﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Rönesans &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/ronesans/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 08 Mar 2022 13:20:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Rönesans &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Viyana Kristallerinde Parlayan İslâm Estetiği</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sanat-tarihi/viyana-kristallerinde-parlayan-islam-estetigi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülgün Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2022 05:08:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sanat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[16. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Çek Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[Sanayi Devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Transilvanya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7848</guid>

					<description><![CDATA[Göz alıcı örnekleriyle 17. asırda Avrupa’da kristali bir sanat eserine dönüştüren Bohemya (bugünkü Çek Cumhuriyeti’nde) camcılığının tarihi 9. yüzyılda cam boncukların yapımıyla başlar. 13. ve 14. yüzyıllarda pencere camlarının yaygınlaşmasıyla birlikte camcılık bölgede önemli bir ticarî faaliyet haline gelir. Ancak Bohemya camcılığında asıl kayda değer çalışmalar, 16. yüzyılın ikinci yarısında Venedik camlarının etkisiyle gerçekleşir. Venedik’ten öğrenilen elmas yontma ve vernik-yağlıboya temeline dayanan soğuk boyama teknikleri Bohemyalı ustalar tarafından başarıyla uygulanır. Bölgeye özgü cam kesme tekniklerinin gelişmesi ise geç Rönesans devrine, yani 16. yüzyıl ortalarına tarihlenir. Cam sanatını yeniden canlandıran ve geliştiren en önemli unsur, bu dönemde dağ kristali ve değerli&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Göz alıcı örnekleriyle 17. asırda Avrupa’da kristali bir sanat eserine dönüştüren Bohemya (bugünkü Çek Cumhuriyeti’nde) camcılığının tarihi 9. yüzyılda cam boncukların yapımıyla başlar. 13. ve 14. yüzyıllarda pencere camlarının yaygınlaşmasıyla birlikte camcılık bölgede önemli bir ticarî faaliyet haline gelir. Ancak Bohemya camcılığında asıl kayda değer çalışmalar, 16. yüzyılın ikinci yarısında Venedik camlarının etkisiyle gerçekleşir. Venedik’ten öğrenilen elmas yontma ve vernik-yağlıboya temeline dayanan soğuk boyama teknikleri Bohemyalı ustalar tarafından başarıyla uygulanır. Bölgeye özgü cam kesme tekniklerinin gelişmesi ise geç Rönesans devrine, yani 16. yüzyıl ortalarına tarihlenir. Cam sanatını yeniden canlandıran ve geliştiren en önemli unsur, bu dönemde dağ kristali ve değerli taşları yontmaya yarayan aletlerin yapılması olur.</p>
<p>17. yüzyılda kristal işçiliği Avrupa’da gerçek bir sanat haline gelir. Büyük bir titizlikle ve bölgeye has tekniklerle üretilen eşyalar, 17. ve 18. yüzyıllarda kuzey Bohemyalı tüccarlar vasıtasıyla Transilvanya, kuzey Almanya, Baltık kıyıları, İsveç, Rusya, Hollanda, İngiltere, Fransa, Portekiz, İspanya, İtalya ve Türkiye’ye kadar yayılır. 18. yüzyıl başına gelindiğinde artık bu sektörün zirvesine yerleşen Bohemya cam fabrikalarının ürünlerini Hindistan’dan Güney Amerika’ya kadar hemen her yerde görmek mümkündür. Baltimore, Beyrut, Kahire, Mexico City, New York ve Akdeniz’in önemli limanlarından olan İzmir’de satış merkezleri kurulur. Bu başarının ardında çok sayıda sanatçı, ressam ve gravürcünün istihdam edilmiş olması yatar.</p>
<p>18. yüzyılda Sanayi Devrimi bütün Avrupa’daki üretim biçimlerini değiştirip dönüştürürken, bu gelişmelerden Bohemya camcılığı da etkilenir. Sanayi Devrimi’nden önce, çok yüksek ısıda eritilebilen camın işlendiği atölyeler, odun ihtiyacı sebebiyle daha çok dağlık alanlarda veya ormanlarda kurulmuştur. Kömür kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte atölyeler şehirlere taşınır. Cam fırınlarının teknik özellikleri yenilenip değiştirilir. Bununla birlikte camcılıkta kullanılan aletler ve biçimlendirme yöntemleri hemen hemen hiç değişmediği için, el ustalığına dayalı olan üretim önemini korumaya devam eder. Sonuç olarak, Bohemya camları bu dönemde Almanya, Polonya, Rusya, Macaristan, Fransa, İspanya, İtalya, Danimarka, İsveç ve Osmanlı İmparatorluğu’na da ihraç edilir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2022">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dinle “Tar”Dan</title>
		<link>https://www.derintarih.com/esyanin-kalbi/dinle-tardan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2020 05:30:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eşyanın Kalbi]]></category>
		<category><![CDATA[Franchinus Gaffurius]]></category>
		<category><![CDATA[Mûsiki]]></category>
		<category><![CDATA[Pisagor]]></category>
		<category><![CDATA[Rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[Theoretica Musicae]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6400</guid>

					<description><![CDATA[Yazılı kaynaklarda telli çalgıların ortaya çıkışına dair pek çok hikâye mevcut. Bunlardan birine göre, kartalın pençelerine hedef olan bir yavru ceylanın bağırsakları gül ağacının dallarına takılır. Zamanla kuruyan bağırsak her rüzgar estiğinde çeşitli sesler çıkarmaya başlar. Bu sesleri duyan kadim insanlar ilk telli çalgıyı icat ederler. Bu hikâye hakikat midir yoksa -telli çalgıların muhtelif ağaçlardan mamul gövdelerinden ve özellikle eski örneklerindeki bağırsak tellerden mülhem- bir efsane midir bilinmez. Ama şu gerçektir ki Türk mûsikisinin, hususiyetle de telli çalgıların inkişafı bu ağaç ve bağırsaktan geliştirilen iptidaî çalgı aletleriyle mümkün olmuştur. Mûsikiyi nazarî çerçevede ele almaya çalışan eserlerde de bu türden hikayeler&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yazılı kaynaklarda telli çalgıların ortaya çıkışına dair pek çok hikâye mevcut. Bunlardan birine göre, kartalın pençelerine hedef olan bir yavru ceylanın bağırsakları gül ağacının dallarına takılır. Zamanla kuruyan bağırsak her rüzgar estiğinde çeşitli sesler çıkarmaya başlar. Bu sesleri duyan kadim insanlar ilk telli çalgıyı icat ederler. Bu hikâye hakikat midir yoksa -telli çalgıların muhtelif ağaçlardan mamul gövdelerinden ve özellikle eski örneklerindeki bağırsak tellerden mülhem- bir efsane midir bilinmez. Ama şu gerçektir ki Türk mûsikisinin, hususiyetle de telli çalgıların inkişafı bu ağaç ve bağırsaktan geliştirilen iptidaî çalgı aletleriyle mümkün olmuştur. Mûsikiyi nazarî çerçevede ele almaya çalışan eserlerde de bu türden hikayeler mevcut. Bunlar arasında en meşhuru; İtalyan müzik teorisyeni ve rönesans bestecisi Franchinus Gaffurius’un <em>Theoretica Musicae</em>’sında resmedilen demirci hikayesi: Pisagor demircinin önünden geçerken, farklı büyüklükteki çekiçlerin, büyüklüklerine oranla farklı sesler çıkardıklarını işitir. Böylece ses dikliklerinin aralık oranlarının farklı çekiç büyüklüklerinin oranları ile ilişkisi olduğunu fark eder. Evine döndüğünde deneyler yapmaya başlar ve farklı büyüklüklerde çanlar, farklı miktarlarda su doldurulmuş bardaklar, farklı ağırlıklar bağlanmış tellerle şahit olduğu hadisenin doğruluğunu ispat eder. Pisagorcuların yüzlerce yıl muhaddis titizliğiyle sonraki nesillere aktardığı bu bilginin yanlışlanmış olmasına rağmen büyük besteci Gaffurius tarafından kitabına alınması hayli ilginç. Aynı zamanda köklere bağlılığın ehemmiyetini vurgulaması açısından da bir o kadar kıymetli&#8230;</p>
<p>Günümüz bestekârlarının(!) mûsikinin nazariyatına dair ne tür eserler ortaya çıkardıklarına maalesef hakim değilim. Ancak geçtiğimiz günlerde isyankar mûsiki dehâmızın(!) babası yaşında bir adamı “ezan mı okuyorsun sen” diyerek patakladığına bendeniz de şahit oldum. Gaffurius’un kitabına aldığı demirci hikayesindeki Pisagor’a özenmiş gibiydi. Kanaatimce farklı büyüklükteki kafaların yumruk atıldığında nasıl ses çıkardığını ölçmekle meşguldü. Ama ne yazık ki yanlış anlaşıldı ve tutuklandı. Tiz-i reftar olanın payine damen dolaşır. Çok hızlıydı çok&#8230; Gün gelir bir Gaffurius çıkar ve bu hadiseyi kitabına resmeder elbet. Neyse ne&#8230; Toparlayacak olursak buraya kadar çalgı aletlerinin neşet ve inkişafına ve dahi isyankar dâhimiz özelinde günümüz mûsiki adamlarının bu inkişafta oynadıkları mühim role kısaca temas etmiş olduk. Bundan sonraki bölümde ise can Azerbaycan’ın kadim kültürünü yüzlerce yıl evvelinden bize taşıyan bir enstürmana; “tar”a yakından bakacağız. Azerbaycan Türklerinin kederini, neşesini ve mücadelesini terennüm eden “tar”a&#8230; Nuri Killigil’in Bakü’ye girişini hatırlatırken kalbimizin en ince teline dokunan; Hocalı soykırımını hatırlatırken öfkemizin bam teline basan “tar”a&#8230;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2020">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Matbaa Osmanlı’da Devletin Şerefiydi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/osmanli-tarihi/matbaa-osmanlida-devletin-serefiydi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ekrem Buğra Ekinci]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2020 05:47:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Francis Bacon]]></category>
		<category><![CDATA[Johann Gutenberg]]></category>
		<category><![CDATA[Kore]]></category>
		<category><![CDATA[Rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[Sutra Elması]]></category>
		<category><![CDATA[Tun-Huang]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6036</guid>

					<description><![CDATA[Francis Bacon 1620 yılında dünyadaki en mühim üç buluşun matbaa, barut ve pusula olduğunu söyler. Kâğıt gibi, bu üçünün de vatanı Asya’dır. Müslüman Araplar ve Türkler vasıtasıyla, Endülüs ve Suriye-Anadolu yoluyla Avrupa’ya ulaştırılmışlardır. Matbaa olmasaydı, Rönesans’ın tesirinin çok zayıf olacağını söyleyebiliriz. Matbaa buluş ve fikirlerin yayılmasını kolaylaştırarak ilmin inkişafına hizmet edenken, milliyetçiliğin güçlenmesine ve Avrupa ekonomisinin ilerlemesine de yardımcı olmuştur. Kısacası, Batı medeniyetinin karakterini değiştirmiştir. Ama ilk matbaayı Johann Gutenberg’in geliştirdiğini söylemek hem hatalı, hem de hakkaniyetsizdir. Avrupa’da ilk o bulmuştur lakin Asyalılar asırlardır matbaayı bilir ve kullanırdı. Bir yazıyı veya şekli, bir tahta, metal veya taş bloğa ters olarak&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Francis Bacon 1620 yılında dünyadaki en mühim üç buluşun matbaa, barut ve pusula olduğunu söyler. Kâğıt gibi, bu üçünün de vatanı Asya’dır. Müslüman Araplar ve Türkler vasıtasıyla, Endülüs ve Suriye-Anadolu yoluyla Avrupa’ya ulaştırılmışlardır. Matbaa olmasaydı, Rönesans’ın tesirinin çok zayıf olacağını söyleyebiliriz. Matbaa buluş ve fikirlerin yayılmasını kolaylaştırarak ilmin inkişafına hizmet edenken, milliyetçiliğin güçlenmesine ve Avrupa ekonomisinin ilerlemesine de yardımcı olmuştur. Kısacası, Batı medeniyetinin karakterini değiştirmiştir. Ama ilk matbaayı Johann Gutenberg’in geliştirdiğini söylemek hem hatalı, hem de hakkaniyetsizdir. Avrupa’da ilk o bulmuştur lakin Asyalılar asırlardır matbaayı bilir ve kullanırdı.</p>
<p>Bir yazıyı veya şekli, bir tahta, metal veya taş bloğa ters olarak kazıyıp, sonra bunu düz olarak bir başka yere basma sanatı çok eskiye dayanır. Hakiki mânâda matbaa, bir yazıyı hareketli harflerle çoğaltarak basmaktır. Basma sanatına dair en eski eser, MÖ 2000 yıllarına ait, Girit’te bulunmuş bir toprak disktir. Giritliler bu tekniği Hititlerden öğrenmişlerdi. Sonra sahneye Çinliler çıkar. Ağaç matbaa Çin ve Kore’de MÖ 6. asırda kullanılıyordu. Yazıların tek parça blok üzerine kazınıp basılması esasına dayanan blok matbaa ise MS 9. asrın başında keşfedildi. Eldeki en eski matbu kitap 868 tarihli olup Sutra Elması adında bir Budist dua kitabıdır. O devirde matbaacılık umumiyetle Budist rahiplerin elindeydi ve bu dinin yayılması için bir vasıta olarak görülürdü. Harfleri hareketli ilk matbaa, coğrafya itibariyle Çin ve Budistlerle yakın temastaki Uygurlar tarafından inkişaf ettirilmişti. Nitekim 100 yıl kadar evvel Tun-Huang mağarasında hareketli tahta Uygur harfleri ve 5-9. asır arasına ait vesikalar bulunmuştur. 1041’de Bi-Şeng adında Çinli bir demircinin bu harfleri metalden yaptığı tahmin edilmektedir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2020">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
