﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Reconquista &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/reconquista/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Wed, 09 Mar 2022 07:24:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Reconquista &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bu Topraklar Göçle Yeni Tanışmadı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/mercek/bu-topraklar-gocle-yeni-tanismadi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Sami Kamadan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Mar 2022 07:24:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mercek]]></category>
		<category><![CDATA[İzabella]]></category>
		<category><![CDATA[Karlofça Antlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Kastilya Kraliçesi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Reconquista]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7941</guid>

					<description><![CDATA[On dokuzuncu yüzyıl Osmanlı Devleti için askerî, idarî, içtimai ve ekonomik problemlerin had safhaya ulaştığı bir dönem olmuş; iktisadî darboğazın yanı sıra kaybedilen savaşlara bağlı olarak elden çıkan topraklar ve milliyetçi akımların sebep olduğu parçalanmalar gibi çetin sorunlar baş göstermişti. Devletin belini doğrultmaya fırsat bulamadan girmek zorunda kaldığı savaşlardan mağlubiyetle dönmesi sadece toprak kaybına yol açmamış, o topraklarda yaşayan Türk ve Müslüman ahalinin Osmanlı’ya sığınmasına kapı aralamıştı. Osmanlı varlığının Balkanlar’da, Ege ve Akdeniz adalarında, Kafkasya’da ve Kırım’da sona ermesine paralel olarak göç akınları dalga dalga artmaya devam edecekti. Osmanlı Devleti göç hareketleriyle ilk defa 19. yüzyılda karşılaşmış değildi. 2. Viyana&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>On dokuzuncu yüzyıl Osmanlı Devleti için askerî, idarî, içtimai ve ekonomik problemlerin had safhaya ulaştığı bir dönem olmuş; iktisadî darboğazın yanı sıra kaybedilen savaşlara bağlı olarak elden çıkan topraklar ve milliyetçi akımların sebep olduğu parçalanmalar gibi çetin sorunlar baş göstermişti. Devletin belini doğrultmaya fırsat bulamadan girmek zorunda kaldığı savaşlardan mağlubiyetle dönmesi sadece toprak kaybına yol açmamış, o topraklarda yaşayan Türk ve Müslüman ahalinin Osmanlı’ya sığınmasına kapı aralamıştı. Osmanlı varlığının Balkanlar’da, Ege ve Akdeniz adalarında, Kafkasya’da ve Kırım’da sona ermesine paralel olarak göç akınları dalga dalga artmaya devam edecekti.</p>
<p>Osmanlı Devleti göç hareketleriyle ilk defa 19. yüzyılda karşılaşmış değildi. 2. Viyana kuşatması (1683) başarısızlıkla neticelenirken; Avusturya, Lehistan, Venedik ve Rusya’nın oluşturduğu müttefik kuvvetlerle farklı cephelerde yıllarca devam edecek savaşlara da sebebiyet vermişti. Bunları nihayete erdiren Karlofça Antlaşması (1699), büyük topraklar kaybeden Osmanlı için bir kırılmayı temsil ediyordu. Devletin vaktiyle “şenlendirme” politikası kapsamında bu topraklara yerleştirdiği insanlar işgalci kuvvetler tarafından zulme maruz kaldılar ve asırlardır kök saldıkları topraklara veda etmek zorunda bırakıldılar.</p>
<p>Daha eskiye tarihlenen göç hareketleri de mevcuttu. Kastilya Kraliçesi Izabella ile Aragon Kralı II. Fernando’nun evlenmesi (1469) neticesinde ivme kazanan Reconquista hareketiyle yurtlarından edilen Yahudiler soluğu Osmanlı topraklarında almışlardı. Örnekler çoğaltılabilir, Osmanlı coğrafyasına sığınan farklı millî ve dinî unsurlardan misaller verilebilir.</p>
<p>Bu göç hareketlerinin hiçbiri devletin tedbir almasını gerektirecek ölçüde bir yoğunluk kesbetmemiş, nüfusu kaldırabilme noktasında bir sıkıntı yaşanmamıştı.  Asıl problem 19. yüzyılda kendisini gösterdi ve öncesinde küçük gruplarla sınırlı olan göçler kitlesel bir karakter kazandı. İlk muhacir iskân komisyonunun bu dönemde kurulması tesadüf değildir. 1783 yılında Kırım’ın Rusya tarafından ilhakı büyük göç hareketlerini başlattı. Rusların asimile ve şiddet politikası o topraklarda yaşayan halklara kaçmaktan başka bir seçenek bırakmamıştı. Bu durum sadece Müslümanlar için geçerli değildi. Rus zulmünden kaçan pek çok Ortodoks da Osmanlı coğrafyasına sığınmıştı. Küçük Kaynarca Antlaşması’yla (1774) Kırım’ın Osmanlı Devleti’ne bağlılığına son verilip müstakil bir hanlık haline getirilmesi Rusya’nın burayı ilhakı doğrultusundaki planlarından sadece biriydi. Bugün Kırım’da hak iddia ederken burasının öteden beri Rus toprağı olduğu yönünde propaganda yapıyor lakin bunun tarihî bir dayanağı yok. İlhaktan sonra, hatta daha öncesinde bölgeye getirilen Rus nüfusla Kırım topraklarının demografik yapısı değiştirilmeye başlanmıştı. Yerlerinden edilen insanlar da kaçınılmaz olarak Osmanlı’ya sığınmışlardı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2022">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>JAVİER ALBARRAN: İSPANYOL MİLLETİ, ŞEYTANLAŞTIRILAN ENDÜLÜS’ÜN “YENİDEN FETHİYLE” OLUŞTURULMUŞTUR</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/javier-albarran-ispanyol-milleti-seytanlastirilan-endulusun-yeniden-fethiyle-olusturulmustur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Kocukeli Özbay]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jan 2022 05:44:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Aragon]]></category>
		<category><![CDATA[Gırnata]]></category>
		<category><![CDATA[İber Yarımadası]]></category>
		<category><![CDATA[Kastilya]]></category>
		<category><![CDATA[Reconquista]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7826</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: ÖZLEM KOCUKELİ ÖZBAY Gırnata’nın düşüşü Reconquista için ne anlama geliyordu? Böylece İspanyolların “megali ideası” olan “Endülüs’ün yeniden fethi”, yani Reconquista hareketinin askerî ve siyasî aşaması tamamlanmış mı oluyordu? Eğer öyleyse, Reconquista için nasıl bir dönemin başladığını söyleyebiliriz? Her şeyden önce bazı kavramları açıklığa kavuşturmak gerekmektedir. Reconquista’dan bir süreç veya tarihî dönem olarak söz etmek doğru değildir. Çünkü böyle bir dönem mevcut değildir. Bu kavram 19. yüzyıl İspanyol milliyetçiliğinin, millî kurtuluş süreci olarak, İspanyol milletinin yabancı bir “dış” işgalciden kurtarılmasına yönelik icat ettiği bir fikirdir. Ortaçağ’da İber Yarımadası’nın kuzeyindeki Hıristiyan krallıklarının bölgesel yayılmacılığını ve hepsinden öte, kralların gücü elinde toplaması&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: ÖZLEM KOCUKELİ ÖZBAY</strong></p>
<p>Gırnata’nın düşüşü Reconquista için ne anlama geliyordu? Böylece İspanyolların “megali ideası” olan “Endülüs’ün yeniden fethi”, yani Reconquista hareketinin askerî ve siyasî aşaması tamamlanmış mı oluyordu? Eğer öyleyse, Reconquista için nasıl bir dönemin başladığını söyleyebiliriz?</p>
<p>Her şeyden önce bazı kavramları açıklığa kavuşturmak gerekmektedir. Reconquista’dan bir süreç veya tarihî dönem olarak söz etmek doğru değildir. Çünkü böyle bir dönem mevcut değildir. Bu kavram 19. yüzyıl İspanyol milliyetçiliğinin, millî kurtuluş süreci olarak, İspanyol milletinin yabancı bir “dış” işgalciden kurtarılmasına yönelik icat ettiği bir fikirdir. Ortaçağ’da İber Yarımadası’nın kuzeyindeki Hıristiyan krallıklarının bölgesel yayılmacılığını ve hepsinden öte, kralların gücü elinde toplaması ve merkezileştirmesini meşrulaştırmaya hizmet eden, sözde kayıp toprakların yeniden fethi veya düzenin yeniden kurulması ideolojisi doğrultusunda kullanılıyordu. Öbür yandan, el-Endülüs-Endülüsya ilişkisi de kurulmamalıdır. Endülüsya (toprak olarak Endülüs) İspanya’nın güney bölgesi olup, günümüzde bölgesel bir siyasî yönetime dönüşmüştür. El-Endülüs ise Arap kaynaklarında, yalnızca İspanya’nın güneyinin değil, Ortaçağ’daki haliyle bütün İber Yarımadası’nı ifade eden bir terimdir.</p>
<p>Son olarak, 15. yüzyılın sonu itibariyle, bağımsız bir siyasî varlık olarak İspanyollardan da söz edemeyiz. Bu, iki krallığın, yani Kastilya ve Aragon krallıklarının evlilik yoluyla birleşmesi ve sonunda Hispanik monarşisinin doğmasıyla mümkün olmuştur. Buna göre Gırnata’nın düşüşü İber Yarımadası’ndaki son İslâm devletinin yok olmasıdır ve bu olay Kastilya’nın ideolojik yapısı için çok önemli bir dönüm noktasıdır. Bu işgal Haçlı anlayışı çerçevesinde görülmüş, hatta bu hadiseye Mesihci anlamlar bile yüklenmiştir. Ancak bu olay “yeniden fetih” sürecini sona erdirmemiştir; zira daha önce belirttiğimiz üzere, bu bir süreç değil, ideolojidir. İdeoloji olması nedeniyle de, kullanılmaya devam edilmiştir. Örneğin 16. yüzyılda Kuzey Afrika’daki İspanyol seferlerinde, hatta Amerika’nın fethi söyleminde bile yerini almıştır.</p>
<p>Hıristiyanların Endülüs topraklarını ele geçirme hareketleri, İber Yarımadası’nın siyasî egemenliğini İspanyollara yeniden açmaktan mı ibaretti? Gırnata’nın düşüşüyle İspanyolların ne tür kazanımları oldu?</p>
<p>El-Endülüs’ü oluşturan toprakları fetheden Kastilya ve Aragon için Gırnata’yı ele geçirmek birçok anlam taşıyordu. Kendilerinden çok farklı bir sosyal yapıya sahip toprakların birleştirilmesi, bir şekilde bütünleştirilmesi gereken bir toplum anlamına da geliyordu. Bu toplumsal bütünleşme; Arapça eserlerin Latinceye ve Roma dillerine tercüme edilmesi, Tuleytula (Toledo) gibi şehirlerde Hıristiyan olup Arapça konuşan nüfusun varlığı veya Hıristiyan şehirlerinde Müslüman mahallelerin teşekkülüyle neticelenmiştir. Sanat da bu ortamdan çok etkilenmiştir. Böylece Mudejar (Müdeccenler) sanatı ortaya çıkmıştır. Bir başka deyişle, bu toprakları ele geçiren Hıristiyan krallıklar, tek ve en önemli mirasçılar olmasa da, Endülüs mirasının varisleri haline gelmişlerdir. Mimari yapılardan önemli kültürel, entelektüel ve sanatsal mirasa, tarım tekniklerinden zengin söz dağarcığı gibi daha pragmatik alanlara kadar birçok bilgi ve beceriyi devralmışlardır. Bu bağlamda bu Hıristiyan krallıkları ve daha sonra da Hispanik monarşi, İslâmî geçmişi kendi tarih söylemlerine entegre etme ve bu potada eritme sürecini başlatmışlardır. Bu soruya birçok şekilde cevap verilebilir: Yeniden fetih ideolojisi yoluyla dışlamadan, bu yolla entegre etmeye kadar çeşitli cevaplar verilebilir. Örneğin, Başpiskopos Jiménez de Rada (13. yüzyıl) gibi yazarların önemi, Mozarap toplumunu (Roman lehçeleriyle Arapça konuşan topluluk) doğurmuştur. Geri alınan topraklarda kalan Müslüman nüfus da kendi tarih söylemlerini bu yeni realiteye uydurmak zorunda kaldılar ve zaman içinde Mağribîler (Moriskolar) için bir İslâmî-Hıristiyan geçmiş inşa etmeye kalkışan Lead Books of Sacromonte gibi ilginç fenomenler de ortaya çıkmıştır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2022">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
