﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ortodoks &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/ortodoks/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Sat, 09 Oct 2021 07:11:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Ortodoks &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Atina’da Cami İnşası Nasıl “Millî-Dinî” Bir Mesele Oldu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/defter/atinada-cami-insasi-nasil-milli-dini-bir-mesele-oldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Oct 2021 07:11:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Defter]]></category>
		<category><![CDATA[Mescit]]></category>
		<category><![CDATA[Ortodoks]]></category>
		<category><![CDATA[Papandreu]]></category>
		<category><![CDATA[Yorgo Kirbaki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7450</guid>

					<description><![CDATA[Arzu ederseniz aşağıdaki haberi okuyarak dersimize başlayalım. 2003 yılı ortalarındayız, Atina’dan Yorgo Kirbaki bildiriyor: “Yunan Kilisesi’nin aşırı milliyetçilik ve ırkçılıkta kusur etmeyen lideri Atina başpiskoposu Hristodulos, 27 Ağustosta (2003) Dışişleri bakanı Papandreu’ya gönderdiği mektupta, havaalanının yakınındaki Peania kasabası dışında (merkezde değil, muhabirin ifadesiyle “Allah’ın bir dağında”) bir cami inşa edilmesine itirazı bulunmadığını, ancak aynı bölgede İslâm Kültür Araştırmaları Merkezi kurulmasına şiddetle karşı olduğunu belirtti.” Başpiskopos cenapları sesinin yeteri kadar duyulmadığını yahut meselenin ciddiyetinin ve tehditkârlık boyutunun onun hissedip vurguladığı ölçüde farkedilmediğini düşünmüş olmalı ki bir müddet sonra ikinci bir mektup yazıp aynı bölgede “mecburen” yapılacak cami ile birlikte bir kilise&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Arzu ederseniz aşağıdaki haberi okuyarak dersimize başlayalım. 2003 yılı ortalarındayız, Atina’dan Yorgo Kirbaki bildiriyor: “Yunan Kilisesi’nin aşırı milliyetçilik ve ırkçılıkta kusur etmeyen lideri Atina başpiskoposu Hristodulos, 27 Ağustosta (2003) Dışişleri bakanı Papandreu’ya gönderdiği mektupta, havaalanının yakınındaki Peania kasabası dışında (merkezde değil, muhabirin ifadesiyle “Allah’ın bir dağında”) bir cami inşa edilmesine itirazı bulunmadığını, ancak aynı bölgede İslâm Kültür Araştırmaları Merkezi kurulmasına şiddetle karşı olduğunu belirtti.”</p>
<p>Başpiskopos cenapları sesinin yeteri kadar duyulmadığını yahut meselenin ciddiyetinin ve tehditkârlık boyutunun onun hissedip vurguladığı ölçüde farkedilmediğini düşünmüş olmalı ki bir müddet sonra ikinci bir mektup yazıp aynı bölgede “mecburen” yapılacak cami ile birlikte bir kilise inşa edilmesini de dışişleri bakanından istemiş. Statüsünü ve etkisini düşünürseniz “ferman buyurmuş” demek lazım. Gerekçesi de hazır: “(Herhalde olimpiyatlar sebebiyle) onca insanın geçeceği bu nevraljik [hassas] noktada vatanın Helen-Ortodoks kimliğini vurgulayan bir eserin olması” lazım… O da kilise tabii ki… Helen-Ortodoks, yani millî-dinî kimlik…</p>
<p>50’li, 60’lı yıllardan itibaren artan ve muhtemelen 1974’teki Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra yoğunlaşan cami karşıtı çokça gösterinin en ön saflarında her zaman siyah cüppeleriyle başpiskopos ve papazlar yürüdü ve halk üzerinde etkili oldular, katılımcılar vasıtasıyla yahut direkt olarak siyasî aktörlere de gözdağı verdiler. (Protesto yürüyüşlerinin başında papazları görüp “laiklik ve hümanizm elden gidiyor!” diye vahlanan, kaleme sarılan, bayrak açan Yunanistan’da kaç kişi olmuştur acaba? Bizde Diyanet mensuplarının, hocaların -yakın senelerde ne hikmetse bembeyaz olmuş- cüppeleriyle yürüdüğünü düşünün!)</p>
<p>Adalar, Kıbrıs ve Ege denizi meselelerinde Türkiye’den ziyade Yunanistan’a yakın duran bazı Müslüman Arap memleketleri (bugün de yakın duruyorlar, niçin acaba?) 1930’lardan beri Atina’da, hiç değilse Cuma ve bayram namazlarının rahatlıkla kılınabileceği mütevazı bir cami inşa edilmesi için resmî-diplomatik ve sivil birçok teşebbüste ve talepte bulanmalarına rağmen buna hiçbir şekilde geçit verilmemiş. Atina’da Arap göçmen çokmuş. Mescit ihtiyaçlarını apartmanların giriş ve bodrum katlarında tuttukları ve pek de müsait olmayan şartlarda, muhtemelen bir kısmı gayrı resmî mekânlarda gideriyorlarmış. Albaylar Cuntası döneminde (1967-1974) turistik Plaka semtindeki tarihi Fethiye Camisi’nin yeniden ibadete açılması bir ara gündeme geldiyse de tepkiler ve siyasî değerlendirmeler neticesinde vaz geçilmiş.</p>
<p>İstanbullu bir Rum olan ve uzun yıllardır Yunanistan’da yaşayan Kirbaki haberinin sonuna, -herhalde İstanbul’da yaşamış biri olarak- şunları eklemekten kendini alamıyor: “(…) Yunanistan ayıbını temizlemeli ve başkentteki [Atina’daki] Müslümanların dinî ibadetlerini yerine getirebilmelerini sağlamalı. Bunun ötesinde üç yıl önce gittiğim Peania kasabasında başpapazın ‘Hepimiz aynı gemideyiz, herkes için dua ediyorum. Ama burada cami inşa edilemez’ sözleri hâlâ kulağımda.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2021">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mutezile’nin Gölgesinde Bir Yahudi Mezhebi: Karâîlik</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/mutezilenin-golgesinde-bir-yahudi-mezhebi-karailik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Aug 2021 06:53:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Benyamin]]></category>
		<category><![CDATA[Ortodoks]]></category>
		<category><![CDATA[Rabbânî]]></category>
		<category><![CDATA[Tanah]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7233</guid>

					<description><![CDATA[Tarihi binlerce yıl öncesine uzanan Yahudilik, entelektüel gelişim bakımından en ihtişamlı devrini Müslümanların hâkimiyetinde olduğu dönemde yaşamıştır. İslâm düşünce ekolleri ve mezheplerinin oluştuğu ilk asırlardaki dinî tartışmalardan Yahudi ilahiyatı da etkilendi. Bu etkileşim neticesinde 8. yüzyılda Yahudi kutsal kitabını esas alan yeni bir mezhep ortaya çıktı. Kutsal kitabı çok okudukları (karâ) ve dinin ana kaynağı olarak gelenek yerine Yahudi kutsal kitabı Tanah’ı (Yahudilerin Tevrat ve Zebur’u da ihtiva eden kutsal kitabı) esas aldıkları için “Karâîlik” adını alan bu mezhebin mensupları kendilerine, Karâî âlim Benyamin en-Nihavendî’den (9. yüzyıl) itibaren Bney Mikra (Tevrat’ın Oğulları) adını vermişlerdir. Rabbânî geleneğin aksine, kutsal kitap dışında&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihi binlerce yıl öncesine uzanan Yahudilik, entelektüel gelişim bakımından en ihtişamlı devrini Müslümanların hâkimiyetinde olduğu dönemde yaşamıştır. İslâm düşünce ekolleri ve mezheplerinin oluştuğu ilk asırlardaki dinî tartışmalardan Yahudi ilahiyatı da etkilendi. Bu etkileşim neticesinde 8. yüzyılda Yahudi kutsal kitabını esas alan yeni bir mezhep ortaya çıktı. Kutsal kitabı çok okudukları (karâ) ve dinin ana kaynağı olarak gelenek yerine Yahudi kutsal kitabı Tanah’ı (Yahudilerin Tevrat ve Zebur’u da ihtiva eden kutsal kitabı) esas aldıkları için “Karâîlik” adını alan bu mezhebin mensupları kendilerine, Karâî âlim Benyamin en-Nihavendî’den (9. yüzyıl) itibaren Bney Mikra (Tevrat’ın Oğulları) adını vermişlerdir. Rabbânî geleneğin aksine, kutsal kitap dışında vahiy mahsulü başka bir metin olamayacağını düşünen Karâîler, bu görüşleri yüzünden Ortodoks Yahudilerin tepkisini çekmiş ve Ortaçağ boyunca iki mezhep arasında ciddi tartışmalar zuhur etmiştir.</p>
<p>Bilinen ilk tartışma 761 yılında, Yahudi âlim Anan ben David’in (ö. 795), Babil’deki akademi başkanlarının yani gaonların kabul ettiği Talmud’un (Tevrat’taki ayetleri açıklayan, yorumlayan ve oradan hareketle hükümler çıkaran Yahudi sözlü geleneğinin ve Rabbânî hukukunun temel eseri. İslâm literatüründeki tefsir ve fıkıh kitaplarının muadili olarak düşünülebilir.) otoritesini reddetmesiyle başlar. Yahudi ilahiyatçılar tarafından yapılan Tevrat yorumlarının vahiy mahsulü olduğunu kabul etmenin mümkün olmadığını düşünen Anan ben David Babil’i terk edip Filistin’e yerleşir. Burada görüşlerini anlatacağı bir sinagog kurar. Rabbânîler ise bu eleştirileri onun “gaon” olma arzusunun gerçekleşmemesine bağlayarak şahsi bir mesele gibi göstermeye çalışırlar. Anan ben David ayrılıkçı tavrı yüzünden Abbâsî Halifesi Mansur tarafından cezalandırılıp hapse atılır. İlginç olan, Rabbânî kaynaklarının Anan Ben David’in Yahudi toplumundaki itibarını yok etmek için, onun hapiste tanıştığı Müslüman bir fakihin fikirlerinden etkilendiğini iddia etmeleridir. Sonraki dönemlerde bu kişinin Ebu Hanife olduğu ileri sürülecektir. Ancak İslâm kaynaklarında bu hususta herhangi bir bilgi yer almamaktadır.</p>
<p>Kurgu bile olsa bu anlatı Rabbânîlerin Anan Ben David’i ve görüşlerinin ne kadar ciddiye aldıklarını göstermesi bakımından oldukça mühimdir. Rabbânîlerin din anlayışına karşı ciddi eleştiriler getiren Ben David’e göre, kendi içtihatlarından müteşekkil Talmud’u dinin temel kaynağı olarak kullanan din adamları, aslında Tevrat’ın açık hükümleri varken, bağlamdan kopuk yorumlarıyla kutsal kitabı tahrif etmektedirler. Oysa dinî hükümler için Tevrat tek başına yeterli olup onu doğru yöntemlerle yorumlamak gerekmektedir. Karâî âlimlerin Rabbânîlere yönelik eleştirileri bu görüş etrafında şekillenir. Tevrat’tan çıkarılan hüküm veya yorumların bir araya getirildiği Talmud’un vahiy mahsulü olduğu kabulü, Yahudilikte “Sözlü Tevrat” geleneğini doğurmuştur. Karâîlere göre bu durum, Rabbânî âlimlerin “vahiy aldıklarını” söylemeleri ile eş anlama gelmektedir ki bu, Tanrı’ya karşı büyük bir iftiradır. Rabbânîler aslında bu yolla kendilerini peygamber yerine koymaktadırlar.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2021">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anadolu’nun Yunanca Bilmeyen Türkofon Ortodoksları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarihci-gozuyle/anadolunun-yunanca-bilmeyen-turkofon-ortodokslari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sevim Yılmaz Önder]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2021 07:10:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihçi Gözüyle]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Evangelinos Misailidis]]></category>
		<category><![CDATA[Karamanlılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kırım]]></category>
		<category><![CDATA[Ortodoks]]></category>
		<category><![CDATA[Urum]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7122</guid>

					<description><![CDATA[Karamanlılar Yunan harfleriyle Türkçe yazan Ortodoks Hıristiyanlardır. Bir kısmı Kayseri, Nevşehir, Niğde, Konya bölgeleri ile İstanbul’da; bir kısmı Suriye, Balkanlar, Kırım ve Kıbrıs’ta; az bir kısmı ise Makedonya ve Tuna bölgelerinde yaşadılar. Osmanlı arşivlerinde “zımmiyan-ı Karaman” veya “Karamanyan” şeklinde geçen bu Türkofon Ortodokslar eserlerinde kendilerinden “Anadolulu vatandaşlar, Ortodoks vatandaşlar, Anadolu Hıristiyanları” gibi adlarla bahsederler. Karamanlı adı ilk defa 1553-55 yıllarında İstanbul ve Anadolu’da seyahat eden Hans Dernschwam’ın günlüğünde, “ayinlerini Yunanca yapan ama Yunanca bilmeyen Ortodoks halk” için kullanılmıştır. Evliya Çelebi, Alanya’da Yunanca bilmeyen, anadili Türkçe olan bir Rum cemaatinden bahseder: “Dördü Urum keferesi mahallesidir. Amma keferesi asla urumca bilmezler. Bâtıl&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karamanlılar Yunan harfleriyle Türkçe yazan Ortodoks Hıristiyanlardır. Bir kısmı Kayseri, Nevşehir, Niğde, Konya bölgeleri ile İstanbul’da; bir kısmı Suriye, Balkanlar, Kırım ve Kıbrıs’ta; az bir kısmı ise Makedonya ve Tuna bölgelerinde yaşadılar.</p>
<p>Osmanlı arşivlerinde “zımmiyan-ı Karaman” veya “Karamanyan” şeklinde geçen bu Türkofon Ortodokslar eserlerinde kendilerinden “Anadolulu vatandaşlar, Ortodoks vatandaşlar, Anadolu Hıristiyanları” gibi adlarla bahsederler. Karamanlı adı ilk defa 1553-55 yıllarında İstanbul ve Anadolu’da seyahat eden Hans Dernschwam’ın günlüğünde, “ayinlerini Yunanca yapan ama Yunanca bilmeyen Ortodoks halk” için kullanılmıştır.</p>
<p>Evliya Çelebi, Alanya’da Yunanca bilmeyen, anadili Türkçe olan bir Rum cemaatinden bahseder: “Dördü Urum keferesi mahallesidir. Amma keferesi asla urumca bilmezler. Bâtıl Türk lisanı üzere kelimat iderler.”</p>
<p>Burada “Urum” kelimesi “Ortodoks” anlamında kullanılmış olabileceği gibi, o bölgedeki Karamanlıların kendilerini “Rum” olarak tanımlaması da muhtemeldir.</p>
<p>Semavi Eyice, dilleri gibi bazen adları da Türkçe olan bu Ortodokslara Orta Anadolu’nun Karaman bölgesinde rastlanıldığından dolayı bu adın verildiğini söyler. Karamanlı yayın dünyasının önemli isimlerinden olan Evangelinos Misailidis’e göre, Karamanlı adı Karaman’dan gelenleri ifade etmek için I. Murad zamanından beri yanlış kullanılmıştır:</p>
<p>“Anadolululara Karamanlı ismi ta Sultan Murad Han-ı Gazi hazretlerinin asrından sehven İstanbul’un Karamanından dolayı kalmıştır. Şöyle ki: Anadolu’dan İstanbul’a gelen taşçı, duvarcı, sıvacı ustalarının ve amelenin cümlesi büyük Karaman ile Küçük Karaman’da otururlar idi. Ve devlet ebniyesine veyahut onun bunun binasına ustalar iktiza ettiğinde, ‘gidin birkaç nefer Karamanlı usta getirin’ derlerdi, yani Karaman’da oturan ustalardan demek idi. Ve ustaların kâffesi Anadolulu olduklarından vakit geçerek, İstanbullular kâffeyi Anadoluluları Karamanlı zanneylediler. Ve böylelikle bu isim kalmış ise de yanlıştır, asıl Karaman İstanbul’dadır.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2021">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çarmıha Gerilen İnsan mıydı Tanrı mı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/siradisi-tarih/carmiha-gerilen-insan-miydi-tanri-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Çelik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Jul 2018 21:29:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıradışı Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Katolik]]></category>
		<category><![CDATA[Kristolojik]]></category>
		<category><![CDATA[Nastoryanizm]]></category>
		<category><![CDATA[Ortodoks]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3648</guid>

					<description><![CDATA[Hıristiyan dünyasının Kristolojik (Mesih bilimi ile ilgili) tartışmalarla parçalanmasına sebep olan akımların en önemlilerinin başında Nastoryanizm gelir. Bu akımın domino etkisine yol açan yansımaları hem Bizans siyasal sistemini derinden etkilemiş, hem de İmparatorluk Kilisesi ile Roma Kilisesi’nin mezhepsel (Katolik, Ortodoks) sınırlarını belirlemiştir. Kilise 1. yüzyılın sonundan itibaren varlığını devam ettirme derdine düşmüştü. Hıristiyanlık sadece Suriye, Mısır ve Anadolu’da varlığını sürdürmeyi düşünüyordu. Deyiş yerindeyse Avrupa’da esamisi bile okunmuyordu. Devletin yaklaşık 250 yıl süren baskı ve katliamları Hıristiyanlığı yok edememiş, sadece yer altına çekilmeye mecbur etmişti. Devamı Derin Tarih Ağustos Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hıristiyan dünyasının Kristolojik (Mesih bilimi ile ilgili) tartışmalarla parçalanmasına sebep olan akımların en önemlilerinin başında Nastoryanizm gelir. Bu akımın domino etkisine yol açan yansımaları hem Bizans siyasal sistemini derinden etkilemiş, hem de İmparatorluk Kilisesi ile Roma Kilisesi’nin mezhepsel (Katolik, Ortodoks) sınırlarını belirlemiştir. Kilise 1. yüzyılın sonundan itibaren varlığını devam ettirme derdine düşmüştü. Hıristiyanlık sadece Suriye, Mısır ve Anadolu’da varlığını sürdürmeyi düşünüyordu. Deyiş yerindeyse Avrupa’da esamisi bile okunmuyordu. Devletin yaklaşık 250 yıl süren baskı ve katliamları Hıristiyanlığı yok edememiş, sadece yer altına çekilmeye mecbur etmişti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-3276">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
