﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>petrol &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/petrol/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Jun 2022 08:29:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>petrol &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kömür Sanayileşmeyle Birlikte “Kara Elmas”a Dönüştü</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ozel-dosya/komur-sanayilesmeyle-birlikte-kara-elmasa-donustu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derin Tarih]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jun 2022 08:29:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özel Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Baron François de Tott]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[elektrik]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[petrol]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan III. Mustafa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8180</guid>

					<description><![CDATA[Kömür, insanların kadim dönemlerden itibaren bildiği ve kullandığı yeraltı kaynaklarından biridir. Çinlilerin kömürü kullandıklarına dair kayıtlar milattan öncesine uzanır. Fakat tarihçilere göre bu madenin çıkarılıp işlendiğine dair kesin veriler 12. yüzyıla aittir. Yaygın kullanımı ise buharlı gemilerin icadı neticesinde 18. yüzyılda gerçekleşmiştir. Zira bu tarihten sonra hız kazanan sanayileşmeyle birlikte kömür, hem demir-çelik sektörünün hammaddesi hem de her türlü endüstri tesisinin çalışabilmesi için ihtiyaç duyulan yegâne enerji kaynağı haline gelmiş; dünyada tüketilen enerji kaynakları içerisinde kömürün payı hızla artmıştır. 19. yüzyılın ortalarına kadar %20’nin altındayken, 20. yüzyılın başlarında %60’lar düzeyine kadar çıkmıştır. Denilebilir ki elektrik ve petrolden önce dünya endüstri&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kömür, insanların kadim dönemlerden itibaren bildiği ve kullandığı yeraltı kaynaklarından biridir. Çinlilerin kömürü kullandıklarına dair kayıtlar milattan öncesine uzanır. Fakat tarihçilere göre bu madenin çıkarılıp işlendiğine dair kesin veriler 12. yüzyıla aittir. Yaygın kullanımı ise buharlı gemilerin icadı neticesinde 18. yüzyılda gerçekleşmiştir. Zira bu tarihten sonra hız kazanan sanayileşmeyle birlikte kömür, hem demir-çelik sektörünün hammaddesi hem de her türlü endüstri tesisinin çalışabilmesi için ihtiyaç duyulan yegâne enerji kaynağı haline gelmiş; dünyada tüketilen enerji kaynakları içerisinde kömürün payı hızla artmıştır. 19. yüzyılın ortalarına kadar %20’nin altındayken, 20. yüzyılın başlarında %60’lar düzeyine kadar çıkmıştır. Denilebilir ki elektrik ve petrolden önce dünya endüstri devlerinin birincil enerji kaynağı kömürdü.</p>
<p>Dünyadaki bu gelişmelerin Osmanlı İmparatorluğu’nu etkilemesi kaçınılmazdı. Zira donanmada buharlı gemilerin kullanımını dikkate almamak imkânsızdı. Ayrıca rakipleriyle arasındaki makasın açılmaması için sanayileşme ve teknolojik gelişmeleri takip etmek zorunluluğu vardı. Bunun bir neticesi olarak, imparatorluk sınırları içinde maden yataklarına dair araştırmalar başlatıldı. Osmanlı sınırları içinde ilk kömür madeni, Sultan I. Mahmud zamanında Fransız asıllı Humbaracı Ahmed Paşa tarafından 1731 yılında Saraybosna’da bulunmuştur. Daha sonra, Sultan III. Mustafa zamanında, yine Fransız kökenli Baron François de Tott tarafından, 1774 yılında İstanbul’a yakın Yedikumlar civarında kömür bulundu. Bulunan her iki kaynak da düşük kalorili linyit kömürüydü ve bu sebeple çok kullanışlı değildi. Bundan sonra Osmanlı donanmasındaki askerler, ülke sınırları içerisinde taş kömürü aramaya devam ettiler.</p>
<p>Anadolu’daki ilk kömür madeni 1829 yılında Zonguldak Havzası’nda keşfedilmiştir. Fakat bunun çıkarılıp işlenmesi ancak ilk taş kömürü işletmesinin kurulmasıyla 1848’de mümkün olmuştur. Söz konusu havza, Ortadoğu’nun en zengin kömür yataklarına sahipti. Ancak ekipman ve teknik yetersizlik sebebiyle üretim azdı. Mesela 1880’de Ereğli Havzası’ndaki üretimin 60 bin ton kadar olduğu biliniyor. Buna bir çözüm olarak, bölge yabancı işletmecilere açılmış ve bu sayı 900 bin tona kadar yükselmiştir. Öte yandan, kamu kuruluşlarının, donanmanın, vapur işletmelerinin ve demiryollarının ihtiyaçları gün geçtikçe artıyordu. Zengin maden yataklarına sahip olmasına karşın Osmanlı İmparatorluğu başta İngiltere olmak üzere, dışarıdan kömür ithal etmek zorunda kalıyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2022">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>VOLKAN Ş. EDİGER: OSMANLI PETROL UĞRUNA PARÇALANDI</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/volkan-s-ediger-osmanli-petrol-ugruna-parcalandi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derin Tarih]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jun 2022 08:17:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Akadlar]]></category>
		<category><![CDATA[Enerji]]></category>
		<category><![CDATA[leksikon]]></category>
		<category><![CDATA[Neft]]></category>
		<category><![CDATA[petrol]]></category>
		<category><![CDATA[Sümerler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8171</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: DERİN TARİH Enerji tarihine nasıl merak saldınız? Osmanlı’da Neft ve Petrol kitabının macerası nasıl başladı? Uzun yıllar Türkiye Petrolleri’nde petrol arama ve araştırma faaliyetlerinde bulundum. 1992-93 yıllarında ilk kez Türkiye’nin güneydoğusunda, stratigrafik birimlerin kronolojik olarak düzenlenmiş sözlüğü olan bir leksikon (sözlük) projesini başlattım. Araştırmalarım sırasında gördüm ki, o tarihe kadar Türkiye’de sadece bir leksikon vardı ve o da 1954’te yabancı bir araştırmacı tarafından hazırlanmıştı. Bu durum çok zoruma gitti. Sonuçta ülkemizin yerli kaynaklarından petrole, gaza ve kömüre önem veriyoruz. Üstelik çok iyi jeologlar yetiştiriyoruz fakat kapsamlı bir leksikonumuz yoktu. Bu konuda araştırma yaparken ister istemez tarihle de haşır neşir&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: DERİN TARİH</strong></p>
<p><strong>Enerji tarihine nasıl merak saldınız?<em> Osmanlı’da Neft ve Petrol </em>kitabının macerası nasıl başladı?</strong></p>
<p>Uzun yıllar Türkiye Petrolleri’nde petrol arama ve araştırma faaliyetlerinde bulundum. 1992-93 yıllarında ilk kez Türkiye’nin güneydoğusunda, stratigrafik birimlerin kronolojik olarak düzenlenmiş sözlüğü olan bir leksikon (sözlük) projesini başlattım. Araştırmalarım sırasında gördüm ki, o tarihe kadar Türkiye’de sadece bir leksikon vardı ve o da 1954’te yabancı bir araştırmacı tarafından hazırlanmıştı. Bu durum çok zoruma gitti. Sonuçta ülkemizin yerli kaynaklarından petrole, gaza ve kömüre önem veriyoruz. Üstelik çok iyi jeologlar yetiştiriyoruz fakat kapsamlı bir leksikonumuz yoktu.</p>
<p>Bu konuda araştırma yaparken ister istemez tarihle de haşır neşir oldum. Daha önce bu kayayı kim çalışmış? İlk defa kim görmüş? Nasıl adlandırmış? Onun hakkında ne düşünmüş? Bu sorular epey dikkatimi çekti. O yıllarda verileri derlemek için  MTA’nın (Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü) kütüphanesine gidip gelirken tabaka adlandırmalarının tarihçesiyle birlikte bu işleri yürüten insanların ve sosyo-ekonomik boyutunun da incelenmesi gerektiğini düşündüm. Bunun üzerine Osmanlı Arşivleri’nden derlediğim belgelere oradaki eserlerden topladıklarımı da katarak <em>Osmanlı’da Neft ve Petrol</em> kitabını kaleme aldım. 1992’de başladığım kitabın yazma aşaması 13 yıl sürdü.</p>
<p><strong>Petrolden önce neftin kullanıldığından bahsediyorsunuz. Hangi alanlarda kullanılıyordu?</strong></p>
<p>Neft çok uzun zamandan beri biliniyor. Belki 6,000-7,000 yıldır… MÖ 5,000’li yıllarda Sümerler ve Akadların nefti kullandığına dair belgeler var. En çok kullanılan alan da tıp. Bazı hastalıkların tedavisi için elzemdi. Ayrıca zift yapımında ve gemilerin kalafatlanmasında kullanılıyor. Sonra inşaatlarda, köprülerde, binalarda harcın içine karıştırılıyor. Yakıt olarak kullanılması ise çok sonraları.</p>
<p>Neft hemen her ülkede kullanılmaktaydı. Özellikle bu coğrafyada Osmanlı, İran, Rusya tarafından… O zaman jeoloji bilgisi yetersiz olduğu ve teknoloji de müsait olmadığı için petrolün kendiliğinden yeryüzüne çıkanlarından ve sızıntılardan ihtiyaçlar gideriliyor ya da su kuyusuna benzer şekilde kazılarak ve bezlere emdirilerek temin ediliyordu. Osmanlı dökümanlarında bu madde belirli bir süre <em>neft</em> olarak isimlendirilmiş. Sonraları Batılılaşma hareketlerine paralel olarak petrol ismi tercih edilmiş. Kitabımın adında “neft ve petrol” isimlerini birlikte kullanmamın nedeni de Osmanlı’da yaşanan Doğu-Batı çelişkisini vurgulamaktı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2022">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İran’ın Sınırları İngilizlerin Sömürgeci İhtiraslarına Göre Çizildi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/iranin-sinirlari-ingilizlerin-somurgeci-ihtiraslarina-gore-cizildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rıza Kurtuluş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 07:58:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[19. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Basra Körfezi]]></category>
		<category><![CDATA[Belücistan]]></category>
		<category><![CDATA[ideoloji]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[petrol]]></category>
		<category><![CDATA[Safeviler]]></category>
		<category><![CDATA[Sîstan]]></category>
		<category><![CDATA[Sykes-Picot Antlaşması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7601</guid>

					<description><![CDATA[19. yüzyıldan itibaren petrol ve ideoloji karışımı bir yapının şekillendirdiği Ortadoğu’da -başta Basra Körfezi ülkeleri olmak üzere- bugün pek çok ihtilafa ve gerilime yol açan sınırların belirlenmesinde temel aktörler Batılı devletlerdir. Sömürge sürecinde İngiltere ve diğer Batılı devletlerin müdahalesi ile çizilen sınırlar, âdeta bölgedeki doğal kaynakların paylaşılıp yağmalanmasının da bir haritasını yansıtmaktadır. 19. yüzyılın başından itibaren Ortadoğu, Batı’nın sömürgeci güçleri olan İngiltere, Fransa ve Rusya’nın ekonomik ve siyasî nüfuz elde etmeye yönelik paylaşım mücadelesine sahne oldu. 1916’da İngilizler ile Fransızların imzaladığı Sykes-Picot Antlaşması bu paylaşımı resmîleştirirken, hegemonya alanlarının da sınırlarını çizdi. Doğu ile Batı arasındaki geçiş kapısı olan bölgenin jeopolitik&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>19. yüzyıldan itibaren petrol ve ideoloji karışımı bir yapının şekillendirdiği Ortadoğu’da -başta Basra Körfezi ülkeleri olmak üzere- bugün pek çok ihtilafa ve gerilime yol açan sınırların belirlenmesinde temel aktörler Batılı devletlerdir. Sömürge sürecinde İngiltere ve diğer Batılı devletlerin müdahalesi ile çizilen sınırlar, âdeta bölgedeki doğal kaynakların paylaşılıp yağmalanmasının da bir haritasını yansıtmaktadır.</p>
<p>19. yüzyılın başından itibaren Ortadoğu, Batı’nın sömürgeci güçleri olan İngiltere, Fransa ve Rusya’nın ekonomik ve siyasî nüfuz elde etmeye yönelik paylaşım mücadelesine sahne oldu. 1916’da İngilizler ile Fransızların imzaladığı Sykes-Picot Antlaşması bu paylaşımı resmîleştirirken, hegemonya alanlarının da sınırlarını çizdi. Doğu ile Batı arasındaki geçiş kapısı olan bölgenin jeopolitik özellikleri, Batılı işgalcilerin nüfuz ve güç elde etme mücadelesinde iştah kabartan bir saik idi. Bu nedenle, uluslararası sisteme hâkim olan süper güçler ekonomik ve siyasî menfaatleri doğrultusunda Ortadoğu’daki sınır ihtilafları ve anlaşmazlıklarına doğrudan müdahil oldular.</p>
<p>Bölgedeki sınırların şekillenmesinde, Rus-İngiliz-Fransız kuvvetlerinin hırs ve menfaate dayalı 100 yıllık nüfuz çatışması belirleyici olmuştur. Özellikle Hindistan’daki koloni yönetiminin sınırlarını güvence altına almak, çıkarlarını korumak ve daha geniş stratejik alan sağlamak gayesi İngiltere’yi bölgenin haritasının şekillenmesinde öne çıkardı. Çeşitli ekonomik imtiyazlar elde ettikleri İran’ın politik kararlarının yanında sınır konularına dâhil olmaları da bunun bir sonucudur. İngiltere -herhangi bir bölgesini ele geçirme niyetinde olmamasına rağmen- Basra Körfezi, Afganistan, Sîstan ve Belûcistan’ı takiben Horasan’ın kuzeydoğusundan Mekran sahiline uzanan, İran’ın kuzeyinden güneye doğru inen doğu sınırlarının çizilmesinde başat aktördür.</p>
<p>İngilizlerin dâhil olduğu İran-Irak sınır ihtilaflarından en önemlisi Şattülarap kavgasıdır. Tarihî bir geçmişi olan İran-Irak sınırının ilk tespiti 1639’da Osmanlılar ile Safevîler arasında imzalanan Kasrışîrin Antlaşması’na kadar uzanır. 1847’de Osmanlılar ile Kaçarlar arasında imzalanan ve 1913’te tekrar onaylanan antlaşmaya göre, Osmanlı Devleti Hürremşehir ve geleceğin Abadan şehrini İran’a bırakıyor, karşılığında Şattülarap’ı alıyordu. 1869 yılına gelindiğinde, sınırın tam olarak çizilmesi konusunda nihaî bir anlaşmanın kaçınılmazlığına rağmen bu konuda ilerleme sağlanamamıştı.</p>
<p>1. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde, İngiliz ve Rus güçleri sınırda ve özellikle de Şattülarap’ta nihaî bir çözümü zorlamak için yeniden müdahalede bulundular. 21 Aralık 1911’de Tahran’da gerçekleşen oturumda, 1847 yılında yapılan anlaşmaya ek bir protokol imzalandı ve karma komisyonun yeniden canlandırılması kararlaştırıldı. 17 Kasım 1913 tarihli İstanbul Protokolü’nde, antlaşmanın Avrupalı sponsorları, mevcut şartların İngiltere’nin menfaatlerine uygun olduğunu gördüler. Bu protokol ile İngilizlerin İran’dan aldığı petrol imtiyazı, onları İran’ın iç ve dış işlerine müdahale eder bir pozisyona getirmişti. Artık 20. yüzyılın ilk yarısında İngiltere, İran’ın dış politikasına da müdahil olmaya başlamıştı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>19 Mayıs’ın Fikrî Zemini Nasıl İnşa Edilebilir?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/19-mayisin-fikri-zemini-nasil-insa-edilebilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Hülagü]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Apr 2019 21:59:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[19 Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[petrol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4484</guid>

					<description><![CDATA[Her bilimin kendine özgü çetrefil konuları vardır. Bu konuları nihai çözüme ulaştırmak bazen oldukça uzun zamanın geçmesini gerektirebilir. Matematikte bazı soruların çözümü için bazen bir asırdan daha fazla bir zamanı beklemek gerektiği gibi diğer sahalardaki birtakım soruların cevaplanması için de belki biraz sabırlı olmak gerekecektir. Tabii ki bütün sosyal bilimlerin bütün şubeleri ile yakın bir ilgi içinde olan ve özellikle siyaset ve uluslararası ilişkiler ile bütünüyle ve ayrılmaz surette bir birliktelik oluşturan tarih biliminin de kendine özgü çetrefil konuları vardır. Tarihin bu türden konularını çözmek matematikteki çözümsüz gözüken soruları çözmekten galiba çok daha zordur. Çünkü tarihi inşa edenler fanidir. Hadiselerin&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Her bilimin kendine özgü çetrefil konuları vardır. Bu konuları nihai çözüme ulaştırmak bazen oldukça uzun zamanın geçmesini gerektirebilir. Matematikte bazı soruların çözümü için bazen bir asırdan daha fazla bir zamanı beklemek gerektiği gibi diğer sahalardaki birtakım soruların cevaplanması için de belki biraz sabırlı olmak gerekecektir. Tabii ki bütün sosyal bilimlerin bütün şubeleri ile yakın bir ilgi içinde olan ve özellikle siyaset ve uluslararası ilişkiler ile bütünüyle ve ayrılmaz surette bir birliktelik oluşturan tarih biliminin de kendine özgü çetrefil konuları vardır. Tarihin bu türden konularını çözmek matematikteki çözümsüz gözüken soruları çözmekten galiba çok daha zordur. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Çünkü tarihi inşa edenler fanidir. Hadiselerin çözümü için gerekli olan vesikalar ise telafisi mümkün olamayacak bir surette yok olmaya ve yok edilmeye her zaman ve zeminde müsaittir. Son dönem Osmanlı tarihi azami derecede karmaşık olduğu kadar, olayları ve uygulamaları ile günümüzdeki yapının ortaya çıkma sürecinin de ilk evresini oluşturmaktadır. Yakın dönem Osmanlı Devleti’nin temelde meşgul olmak zorunda kaldığı en önemli siyasî meselelerden bazıları Hilafet, petrol ve Filistin konularıydı.</span></p>
<p align="justify"><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2019">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Fitneye Kalkan Oluyordu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/osmanli-fitneye-kalkan-oluyordu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derin Tarih]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Mar 2016 12:43:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[ortadogu]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[petrol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=679</guid>

					<description><![CDATA[Doğu ne Batı ne? Çin’e göre biz batıdayız, Amerika doğuda! Çin merkezli bir bakışla bakmış olsaydık dünyaya kavramlarımızı yeni baştan kurmamız gerekirdi. Türkiye Orta, Avrupa Uzak Batı olurdu. Yakın Batı neresi mi olurdu? Herhalde Afganistan ve İran. Nasıl da dilimize oturmuyor değil mi? Peki bunun tersi olunca neden yadırgamıyoruz? Neden Yakın Doğu, Ortadoğu, Uzak Doğu gibi kavramları öz malımızmış gibi kullanıyoruz? Yoksa gerçekten de öz malımız mı oldular? Öyleyse vah halimize. Demek ki biz İngilizlerin Ortadoğu dediği bölgeyi önce zihnimizde kaybetmişiz. Zihnen kaybedilenin fiiliyatta kaybına şaşmak gerekir mi? Osmanlı güneşi zevale meylettikten sonra oldu olanlar. İngilizler Greenwich’i başlangıç meridyeninin geçtiği yer ilan ettiler, dünyanın Londra’dan yönetildiğini dünyaya kabul ettirdiler! Ne de olsa İngiliz&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Doğu ne Batı ne? Çin’e göre biz batıdayız, Amerika doğuda! Çin merkezli bir bakışla bakmış olsaydık dünyaya kavramlarımızı yeni baştan kurmamız gerekirdi. Türkiye Orta, Avrupa Uzak Batı olurdu. Yakın Batı neresi mi olurdu? Herhalde Afganistan ve İran.</p>
<p>Nasıl da dilimize oturmuyor değil mi? Peki bunun tersi olunca neden yadırgamıyoruz? Neden Yakın Doğu, Ortadoğu, Uzak Doğu gibi kavramları öz malımızmış gibi kullanıyoruz? Yoksa gerçekten de öz malımız mı oldular? Öyleyse vah halimize.</p>
<p>Demek ki biz İngilizlerin Ortadoğu dediği bölgeyi önce zihnimizde kaybetmişiz. Zihnen kaybedilenin fiiliyatta kaybına şaşmak gerekir mi?</p>
<p>Osmanlı güneşi zevale meylettikten sonra oldu olanlar. İngilizler Greenwich’i başlangıç meridyeninin geçtiği yer ilan ettiler, dünyanın Londra’dan yönetildiğini dünyaya kabul ettirdiler! Ne de olsa İngiliz dünya düzeni geliyordu.</p>
<p>Osmanlı’nın elindeki topraklar her türlü oyun, hile, kalleşlik, ihanet meşru kabul edilerek kopartıldı ve sonuçta biraz da bağımsızlığına kavuşacağını umarak isyan edenlerin eseri olan modern İslam diyarında babanın gidişiyle başlayan kan ve gözyaşı bir asırdır sel olup akıyor.</p>
<p>Mekke Şerifi Hüseyin’in oğlu Kral Abdullah’ın hatıratında şu çarpıcı satırlara rastlamak Osmanlı’nın kıymetinin geç de olsa fark edilmiş olması açısından yaramıza tuz basıyor:</p>
<p>“Bence Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra meydana gelen olaylar, Kufe ve Mısırlıların Hz. Osman’a yaptıklarından sonra meydana gelenlere benzer. Hz. Osman nasıl fitneyle Müslümanlar arasındaki sınır idiyse, Abdülhamid de bu çağda insanlarla fitne arasındaki perdeydi. Bu perde yırtılınca fitneler ortaya çıktı. Eğer Arap isyanının bu şekilde sona ereceğini bilseydik hiçbir şekilde Osmanlı’ya isyana kalkışmazdık.”</p>
<p>Zulüm tarlasına dönen bir coğrafyada Osmanlı’yı hatırlamak önemliydi. Bu sayı böyle ortaya çıktı. Zira İslamın emperyalizme direnen son kalesiydi Osmanlı.</p>
<p>Nisan’da 5. yılımızın ilk sayısında buluşmak dileğiyle.</p>
<p>Hayırla kalınız.</p>
<p><strong><em>Mustafa Armağan</em></strong></p>
<p><strong><em>Derin Tarih Dergisi Genel Yayın Yönetmeni</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
