﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Pakistan &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/pakistan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Dec 2021 12:35:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Pakistan &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Babri Mescid Hinduların Ayasofya’sı mı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarihin-taniklari/babri-mescid-hindularin-ayasofyasi-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Çıkılı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Dec 2021 12:35:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihin Tanıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Britanya]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[Vali Lord Canning]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7682</guid>

					<description><![CDATA[Gün geçmiyor ki Hindistan’daki Müslümanlara yönelik saldırıların tırmanışa geçtiğine dair medyaya yeni haberler düşmesin. Elbette alt kıta Müslümanlarının maruz kaldığı zulümler günümüzdekilerle sınırlı değil. Biraz daha geriye gidersek, başarısızlıkla neticelenen 1857 Hint Ayaklanması -bugün artık Hintli ve İngiliz tarihçilerin de kabul ettiği üzere- İngilizlere karşı hemen her kesimin katılımıyla gerçekleşen millî bir bağımsızlık mücadelesi olmasına rağmen, o günlerde hadisenin faturası tamamıyla Müslümanlara kesilmiş, İngilizlerin hışmına uğrayanlar Müslümanlar olmuştu. Ayaklanmayı acımasız ve vahşi bir şekilde bastıran İngilizler, ellerine geçirdikleri Hintli Müslümanları, hadiseye dahil olup olmadıklarına bakmaksızın, asarak idam etmişlerdi. İngiliz askerler ne kadar çok Müslümanı idam ederlerse o kadar saygı görmüştü.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>G</strong>ün geçmiyor ki Hindistan’daki Müslümanlara yönelik saldırıların tırmanışa geçtiğine dair medyaya yeni haberler düşmesin. Elbette alt kıta Müslümanlarının maruz kaldığı zulümler günümüzdekilerle sınırlı değil. Biraz daha geriye gidersek, başarısızlıkla neticelenen 1857 Hint Ayaklanması -bugün artık Hintli ve İngiliz tarihçilerin de kabul ettiği üzere- İngilizlere karşı hemen her kesimin katılımıyla gerçekleşen millî bir bağımsızlık mücadelesi olmasına rağmen, o günlerde hadisenin faturası tamamıyla Müslümanlara kesilmiş, İngilizlerin hışmına uğrayanlar Müslümanlar olmuştu. Ayaklanmayı acımasız ve vahşi bir şekilde bastıran İngilizler, ellerine geçirdikleri Hintli Müslümanları, hadiseye dahil olup olmadıklarına bakmaksızın, asarak idam etmişlerdi. İngiliz askerler ne kadar çok Müslümanı idam ederlerse o kadar saygı görmüştü. Hatta bu başarıları sayesinde rütbeleri yükseltilerek onurlandırılmışlardı. İngilizlerin bir diğer barbarlığı da yakalanan Hintli Müslümanları bir topun önünde toplayarak üzerlerine ateş edilmesi neticesinde paramparça edilmeleridir. İngiliz askerlerin Müslümanları bu şekilde öldürdüğünü haber alan Genel Vali Lord Canning bile rahatsız olmuş, bu rahatsızlığını ifade etme ihtiyacı hissetmiştir. 1857’deki zulümlerin üzerinden iki asra yakın süre geçmesine rağmen Hindistan’da azınlık durumunda bulunan Müslümanlara yapılan baskılar maalesef bugün hâlâ devam etmekte.</p>
<p>Alt kıta coğrafyası hakkında yeterli bilgisi olmayanlar, Hindistan’da baskı veya zulme maruz kalanların bir avuç Müslümandan ibaret olduğu şeklinde yaygın fakat yanlış bir kanaate sahip. Hâlbuki 200 milyonu aşkın Müslüman nüfusuyla Hindistan, dünyadaki en kalabalık Müslüman azınlığa sahip ülke. Bu yanlış kanaatin elbette bazı sebepleri var. Birincisi, Hint Müslümanları ile üzerinde yaşadığımız coğrafyayı birbirine bağlayan en kuvvetli bağ konumundaki kurum olan hilafetin 1924’te ilga edilmesidir. Hilafetin ilgası Hindistan’da büyük tepki ve çalkantılara yol açmıştır. Önce bu tür haberlere itibar edilmemiş; fakat doğru olduğu anlaşılınca hilafetin ilga kararı Müslümanların ekserisi tarafından İslâm dışı olarak değerlendirilmiştir.3 İkinci sebep, 1947’de ülkenin Britanya tarafından bölünerek Pakistan ve Hindistan şeklinde iki ulus devletin ortaya çıkmasıyla neticelenen süreçtir. Zira bu hadiseden sonra Hindistan’daki Müslümanların tamamının Pakistan’a göç ettiği ve Hindistan’da hiç Müslüman kalmadığı şeklinde yanlış bir algı oluşmuştur ki bu kanaat insanımızı Pakistan’a yaklaştırdığı kadar, ilginç bir şekilde Hindistan’dan uzaklaştırmıştır. Hâlbuki o tarihlerde de Hindistan’daki Müslüman nüfus azımsanmayacak düzeydeydi (yaklaşık 35 milyon).</p>
<p><strong> Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2021">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hindistan’ın Masa Başında Taksimi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/hindistanin-masa-basinda-taksimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Çıkılı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Aug 2021 07:55:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Bangladeş]]></category>
		<category><![CDATA[Ebü'l-Kelâm Âzâd]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[Tabiat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7264</guid>

					<description><![CDATA[Hint alt kıtası olarak bilinen; bugünkü Hindistan, Pakistan ve Bangladeş’in hepsini içine alan coğrafya insanlık tarihine özgün katkıları olan kadim medeniyet havzalarından biriydi. 1858’de İngiltere’nin sömürgesi haline gelen bölge 1947’ye kadar bütünlüğünü korudu. O yıl 14-15 Ağustos gecesi birden Hindistan ve Pakistan adında iki devlet çıktı ortaya. Hindistan’ın taksimi, ardında bugün hâlâ derinden hissedilen tarifsiz acılar bıraktı. Coğrafyayı çok yönlü olarak etkileyen bu hadisenin yıldönümünde, sürece daha yakından bakalım. Hindistan Müslümanlarının (ki 1947 öncesine ait olan bu kullanımla Pakistan, Bangladeş sınırları içerisinde yaşayan bütün Müslümanlar kastedilir) bağımsızlık sürecindeki tavırlarını ana hatlarıyla iki kategoride değerlendirebiliriz: 1. İngilizlere karşı ülkenin bağımsızlığı için&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hint alt kıtası olarak bilinen; bugünkü Hindistan, Pakistan ve Bangladeş’in hepsini içine alan coğrafya insanlık tarihine özgün katkıları olan kadim medeniyet havzalarından biriydi. 1858’de İngiltere’nin sömürgesi haline gelen bölge 1947’ye kadar bütünlüğünü korudu. O yıl 14-15 Ağustos gecesi birden Hindistan ve Pakistan adında iki devlet çıktı ortaya. Hindistan’ın taksimi, ardında bugün hâlâ derinden hissedilen tarifsiz acılar bıraktı. Coğrafyayı çok yönlü olarak etkileyen bu hadisenin yıldönümünde, sürece daha yakından bakalım.</p>
<p>Hindistan Müslümanlarının (ki 1947 öncesine ait olan bu kullanımla Pakistan, Bangladeş sınırları içerisinde yaşayan bütün Müslümanlar kastedilir) bağımsızlık sürecindeki tavırlarını ana hatlarıyla iki kategoride değerlendirebiliriz:</p>
<p>1. İngilizlere karşı ülkenin bağımsızlığı için Hindularla beraber hareket edip İki Ulus Teorisi’ne karşı çıkanlar: Hakîm Ecmel Han, Muhtâr Ahmed Ensârî, Ebü’l-Kelâm Âzâd gibi isimler, Hindistan’ın bağımsızlığı için Müslümanlar ile Hinduların İngilizlere karşı aynı safta mücadele vermeleri gerektiğini savundular. 1912-14 yılları arasında Hindistan’da yayımladığı el-Hilâl isimli gazete aracılığıyla Hindistan’ın bölünmesi sürecine başından beri karşı çıkan Hindistanlı ilim ve siyaset adamı Ebü’l-Kelâm Âzâd’a göre ayrı bir Pakistan devleti kurulması, Müslümanların Hindistan’ın tamamından vazgeçmesi demekti. Başkanlığını yaptığı Hindistan Kongre Partisi’nin bir toplantısında yaptığı konuşmada da Âzâd, Hindu-Müslüman birlikteliğini şu sözlerle dile getirdi: “Bin yıllık müşterek hayatımız bizleri ortak bir millete dönüştürmüştür. Bu, asla yapay olarak sağlanamaz. Tabiat, kendi şeklini yüzyılların arkasına gizlenen usulleri ile ortaya koymuştur. Biz istesek de, istemesek de Hindistan artık tek bir millet olmuştur, birleşmiştir, bölünemezdir. Ülkeyi bölme ve parçalamaya yönelik hiçbir fantezi veya yapay taslak bu birliği yıkamayacaktır.”</p>
<p>2. Müslümanların maslahatı açısından bağımsız bir İslâm devleti kurulması gerektiğini söyleyip İki Ulus Teorisi’ni savunanlar: Muhammed Ali Cinnah ve Rahmet Ali bu grupta yer alır; ancak İki Ulus Teorisi denildiğinde akla gelen iki isim Seyyid Ahmed Han ve Muhammed İkbal’dir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alt Kıta Müslümanlarının Müşterek Hafızası: Urduca</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/alt-kita-muslumanlarinin-musterek-hafizasi-urduca/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Çıkılı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2021 07:12:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<category><![CDATA[Hint]]></category>
		<category><![CDATA[History of İndia]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Özel]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[Urduca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7127</guid>

					<description><![CDATA[Dünya üzerinde Urduca diye bir dilin varlığından haberdar oluşum, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde (DTCF) okurken Latince sınavının yapılacağı amfiyi aradığım günlere rastlar. O günlerde fakültenin en gözde bölümlerinden birinde okumanın verdiği biraz da kibirle karışık hissiyatla, “Urduca diye dil mi olurmuş!” diye düşünmüştüm. Bunun üzerinden uzun yıllar geçmeden İsmet Özel’in, “Allah insanı iddiasından vurur” sözü tahakkuk etmiş ve Hint alt kıtası ile yolu kesişen hemen herkes gibi ben de kendimi Urduca öğrenmeye çalışırken bulmuştum. Peki, nasıl bir dildi bu Urduca? Kimler konuşuyordu ve önemi nereden geliyordu? Bu yazıda çoğumuzun belki de hayatında ilk defa duyduğu Urducanın tarihî gelişimi,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya üzerinde Urduca diye bir dilin varlığından haberdar oluşum, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde (DTCF) okurken Latince sınavının yapılacağı amfiyi aradığım günlere rastlar. O günlerde fakültenin en gözde bölümlerinden birinde okumanın verdiği biraz da kibirle karışık hissiyatla, “Urduca diye dil mi olurmuş!” diye düşünmüştüm. Bunun üzerinden uzun yıllar geçmeden İsmet Özel’in, “Allah insanı iddiasından vurur” sözü tahakkuk etmiş ve Hint alt kıtası ile yolu kesişen hemen herkes gibi ben de kendimi Urduca öğrenmeye çalışırken bulmuştum. Peki, nasıl bir dildi bu Urduca? Kimler konuşuyordu ve önemi nereden geliyordu? Bu yazıda çoğumuzun belki de hayatında ilk defa duyduğu Urducanın tarihî gelişimi, alt kıta ve dünya Müslümanları açısından önemi üzerinde kısaca duracağız.</p>
<p>30 ciltlik <em>New Cambridge History of India</em> adlı çalışmanın genel editörlüğünü yapan Gordon Johnson, Hint Dünyası ismini taşıyan eserinin önsözünde şu itirafta bulunur: “Dünya nüfusunun beşte birini oluşturan ve çok zengin, çeşitli insan deneyimlerine ve tarihine sahne olmuş Hint alt kıtasını konu alan bu kitabın yazılması ve kotarılması neredeyse imkânsız bir iş oldu. Ayrıca çok uzun bir zaman sürecine yayılması ve çok geniş bir coğrafyayı kapsaması nedeniyle bir insanın kavrama kapasitesini oldukça aşıyor. Tümünün anlaşılabilmesi bir yana, konunun ancak çok küçük bir kısmı kavranabilir.”</p>
<p>Laboratuvar niteliğindeki Hint alt kıtasına hâkim olan çeşitlilik araştırmacılar açısından bir avantaj gibi görünse de Johnson’ın ifade ettiği hususlar dolayısıyla bazı zorlukları beraberinde getirmektedir. Alt kıtada etkisini yoğun şekilde hissettiren çeşitlilik ve bu çeşitliliğin yol açtığı zorluklar dil konusunda da kendisini gösterir. Öyle ki bölgede konuşulan dillerin sayısını 1600’e kadar çıkaranlar vardır. Bu yönüyle alt kıtayı “diller müzesi” olarak adlandıran bazı dilciler hiç de haksız sayılmazlar. Diğer taraftan, Hindistan ve Pakistan Müslümanlarının müşterek dili olan Urducanın isminin nereden geldiği, ne zaman nerede ve ne şekilde ortaya çıktığı, dünya üzerinde kaç milyon kişi tarafından konuşulduğu hususunda bir görüş birliğinden söz etmek mümkün değil. Bu ihtilaflara da değinerek Urducanın tarihî serencamını incelemeye başlayalım.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2021">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
