﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Selçuklular &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/selcuklular/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Aug 2022 08:06:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Selçuklular &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sönük Bir Hatıradan Millî Bayrama</title>
		<link>https://www.derintarih.com/selcuklu-tarihi/sonuk-bir-hatiradan-milli-bayrama/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Özalper]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2022 08:06:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Bayazit]]></category>
		<category><![CDATA[Bizanslılar]]></category>
		<category><![CDATA[Hasanan aşireti]]></category>
		<category><![CDATA[Haydaran aşireti]]></category>
		<category><![CDATA[Malazgirt]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklular]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8380</guid>

					<description><![CDATA[Selçuklular ile Bizanslılar arasındaki büyük savaşa sahne olan Malazgirt, Cumhuriyet tarihinin ilk dönemlerinde uzak bir taşra kasabası görünümündeydi. TBMM’nin resmî kayıtlarında ilk defa 1921 tarihli zabıtlarda zikredilmişti ve kaza statüsündeydi. Muş milletvekillerinden Abdülgani Ertan’ın kazaya bir telgrafhane kurulması yönündeki önerisini ihtiva eden kayda ilave olarak, 1934 yılında Bayazit (Ağrı) vilayetine bağlanması yönündeki bir talebi yansıtan başka bir kayda daha denk geldiğimiz Malazgirt’in ne zaman ilçe haline getirildiğini bilmiyoruz. 1945 yılında Ankara’dan Malazgirt’e gelen bir inceleme heyetinin raporuna bakılırsa, ilçe idarî açıdan bağlı olduğu Muş’a 120, Ağrı’ya ise 90 kilometre uzaklıkta olduğu için ekonomik iş ve alışverişlerini Ağrı ile yürütüyordu. Bundan&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Selçuklular ile Bizanslılar arasındaki büyük savaşa sahne olan Malazgirt, Cumhuriyet tarihinin ilk dönemlerinde uzak bir taşra kasabası görünümündeydi. TBMM’nin resmî kayıtlarında ilk defa 1921 tarihli zabıtlarda zikredilmişti ve kaza statüsündeydi. Muş milletvekillerinden Abdülgani Ertan’ın kazaya bir telgrafhane kurulması yönündeki önerisini ihtiva eden kayda ilave olarak, 1934 yılında Bayazit (Ağrı) vilayetine bağlanması yönündeki bir talebi yansıtan başka bir kayda daha denk geldiğimiz Malazgirt’in ne zaman ilçe haline getirildiğini bilmiyoruz. 1945 yılında Ankara’dan Malazgirt’e gelen bir inceleme heyetinin raporuna bakılırsa, ilçe idarî açıdan bağlı olduğu Muş’a 120, Ağrı’ya ise 90 kilometre uzaklıkta olduğu için ekonomik iş ve alışverişlerini Ağrı ile yürütüyordu. Bundan dolayı da Ağrı’ya bağlanması hususu ciddi olarak düşünülmeliydi. Muş halkının Malazgirt’in Ağrı’ya bağlanabileceği düşüncesinden rahatsızlık duyduğu doğruydu; fakat Malazgirt ve Muş arasındaki bağlantıyı oluşturan karayolunun kötü olduğu unutulmamalıydı. Öte yandan, devlet de bölgedeki ulaşım hatlarının iyileştirilmesi hususunu ciddiye alıyordu. Mesele yerel basının da zaman zaman gündeme getirdiği konu başlıkları arasındaydı.</p>
<p>1534 kilometrekarelik yüzölçümü ile Muş’un ikinci büyük ilçesi olan Malazgirt’in ekonomisi Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında ağırlıklı olarak tarım ve hayvancılığa dayalıydı. Üç adet ot biçme makinesinin bulunduğu ilçede harmanlar düvenle dövülüyor, bir başka ifadeyle tarımsal faaliyetler geleneksel usullerle yürütülüyordu. Elde edilen buğday, arpa, mısır, nohut, mercimek ve fasulye türünden tarımsal ya da yün ve yağ gibi hayvansal ürünler coğrafî yakınlık dolayısıyla Ağrı’ya satılıyordu. Trabzon’un Sürmene ilçesinden Malazgirt’e gelip yerleşen bir topluluğun karpuz yetiştirdiği ve zaman içerisinde bunlar tarafından başlatılan tarımsal üretim faaliyetinin gelişerek Malazgirt’i karpuz ve kavunun yoğun olarak gerçekleştirildiği bir yer haline getirdiğini belirtmek ilgi çekici olabilir.</p>
<p>O yıllarda üç öğretmeni olan beş sınıflı bir ilkokulun varlığını bildiğimiz Malazgirt’te doktor ve eczane yoktu. Bundan dolayı da sıtma ve trahoma gibi hastalıklar yaygındı. Zaman zaman devlet büyükleri tarafından da ziyaret edilen ilçenin 1940’lı yıllardaki nüfusu 11 bin civarındaydı. Rus işgalinden önce 50 binlerde olduğu tahmin edilen nüfusun 1945 yılında henüz 20 bine ulaşamamış olması, şehrin yaşadığı toplumsal daralmayı göstermesi bakımından dikkate değer. Nitekim Rus işgalinden önce ilçenin merkez nüfusu 10 bin civarındayken, bu sayı 1945’e gelindiğinde 600’e düşmüştü. Eskilerden kalan aşiret yapılanmaları (örneğin Haydaran ve Hasanan aşiretleri) mevcutsa da ekonomik sıkıntılardan dolayı beli bükülmüş olan vatandaşlar bu yapılanmalara pek itibar etmiyordu. İlçe merkezinde dört büyük aile (isimlerini bilmiyoruz) vardı ve bunlar, “köylerden ve Bitlis’ten gelip” ilçeye yerleşen diğerlerinin aksine kendilerini Malazgirt’in en eski ve yerli sakinleri olarak tarif ediyorlardı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ağustos-2022">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Medeniyetin İki Yarısı Selçuklu-Osmanlı Benzerliği</title>
		<link>https://www.derintarih.com/selcuklu-tarihi/bir-medeniyetin-iki-yarisi-selcuklu-osmanli-benzerligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muharrem Kesik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2020 05:43:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[atabeg]]></category>
		<category><![CDATA[ekberiyet]]></category>
		<category><![CDATA[gulâm]]></category>
		<category><![CDATA[Horasan]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlılar]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklular]]></category>
		<category><![CDATA[Tulunoğulları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6417</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlılar, Selçuklular gibi kendilerinden önceki millet ve devletlerden birtakım uygulama ve müesseseleri alıp geliştirerek kullanmışlardır. Osmanlıların hâkimiyet kurdukları coğrafyada öncüllerinden çok şey aldıkları, bazı gelenek ve âdetleri sürdürdükleri bir gerçektir. Pek çok kişi Osmanlı’yı Selçuklu’nun bir devamı gibi görür. Bu doğrudur ve bu nedenle iki hanedan arasında bir karşılaştırma yapıldığında pek çok benzerlik ortaya çıkmaktadır. Kültürel ve kurumsal benzerliklerin en önemlileri ekberiyet usulü (en büyük şehzâdenin hükümdar olması), kafes hayatı, toprak gelirinin askere maaş olarak verilmesi (ikta-timar sistemi), gulâm-devşirme sistemi (gulamhâne-Enderun), devlet adamı ve asker yetiştirme sistemi, melik ve şehzadelerin askerî ve siyasî tecrübe kazanması için tayin edilen görevli (atabeg-lalalık&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlılar, Selçuklular gibi kendilerinden önceki millet ve devletlerden birtakım uygulama ve müesseseleri alıp geliştirerek kullanmışlardır. Osmanlıların hâkimiyet kurdukları coğrafyada öncüllerinden çok şey aldıkları, bazı gelenek ve âdetleri sürdürdükleri bir gerçektir. Pek çok kişi Osmanlı’yı Selçuklu’nun bir devamı gibi görür. Bu doğrudur ve bu nedenle iki hanedan arasında bir karşılaştırma yapıldığında pek çok benzerlik ortaya çıkmaktadır. Kültürel ve kurumsal benzerliklerin en önemlileri ekberiyet usulü (en büyük şehzâdenin hükümdar olması), kafes hayatı, toprak gelirinin askere maaş olarak verilmesi (ikta-timar sistemi), gulâm-devşirme sistemi (gulamhâne-Enderun), devlet adamı ve asker yetiştirme sistemi, melik ve şehzadelerin askerî ve siyasî tecrübe kazanması için tayin edilen görevli (atabeg-lalalık kurumu), hükümdarın imzası (tevki-tuğra), ihtiraslı hatunlar (Terken-Hürrem), melik ve şehzâdelerin eğitimi, vakıf kurumu gibi başlıklardır.</p>
<p><strong>1 Devlet Adamı ve Asker Yetiştime Sistemleri</strong></p>
<p>Esir veya köle olarak hizmete alınan kimselerin yeteneklerine bakılarak ve kendilerine verilen eğitimin sonunda başta ordu olmak üzere çeşitli devlet kademelerinde istihdam edilmeleri suretiyle işleyen sisteme gulâm sistemi denir. Bir gulâm, hizmet ettiği meslek dalında başarılı olduğu sürece en yüksek makama veya rütbeye yükselebilirdi. Türkiye Selçukluları Devleti’nden önceki Müslüman ve gayrimüslim devletlerde de görülen gulâm sisteminin ne zaman ve nasıl başladığını söylemek zordur. Abbasî halifeleri 9. yüzyılda iktidara gelmelerine yardımcı olan Horasan askerî kuvvetini dengelemek amacıyla Türklerden kurulu birlikleri kullanmışlardı. Gulâmlar çoğunlukla küçük yaşta, yabancı kültürel bir ortamdan ya da uzak coğrafî bölgelerden devşiriliyordu. Bunlar saraya getirildikten sonra uygun bir eğitimle istenen düzeyde yetiştirilmekteydiler. Küçük yaşta yetiştirilen gulâmların, efendisi olan sultana, yerli Müslüman tebaaya göre daha sadık ve itaatkâr olması sağlanırdı. Aldıkları eğitim sayesinde yetenekleri geliştirilen gulâmlar iyi bir asker ve idareci haline gelirlerdi.</p>
<p>Hanedanların egemen olduğu bölgelerde, günümüzün modern milliyetçilik anlayışından farklı olarak etnik, dinî ve dil birliğinin olmayışı, bu sistemin 13. yüzyıla kadar başarılı bir biçimde uygulanmasını sağlamış; ancak bu sisteme dayalı birçok devlet Moğol akınları karşısında duramamıştı. Ayrıca gulâmların bağlılıklarının farklılık göstermesi hanedanların ortadan kalkmasına ya da Tulunoğulları, İhşîdîler ve Memlukler gibi gulâm kaynaklı hanedanların oluşmasına neden olmuştur.</p>
<p>İslam dünyasının kuzeydoğu sınırlarında yer alan Türkmenler uzun süre gulâm sistemi için özellikle tercih edilmişti. İhtiyaç duyulan köleler Horasan, Kafkaslar ve Anadolu’daki köle pazarlarından sağlanıyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2020">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AYKUT KAZANCIGİL: SULTAN II. ABDÜLHAMİD DEVRİNDE BİLİM PATLAMASI YAŞANMIŞTIR.</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/sultan-ii-abdulhamid-devrinde-bilim-patlamasi-yasanmistir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Havva Akdağ]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Sep 2019 09:12:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Gazi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklular]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4971</guid>

					<description><![CDATA[Konuşan: Havva AKDAĞ   Bilim tarihçisisiniz ama esasen doktorsunuz. Bu iki hususiyetinizi göz özünde bulundurarak “Osmanlı’da bilim yoktu!” klişesine neşter vurarak başlamaya ne dersiniz?   Bir devlet 600 sene yaşmış, dünya devleti haline gelmiş, mirası da Türkiye Cumhuriyeti olmuşsa, bu devlette bilim yapılmadı demek mümkün değil! İnsan nasıl aç karnına çalışamazsa, bilimsiz bir devlet de olmazdı. Osmanlı’da bilim vardır; kurulduğu andan itibaren vardır. Devlet kurucusu olarak Osman Gazi çalışmış. Ondan sonra gelen Orhan Gazi aldığı her yerde medrese açmış. Mesela İznik’i almış, medrese açmışlar; Bursa’ya gelmiş, medrese yapmışlar; Edirne’ye geçmiş, medrese açmışlar, camiler yapmışlar… Anadolu’da da bu faaliyete devam etmişler.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Konuşan: Havva AKDAĞ</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Bilim tarihçisisiniz ama esasen doktorsunuz. Bu iki hususiyetinizi göz özünde bulundurarak “Osmanlı’da bilim yoktu!” klişesine neşter vurarak başlamaya ne dersiniz?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Bir devlet 600 sene yaşmış, dünya devleti haline gelmiş, mirası da Türkiye Cumhuriyeti olmuşsa, bu devlette bilim yapılmadı demek mümkün değil! İnsan nasıl aç karnına çalışamazsa, bilimsiz bir devlet de olmazdı. Osmanlı’da bilim vardır; kurulduğu andan itibaren vardır. Devlet kurucusu olarak Osman Gazi çalışmış. Ondan sonra gelen Orhan Gazi aldığı her yerde medrese açmış. Mesela İznik’i almış, medrese açmışlar; Bursa’ya gelmiş, medrese yapmışlar; Edirne’ye geçmiş, medrese açmışlar, camiler yapmışlar… Anadolu’da da bu faaliyete devam etmişler.</p>
<p>Osmanlı teknik, bilim ve kültürü Selçuklulardan miras almıştır. Selçuklular da İslamî kültürün devamıdır. Bir İslamî kültür vardır ve kitlesel büyük bir kültür olarak Cumhuriyet dönemine kadar gelmiştir. Osmanlı bilimi kendi kendine, yavaş yavaş gelişmeye başlamış; Edirne’den Balkanlar’a, ondan sonra Anadolu’ya yayılmış ve her yerde standart değerler elde etmiştir. Bu kültürün üst seviyesini veren, medreselerdir. Seneler sonra ünlü Fransız eğitim bakanı Duruy, “Fransa’nın her yerinde bu sabah aynı saatte sınıflar açılacak ve aynı kitaplar okunacak” diyor. Medrese bunu çok sene evvel yapmış. Medreselere bakıyorsunuz; İstanbul’da, Belgrad’da, Tunus’ta ve Bağdat’ta okunan kitaplar aynı. Yani Osmanlı eğitime standart getiriyor. İşte bu standart, bütün İslamî kültürün standartlaşmasının temelinde yatıyor. Hangi medreseden mezun olursa olsun, aynı liyakatte öğrenciler yetişiyor. Osmanlı eğitim sisteminin anlaşılmamış ilginç taraflarından biri de cerre çıkmaktır. Kitleye kültürü yaymaya çalışan “cer” sistemi vardı. Genelde alay edilen bir sistemdir, fakat bu tutum yanlıştır. Cerre çıkma üç aylarda olurdu. Medrese talebeleri İstanbul’dan çıkarlardı. İstanbul gibi büyük şehirlere gidilmesi yasak olduğu için köy ve kasaba gibi ufak yerlere giderlerdi. Cerre çıkan hoca, İstanbul’daki kültürü köy ve kasabadaki din adamlarıyla karşı karşıya getirirdi. Kültürün yayılımı bakımından mükemmel bir sistem! Bu sistem aşağı yukarı 1850’lere kadar yürümüş, ondan sonra zayıflamıştır. Çünkü yeni bilgiler, yeni teknikler, yeni görüşler gelmiş. Bu hareketlerle medrese çok aktif bir yer oluyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2019">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kösedağ Bozgunu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/selcuklu-tarihi/3899/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Alican]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Oct 2018 21:40:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Babaîler isyanı]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklular]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Alaeddin Keykubad]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3899</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye Selçuklularına, üstelik doğrudan Moğol istilası tehdidi altında oldukları bir zamanda tarihlerinin en parlak dönemlerinden birini yaşatan “Uluğ” lakaplı Sultan Alaeddin Keykubad 1237 yılında şaibeli bir suikasta kurban gitmiş, Anadolu coğrafyası kaosa sürüklenmişti. Ölümünden birkaç yıl sonra patlak veren ve ücretli gayrimüslim askerler sayesinde zorlukla bastırılabilen Babaîler isyanı, Alaeddin’in ardından devletin nasıl bir zafiyete uğradığını ortaya koymuştu. Öte yandan Sultan’ın ardından muhteris devlet adamlarının onun arzusu hilafına siyasî yetenekleri konusunda şüpheler bulunan II. Gıyaseddin Keyhüsrev’i tahta çıkarmaları, Selçuklu idaresinin muhtemel toparlanma umutlarını törpülüyordu. Sultan Gıyaseddin’in Babaîler isyanının bastırılması esnasında verdiği kötü sınav kimsenin gözünden kaçmamıştı. Sultan Alaeddin’in ülkenin doğu sınırlarında&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Selçuklularına, üstelik doğrudan Moğol istilası tehdidi altında oldukları bir zamanda tarihlerinin en parlak dönemlerinden birini yaşatan “Uluğ” lakaplı Sultan Alaeddin Keykubad 1237 yılında şaibeli bir suikasta kurban gitmiş, Anadolu coğrafyası kaosa sürüklenmişti. Ölümünden birkaç yıl sonra patlak veren ve ücretli gayrimüslim askerler sayesinde zorlukla bastırılabilen Babaîler isyanı, Alaeddin’in ardından devletin nasıl bir zafiyete uğradığını ortaya koymuştu.</p>
<p>Öte yandan Sultan’ın ardından muhteris devlet adamlarının onun arzusu hilafına siyasî yetenekleri konusunda şüpheler bulunan II. Gıyaseddin Keyhüsrev’i tahta çıkarmaları, Selçuklu idaresinin muhtemel toparlanma umutlarını törpülüyordu. Sultan Gıyaseddin’in Babaîler isyanının bastırılması esnasında verdiği kötü sınav kimsenin gözünden kaçmamıştı. Sultan Alaeddin’in ülkenin doğu sınırlarında Moğollara karşı kurduğu savunma tertibatını dağıtarak buralara yerleştirilmiş garnizonları isyanı bastırmak üzere iç bölgelere çeken Gıyaseddin, isyanı bastırmış olsa da daha büyük bir tehdidin belirmesine zemin hazırlamış ve Moğol ilerleyişinin önündeki barikatı kaldırmıştı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2018">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dandanakan İslam Tarihine Düşen Cemre</title>
		<link>https://www.derintarih.com/selcuklu-tarihi/dandanakan-islam-tarihine-dusen-cemre/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Alican]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Aug 2017 21:52:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Gazneliler]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklular]]></category>
		<category><![CDATA[Tuğrul ve Çağrı beyler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2693</guid>

					<description><![CDATA[Mâverâünnehir’de yaşadıkları kötü günlerin ardından kendilerine güvenli bir hayat alanı bulmak amacıyla 1035’te Ceyhun Nehri üzerinden Horasan’a geçen Tuğrul ve Çağrı beylerin liderliğindeki Selçuklular, Gazneli Mesud’a mektup göndererek itaatlerini bildirmiş ve kendilerine yerleşmek için bir toprak parçası verilmesini istemişlerdi. Daha önce yaşadığı Arslan Yabgu tecrübesinden dolayı ağzı yanmış olan Sultan Mesud bu talebi sert bir şekilde reddetmekle kalmadı, üzerlerine Hacib Beydoğdu komutasında bir ordu sevk etti. Fakat Gazneliler amaçlarına ulaşamadılar. Başlangıçta bazı başarılar elde eden Beydoğdu, 1035 Temmuz’unda hezimete uğrayarak geri çekilmek. Bu beklenmedik zaferin hemen ardından Sultan Mesud’a yeniden haber gönderen Selçuklular, Gaznelilerle savaşmak istemediklerini, yaptıklarının nefs-i müdafaa olduğunu,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mâverâünnehir’de yaşadıkları kötü günlerin ardından kendilerine güvenli bir hayat alanı bulmak amacıyla 1035’te Ceyhun Nehri üzerinden Horasan’a geçen Tuğrul ve Çağrı beylerin liderliğindeki Selçuklular, Gazneli Mesud’a mektup göndererek itaatlerini bildirmiş ve kendilerine yerleşmek için bir toprak parçası verilmesini istemişlerdi. Daha önce yaşadığı Arslan Yabgu tecrübesinden dolayı ağzı yanmış olan Sultan Mesud bu talebi sert bir şekilde reddetmekle kalmadı, üzerlerine Hacib Beydoğdu komutasında bir ordu sevk etti. Fakat Gazneliler amaçlarına ulaşamadılar. Başlangıçta bazı başarılar elde eden Beydoğdu, 1035 Temmuz’unda hezimete uğrayarak geri çekilmek. Bu beklenmedik zaferin hemen ardından Sultan Mesud’a yeniden haber gönderen Selçuklular, Gaznelilerle savaşmak istemediklerini, yaptıklarının nefs-i müdafaa olduğunu, yerleşmek için sadece bir miktar toprak istediklerini bildirdiler.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-eylul2017">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Selçuklular Antalya’yı Nasıl Fethetti?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/selcuklu-tarihi/selcuklular-antalyayi-nasil-fethetti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muharrem Kesik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Jul 2017 10:50:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Bizans İmparatoru]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklular]]></category>
		<category><![CDATA[Ticaret yolları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2522</guid>

					<description><![CDATA[Selçukların Antalya’nın fethi için Bizanslılarla 100 yılı aş­kın bir süre mücadele ettik­lerini biliyor muydunuz? Ticaret yolları üzerinde bulunmasından dolayı bir cazibe merkezi olduğu düşünülürse Bizanslıların onu el­den çıkarmamak, Türklerin de ele geçirmek için kıyasıya savaşmala­rına şaşmamak gerek. Uğruna nice cenklerin gerçekleştiği, bu yorgun, bir o kadar dinç ve müsterih şehrin tarihine yolculuk edelim birlikte. Bergama Krallığı, Roma İmpara­torluğu, Araplar, Türkler ve Avru­palıların hâkimiyeti altına giren, Hıristiyan kaynaklarında Attalia, Adalia ve Satalia isimleriyle kayde­dilen şehrin kurucusunun Ber­gama Kralı II. Attalos olduğu kabul edilir. Şehir Türklerin Anadolu’ya geldiği dönem­de Bizans İmparatorlu­ğu’nun hâkimiyetindeydi. Ticarî önemi dolayısıyla Selçukluların Ege ve Ak­deniz’e yaptığı seferlerin ilk&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Selçukların Antalya’nın fethi için Bizanslılarla 100 yılı aş­kın bir süre mücadele ettik­lerini biliyor muydunuz? Ticaret yolları üzerinde bulunmasından dolayı bir cazibe merkezi olduğu düşünülürse Bizanslıların onu el­den çıkarmamak, Türklerin de ele geçirmek için kıyasıya savaşmala­rına şaşmamak gerek. Uğruna nice cenklerin gerçekleştiği, bu yorgun, bir o kadar dinç ve müsterih şehrin tarihine yolculuk edelim birlikte. Bergama Krallığı, Roma İmpara­torluğu, Araplar, Türkler ve Avru­palıların hâkimiyeti altına giren, Hıristiyan kaynaklarında Attalia, Adalia ve Satalia isimleriyle kayde­dilen şehrin kurucusunun Ber­gama Kralı II. Attalos olduğu kabul edilir. Şehir Türklerin Anadolu’ya geldiği dönem­de Bizans İmparatorlu­ğu’nun hâkimiyetindeydi. Ticarî önemi dolayısıyla Selçukluların Ege ve Ak­deniz’e yaptığı seferlerin ilk hedefleri arasında var­dı haliyle. Türkiye Selçuklula­rı Sultan I. Mesud (1116-55) devrinde kuruluşunu ta­mamlayarak Anadolu’ya hâ­kim bir güç hâline geldi. I. Me­sud Bizans İmparatorluğu’nun güneydeki topraklarıyla bağlantısı­nı kesmek amacıyla sık sık Ege ve Akdeniz bölgelerine akınlar düzen­liyordu. Antalya’ya yapılan seferler de bu siyasetin bir parçasıydı.</p>
<p>Bizans İmparatoru Aleksios Komnenos 15 Ağustos 1118’de ölün­ce Selçuklular fırsattan istifade De­nizli ve civarını ele geçirdiler. Fakat yeni İmparator Ioannes Komnenos 1119’da Denizli’yi, 1120’de Ulubor­lu, yani Sozopolis’i Türklerden aldı. Bununla da yetinmeyerek Beyşehir gölü civarına, oradan da Antalya’ya ilerleyerek güzergâh üzerindeki birçok kaleyi ele geçirdi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-temmuz2017">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
