﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ramazan &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/ramazan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 29 Apr 2022 12:32:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Ramazan &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Süheyl Ünver’in 1962 Yılı Üsküdar’ında Zevkli Ramazan Temaşaları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/defter/suheyl-unverin-1962-yili-uskudarinda-zevkli-ramazan-temasalari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 May 2022 04:25:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Defter]]></category>
		<category><![CDATA[Atik Valide Külliyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gülbün Mesara]]></category>
		<category><![CDATA[kırkanbarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Süheyl Hoca]]></category>
		<category><![CDATA[Üsküdar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8063</guid>

					<description><![CDATA[26 Mart 2022 Derin Tarih’in Nisan sayısında yayınlanan “Ramazan Aydınlığı yahut Mahyalar ve Kandiller” yazısını birkaç gün önce bitirip görsel dosyasıyla birlikte göndermişken başka bir vesile ile yazıştığımız Gülbün Mesara hanımefendiden bir not aldım: “(…) Ramazan öncesi 325 numaralı defterden bazı sayfaları takdim ediyorum (…)”. Rahmetli Süheyl Ünver Hoca’nın Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunan hazine kıymetindeki yüzlerce defterinden biriydi bu. Örnek sayfalardan zevkli Ramazan günlükleri ve çizimleriyle karşı karşıya olduğumuz anlaşılmıştı. Hemen defterin PDF’inin peşine düştüm, sonra da vakit buldukça Latin harflerine aktarmaya başladım. İstanbul’un tarihî semtlerinin, ecdat yadigârı yapılarının, mahalle ve sokaklarının, ahşap evlerinin, ağaç ve çiçeklerinin hayranı ve takipçisi Süheyl&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>26 Mart 2022</p>
<p><em>Derin Tarih</em>’in Nisan sayısında yayınlanan “Ramazan Aydınlığı yahut Mahyalar ve Kandiller” yazısını birkaç gün önce bitirip görsel dosyasıyla birlikte göndermişken başka bir vesile ile yazıştığımız Gülbün Mesara hanımefendiden bir not aldım: “(…) Ramazan öncesi 325 numaralı defterden bazı sayfaları takdim ediyorum (…)”. Rahmetli Süheyl Ünver Hoca’nın Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunan hazine kıymetindeki yüzlerce defterinden biriydi bu. Örnek sayfalardan zevkli Ramazan günlükleri ve çizimleriyle karşı karşıya olduğumuz anlaşılmıştı.</p>
<p>Hemen defterin PDF’inin peşine düştüm, sonra da vakit buldukça Latin harflerine aktarmaya başladım.</p>
<p>İstanbul’un tarihî semtlerinin, ecdat yadigârı yapılarının, mahalle ve sokaklarının, ahşap evlerinin, ağaç ve çiçeklerinin hayranı ve takipçisi Süheyl Hoca’nın Ramazan aylarında zevkle ve düzenli olarak yaptığı işlerden biri de İstanbul’un selâtin camilerinde kurulan mahyaları izlemek ve listeleyerek kaydetmek, fotoğraflamak, çizimlerini yapmak, notlarını düşmekti&#8230;</p>
<p>325 numaralı defter de bunlardan biri idi ve Şubat-Mart aylarına tesadüf eden 1962 yılı Ramazanının “fakir” Üsküdar’daki hareketlerini, bu arada mahyalarını, insanlarını temaşa edip anlatmaya, çizmeye, fotoğraflamaya tahsis edilmişti.</p>
<p>Her defterinde, her notunda olduğu gibi beklenmedik sürprizleri de vardı. Daha önce görüp resimlerinin-tablolarının derlemesinde yer verdiğimiz harika bir Atik Valide Külliyesi ve mahallesi suluboya resminin hikâyesi ve fotoğrafı da bu defterde yer alıyordu. Resmin altında zaten çoğu eserinde olduğu gibi tarih ve imza vardı; fakat nasıl vücut bulduğunu, hatta tam perspektifini ve Ramazanla irtibatını bilmiyorduk. O tablonun mufassal altyazısı da böylece ortaya çıkmış oldu.</p>
<p>Hâlâ yeterince keşfedilmemiş ve hakları verilmemiş (mufassal bir tasnif ve özetleri bile yapılmış değil maalesef) bu defterler bereketli ve esrarlı kırkanbarlar gibi. Göz nuru, gönül işi, el mahareti… Tahsis edildikleri alanda/alanlarda düzenli ve tarihî yahut aktüel bilgiler vermekle kalmıyor bir hissiyatı, âdeta bir intisabı, hissî-ilmî-felsefî kademeleri olan bir mensubiyeti de, elden kayıp gidenler, “müşrif-i harap” olanlar, kaybolmaya yüz tutanlar için aynı zamanda hayıflanmaları da veriyor. Fani dünyanın yahut kendini bilmezliklerin halleri… Hoyratlıkların, tarih husumetinin, imarla tahribi ayırt edemeyenlerin, kör kazmanın…</p>
<p>Ya bir kuyruklu yıldız gibi görünüp çekilen büyük insanlar! Hocalar, sanatkârlar, yoldaşlar… Süheyl Hoca Üsküdar’ı sessizce ve bütün dikkatiyle dolaşırken bunlara da mânen tesadüf ediyor, izlerini, hatıralarını hoş ifadelerle yâd ediyor; Ressam Ali Rıza Bey, Necmettin (Okyay) Efendi, Yahya Kemal, hattat-tuğrakeş İsmail Hakkı… Ve annesi, hattat dedesi…</p>
<p>1443/2022 Ramazan-ı şerifini bu nadide notlarla ve onlara eşlik eden çizimlerle, fotoğraflarla, tablolarla uğurlamaya ne dersiniz? Bu da bir “kutlu bayram” olabilir mi?</p>
<p>Buyurun o zaman…</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2022">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ehl-i Frengistan Nazarından Osmanlı İstanbul’unda Ramazan</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-osmanli/ehl-i-frengistan-nazarindan-osmanli-istanbulunda-ramazan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Sami Kamadan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 May 2021 06:54:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Episkopal]]></category>
		<category><![CDATA[Horatio Southgate]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı coğrafyası]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Türk imparatorluğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7015</guid>

					<description><![CDATA[Batılı zihindeki Doğu’ya ait tasvirin cazibesi öteden beri bilinir. Avrupa’yla münasebetinde, şahsında İslâm dünyasını temsil eden Osmanlı, hiç şüphesiz bu cazibenin bir misaliydi. Batı devletleri karşısındaki bir Türk imparatorluğu imajı, Avrupalı zihinlerde mistik unsurlarla bezenmiş bir sultan tasviri ve bu imparatorluğun payitahtı, yani içerisinden dev bir nehrin geçtiği, minarelerinin adeta göğü yardığı azametli camilere sahip İstanbul… Ve elbette çarşıları, esnafı, insanların kılık kıyafeti, başlarındaki külahlarıyla sokakta oynayan çocukları ve daha nice unsur bu cazibeyi yüzyıllarca beslemiştir. Genellikle sefirlik ve elçilik gibi siyasî vazifelerle gelen Batılılar, bazen de seyyahlar İstanbul’u ve Osmanlı coğrafyasını dolaşarak Doğu imajını pekiştirmiş; tabii intiba ve hatıralarını&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Batılı zihindeki Doğu’ya ait tasvirin cazibesi öteden beri bilinir. Avrupa’yla münasebetinde, şahsında İslâm dünyasını temsil eden Osmanlı, hiç şüphesiz bu cazibenin bir misaliydi. Batı devletleri karşısındaki bir Türk imparatorluğu imajı, Avrupalı zihinlerde mistik unsurlarla bezenmiş bir sultan tasviri ve bu imparatorluğun payitahtı, yani içerisinden dev bir nehrin geçtiği, minarelerinin adeta göğü yardığı azametli camilere sahip İstanbul… Ve elbette çarşıları, esnafı, insanların kılık kıyafeti, başlarındaki külahlarıyla sokakta oynayan çocukları ve daha nice unsur bu cazibeyi yüzyıllarca beslemiştir.</p>
<p>Genellikle sefirlik ve elçilik gibi siyasî vazifelerle gelen Batılılar, bazen de seyyahlar İstanbul’u ve Osmanlı coğrafyasını dolaşarak Doğu imajını pekiştirmiş; tabii intiba ve hatıralarını yazma hususunda hayli velûd davranmışlardır. Bu alandaki dev literatürde Ramazana dair bahislere sıklıkla rastlamak mümkün. Seyahatleri Ramazana denk gelip de bundan bahsetmeyen seyyah yok gibidir.</p>
<p>1812 yılında Amerika’da dünyaya gelen Horatio Southgate bunlardan biri. Southgate 1840’lı yıllarda, mensup bulunduğu Amerika menşeli Episkopal Kilisesi tarafından Osmanlı İmparatorluğu topraklarına misyoner piskopos olarak gönderilmiş. Bu dönemde yaptığı uzun seyahatler boyunca Süryani Ortodoks, Doğu Asur, Nasturi ve diğer Hıristiyan mezhepleriyle temasa geçerek bunlarla Amerika Protestan Episkopal Kilisesi arasında irtibat kurma vazifesi verilir kendisine. Southgate gezi notlarını <em>Narrative of a Tour through Armenia, Kurdistan, Persia, and Mesopotamia</em> (Ermenistan, Kürdistan, İran ve Mezopotamya Yolunda Bir Seyahatin Hikayesi) ile <em>The Present State of Christianity in Turkey</em> (Türkiye’de Hıristiyanlığın Mevcut Durumu) isimli eserleriyle ölümsüzleştirmiştir.</p>
<p>Kendi anlatımıyla, 8 Aralık öğle saatlerinde, ertesi günün Ramazan olduğunu haber veren “korkunç” bir top sesi ile irkilir. Eserine Kur’an-ı Kerim’deki orucu emreden ayetle başlayan Southgate, okuyucusuna Ramazan ve oruç hakkında tafsilata varacak bilgiler verir. Ramazanda İstanbul’daki hayattan da bahseder: “İşçi ve tamirciler zorunluluk dolayısıyla alışık oldukları üzere işlerine devam ederler. Her zamanki işlekliğinde olmasa da çarşılar açıktır ve alışveriş devam eder. Orucun yorucu tesiri ve içinde bulunulan mevsim şartları günlük aktiviteyi ve koşuşturmacayı bastırır. Fiziki bir durgunluk hakimdir. Daha da dindar olanlar ise zamanlarının çoğunu camide veya evlerinde Kuran okuyarak geçirirler… Orucunu bozup bozmama konusunda kararsız olan çoğu kişi, orucu bozmak için yeterli bir sebep bulamamalarından dolayı, hem vicdanlarını tatmin etmek hem de kolaylık olması bakımından günlerinin çoğunu uyuyarak geçirirler.”</p>
<p>Kış ayına denk gelen bir Ramazan ayında İstanbul’da bulunan Southgate, yaz ayına denk gelen Ramazan orucunun, özellikle sabahtan akşama kadar çalışmak zorunda olan fakir işçiler için çok zor olduğunu söyler ve bir hatırasını nakleder:</p>
<p>“Hatırlıyorum da bir keresinde şehirden birkaç mil uzaklıkta bir köye gitmek için iki kürekçiyle birlikte bir kayık kiralamıştım. Bütün gün kayıkta, deniz üzerinde geçmiş ve güneş batmadan oraya ulaşamamıştık. Bunu bilen kayıkçılar kendilerine bir testi su ile iki veya üç somun ekmeği hazırlamış ve bunları kayığa dikkatli bir biçimde sermişlerdi. Yedikule’den top atılıp, hemen arkasından şehrin minarelerinden yüzlerce müezzinin sesi gelip de orucun son bulduğu ilan edildiğinde biz hâlâ gideceğimiz yere birkaç mil uzaklıktaydık. Oldukça yorgun oldukları izlenimini veren kayıkçılar, küreklerini -bu şartlarda bunu nasıl göstereceğini bir Türk’ten daha iyi kimsenin bilemeyeceği kadar- sakin bir şekilde kayığa iliştirmiş, yerlerine oturmuş ve oruçlarını açmaya hazırlanmışlardı. Müezzinlerin ezan sesi suda yankılanırken oluşan hava, sakin bir huzur haykırışından başka bir şeyle ifade edilemezdi. Kayıkçılar sadece oruçlu hallerini gidermek için az yiyip içmelerinin ardından küreklemeye devam etmişlerdi.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2021">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı’nın Ayarsız Saatleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/izdusum/osmanlinin-ayarsiz-saatleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özel]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Aug 2019 07:20:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İzdüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[namaz]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4785</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı medeniyeti kadîm ile moderni, dinî ile dünyevîyi harmanlıyordu. Döngüsel zamanla çizgisel zamanı, alaturka saatle alafranga saati bağdaştırıyor; Avrupa’dan ithal ettiği “mekanik saatler” rasyonel iş örgütlenmesine olduğu kadar, dinî (ve siyasî) zaman telakkisine de hizmet ediyordu. Bu harmanın son demlerine şahit olan Tanpınar, roman tecrübemizin birkaç zirvesinden biri olan Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde “eski hayatımızın saat üzerine kurulduğunu” söylüyordu. Saat dünyevî başarıların olduğu kadar, uhrevî saadetin de anahtarıydı: “Günde beş vakit namaz, ramazanlarda iftar, sahur, her türlü ibadet saatle idi. Saat Allah’ı bulmanın en sağlam çaresi idi ve bu sıfatla eskilerin hayatını idare ederdi.” Romana adını esinleyen muvakkıthaneler yaygındı ve neredeyse&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı medeniyeti kadîm ile moderni, dinî ile dünyevîyi harmanlıyordu. Döngüsel zamanla çizgisel zamanı, alaturka saatle alafranga saati bağdaştırıyor; Avrupa’dan ithal ettiği “mekanik saatler” rasyonel iş örgütlenmesine olduğu kadar, dinî (ve siyasî) zaman telakkisine de hizmet ediyordu. Bu harmanın son demlerine şahit olan Tanpınar, roman tecrübemizin birkaç zirvesinden biri olan Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde “eski hayatımızın saat üzerine kurulduğunu” söylüyordu. Saat dünyevî başarıların olduğu kadar, uhrevî saadetin de anahtarıydı: “Günde beş vakit namaz, ramazanlarda iftar, sahur, her türlü ibadet saatle idi. Saat Allah’ı bulmanın en sağlam çaresi idi ve bu sıfatla eskilerin hayatını idare ederdi.” Romana adını esinleyen muvakkıthaneler yaygındı ve neredeyse herkesin zenginlik seviyesine göre bir saati vardı. “Saatlerini besmeleyle çıkarırlar, sayacağı zamanın kendileri ve çoluk çocukları için hayırlı olmasını dua ederek ayarlarlar, kurarlar, sonra kulaklarına götürerek sanki yakın ve uzak zaman için kendilerine verdikleri müjdeleri dinlerlerdi. Saat sesi bu yüzden onlar için şadırvanlardaki su sesleri gibi hemen hemen iç âleme (ait), büyük ve ebedî inançların sesiydi.” Saatin kendine özgü, hayatın maddî ve manevî boyutlarında genişleyen yetenekleri vardı. “Bir taraftan bugününüzü ve vazifelerinizi tayin eder, öbür taraftan da peşinde koştuğunuz ebedî saadeti, onun lekesiz ve arızasız yollarını size açardı.”</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adnan Demircan: Hz. Peygamber’in(sas) Ramazan Nasihati Yeme İçmeden Evvel Kötü Söz ve Davranışı Terk Edin</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/adnan-demircan-hz-peygamberinsas-ramazan-nasihati-yeme-icmeden-evvel-kotu-soz-ve-davranisi-terk-edin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derin Tarih]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 May 2017 21:15:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[farz kılınan ilk Ra­mazan orucu]]></category>
		<category><![CDATA[fıtır sadakası]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2416</guid>

					<description><![CDATA[Oruç İslamiyetin 5 farzından biri. Peki, Müslümanlardan önceki kavimlere de farz kılınmış mıydı bu ibadet? Yüce Allah Bakara suresinin 183. ayetinde “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi si­ze de farz kılındı” buyurarak orucun önceki kavimlere de farz kılındığını bildiriyor. Nitekim oruç birçok dinde önemli bir ibadet olarak karşımıza çı­kar. Uygulamalarda farklılıklar olsa da birçok dinin mensupları oruç tutmak­tadırlar. Hz. Peygamber’in (sas) doğup büyüdüğü Mekke’de de İslamiyetten önce oruç tutarlardı. Mesela müşrikler Muharrem ayının 10. gününde (Aşura) oruç tutuyorlardı. Bu oruç Hz. İbrahim (as) döneminden kalmış ya da Yahudi­lerden alınmış olabilir. Ayrıca müşrik­ler&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Oruç İslamiyetin 5 farzından biri. Peki, Müslümanlardan önceki kavimlere de farz kılınmış mıydı bu ibadet? </strong></p>
<p>Yüce Allah Bakara suresinin 183. ayetinde “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi si­ze de farz kılındı” buyurarak orucun önceki kavimlere de farz kılındığını bildiriyor. Nitekim oruç birçok dinde önemli bir ibadet olarak karşımıza çı­kar. Uygulamalarda farklılıklar olsa da birçok dinin mensupları oruç tutmak­tadırlar. Hz. Peygamber’in (sas) doğup büyüdüğü Mekke’de de İslamiyetten önce oruç tutarlardı. Mesela müşrikler Muharrem ayının 10. gününde (Aşura) oruç tutuyorlardı. Bu oruç Hz. İbrahim (as) döneminden kalmış ya da Yahudi­lerden alınmış olabilir. Ayrıca müşrik­ler arasında bir süreliğine konuşma­mak suretiyle tutulan sükût orucu da biliniyordu. Yahudilikte ve Hıristiyan­lıkta da oruç ibadeti mevcuttur.</p>
<p><strong>Müslümanlara oruç ne zaman farz kılındı? Müslümanların ilk Ramazan’ı hangi tarihe tekabül eder? </strong></p>
<p>Ramazan orucu Medine dönemin­de, Hicretin 2. yılında, Şaban ayında farz kılındı. Orucun farz kılındığını bildiren ayetlerin meali şöyledir:</p>
<p>“Ey iman edenler! Allah’a karşı gel­mekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Oruç, sayılı günlerde­dir. Sizden kim hasta ya da yolculuk­ta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yet­meyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte gönülden kim bir iyilik yaparsa (mesela fidyeyi faz­la verirse) o kendisi için daha hayır­lıdır. Eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. (O sayılı gün­ler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirin­den ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Rama­zan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tut­sun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Al­lah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz için­dir” (Bakara, 183-185).</p>
<p>Müslümanlara farz kılınan ilk Ra­mazan orucu Bedir Gazvesi’ne denk gelmişti. Bedir Savaşı hicretin 2. yı­lının 17 Ramazan’ında (14 Mart 624) meydana geldi. Allah’ın Elçisi ise Be­dir için 12 Ramazan’da Medine’den ha­reket etti. Ramazan’ın 1. günü 26 Şu­bat 624 tarihine tekabül eder. Buna göre ilk Ramazan bayramı da 27 Mart 624’te kutlanmıştır. Ramazan orucu­nun farz kılındığı yıl fıtır sadakası yü­kümlülüğü de getirilmişti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-haziran2017">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan Medeniyeti</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/ramazan-medeniyeti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 May 2017 21:04:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Nerval]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Theophile Gauthier]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2470</guid>

					<description><![CDATA[Yazdıklarına bakılırsa, Fransız ro­mantizminin sembollerinden Gérard de Nerval, koca bir yaz mevsimini ge­çirdiği Osmanlı başkenti İstanbul’un her köşe bucağında yeni bir hayret sarhoşluğu yaşamıştır. Özellikle de Ramazan akşamlarının hür atmosfe­ri, bu sarhoşluğu iyiden iyiye koyulaş­tırmış görünmektedir. 1843 yılının Ramazan’ıdır ve Beya­zıt Meydanı’ndaki kahvelerde oynatı­lan Karagöz oyunlarını “Avrupalılar için anlaşılmaz” görür Nerval. İçtiği suyun nereden geldiğini ve hangi yı­lın suyu olduğunu tadar tatmaz anla­yan su tiryakilerini de hayret kuyu­larından seslenerek anlatır bize. Hele bir seferinde öyle bir olaya şahit olur ki, nutku tutulur neredeyse. Sultan Abdülmecid, ziyarete git­tiği Galata Mevlevihanesi’nden tam çıkmak üzereyken yoldan bir Rum cenaze alayının geçtiğini fark eden&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yazdıklarına bakılırsa, Fransız ro­mantizminin sembollerinden Gérard de Nerval, koca bir yaz mevsimini ge­çirdiği Osmanlı başkenti İstanbul’un her köşe bucağında yeni bir hayret sarhoşluğu yaşamıştır. Özellikle de Ramazan akşamlarının hür atmosfe­ri, bu sarhoşluğu iyiden iyiye koyulaş­tırmış görünmektedir.</p>
<p>1843 yılının Ramazan’ıdır ve Beya­zıt Meydanı’ndaki kahvelerde oynatı­lan Karagöz oyunlarını “Avrupalılar için anlaşılmaz” görür Nerval. İçtiği suyun nereden geldiğini ve hangi yı­lın suyu olduğunu tadar tatmaz anla­yan su tiryakilerini de hayret kuyu­larından seslenerek anlatır bize. Hele bir seferinde öyle bir olaya şahit olur ki, nutku tutulur neredeyse.</p>
<p>Sultan Abdülmecid, ziyarete git­tiği Galata Mevlevihanesi’nden tam çıkmak üzereyken yoldan bir Rum cenaze alayının geçtiğini fark eden muhafızlar, alayın yolunu değiştirt­mek isterler ama Bizansvarî giyimi ve başındaki Bizans tacı ile Şarlman ka­dar mağrur görünen Başrahip kim­seyi dinlemeyip yoluna devam eder. Padişah, ancak cenaze alayı geçip git­tikten sonra çıkar tekkeden. Nerval ise bu manzara karşısında sözlerini, “İstanbul’da bütün dinlere karşı bü­yük bir müsamaha vardır ve bu olayı buna misal olarak kaydediyorum” di­ye noktalar.</p>
<p>“Ne akıl almaz bir şehir bu!” der bir başka yerde. “İhtişam ve sefalet, gözyaşı ve neşe; başka yerlerdekinden daha çok keyfilik, hem de daha çok özgürlük var burada.”</p>
<p>Bu akıl almaz şehri hele Ramazan­larda “dopdolu bir özgürlük” sisinin sardığını söyleyen kişi ise hemşehrisi Theophile Gauthier olacaktır.</p>
<p>Özgürlük, hem de Ramazan’da? Bu­gün hepimize biraz dudak büktüren bu sözler, iki romantik babanın, Ner­val ile Gauthier’nin bizi yanıltmak için seçtikleri birer kurgu olabilir mi acaba? Bugün bir yasak ve haram çe­telesine indirgenmiş olan hakiki Ra­mazanlarımız, bu iki yabancının sa­tırları arasından bize selam yolluyor olabilirler mi?</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-haziran2017">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
