﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Safeviler &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/safeviler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 01 Jul 2022 06:50:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Safeviler &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İslâm Dünyasında Kurulan İlk Cumhuriyet Rejimi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/islam-dunyasinda-kurulan-ilk-cumhuriyet-rejimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüdayi Şirinli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 06:50:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Afşarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Şah Kaçar]]></category>
		<category><![CDATA[Safeviler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkmençay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8227</guid>

					<description><![CDATA[Bazı devletler bir coğrafyanın kaderini etkiler. 28 Mayıs 1918’de kurulan ve 23 ay gibi kısa bir süre varlık gösteren Azerbaycan Halk Cumhuriyeti de onlardan biri. İslâm dünyasında kurulan ilk cumhuriyet olan bu devlet, bağımsızlık yolunda gelecek nesillerin ilham kaynağı olmuştur. Kısa ömürlü olmasına rağmen iki yılda birçok örnek icraata imza atmış ve adını Türklerin şanlı tarihine yazdırmıştır. Peki bu devlet nasıl kuruldu? 10 Şubat 1828 tarihinde imzalanan Türkmençay Antlaşması’na kadar Azerbaycan topraklarında Şirvanşahlar, Sâcîler, Sâlârîler, Revvâdîler, Şeddâdîler, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safevîler ve Afşarlar gibi neredeyse hepsi Türk hanedanları tarafından kurulan devletler boy göstermişti. 1747 yılında Nadir Şah’ın suikaste uğramasıyla birlikte koca&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı devletler bir coğrafyanın kaderini etkiler. 28 Mayıs 1918’de kurulan ve 23 ay gibi kısa bir süre varlık gösteren Azerbaycan Halk Cumhuriyeti de onlardan biri. İslâm dünyasında kurulan ilk cumhuriyet olan bu devlet, bağımsızlık yolunda gelecek nesillerin ilham kaynağı olmuştur. Kısa ömürlü olmasına rağmen iki yılda birçok örnek icraata imza atmış ve adını Türklerin şanlı tarihine yazdırmıştır. Peki bu devlet nasıl kuruldu?</p>
<p>10 Şubat 1828 tarihinde imzalanan Türkmençay Antlaşması’na kadar Azerbaycan topraklarında Şirvanşahlar, Sâcîler, Sâlârîler, Revvâdîler, Şeddâdîler, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safevîler ve Afşarlar gibi neredeyse hepsi Türk hanedanları tarafından kurulan devletler boy göstermişti. 1747 yılında Nadir Şah’ın suikaste uğramasıyla birlikte koca bir devlet tarih sahnesinden çekildi. Bununla birlikte, kuzeyden güneye bütün Azerbaycan’daki hanlar birbirleriyle savaşmaya başladılar. Afşarlar döneminde atanan valiler, idare ettikleri topraklarda bağımsızlıklarını ilan etmiş ve hanlık iddiasında bulunmuşlardı. Hepsinin hedefi Azerbaycan’ı tek bayrak altında –elbette kendi bayraklarının- yeniden birleştirmekti. Bundan mütevellit aralarında büyük bir rekabet mevcuttu. Ülkenin içinde bulunduğu bu parçalanmışlık ve iç savaş ortamı yıllardır bu topraklara göz diken, zengin servetlerine sahip olmak isteyen Rus İmparatorluğu’nun iştahını kabartıyordu.</p>
<p>Güney Azerbaycan’ı kendi yönetimi altında birleştirip Kaçarlar Devleti’ni kuran Ağa Muhammed Şah Kaçar 1795 ilkbaharında Azerbaycan’a girdi. Azerbaycan’ın Karabağ Hanlığı dışındaki esas ve kritik yerlerini boyunduruğu altına aldıktan sonra Rus İmparatorluğu ile birlik kuran Kartli-Kaheti Krallığı’nın üzerine yürüdü. Bundan önce II. Erekli ile Rus çariçesi II. Katerina arasında 24 Temmuz 1783’te imzalanan Georgiyevsk dostluk anlaşmasına istinaden Rusların buraya yardım göndermesi gerekiyordu. Lakin Katerina hile yaparak Muhammed Şah’ın Gürcistan işgaline göz yumdu ve “Doğuyu Kaçar’ın tecavüzünden korumak” bahanesiyle göz bebeği Valerian Zubov’u büyük bir ordu ile Şah’ın üzerine gönderdi. Valerian Zubov bu sefer sırasında birçok başarı elde etmesine rağmen, 1796 yılında ölen Katerina’nın oğlu Pavel ondan ordusunu Azerbaycan’dan çekmesini istedi.</p>
<p>Ağa Muhammed Şah 1797 yılında Şuşa şehrinde bir suikast ile öldürüldü. 1802’de Çar I. Aleksandr Kartli-Kaheti Krallığı’nı feshetti, böylece Azerbaycan işgalinin ilk dönemi başlamış oldu. Çünkü Kartli-Kaheti Krallığı feshedilmeden önce, Rus ordusunun yardımıyla Azerbaycan’da Borçalı, Kazak ve Şemşedili bölgelerini işgal etmişti. XII. David’in işgal ettiği bu topraklar da Rus sınırlarına geçti. 1804 yılında Gürcü asıllı Rus general Pavel Sisianov’un Azerbaycan’a girmesiyle işgal resmen başlamış oldu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İran’ın Sınırları İngilizlerin Sömürgeci İhtiraslarına Göre Çizildi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/iranin-sinirlari-ingilizlerin-somurgeci-ihtiraslarina-gore-cizildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rıza Kurtuluş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 07:58:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[19. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Basra Körfezi]]></category>
		<category><![CDATA[Belücistan]]></category>
		<category><![CDATA[ideoloji]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[petrol]]></category>
		<category><![CDATA[Safeviler]]></category>
		<category><![CDATA[Sîstan]]></category>
		<category><![CDATA[Sykes-Picot Antlaşması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7601</guid>

					<description><![CDATA[19. yüzyıldan itibaren petrol ve ideoloji karışımı bir yapının şekillendirdiği Ortadoğu’da -başta Basra Körfezi ülkeleri olmak üzere- bugün pek çok ihtilafa ve gerilime yol açan sınırların belirlenmesinde temel aktörler Batılı devletlerdir. Sömürge sürecinde İngiltere ve diğer Batılı devletlerin müdahalesi ile çizilen sınırlar, âdeta bölgedeki doğal kaynakların paylaşılıp yağmalanmasının da bir haritasını yansıtmaktadır. 19. yüzyılın başından itibaren Ortadoğu, Batı’nın sömürgeci güçleri olan İngiltere, Fransa ve Rusya’nın ekonomik ve siyasî nüfuz elde etmeye yönelik paylaşım mücadelesine sahne oldu. 1916’da İngilizler ile Fransızların imzaladığı Sykes-Picot Antlaşması bu paylaşımı resmîleştirirken, hegemonya alanlarının da sınırlarını çizdi. Doğu ile Batı arasındaki geçiş kapısı olan bölgenin jeopolitik&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>19. yüzyıldan itibaren petrol ve ideoloji karışımı bir yapının şekillendirdiği Ortadoğu’da -başta Basra Körfezi ülkeleri olmak üzere- bugün pek çok ihtilafa ve gerilime yol açan sınırların belirlenmesinde temel aktörler Batılı devletlerdir. Sömürge sürecinde İngiltere ve diğer Batılı devletlerin müdahalesi ile çizilen sınırlar, âdeta bölgedeki doğal kaynakların paylaşılıp yağmalanmasının da bir haritasını yansıtmaktadır.</p>
<p>19. yüzyılın başından itibaren Ortadoğu, Batı’nın sömürgeci güçleri olan İngiltere, Fransa ve Rusya’nın ekonomik ve siyasî nüfuz elde etmeye yönelik paylaşım mücadelesine sahne oldu. 1916’da İngilizler ile Fransızların imzaladığı Sykes-Picot Antlaşması bu paylaşımı resmîleştirirken, hegemonya alanlarının da sınırlarını çizdi. Doğu ile Batı arasındaki geçiş kapısı olan bölgenin jeopolitik özellikleri, Batılı işgalcilerin nüfuz ve güç elde etme mücadelesinde iştah kabartan bir saik idi. Bu nedenle, uluslararası sisteme hâkim olan süper güçler ekonomik ve siyasî menfaatleri doğrultusunda Ortadoğu’daki sınır ihtilafları ve anlaşmazlıklarına doğrudan müdahil oldular.</p>
<p>Bölgedeki sınırların şekillenmesinde, Rus-İngiliz-Fransız kuvvetlerinin hırs ve menfaate dayalı 100 yıllık nüfuz çatışması belirleyici olmuştur. Özellikle Hindistan’daki koloni yönetiminin sınırlarını güvence altına almak, çıkarlarını korumak ve daha geniş stratejik alan sağlamak gayesi İngiltere’yi bölgenin haritasının şekillenmesinde öne çıkardı. Çeşitli ekonomik imtiyazlar elde ettikleri İran’ın politik kararlarının yanında sınır konularına dâhil olmaları da bunun bir sonucudur. İngiltere -herhangi bir bölgesini ele geçirme niyetinde olmamasına rağmen- Basra Körfezi, Afganistan, Sîstan ve Belûcistan’ı takiben Horasan’ın kuzeydoğusundan Mekran sahiline uzanan, İran’ın kuzeyinden güneye doğru inen doğu sınırlarının çizilmesinde başat aktördür.</p>
<p>İngilizlerin dâhil olduğu İran-Irak sınır ihtilaflarından en önemlisi Şattülarap kavgasıdır. Tarihî bir geçmişi olan İran-Irak sınırının ilk tespiti 1639’da Osmanlılar ile Safevîler arasında imzalanan Kasrışîrin Antlaşması’na kadar uzanır. 1847’de Osmanlılar ile Kaçarlar arasında imzalanan ve 1913’te tekrar onaylanan antlaşmaya göre, Osmanlı Devleti Hürremşehir ve geleceğin Abadan şehrini İran’a bırakıyor, karşılığında Şattülarap’ı alıyordu. 1869 yılına gelindiğinde, sınırın tam olarak çizilmesi konusunda nihaî bir anlaşmanın kaçınılmazlığına rağmen bu konuda ilerleme sağlanamamıştı.</p>
<p>1. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde, İngiliz ve Rus güçleri sınırda ve özellikle de Şattülarap’ta nihaî bir çözümü zorlamak için yeniden müdahalede bulundular. 21 Aralık 1911’de Tahran’da gerçekleşen oturumda, 1847 yılında yapılan anlaşmaya ek bir protokol imzalandı ve karma komisyonun yeniden canlandırılması kararlaştırıldı. 17 Kasım 1913 tarihli İstanbul Protokolü’nde, antlaşmanın Avrupalı sponsorları, mevcut şartların İngiltere’nin menfaatlerine uygun olduğunu gördüler. Bu protokol ile İngilizlerin İran’dan aldığı petrol imtiyazı, onları İran’ın iç ve dış işlerine müdahale eder bir pozisyona getirmişti. Artık 20. yüzyılın ilk yarısında İngiltere, İran’ın dış politikasına da müdahil olmaya başlamıştı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zevâli Kemâle Çeviren Mahir Eller: Köprülüler</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ajanda/zevali-kemale-ceviren-mahir-eller-koprululer/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Canan Aytaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2021 03:00:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ajanda]]></category>
		<category><![CDATA[Habsburglar]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Haldun]]></category>
		<category><![CDATA[III. Ahmed]]></category>
		<category><![CDATA[Köprülü Mehmed Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Safeviler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7296</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı Devleti’nin en geniş sınırlarına ulaştığı 17. asır, aynı zamanda İbn Haldun’un siyaset teorisine göre, zevâlin başladığı asırdır da. 16. asırdaki ihtişamın ardından bu dönemde artık siyasî, askerî, ekonomik, sosyal anlamda problemler baş gösterir. Bunlara paralel olarak padişahların çocuk yaşta tahta çıkması, valide sultan ve kızlar ağasının idarede söz sahibi olmalarına zemin hazırladığından merkezî otorite gün geçtikçe zayıflar. Batıda bu fırsatı değerlendirmek isteyen Habsburglar ve doğuda Safevîlerle yapılan uzun savaşlar ekonomik olarak devletin belini bükmüş, üst üste gelen yenilgiler de otoritesine zarar vermiştir. İstanbul’daki yeniçeri isyanları yetmezmiş gibi Anadolu’da patlak veren isyanlar işlerin iyice çığırından çıkmasına yol açar. İşte tam&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı Devleti’nin en geniş sınırlarına ulaştığı 17. asır, aynı zamanda İbn Haldun’un siyaset teorisine göre, zevâlin başladığı asırdır da. 16. asırdaki ihtişamın ardından bu dönemde artık siyasî, askerî, ekonomik, sosyal anlamda problemler baş gösterir. Bunlara paralel olarak padişahların çocuk yaşta tahta çıkması, valide sultan ve kızlar ağasının idarede söz sahibi olmalarına zemin hazırladığından merkezî otorite gün geçtikçe zayıflar. Batıda bu fırsatı değerlendirmek isteyen Habsburglar ve doğuda Safevîlerle yapılan uzun savaşlar ekonomik olarak devletin belini bükmüş, üst üste gelen yenilgiler de otoritesine zarar vermiştir. İstanbul’daki yeniçeri isyanları yetmezmiş gibi Anadolu’da patlak veren isyanlar işlerin iyice çığırından çıkmasına yol açar. İşte tam böyle bir tükenmişlik anında Osmanlı İmparatorluğu taze bir kanla, yeni bir nefesle kendine gelir. Bu dönemde sadrazamlık makamına geçen mahir eller, imparatorluğu uçurumun kenarından çekip alır. Tahmin ettiğiniz gibi Köprülülerden bahsediyoruz.</p>
<p>Devletin hem içeriden hem de dışarıdan büyük zorluk içine girdiği bu süreçte Osmanlı’da ilk defa şartlı olarak sadrazamlığa geçen Köprülü Mehmed Paşa ile yaklaşık 50 yıl sürecek Köprülüler devri başlar. IV. Mehmed’in küçüklüğünden başlayarak, II. Süleyman, II. Ahmed, II. Mustafa ve III. Ahmed dönemine kadar devam eden bu devirde, devlette yönetim karmaşası ortadan kalmış, iç ayaklanmalar bastırılmıştır. Ayrıca Venedik ve Avusturya devletlerine karşı büyük zaferler kazanılmış ve birçok sorun çözüme kavuşmuştur.</p>
<p>Günümüze kadar hane halkı kavramı ve aile üyelerinin hamilik ve bânîlik faaliyetleri çerçevesinde incelenen Köprülüler hakkında bilmediğimiz, duymadığımız veya keşfedilen yeni bilgilere erişmemiz mümkün mü dersiniz? İbn Haldun Üniversitesi bu sorunun cevabını bulabileceğimiz önemli bir etkinliğe ev sahipliği yapıyor: Osmanlı Tarihinde “Köprülü Dönemi” (1656 &#8211; 1710): Yeni Kaynaklar, Yeni Yaklaşımlar. “III. Süleymaniye Sempozyumu” kapsamında organize edilen sempozyumda yeni araştırmalar ve kaynaklar bağlamında konu masaya yatırılacak. Yurt dışından ve ülkemizden pek çok Osmanlı tarihçisinin ve uzmanın katkı vereceği sempozyumda, Köprülülerin gerek Osmanlı gerekse Avrupa tarihinde sergilemiş olduğu rolü aydınlanacak.</p>
<p>İbn Haldun Üniversitesi Süleymaniye Yerleşkesi’nde 24-26 Eylül 2021 tarihleri arasında gerçekleşecek sempozyumun konu başlıklarından bazıları şöyle: “Köprülüler Biyografisine Yeni Katkılar”, “Köprülüler Dönemi Osmanlı Askerî Tarihi ve Teşkilatı”, “Köprülüler Dönemi Osmanlı Dış Politikası ve Diplomasisi”, “Dönemi Osmanlı Himâye Ağları”, “Köprülü Kütüphanesi ve Fazıl Ahmed Paşa Koleksiyonu”.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2021">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Safevîler Anadolu Kökenli Kızılbaş-Türkmen Oymağını Nasıl Tasfiye Etti</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kesifler/safeviler-anadolu-kokenli-kizilbas-turkmen-oymagini-nasil-tasfiye-etti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şefaattin Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2021 05:28:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Keşifler]]></category>
		<category><![CDATA[Cüneyd]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkaslar]]></category>
		<category><![CDATA[mürid]]></category>
		<category><![CDATA[Safeviler]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh Safiyüddin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6647</guid>

					<description><![CDATA[14. yüzyılın başlarında Osmanlıların siyasî bir yapı olarak tarih sahnesine çıktığı sıralarda, İran’ın Erdebil şehrinde ileride siyasî bir kompozisyona dönüşecek olan bir tarikat neşvünema buluyordu. Kurucusu Şeyh Safiyüddin’e nispetle bu tarikat Safevîler olarak meşhur olmuştu. Şeyh Safî’nin başında bulunduğu bu Sünni tarikat zaman içinde iki büyük dönüşüm geçirdi. Önce Şeyh Hoca Ali zamanında Sünnilikten Şiiliğe, ardından da Şeyh Cüneyd zamanında siyasî bir şekle büründü. Safevî tarikatı çok geniş bir yelpazede mürid kitlesine sahip olmakla birlikte, hiç kuşkusuz bu topluluğun en etkili kısmı Anadolu’dan çıkmıştı. Anadolu’daki çeşitli boy ve oymaklar tarikatın adeta omurgasını oluşturuyordu. Erdebil’de kendileri gibi Şia mezhebine müntesip Karakoyunlu&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>14. yüzyılın başlarında Osmanlıların siyasî bir yapı olarak tarih sahnesine çıktığı sıralarda, İran’ın Erdebil şehrinde ileride siyasî bir kompozisyona dönüşecek olan bir tarikat neşvünema buluyordu. Kurucusu Şeyh Safiyüddin’e nispetle bu tarikat Safevîler olarak meşhur olmuştu. Şeyh Safî’nin başında bulunduğu bu Sünni tarikat zaman içinde iki büyük dönüşüm geçirdi. Önce Şeyh Hoca Ali zamanında Sünnilikten Şiiliğe, ardından da Şeyh Cüneyd zamanında siyasî bir şekle büründü.</p>
<p>Safevî tarikatı çok geniş bir yelpazede mürid kitlesine sahip olmakla birlikte, hiç kuşkusuz bu topluluğun en etkili kısmı Anadolu’dan çıkmıştı. Anadolu’daki çeşitli boy ve oymaklar tarikatın adeta omurgasını oluşturuyordu. Erdebil’de kendileri gibi Şia mezhebine müntesip Karakoyunlu Devleti ile siyasî polemiğe giren tarikatın şeyhi Cüneyd’in şehirdeki baskıdan kaçış yolu olarak Anadolu’yu seçmesi ve kendisine burada kucak açılması oldukça manidardır. Onun Trabzon Rum İmparatorluğu ve Kafkaslar üzerine seferler düzenleyip bölgede yağma ve akınlarda bulunması, “şeyhlik” yolundan “şahlık” yoluna tevessül ettiği kanaatini pekiştiriyor. Bu durum onu bölgenin siyasî kompozisyonunun bir parçası haline getiriyor, müntesibi olan müritlerine de “gazi” hüviyeti kazandırıyordu.</p>
<p>Şeyh Cüneyd’in şahlık yolunda öldürülmesi üzerine bu kez gazi/müridler oğlu Haydar’ın etrafında kenetlendiler. Şeyh Haydar zamanında müridler on iki imama nispeten on iki dilimli birer kızıl başlık takmaya ve bu tarihten sonra da “Kızılbaş” olarak anılmaya başladılar.</p>
<p>Şah İsmail’in liderliğinde ve Akkoyunlu bakiyesi üzerinde, Tebriz’de on iki imam Şiiliği temelinde kurulan Safevî Devleti’nin en etkili gücü, işte Anadolu’dan kopup giden, Safevî hanedanının hizmet kemerini bellerine bağlayan, istiklal ve istikballerini Safevî dergâhında arayan, devlet içinde “beylik”, “sultanlık” ve “hanlık” makam ve mansıplarıyla onurlandırılan Şamlu, Rumlu, Karamanlu, Ustaclu, Zülkadirlü ve Tekelü gibi Kızılbaş boy ve oymaklardır.</p>
<p>Zikrettiğimiz gibi bu boy ve oymakların en önemlilerinden biri hiç kuşkusuz Tekelülerdir. Antalya ile Marmaris arasında kalan yarımadaya onlara nispeten “Teke İli” denilmekteydi. Aynı yer II. Bayezid’in oğullarından Korkud’un taht-ı tasarrufunda bulunduğu için Osmanlı kaynaklarında “Korkud İli” olarak da anılmaktaydı. Tekelüler arasında temayüz eden ilk karakter, tarikatın müridlerinden, aynı zamanda Şeyh Cüneyd ve Haydar’ın halifelerinden Hasan Halife’dir. Şeyh İsmail Hazar Denizi’nin güneyinde bulunan Lahican’da “hurûc” edip Anadolu’ya geldiğinde onu karşılayanlar arasında Tekelülerden bir grup mürid de bulunuyordu. Tekelüler o güne kadar şeklen Osmanlılara, ancak can-ı gönülden ise Safevîlere bağlıydılar.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2021">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ORHAN KOLOĞLU : “YAVUZ DEVLET İŞLERİNDE KATI, HALKINA KARŞI YUMUŞAK HUYLUYDU”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/orhan-kologlu-yavuz-devlet-islerinde-kati-halkina-karsi-yumusah-huyluydu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Orman]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2020 10:15:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Kanuni Sultan Süleyman]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Safevi politikası]]></category>
		<category><![CDATA[Safeviler]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Sultan Selim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5863</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: RESUL ORMAN &#160; Yavuz Sultan Selim nasıl bir hükümdardı? Yavuz Sultan Selim gerek şehzadeliği, gerekse hükümdarlığı sürecinde atılgan, savaşçı, bilgili ve devlet yönetimini iyi yürüten bir hükümdardı. Döneminde Osmanlı toprakları büyümüş ama bununla kalmamış, devleti ekonomik açıdan çok güçlü bir konuma getirmişti. Gerek ekonomik açıdan, gerekse devlet adamlarının gelişmişliği bakımından Kanuni Sultan Süleyman’ın önünü açtığını söylesek yanlış olmaz. Döneminin savaş aletlerine vakıf bir hükümdardı. Eğitimi yüksekti, okumayı severdi; hatta Farsça divan yazacak kadar da şair ruhluydu. Fethettiği devletlerin bilim, kültür, sanat adamları ve zanaatkârlarını İstanbul’a getirir, Osmanlıyı her alanda zirveye taşımak isterdi. Bir şeyi daha söylemek gerekiyor: Devlet işlerinde&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: RESUL ORMAN</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yavuz Sultan Selim nasıl bir hükümdardı?</strong></p>
<p>Yavuz Sultan Selim gerek şehzadeliği, gerekse hükümdarlığı sürecinde atılgan, savaşçı, bilgili ve devlet yönetimini iyi yürüten bir hükümdardı. Döneminde Osmanlı toprakları büyümüş ama bununla kalmamış, devleti ekonomik açıdan çok güçlü bir konuma getirmişti. Gerek ekonomik açıdan, gerekse devlet adamlarının gelişmişliği bakımından Kanuni Sultan Süleyman’ın önünü açtığını söylesek yanlış olmaz. Döneminin savaş aletlerine vakıf bir hükümdardı. Eğitimi yüksekti, okumayı severdi; hatta Farsça divan yazacak kadar da şair ruhluydu. Fethettiği devletlerin bilim, kültür, sanat adamları ve zanaatkârlarını İstanbul’a getirir, Osmanlıyı her alanda zirveye taşımak isterdi. Bir şeyi daha söylemek gerekiyor: Devlet işlerinde katı, halkına karşı yumuşak huyluydu. Onun dönemini özetleyen bir söz vardır; Halk birine kızarsa “Allah seni Sultan Selim’e vezir eylesin” derdi. Devlet adamlarının hatasına tahammülü yoktu. Âlimlere karşı ise son derece hoşgörülüydü.</p>
<p><strong>Safevilerle mücadelesi ve Şah İsmail’i yenmesi nasıl değerlendirilebilir?</strong></p>
<p>Bir kere Osmanlı Devleti’nin köklü ve oturmuş bir sistemi, yani gücü vardı. Bu gücü askerî ve ekonomik açıdan değerlendirmek gerekiyordu; çünkü köklü bir devlet karşısında yeni kurulmuş bir devlet vardı: Coğrafî olarak kurak alanları ve tarıma elverişsiz toprakları ile Safeviler. Başında genç bir hükümdar, Şah İsmail bulunuyordu. Osmanlı’nın sınır komşusu olan bu devlet Selim Han’ın sancakbeyliği döneminde savaştığı ve yendiği, en önemlisi ilerideki tehlikeyi önceden fark ettiği bir devlet vardı. Şah İsmail Anadolu’da dinî olarak yayılmak istiyor gibi görünse de asıl amacı ekonomikti. Düşünün, komşunuz güçlü ve sizi yok etmek istiyor, daha önce de bunu yaşamışsınız. Ekonomik ve savaş teçhizatı bakımından iyi değilsiniz, bir de ambargo uygulanıyor devletinize. Ayrıca tek hükümdar anlayışına sahipsiniz. Kaçınılmaz son malumdur. Nitekim 1514’te Çaldıran Meydan Muharebesi’nde Şah İsmail yenildi ve savaş alanını kaçarak terk etti.</p>
<p>Buradaki diğer bir önemli husus, Yavuz Sultan Selim’in tehlikeye karşı dirayet gösterip kendi toprağında değil de Safevi topraklarında savaşması, geride güçlü bir askerî birlik bırakıp arkasından gelebilecek tehlikelere karşı önlem almasıydı. Düşmanını kendi toprağında sıkıştırıp ordu içinde ikilik çıkma tehlikesine karşılık savaş için çok beklememesi zaferinin keskin bir noktası oldu. Bir de Safevi ordusu süvari yani atlı birliklerden oluşuyordu; dönemin savaş aletleri açısından yeteri kadar donanımlı değildi. Bu da yenilginin diğer hazırlayıcısı olmuştu.</p>
<p><strong>Safevi politikası isabetli miydi?</strong></p>
<p>Politikası sert ve doğruydu; çünkü öncelikle toprak bütünlüğünü korumak zorundaydı. Özellikle daha önce yaşanan Şahkulu isyanını görmüştü ve müdahale edilmezse tehlikenin büyüyeceğinin farkındaydı. Tarihe olmuş bitmiş bir şey gibi bakmamak gerekir, ibret alıp ders çıkarılmalıdır. Yavuz</p>
<p>mücadeleye girişmeden önce tahtını sağlama alma gayesindeydi; babası vefat etmişti; bu yüzden kardeşleriyle mücadele başlamıştı. Şehzade Ahmed ve Şehzade Korkut’un tehdidini ortadan kaldırdıktan sonra divandan savaş hazırlıkları kararını çıkartmış, askerî ve ekonomik hazırlıkları başlatmıştı. Şeyhülislamdan da fetva aldıktan sonra özellikle İdris-i Bitlisî’nin desteğiyle güçlü bir şekilde yola çıkmış, geride çıkabilecek durumlar için Sivas’a güçlü bir birlik bırakmıştı. Bu arada Şah İsmail ile mektuplaştığı da olmuştu ama Safevi ordusunun bir türlü karşılarına çıkmaması asker içinde huzursuzluk oluşturmuş, askerin isyanı sırasında Yavuz’un çadırına ok isabet etmişti. Sonuçta Yavuz süreci iyi yönetmiş, Safevi ordusu ile Çaldıran Ovası’nda karşılaşmış ve mutlak bir zafer elde etmişti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2020">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
