﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Özbekistan &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/ozbekistan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Sat, 07 Aug 2021 07:32:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Özbekistan &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Özbekistan’ın Kiril Alfabesiyle İmtihanı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/desifre/ozbekistanin-kiril-alfabesiyle-imtihani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Sami Kamadan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Aug 2021 07:32:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deşifre]]></category>
		<category><![CDATA[Buhara]]></category>
		<category><![CDATA[Ebülgâzi Bahadır Han]]></category>
		<category><![CDATA[Özbekistan]]></category>
		<category><![CDATA[Sovyetler Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Türkistan coğrafyası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7252</guid>

					<description><![CDATA[Çarlık döneminde Rus işgaline maruz kalan Türkistan coğrafyası, tahakkümü altında kaldığı bu rejimin 1917 yılında çökmesiyle kurtuluşa ulaşamamış, kurulan Sovyetler Birliği’nin baskıcı politikalarıyla 20. yüzyılın sonlarına varıncaya kadar büyük sıkıntılar yaşamıştı. Sovyetler yıkılmış olmasına rağmen bu dönemde yetişmiş, adeta Ruslaşmış yerli isimlerin Türkistan coğrafyasında önemli mevkilerde bulunduğunu hesaba katarsak, bu zaman zarfında Türkistan toprakları insanî, kültürel ve fikrî mânâda ciddi kayıplar vermiştir. Bugünkü sınırları itibariyle Türkistan coğrafyasının Buhara, Hîve, Semerkant gibi kadim İslâm şehirlerini bünyesinde barındıran Özbekistan da Rus işgalinden darbe alan ülkelerden biridir. Taarruz edilen hedeflerin başında Rusların yok etme stratejisi ile giriştikleri Özbek dili geliyordu. Kültür yapılarını yok&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çarlık döneminde Rus işgaline maruz kalan Türkistan coğrafyası, tahakkümü altında kaldığı bu rejimin 1917 yılında çökmesiyle kurtuluşa ulaşamamış, kurulan Sovyetler Birliği’nin baskıcı politikalarıyla 20. yüzyılın sonlarına varıncaya kadar büyük sıkıntılar yaşamıştı. Sovyetler yıkılmış olmasına rağmen bu dönemde yetişmiş, adeta Ruslaşmış yerli isimlerin Türkistan coğrafyasında önemli mevkilerde bulunduğunu hesaba katarsak, bu zaman zarfında Türkistan toprakları insanî, kültürel ve fikrî mânâda ciddi kayıplar vermiştir.</p>
<p>Bugünkü sınırları itibariyle Türkistan coğrafyasının Buhara, Hîve, Semerkant gibi kadim İslâm şehirlerini bünyesinde barındıran Özbekistan da Rus işgalinden darbe alan ülkelerden biridir. Taarruz edilen hedeflerin başında Rusların yok etme stratejisi ile giriştikleri Özbek dili geliyordu. Kültür yapılarını yok etme ve Ruslaştırma politikaları, Türkistan’ın diğer yerlerinde olduğu gibi Özbekistan’da da uygulanmıştı. İslâm tarihinin en nadide merkezlerine sahip olan bu topraklarda Özbek dili 9. yüzyılda kurulan Karahanlılar döneminde kullanılan dilden beslenmiş; Yusuf Has Hâcib’ın <em>Kutadgu Bilig</em>’i, Kaşgarlı Mahmud’un <em>Dîvânü Lügâti’t-Türk</em>’ü, Edib Ahmed Yüknekî’nin <em>Atabetü’l-Hakâyık</em>’ı ve tabii ki Ahmed Yesevî’nin <em>Dîvân-ı Hikmet</em>’i gibi eserlerin berrak Türkçe pınarlarından akan suyla gelişip serpilmişti. Hârizmşahlar ve Timurlular devrinde kökleri sağlamlaşan bu dil, Ali Şîr Nevâî ve Hüseyin Baykara ile hayat bulmuştu. Arap harfleriyle oluşturulan eser yekûnu bu dönemlerle sınırlı kalmayarak Özbek Hanlıkları döneminde de devam etti. 17. yüzyılın kudretli hanı Ebülgâzi Bahadır Han’ın meşhur Şecere-i Terâkime’si de bunlardandı. Gelinen noktada Çağatay dili, Özbek Türkçesinin bu dil üzerindeki hakimiyeti sebebiyle artık kısaca Özbekçe olarak anılmaya başlandı.</p>
<p>Sovyetler’in ihtiyaç duyduğu kafa yapısındaki kişilerin yetiştirilmesinin önünde engel olarak görülen dil, özellikle Josef Stalin ve sonraki dönemlerde ideolojik bir saldırıya tabi tutuldu. Komünist Merkez Komitesi’nin 1932 yılındaki bir kararı ile Özbek edebiyatı ve dili teşkilatlarının kapatılması savunma mekanizmasını da işlemez hale getirdi. İki yıl sonra kurulan Özbekistan Yazarlar Birliği, tam olarak Sovyetler’in uygulamak istediği politikayı icra ediyordu.</p>
<p>“Lisanı yozlaştırma” politikasından sonra sıra alfabeye gelmişti. Asırlar boyunca İslâm dünyasının ortak alfabesi olan, bundan dolayı “Arap alfabesi” değil de “İslâm alfabesi” tavsîfi daha yerinde olan bu alfabe, diğer Türk toplumlarında olduğu gibi Özbekler tarafından da kullanılıyordu. 1929 yılında tepeden inme bir karar ile İslâm harfleri yerini bir başka alfabeye bıraktı. İşin ilginç tarafı, dayatılan bu yeni alfabe Rusça ile adeta özdeşleşmiş olan Kiril değil, Latin alfabesi olmuştu. Bu da bilinçli bir plan çerçevesinde yapılmıştı. Latin harflerinin getirilmesiyle ilk olarak Özbeklerin İslâm kültürü ve İslâm dünyası ile bağları kesilmiş olacaktı. Ruslar millî bir unsur olarak dile hücum ederken, Özbekleri yüzyıllar boyunca entegre oldukları çok daha büyük bir yapıdan, yani ümmetten koparma niyetlerini de gizlememişlerdi. Shoshana Keller’in 2001 yılında yayınlanan <em>To Moscow, Not Mecca: The Soviet Campaign against Islam in Central Asia, 1917–1941</em> (Mekke’ye değil, Moskova’ya: Orta Asya’da İslam karşıtı Sovyet Seferberliği, 1917–1941) isimli kitabı Sovyetlerin bu topraklarda İslâm’ın varlığını silmek için ne gibi teşebbüslerde bulunduğunu gözler önüne serer.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2021">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ben Bir Kırım Tatarıyım, Bu Güneşli Dağların Oğluyum</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ben-bir-kirim-tatariyim-bu-gunesli-daglarin-ogluyum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Brian G. Williams]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 May 2021 08:30:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Fergana Vadisi]]></category>
		<category><![CDATA[Özbek]]></category>
		<category><![CDATA[Özbekistan]]></category>
		<category><![CDATA[spetsposelenie]]></category>
		<category><![CDATA[Yalıboyu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7070</guid>

					<description><![CDATA[Devlet ve devlet yetkilileri tarafından vatan haini olarak görülen Kırım Tatarları, Orta Asya’ya ulaştıklarında, spetsposelenie (özel iskân kampları) adı verilen bir tür ceza rejimi altında yaşamak zorunda bırakıldılar. Bu gayrıresmî kampların etrafı dikenli tellerle çevrilmişti ve MVD’nin Otdel spetsposelenii (Özel İskan Birimi) tarafından yönetiliyorlardı. Bu kamplarda yaşayan Tatarlar bu memurları tiksinti ile yâd ederler. Kırım Tatarlarının hane reisleri üç günde bir bu birime ailedeki ölümler, doğumlar, işlerde kaydedilen ilerleme vs. noktasında özel bir açıklama raporu vermek zorundaydı. Yerleştirildikleri bölgeyi terk edenler tutuklanıyor, beş yıl ağır çalışma cezasına çarptırılıyordu. Kırım Tatarları komutanların bu kampların Tanrısı ve Çarı olduklarını ifade ederler. Özbekistan’da&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Devlet ve devlet yetkilileri tarafından vatan haini olarak görülen Kırım Tatarları, Orta Asya’ya ulaştıklarında, <em>spetsposelenie</em> (özel iskân kampları) adı verilen bir tür ceza rejimi altında yaşamak zorunda bırakıldılar. Bu gayrıresmî kampların etrafı dikenli tellerle çevrilmişti ve MVD’nin Otdel <em>spetsposelenii</em> (Özel İskan Birimi) tarafından yönetiliyorlardı. Bu kamplarda yaşayan Tatarlar bu memurları tiksinti ile yâd ederler. Kırım Tatarlarının hane reisleri üç günde bir bu birime ailedeki ölümler, doğumlar, işlerde kaydedilen ilerleme vs. noktasında özel bir açıklama raporu vermek zorundaydı. Yerleştirildikleri bölgeyi terk edenler tutuklanıyor, beş yıl ağır çalışma cezasına çarptırılıyordu. Kırım Tatarları komutanların bu kampların Tanrısı ve Çarı olduklarını ifade ederler.</p>
<p>Özbekistan’da yaptığım mülakatlarda, Karım Tatarları tarla ve fabrikalarda 12 saat boyunca çalışmak için tan yeri ağarmadan uyandırıldıklarını anlattılar. Yerleşim alanlarındaki hayat şartları dayanılmazdı. Sürgüne gönderilenlerin çoğu fabrikaların hemen yanına inşa edilen barakalarda, çukurlarda veya kerpiçten aceleyle inşa ettikleri basit kulübelerde yaşıyorlardı.</p>
<p>Kırım Tatarlarının bu dönemde Sovyet vatandaşı olarak hiçbir hakkı yoktu. Bir Kırım Tatarı iskân kampında vefat eden annesinin son sözlerinin “soyu devam ettir” olduğunu söylemişti. Ne var ki bu basit görev, Kırım Tatarlarının yeni çevrelerine adapte olmada yaşadıkları güçlükler yüzünden güçleşmişti. Yazları aşırı kurak geçen çöl vahası şartlarıyla Özbekistan’ın tabii ortamı (yüksek Fergana Vadisi hariç) Kırım Tatarlarının Karadeniz kıyısındaki yurtlarının ikliminden çok farklıydı. Yarımadanın yayla ve vadilerinde yahut Yalıboyu kıyılarında yaşamış olan Kırım Tatarlarının çoğu, kurak Özbekistan topraklarının iklimine alışkın değildi. Özbek hastaneleri bu dönemde sıtma, dizanteri, gıda zehirlenmesi, sarı humma ve suyun daha temiz olduğu Kırım yarımadasında görülmeyen diğer bağırsak hastalıklarına karşı bağışıklığı bulunmayan Kırım Tatarı ile dolup taştı. Çok sayıda kadın ve çocuk hayatını kaybetti.</p>
<p>Sürgündekilerin büyük kısmı Kırım’ın kırsal bölgelerinden geliyordu ve NKVD (İçişleri Halk Komiserliği) kaynaklarına göre Kırım’ın şehirlerinden 18.983 kişi sürgün edilmişti. Birkaç Kırım Tatarı çiftçi toprak açlığı çeken Özbek vahaları ve kalabalık Fergana Vadisi’nde arazi edinmişti. Köylülerin büyük kısmı madenlerde veya fabrikalarda iş bulmaya zorlandı. Bu madenler ve fabrikalar Taşkent gibi büyük şehirlerdeydi.</p>
<p>Taşkent civarındaki Çirçig, Angren, Gülistan ve Yangi-Yul gibi kasabalarda veya Fergana Vadisi’ndeki Margilan, Andican, Namangan ve Fergana kasabalarında yerleşik Kırım Tatarları Alman işgali esnasında batı Sovyetler Birliği’nden bu bölgeye taşınan birçok fabrikada ağır işlerde çalışmaya zorlandılar. 1944 Mayıs’ındaki bir emirnamede, Stalin Özbek yöneticilere açıkça Kırım’dan gelen “özel yerleşimcilerin” <em>sovhozlarda</em> (devlet çiftlikleri), <em>kolhozlarda</em> (kolektif çiftlikler) ve fabrika yerleşim alanlarında köy tarımı ve sanayide “kullanılmak üzere” yerleştirilmelerini emrediyordu. Bir kaynağa göre, “Kırım Tatarları büyük ölçüde Orta Asya cumhuriyetlerinde sanayinin hızlı gelişimi için duyulan ihtiyacı karşılıyordu”. M. Goboglo ve S. Chervonnaia şunları kaydetmektedir:</p>
<p>“Özel iskân yerlerinde Kırım Tatarları ayrı bir rejime tabi tutuluyordu. Bu rejimin maksadı geleneksel üretim biçimlerinin yok edilmesiydi. (…) Bu insanlar savaştan önce Kırım’da köyde üretimle uğraşıyorlardı ve özellikle bahçıvanlık, şarap üretimi ve tütün yetiştirme becerileriyle ün kazanmışlardı. Yeni yerleşim bölgelerinde barakalara, sosyal konutlara, aceleyle inşa edilmiş geçici sığınaklara, fabrikaların yanındaki ek binalara yerleştirilen Kırım Tatarları, önceki mesleklerine bakılmaksızın, sanayinin çeşitli alanlarındaki ağır işlere aktarıldı.”</p>
<p>Kırım Tatarlarının Kırım topraklarındaki “millî kökleriyle” bağları kesilmişti. Bu kopuşa rağmen çok az sayıda Kırım Tatarı tarım becerilerini muhafaza edebildi. Geri döndüklerinde bunun sıkıntısını yaşayacaklardı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2021">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
