﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Safevi &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/safevi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Jun 2022 07:39:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Safevi &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Safevîler, Osmanlı Toprağı Bağdat’a Neden Göz Dikmişti?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/safeviler-osmanli-topragi-bagdata-neden-goz-dikmisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kazım Kazımov]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jun 2022 07:39:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Kazvin]]></category>
		<category><![CDATA[Safevi]]></category>
		<category><![CDATA[Şah İsmâil]]></category>
		<category><![CDATA[Şehy Safiyyüddin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8144</guid>

					<description><![CDATA[Azerbaycan ve İran’a 15-18. yüzyıllarda damgasını vuran Safevî Hanedanı, 14. yüzyılda Erdebil eyaletinde yaşayan Safeviyye tarikatının pîri Şeyh Safiyyüddin’in soyuna dayanmaktadır. 16. yüzyıla kadar Sünnî bir tasavvuf hareketi olarak varlığını sürdüren Safeviyye, İsmâil Mirza veya bilinen adıyla Şah İsmâil döneminde köklü bir değişim yaşadı. 1501 yılında Şah İsmâil, Akkoyunluların son hükümdarı Algas Mirza’yı mağlup ettikten sonra Tebriz’i ele geçirdi. Bu olayla birlikte resmî olarak Safevî Devleti kuruldu. Şah İsmâil, Tebriz’de ismine hutbe okuttu, sikke bastırdı ve taç giydi. Böylece 1736 yılında Nadir Şah’ın devireceği güne kadar devam edecek bir devlet tarih sahnesine çıktı. Safevî Devleti ilk yıllarda Güney Kafkasya, Azerbaycan&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Azerbaycan ve İran’a 15-18. yüzyıllarda damgasını vuran Safevî Hanedanı, 14. yüzyılda Erdebil eyaletinde yaşayan Safeviyye tarikatının pîri Şeyh Safiyyüddin’in soyuna dayanmaktadır. 16. yüzyıla kadar Sünnî bir tasavvuf hareketi olarak varlığını sürdüren Safeviyye, İsmâil Mirza veya bilinen adıyla Şah İsmâil döneminde köklü bir değişim yaşadı. 1501 yılında Şah İsmâil, Akkoyunluların son hükümdarı Algas Mirza’yı mağlup ettikten sonra Tebriz’i ele geçirdi. Bu olayla birlikte resmî olarak Safevî Devleti kuruldu. Şah İsmâil, Tebriz’de ismine hutbe okuttu, sikke bastırdı ve taç giydi. Böylece 1736 yılında Nadir Şah’ın devireceği güne kadar devam edecek bir devlet tarih sahnesine çıktı.</p>
<p>Safevî Devleti ilk yıllarda Güney Kafkasya, Azerbaycan ve İran topraklarında yaşanan kaotik atmosferden faydalanarak hızla genişledi. Şah İsmâil önce 1500 yılında Cabanı Savaşı’yla Şirvanşahları hâkimiyeti altına aldı. Daha sonra fiilî olarak ikiye bölünmüş olan Akkoyunlu hanedanının iki hükümdarını -Murat ve Algas Mirzaları- mağlup etti; ardından topraklarını İran’a kadar genişletti. 1510 yılında Orta Asya’da Şeybânîleri yenmesiyle artık rakip olarak Osmanlı’yı görmeye başladı. 1514 yılında Çaldıran Savaşı’nda Şah İsmail’in mağlup olmasının ardından Safevîlerin yükselişi durdu; 1524 yılına kadar bir daha genişleme teşebbüsünde bulunmadılar. 1524’te Şah İsmâil öldükten sonra yerine oğlu I. Tahmasb geçti. Tahmasb’ın 1576 yılına kadar süren ve babasına nispetle daha sakin geçen 52 yıllık uzun bir hükümdarlık dönemi olacaktır.</p>
<p>Tahmasb’tan sonra Safevîlerde ilk iktidar çatışması vuku buldu. Tahmasb’ın çocukları ve II. İsmâil ve Pericihan Hatun arasında taht kavgası yaşandı. Erkek evlat olması nedeniyle bu mücadeleyi kazanıp tahta geçen II. İsmâil, sadece bir yıl iktidarda kaldı; zira 1577 yılında zehirlenerek öldürüldü. Bundan sonra tahta Muhammed Hüdabende geçti. Hüdabende, Safevî şahları arasında karakteristik yapı olarak en zayıf hükümdardır. Gözlerinin sağlıksız olması ve içe dönük yapısı onu bir süre sonra sembolik şah statüsüne taşıdı. Bu dönemde devlet işlerini daha çok eşi Mehdi Ulya yürüttü.</p>
<p>Özellikle Hüdabende döneminde büyük krizlerin başladığı görülür. 16. yüzyıldan itibaren Avrupa devletlerinin deniz yoluyla Hindistan’a ulaşmasıyla Asya ve Avrupa arasındaki ticaret yollarının önemini kaybetmiş olması, ticaret güzergâhında yer alan Safevîler için ekonomik açından büyük bir darbe olur. Safevîler hem yabancı tüccarlardan “Rahdari” adıyla bir vergi alıyor; hem de İsfahan, Kazvin, Rey, Erdebil ve diğer şehirlerde Safevî tüccarları yabancılara mallarını satıyorlardı. Ancak Avrupalıların deniz üzerinden Doğu’ya açılmasının ardından hem İran coğrafyası işlevsizleşti hem de tüccarların malları ellerinde kaldı. Mallarını kendi şehirlerinde satan İranlı tüccarlar artık Hindistan’a ve Portekizlerin elindeki Fars Körfezi (bugünkü Basra Körfezi) kıyısında bulunan Hürmüz şehrine gitmek zorunda kalıyorlardı. Diğer yandan, Osmanlı ve Şeybânîlerle yaşanan savaşlar ve zaman zaman patlak veren isyanlar da Safevîlerin bütçesini zorlamıştı.</p>
<p>Hüdabende döneminde Safevîler; Horasan, Gürcistan, Irak ve Erdebil ile Hal-Hal bölgesi hariç bütün Azerbaycan’ı kaybettiler. Ekonomik şartlar bu dönemde o kadar kötüleşmişti ki, Erdebil’de Safevî şeyhlerinin ve şahlarının türbelerinde bulunan altın eşyalar dahi eritilip para basımında kullanıldı. Tabii ülkeyi sefalete sürükleyen bu durum imparatorluğun kurucu takımı olan Kızılbaşları rahatsız ediyordu. 1579 yılında Kazvin’de Mehdi Ulya olarak bilinen Hayrünnisa Hatun, Kızılbaş emirleri tarafından öldürüldü. Ve nihayet 1587 yılında onların zoruyla Hüdabende tahtını oğlu Abbas Mirza’ya bırakmak zorunda kaldı. Böylece Abbas Mirza, I. Şah Abbas adıyla tahta çıktı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2022">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şah İsmail’in Torunu II. İsmail Sünni mi Olmuştu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/mercek/sah-ismailin-torunu-ii-ismail-sunni-mi-olmustu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şefaattin Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2020 05:48:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mercek]]></category>
		<category><![CDATA[Alpavut]]></category>
		<category><![CDATA[Elkas Mirza]]></category>
		<category><![CDATA[İsa Beğ]]></category>
		<category><![CDATA[İskender Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Musa Sultan Musullu]]></category>
		<category><![CDATA[Safevi]]></category>
		<category><![CDATA[Tahmasp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6496</guid>

					<description><![CDATA[Safevî tarihinin en ilginç şahlarından olmasına rağmen ülkemizde hiç bilinmeyen tarihî bir şahsiyettir II. İsmail. Dedesi Şah İsmail ve babası Şah Tahmasp bütün gayretleriyle İran’ı cebren Şiileştirmeye çalışırken ve bu amaçla Lübnan bölgesinden Şii mollalar ihraç ederken, o dedesinin ve babasının hilafına hareket etti. Neticede saltanatı iki yılı bile bulmadan şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti. Bir Safevî şahının az bilindik ve sıra dışı hikâyesidir onunki. Şah İsmail’in torunu ve Şah Tahmasp’ın ele avuca sığmaz, deli fişek şehzadesi, daha doğrusu “mirzâ”sı. Osmanlılar padişah çocukları için “şehzade” unvanı kullanırken, Safevîler şehzadeyi de kullanmakla birlikte daha çok “mirza” kavramını tercih ediyorlardı. İsmail Mirza,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Safevî tarihinin en ilginç şahlarından olmasına rağmen ülkemizde hiç bilinmeyen tarihî bir şahsiyettir II. İsmail. Dedesi Şah İsmail ve babası Şah Tahmasp bütün gayretleriyle İran’ı cebren Şiileştirmeye çalışırken ve bu amaçla Lübnan bölgesinden Şii mollalar ihraç ederken, o dedesinin ve babasının hilafına hareket etti. Neticede saltanatı iki yılı bile bulmadan şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti.</p>
<p>Bir Safevî şahının az bilindik ve sıra dışı hikâyesidir onunki. Şah İsmail’in torunu ve Şah Tahmasp’ın ele avuca sığmaz, deli fişek şehzadesi, daha doğrusu “mirzâ”sı. Osmanlılar padişah çocukları için “şehzade” unvanı kullanırken, Safevîler şehzadeyi de kullanmakla birlikte daha çok “mirza” kavramını tercih ediyorlardı. İsmail Mirza, Şah Tahmasp’ın Musa Sultan Musullu’nun kızıyla 1535 yılında yaptığı evlilikten dünyaya gelmişti.</p>
<p>Doğumu Kanuni Sultan Süleyman’ın Safevîler üzerine çıktığı Irakeyn seferine denk geldi. Safevî mirzaları, Osmanlı’da olduğu gibi lalaları eşliğinde sancak beyliğine gönderilirlerdi. İsmail Mirza altı yaşındayken lalası Tekelü Türkmenlerinden Muhammed Han Şerefeddinoğlu ile birlikte Herat Sancak Beği olarak görevlendirildi. Sancağa gönderilmeden önce kendisine sarayda savaş eğitimi verildi; ilim ve irfan, edep ve erkân öğretildi. Daha ilk yıllarından itibaren cenge meyilli olduğu gözlerden kaçmıyordu.</p>
<p>Amcası Elkas Mirza’nın isyan bayrağını açıp Osmanlılara sığınmasından sonra bu defa lalası Gökçe Sultan Kaçar’ın eşliğinde Şirvan’a gönderildi. İlk savaş deneyimini Osmanlılar karşısında yaşadı. Babası Tahmasp, onu Kars’taki Osmanlı askerlerine saldırması için gönderdi. Osmanlı askerlerinin bir kısmını öldürüp bir kısmını da esir aldı. İkinci savaş tecrübesinde de Ustaclu, Türkmen, Rumlu, Talış ve Alpavut boylarının büyük emirleriyle birlikte Erzurum’a yöneldi. Bu sırada 19 yaşındaydı, kendini gösterme ve rüştünü ispat emelindeydi. Yapılan savaşta Maraş hâkimi İsa Beğ, İskender Paşa’nın kardeşi Ramazan Beğ ve Erzurum kadısı İsmail onun eline esir düştü. Osmanlı tarihçisi Mustafa Selânikî Efendi, bu gözü karalığından ötürü İsmail’e “dîvâne” lakabını takmıştı. Bu savaşta Kızılbaş Türkmenler arasında o kadar ünlendi ki, Kahkaha Kalesi’ndeki 20 yıllık hapis hayatı boyunca onu hiç unutmayacaklardı. Sultan Süleyman’ın dördüncü İran seferinde Osmanlıların ikmal ve iaşe yolunu keserek bin deveyi ele geçirdi ve bir de Sinan Beğ’i esir etti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2020">Derin Tarih Kasim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kutü’l-Amâre Zaferinin Ardından Bağdat’a Hazin Veda</title>
		<link>https://www.derintarih.com/izdusum/kutul-amare-zaferinin-ardindan-bagdata-hazin-veda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dane El-Ömerî Siyam]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2020 11:40:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İzdüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Abbasî]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan Kutü'l-Amâre]]></category>
		<category><![CDATA[Felahiye]]></category>
		<category><![CDATA[Safevi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5664</guid>

					<description><![CDATA[Abbasî hilâfetinin başkenti ve emsalsiz bir bilim yuvası olan Bağdat’ın ilk düşüşü 1258’de Moğol istilasıyla olmuş; ardından şehir Safevî istilalarına maruz kalmıştı. 1916 yılına gelindiğinde Albay Kazım (Karabekir), Halil (Kut) Paşa’ya defalarca telgraf mesajları geçerek ağır Kut hezimetine maruz kalmış İngilizlerin Basra ve civarında sürekli hazırlık yaptıklarını, Felahiye ve Kutü’l-Amâre mevziilerindeki Osmanlı kuvvetlerinin sayısı 10 bini geçmezken İngilizlerin Hindistan’dan getirilen taze güçlerle sayılarının 40 bini aştığını anlatmasına rağmen bu telgrafların karar verenler üzerinde etkisi görülmedi. Ne Dicle kıyısından alınıp 545 km uzaktaki İran’ın Hemedan şehrine gönderilen 13. Kolordu Irak’a iade edildi, ne de Felahiye mevzilerinde bulunan 18. Kolordu yeni kuvvetlerle&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Abbasî hilâfetinin başkenti ve emsalsiz bir bilim yuvası olan Bağdat’ın ilk düşüşü 1258’de Moğol istilasıyla olmuş; ardından şehir Safevî istilalarına maruz kalmıştı. 1916 yılına gelindiğinde Albay Kazım (Karabekir), Halil (Kut) Paşa’ya defalarca telgraf mesajları geçerek ağır Kut hezimetine maruz kalmış İngilizlerin Basra ve civarında sürekli hazırlık yaptıklarını, Felahiye ve Kutü’l-Amâre mevziilerindeki Osmanlı kuvvetlerinin sayısı 10 bini geçmezken İngilizlerin Hindistan’dan getirilen taze güçlerle sayılarının 40 bini aştığını anlatmasına rağmen bu telgrafların karar verenler üzerinde etkisi görülmedi. Ne Dicle kıyısından alınıp 545 km uzaktaki İran’ın Hemedan şehrine gönderilen 13. Kolordu Irak’a iade edildi, ne de Felahiye mevzilerinde bulunan 18. Kolordu yeni kuvvetlerle desteklendi. Tersine, Başkumandan Vekili Enver Paşa daha ileri giderek Albay Ali İhsan (Sabis) komutasındaki 13. Kolordu’dan İran’ı geçerek Afganistan’a ulaşmasını istedi.</p>
<p>Halil Kut Paşa, Kutü’l-Amâre zaferinden yararlanarak, güç kazanmalarına imkân vermeden Basra’da bulunan İngiliz kuvvetlerine saldırmak yerine günümüzde Bağdat’ın en meşhur sokağı olan er-Reşid Caddesi’nin (eski adı Halil Paşa Caddesi) yeniden yapılması, genişletilme işlemleri ve değişik açılış törenleri gibi savaş zamanı önemsiz sayılan işlerle meşgul oldu. Bu caddenin adı İngilizler tarafından savaşın hemen sonunda Hinderberg Caddesi olarak değiştirilmiş ve 30’lu yıllarda Bağdat Belediyesi adını (meşhur Abbasî Halifesi Harun er-Reşid’den esinlenerek) er-Reşid olarak değiştirilmiştir. Halil Kut 1957 yılında vefat edene kadar Bağdat’tan ziyaretine gelenlere caddenin adının değiştirilmesi hakkında sitem ediyordu (Dr. Ali El Vardi, <em>Lamahat İctimaiyye min Tarh El Irak El Hadis</em>, s. 306). 1920 yılında ilk İngiliz karşıtı protestoların yapıldığı bu cadde, bugün de protesto gösterilerinin merkezi durumunda.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2020">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Düşmanımdır” Demedi, Osmanlı’dan Islahat İthal Etti</title>
		<link>https://www.derintarih.com/turk-tarihi/dusmanimdir-demedi-osmanlidan-islahat-ithal-etti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Feb 2017 22:12:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türk Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Kapıkulu Ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Safevi]]></category>
		<category><![CDATA[Şah Abbas]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2142</guid>

					<description><![CDATA[Babası Muhammed Hüdabende’nin gözleri görmez olunca emirler arasındaki çekişme had safhaya ulaştı. Bunda hanımı Begüm’ün emirlere karşı gelen siyasetinin etkisi inkâr edilemez. Hüdabende’nin ölümünün ardından çıkan siyasî kargaşadan Begüm’ün kellesini alarak galip çıkan emirler, küçük yaştaki Abbas’ı Safevî tahtına geçirdiler. Henüz 10 yaşındaki Abbas çocuk padişahların kaderine ortak oldu böylece. Otoriteden yoksun topraklarda çocuk yaştaki şahı kabul etmeyen emirlerle şah ilan edenler arasında rekabet patlak verdi. Azerbaycan bu karışıklıklar yüzünden Osmanlı hâkimiyetine girdi. İç çatışmalar o kadar şiddetlendi ki, Özbekler Herat’ı kuşattı. İç karışıklığı ortadan kaldıran Meşhed Valisi Mürşid Kulu Han, Ekim 1587’de gücü ve iktidarı, 17 yaşında olan ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Babası Muhammed Hüdabende’nin gözleri görmez olunca emirler arasındaki çekişme had safhaya ulaştı. Bunda hanımı Begüm’ün emirlere karşı gelen siyasetinin etkisi inkâr edilemez. Hüdabende’nin ölümünün ardından çıkan siyasî kargaşadan Begüm’ün kellesini alarak galip çıkan emirler, küçük yaştaki Abbas’ı Safevî tahtına geçirdiler. Henüz 10 yaşındaki Abbas çocuk padişahların kaderine ortak oldu böylece.</p>
<p>Otoriteden yoksun topraklarda çocuk yaştaki şahı kabul etmeyen emirlerle şah ilan edenler arasında rekabet patlak verdi. Azerbaycan bu karışıklıklar yüzünden Osmanlı hâkimiyetine girdi. İç çatışmalar o kadar şiddetlendi ki, Özbekler Herat’ı kuşattı. İç karışıklığı ortadan kaldıran Meşhed Valisi Mürşid Kulu Han, Ekim 1587’de gücü ve iktidarı, 17 yaşında olan ve o güne kadar devlet işlerinden uzak tutulan Şah Abbas’a iade etti. Bu onun tahta gerçek anlamda çıkış tarihidir.</p>
<p>İlk günlerinde dış siyasetle ilgili ciddi meselelerle karşı karşıya kaldı. Kargaşanın olumsuzluklarını bertaraf edebilmek için Türkmen emirlerin hâkimiyetine son verdi. Orduda ıslahat yapmak istiyordu. Bunu niçin Osmanlı Kapıkulu Ocaklarını örnek aldı. Kızılbaş Türkmen emirlerin asker ve silah gücüyle tahtı baskı altında tutmaları onu reformlar konusunda cesaretlendirmişti. Çerkez, Gürcü ve Ermenilerden oluşturulan orduya ‘kul’, reislerine de ‘kullar ağası’ deniliyordu. Dahası Türkmenleri tehdit unsuru sayan Şah, onları disipline edebilmek için ‘tüfenkçi birliklerini’ oluşturdu. Sadece Kızılbaş Türkmenlerden değil, İran’ın yerel unsurlarından da yararlanmayı kafasına koymuştu. Gilan, Mazenderan, Sistan, Lar ve Luristan’daki mahalli emirliklere son vererek Safevi hâkimiyetini Hind sınırına kadar genişletti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-mart2017">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
