bundan dolayı da kendisine “Dânişmend” denildiği ifade edilir.</p>
<p>Ortaçağ’ın en güvenilir tarihçile­rinden İbnü’l-Esir, Dânişmend’in asıl adının “Taylu” olduğunu, Türkmen­lere öğretmenlik yaptığını, oğlunun adının Gümüştekin olduğunu ve ona Dânişmendoğlu denildiğini, Gümüşte­kin’in muhtelif hâller geçirdikten son­ra hükümdar olduğunu söyler. Önemli Haçlı kaynakları Dânişmend Ga­zi’nin bir Türk beyi olduğunu belirtir. Dânişmend Gazi’nin Türkiye Selçuklu­larının ilk hükümdarı Süleymanşâh’ın dayısı olduğunu iddia eden kaynaklar da mevcut. Bütün bu kaynakların ışı­ğında gelinen nokta, Dânişmend Ga­zi’nin Türk olduğu ve Dânişmend adı­nın bir lakaptan ibaret oluğudur.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-nisan2017">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
