﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>salgın &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/salgin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Mar 2021 06:04:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>salgın &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kritik Dönemlerde İtimat ve Din</title>
		<link>https://www.derintarih.com/avrupa-tarihi/kritik-donemlerde-itimat-ve-din/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özel]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2021 06:04:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Avrupa Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Anglo-Sakson]]></category>
		<category><![CDATA[Berlin Duvarı]]></category>
		<category><![CDATA[Fukuyama]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6855</guid>

					<description><![CDATA[Salgın ortamı ülke içi dostluk ve dayanışmayı ne denli arttırdıysa, ülkeler arası güveni de o denli sarstı. Daha doğrusu, saygınlık ve güvenilirliği kendinden menkul nice büyük siyasî organizasyonun hiç de itimada şayan olmadıkları anlaşıldı. Aşı bir yana, maske gibi basit konularda bile ülke yönetimlerinin ne kadar bencil ve çıkarcı oldukları meydana çıktı. Salgının ferdî düzlemde yol açtığı nefs muhasebesi, örgütsel düzlemde pek görülmedi. Noam Chomsky pandemi vesilesiyle çocukluğunun atom bombalı acılı günlerine geri döndüğünü, çocukluk korkularının galiba tamamen yersiz olmadığını dile getirdi. Mesela Trump’ı dinlerken gözünün önüne o zamanki Hitler’in geldiğini ve bu fikirsiz sosyopatların insanlığın uçuruma doğru ilerlemesini hızlandırdıklarını&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Salgın ortamı ülke içi dostluk ve dayanışmayı ne denli arttırdıysa, ülkeler arası güveni de o denli sarstı. Daha doğrusu, saygınlık ve güvenilirliği kendinden menkul nice büyük siyasî organizasyonun hiç de itimada şayan olmadıkları anlaşıldı. Aşı bir yana, maske gibi basit konularda bile ülke yönetimlerinin ne kadar bencil ve çıkarcı oldukları meydana çıktı. Salgının ferdî düzlemde yol açtığı nefs muhasebesi, örgütsel düzlemde pek görülmedi. Noam Chomsky pandemi vesilesiyle çocukluğunun atom bombalı acılı günlerine geri döndüğünü, çocukluk korkularının galiba tamamen yersiz olmadığını dile getirdi. Mesela Trump’ı dinlerken gözünün önüne o zamanki Hitler’in geldiğini ve bu fikirsiz sosyopatların insanlığın uçuruma doğru ilerlemesini hızlandırdıklarını belirten Chomsky, salgının diğer iki büyük tehdide nazaran daha kolay baş edilebilir bir felaket olduğuna inanıyor: Nükleer Savaş ve Küresel Isınma. Hatta salgın, “insanları nasıl bir dünya istediğimiz konusunda düşünmeye iteceğinden” belki de hayırlı olacaktır.</p>
<p>Salgın sonrası muhasebe ve müzakerelerin bir benzerine 30 yıl önce komünist blok çöküp de liberal kapitalizm rakipsiz kaldığında şahit olmuştum. Genelde kapitalizmin ve Amerikan hegemonyasının zaferi olarak selamlanan “Berlin Duvarı’nın yıkılması”nı ben, kapitalizm ve demokrasinin zaferinden çok, 20. yüzyılda Anglo-Sakson dünyası karşısında iki kez başarısız olan Almanya’nın üçüncü bir şans için ayağa kalkması olarak okuyordum. O toz duman içinde iki düşünce öne çıktı veya çıkarıldı: Tarihin sonu ve medeniyetler çatışması. Belki de “tarihin sonu” ifadesinin şiiriyeti yüzünden, Fukuyama adlı genç bir Amerikan siyaset-bilimci umulanın çok fevkinde bir şöhrete kondu. Japon bir anne ile Amerikalı bir Protestan rahibin oğlu olarak Chicago’da dünyaya gelen Fukuyama, New York’ta büyümüş, Harvard’da okumuş ve Japoncayı bir türlü öğrenememişti. Harvard’daki yüksek lisans derslerinden birinde Japon siyaseti üzerinde çalıştıysa da, son derece sıkıcı bulduğu rivayet ediliyor. Bir ara Dışişleri Bakanlığı’nda çalışan Fukuyama, sonra Rand Corporation’da ve bazı akademilerde görev aldı.</p>
<p>Herkes Fukuyama’nın <em>Tarihin Sonu </em>kitabı üzerinde yoğunlaşırken, bana göre onun esas akademik katkısı “İtimat” (Trust) başlıklı çalışmasıyla belirginleşti. Bu kitapta, bazı toplumların niçin diğerlerinden iktisaden daha başarılı olduğuna dair küresel ve kadim soruya cevap arıyordu. “Başarının anahtarı, ülkelerin toplumsal iltisak düzeyi, yani bireylerin birbirlerine itimat etme derecesi; ve bunun ailelerle merkezî yönetim arasındaki güçlü aracı kurumlardaki tezahürüdür” diyordu. Çalışmasında esas olarak altı ülkeyi ele alıyordu: Yoğun bir devlet-dışı sosyal kurumlar ağına sahip olmaktan ötürü “yüksek derecede itimat” hasıl eden üç ülke (ABD, Japonya, Almanya); aileler ile merkezî devletin ülkedeki güçlü kuvvetler olduğu, bu yüzden de “düşük itimatlı” diye tasnif edilen üç ülke (Fransa, Çin, İtalya). İngiltere ise tam bir paradoks: Çok sayıda ara kuruma sahip olmasına rağmen, aşırı sınıf karşıtlıklarından ötürü, birçok komünal örgüt biçimleri orada doğru dürüst çalışmıyor.</p>
<p>Fukuyama’ya göre, Amerika uluslararası itimat liginde aşağı doğru kayıyor. Şiddet suçlarıyla dava sayılarındaki artış bunu açıkça gösteriyor. Anne babalar şimdi çocuklarına “yabancılara güvenmemeleri gerektiğini” aşılıyorlar. Ne var ki, ırk meselesi ile sınıf meselesini ayrı değerlendirmek gerekir. Sınıf farkı işleri daha da zorlaştırıyor, zira işletmeler idarecilerle işçilerin etkileşimine bağlıdır. İktisadî bakımdan, Amerika’daki ırksal bölünme daha az önemlidir, zira zenciler işin başından itibaren iktisadî hayatın merkezine alınmamışlardır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2021">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karantinada Yazılan Tarih</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/karantinada-yazilan-tarih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Benjamin Welton]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2020 10:56:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Aleksandr Puşkin]]></category>
		<category><![CDATA[Moskova]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[Shakespeare]]></category>
		<category><![CDATA[Viladimir Lensky]]></category>
		<category><![CDATA[Yevgeni Onegin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5897</guid>

					<description><![CDATA[1- Puşkin’e Yevgeni Onegin’i yazdıran kolera Rusya’nın Shakespeare’i Aleksandr Puşkin’in (1799-1837) en büyük eserlerinden olan manzum romanı Yevgeni Onegin (Eugene Onegin) Saint Petersburg’ta yaşayan zengin ve şımarık aristokrat Yevgeni Onegin’in hayatını anlatır. Onegin şehrin baloları ve danslarına katılmaktan sıkılınca, ölen amcasının kırsaldaki çiftliğine taşınmaya karar verir. Orada şair Viladimir Lensky ve hayatı boyunca sürecek olan saplantısı, güzeller güzeli Tatyana Larina ile karşılaşır. Puşkin’in kendisi de Yevgeni Onegin gibi çıtkırıldım biriydi. Ne zaman hastalansa o zaman yazmaya yönelirdi. 1830 yılı sonbaharında Moskova’da korkunç bir kolera salgını patlak verince, ailesinin kırsaldaki çiftliğinde kalmaya başladı. Orada inzivaya çekilen Puşkin, başta Yevgeni Onegin olmak&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1- Puşkin’e Yevgeni Onegin’i yazdıran kolera</strong></p>
<p>Rusya’nın Shakespeare’i Aleksandr Puşkin’in (1799-1837) en büyük eserlerinden olan manzum romanı Yevgeni Onegin (Eugene Onegin) Saint Petersburg’ta yaşayan zengin ve şımarık aristokrat Yevgeni Onegin’in hayatını anlatır. Onegin şehrin baloları ve danslarına katılmaktan sıkılınca, ölen amcasının kırsaldaki çiftliğine taşınmaya karar verir. Orada şair Viladimir Lensky ve hayatı boyunca sürecek olan saplantısı, güzeller güzeli Tatyana Larina ile karşılaşır. Puşkin’in kendisi de Yevgeni Onegin gibi çıtkırıldım biriydi. Ne zaman hastalansa o zaman yazmaya yönelirdi. 1830 yılı sonbaharında Moskova’da korkunç bir kolera salgını patlak verince, ailesinin kırsaldaki çiftliğinde kalmaya başladı. Orada inzivaya çekilen Puşkin, başta Yevgeni Onegin olmak üzere dünya edebiyatına damga vuracak eserlerini kaleme aldı.</p>
<p><strong>2- Salgın yılları Shakespeare’in en üretken dönemi oldu</strong></p>
<p>William Shakespeare’in (1564-1616) hayatı boyunca Avrupa kıtası veba salgınlarıyla boğuşmuştu. Doğduğu yıl yaşanan veba sırasında Stratford-upon-Avon’da hayatta kalan az sayıda insandan biriydi. Ünlü biyografi yazarı Jonathan Bate, veba sırasında yaşadıklarının Shakespeare’in hayatı ve eserlerinin en belirleyici yönü olduğunu kaydeder. Veba, Romeo ve Juliet dâhil Shakespeare’in eserlerinden birkaçında geçmektedir. Shakespeare’in en üretken dönemi 1605-1606 yılları arasında Kral Lear, Machbet, Antonius ve Kleopatra’yı yazdığı dönemdir. Bugün bu üretkenliğin sebebinin, söz konusu dönemde İngiltere’de yaşanan veba salgını ve Shakespeare’in karantina hayatı olduğu tahmin ediliyor.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2020">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya Tarihinde Salgın Hastalıklar Ve Sultan Abdülhamid’in Örnek Mücadelesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/dunya-tarihinde-salgin-hastaliklar-ve-sultan-abdulhamidin-ornek-mucadelesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2020 07:30:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Barry Youngerman]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kara ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Medikal]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5846</guid>

					<description><![CDATA[Salgın hastalıklar insanlık tarih kadar eski olmakla birlikte bunlarla ilgili ilk yazılı bilgilere mukaddes kitaplar ile eski çağlara ait kitabe ve tabletlerde rastlıyoruz. Günümüze yaklaştıkça kayıpların sayısının azaldığını, tıbbî bilgiler ve teknik imkânlar geliştikçe ilaç ve aşı üretiminin hızlandığını, tedavilerin eski yıllara göre çok daha kolay yapıldığını ve hastalıklarla mücadelede çok daha etkin önlemler alınabildiğini görmekteyiz. Ancak günümüzde artan bilgi ve iletişim yolları sebebiyle bu hastalıkların çok daha hızlı yayıldığı, hatta kimi kötü niyetli ve istismarcı kişilerce yönetilip yönlendirildiği de bir gerçek. Salgın hastalıklarla ilgili olarak Amerika’da Barry Youngerman’in yaptığı bir araştırmaya göre salgın hastalıklara yol açan patojenler esas olarak&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="Standard"><span lang="EN-US">Salgın hastalıklar insanlık tarih kadar eski olmakla birlikte bunlarla ilgili ilk yazılı bilgilere mukaddes kitaplar ile eski çağlara ait kitabe ve tabletlerde rastlıyoruz. Günümüze yaklaştıkça kayıpların sayısının azaldığını, tıbbî bilgiler ve teknik imkânlar geliştikçe ilaç ve aşı üretiminin hızlandığını, tedavilerin eski yıllara göre çok daha kolay yapıldığını ve hastalıklarla mücadelede çok daha etkin önlemler alınabildiğini görmekteyiz. Ancak günümüzde artan bilgi ve iletişim yolları sebebiyle bu hastalıkların çok daha hızlı yayıldığı, hatta kimi kötü niyetli ve istismarcı kişilerce yönetilip yönlendirildiği de bir gerçek.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Salgın hastalıklarla ilgili olarak Amerika’da Barry Youngerman’in yaptığı bir araştırmaya göre salgın hastalıklara yol açan patojenler esas olarak 6 farklı şekilde bulaşıcılık göstermektedir: 1- İnsandan insana, 2- Böcekten insana, 3- Hayvandan insana, 4- Gıdadan canlılara, 5- Anneden çocuklarına, 6- Medikal işlemlerden insanlara. Bunlar içerisinde özellikle hayvan-insan ilişkileri dikkat çekicidir. İlmî tespitlere göre köpekler evcilleştirildiğinde kızamık, inekler evcilleştirildiğinde tüberküloz ve difteri insana bulaşmıştı. Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, yakın tarihimizde milyonlarca insanın ölümüne yol açan çiçek, grip, verem, sıtma, kolera ve kızamık gibi hastalıklar hayvan hastalıklarının evcilleştirilmiş haliydi. Araştırmalara göre insanların köpeklerle 65, sığırlarla 50, koyun ve keçilerle 46, atlarla 35, domuzlarla 42, kümes hayvanları ile 26 ortak hastalığı var. Bunlardan daha çok kış aylarında görülen ve vücuttaki bitlerle yayılan tifüs pislik, sefalet ve kötü beslenmenin etkisiyle ortaya çıkmıştı.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Dünyanın ilk ciddi salgın hastalığı “Kara Ölüm” olarak da isimlendirilen vebadır. Son 1500 yılda kıtalararası üç büyük veba salgını görüldü. İlki Mısır ile Bizans topraklarından buğday gemileriyle dünyaya yayılmış, ikincisi 14. asır ortalarında Asya, Afrika ve bilhassa Avrupa’da çok sarsıcı izler bırakmış, üçüncüsü ise 19. asrın sonlarından itibaren Orta Asya ve Çin’den başlayarak dünyanın bazı bölgelerinde etkili olmuştu. 1331’de Orta Asya’da başlayan ikinci salgında pireler ve farelerin üzerinde veya kilim, halı, elbise ve ev eşyaları taşıyan kervanlarla önce Kırım’a, oradan da İtalya yoluyla Avrupa’ya yayılmıştı. İngiltere kralının sarayını başka şehre taşıdığı bu salgında en iyimser rakamla Avrupa nüfusunun dörtte biri yok olmuştu. Bu salgın Osmanlı’da da hayli etkili olup Fatih’in Batı seferleri sonrasında bir süre İstanbul’a geri dönememesine yol açmıştı.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Sultan II. Abdülhamid, dönemin sıklıkla karşılaşılan bulaşıcı hastalıklarına karşı tedbir hususunda hep öncü olmuş, Avrupa’daki gelişmeleri yakından takip ederek modern tedavi metotlarının Osmanlı topraklarında da uygulanması için hem yurtdışına tıbbî heyet göndermiş, hem de burada enstitü ve tedavi merkezlerinin kurulmasını sağlamıştır. İşte Sultan’ın dünya liderlerine örnek olacak seferberlik hareketi.</span></p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2020">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Veba Salgını Selçukluları da Vurmuştu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/veba-salgini-selcuklulari-da-vurmustu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muharrem Kesik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2020 07:03:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[âfet]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hijyen]]></category>
		<category><![CDATA[kara ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[pestis]]></category>
		<category><![CDATA[plague]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[veba]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5822</guid>

					<description><![CDATA[Tarihte insan kaybına neden olan en büyük faktörün ardı arkası kesilmeyen savaşlar olduğu bir gerçek. Ancak eski devirlerde henüz çaresi bulunamamış bulaşıcı hastalıklar, yangın, sel baskını ve deprem gibi doğal âfetler de bu kayıpların artmasında etkili olmuştu. Salgın hastalıklar insanlık tarihi boyunca maruz kaldığı en korkunç doğal âfetlerin başında gelmiştir. Kitlesel ölümlere sebebiyet veren salgınların başında ise veba ve kolera gelir. Hastalık yapıcı herhangi bir mikroorganizmanın insan vücuduna girip yerleşmesi ve çoğalmasına bulaşma/ enfeksiyon, bunun sonucunda çıkan hastalığa da bulaşıcı hastalık denir. Bulaşıcı hastalıkların coğrafya, iklim, sosyo ekonomik şartlar, toplumların kültür düzeyi ve temizlik alışkanlıklarıyla doğrudan ilişkisi vardır. Bulaşıcı hastalıklar&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="Standard"><span lang="EN-US">Tarihte insan kaybına neden olan en büyük faktörün ardı arkası kesilmeyen savaşlar olduğu bir gerçek. Ancak eski devirlerde henüz çaresi bulunamamış bulaşıcı hastalıklar, yangın, sel baskını ve deprem gibi doğal âfetler de bu kayıpların artmasında etkili olmuştu.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Salgın hastalıklar insanlık tarihi boyunca maruz kaldığı en korkunç doğal âfetlerin başında gelmiştir. Kitlesel ölümlere sebebiyet veren salgınların başında ise veba ve kolera gelir. Hastalık yapıcı herhangi bir mikroorganizmanın insan vücuduna girip yerleşmesi ve çoğalmasına bulaşma/ enfeksiyon, bunun sonucunda çıkan hastalığa da bulaşıcı hastalık denir. Bulaşıcı hastalıkların coğrafya, iklim, sosyo ekonomik şartlar, toplumların kültür düzeyi ve temizlik alışkanlıklarıyla doğrudan ilişkisi vardır. Bulaşıcı hastalıklar zaman zaman salgın hâline dönüşerek toplum sağlığını ciddi düzeyde tehlikeye düşürebilmiştir. Bir hastalığın belli bir zaman aralığında çok sayıda görülmesi durumuna ‘salgın/epidemi’, kıta ya da kıtaları etkileyen salgınlara dönüşmesi durumuna da ‘pandemi’ adı verilir. Çoğu zaman salgın olarak yayılan, öldürücü, ateşli ve bulaşıcı hastalıklardan en önemlisi, Avrupa’da plague, black death (kara ölüm), peste, pestis; bizde ise “kıran”, “taun” adlarıyla bilinen “veba” hastalığıydı. Bu hastalık özellikle insanların topluluklar hâlinde yoğun bir şekilde yaşadığı, temizlik (hijyen) şartlarına dikkat etmeyen, sosyo- ekonomik düzeyi düşük ülkelerde, endemik (yöreye özgü) durumda bulunur. Gemiler, kargolar ve diğer ulaşım araçlarıyla başka ülkelere de geçebilir. Sebebinin bilinmediği çağlarda veba gibi salgın hastalıklar birbirinden farklı görüşlerle açıklanmaya çalışılmış, tedbirler konusunda maddî-manevî birtakım yollara başvurulmuştu. Bazı geri kalmış topluluklarda salgın hastalıklar kötü ruhların etkisine bağlanmış, bu ruhların ancak din adamları tarafından kovulabileceğine inanıldığından, din adamları hekimlik görevini de yürütmüşlerdi. Bu düşünce zaman içinde Allah’ın günahkâr insanları topluca veya tek tek cezalandırması inancına dönüştü. Bu anlayışın Ortaçağ’da da etkisini kaybetmediği görülür. Aynı şekilde Doğu dünyasında da vebadan korunmak ve bu hastalığı tedavi etmek maksadıyla maddî-manevî birçok tedbir alındığı görülür. Bu kapsamda bazı ilaçlar denenmiş; tılsım açmak, şeytanı kırmak, tütsü vermek, muska yapmak gibi batıl usuller de kullanılmıştı.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">İslam dünyasında 7. asırda karantina yönteminin uygulanmakta olduğunu Hz. Peygamber’in (sas) hadisinden anlıyoruz. Hz. Muhammed, vebanın çık &#8211; tığı yere gitmeyi ve vebanın yaşandığı yerden çıkmayı yasaklamıştı.</span></p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2020">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
