﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Self-determinasyon &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/self-determinasyon/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Wed, 02 May 2018 10:19:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Self-determinasyon &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Prof. Dr. Mustafa Budak: “Feragat, Rıza Ve Tasdik Olmasaydı Lozan İmzalanamazdı”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/1-kitap-1-yazar/prof-dr-mustafa-budak-feragat-riza-ve-tasdik-olmasaydi-lozan-imzalanamazdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Apr 2018 10:16:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[1 Kitap 1 Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[1. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[ABD Başkanları]]></category>
		<category><![CDATA[Self-determinasyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3329</guid>

					<description><![CDATA[Kitabınızda İsmet İnönü’nün ağzından Lozan Antlaşması’nın Osmanlı Devleti’ni bitirdiğini söylüyorsunuz. Uluslararası siyaset bağlamında antlaşmayı nereye oturtuyorsunuz? Devir, 1. Dünya Savaşı sonrası. Savaşın galipleri (İngiltere ve Fransa ve İtalya) ve özellikle İngiltere, kendi çıkarlarına uygun olarak yeni bir dünya düzeni (yeni uluslararası düzen) kurmak istemişlerdi. Bu düzenin esas uluslararası meşruiyet kaynağı ABD Başkanı Wilson’un 14 Prensibiydi. Bu prensiplerin 12. maddesi, çoğunluk halinde yaşayan toplulukların kendi kendilerini idare etme (self-determinasyon) hakkını öngörüyordu. Bunun anlamı, mağlup imparatorlukların topraklarını bu esas çerçevesinde paylaşmak ve paylaşılacak topraklar üzerinde yeni ulus-devletler kurmaktı. İşte Lozan Konferansı’nın maksadı, bu esaslar çerçevesinde  hem Osmanlı Devleti’ni hukuken sona erdirmek, hem&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Kitabınızda İsmet İnönü’nün ağzından Lozan Antlaşması’nın Osmanlı Devleti’ni bitirdiğini söylüyorsunuz. Uluslararası siyaset bağlamında antlaşmayı nereye oturtuyorsunuz?</strong></em></p>
<p>Devir, 1. Dünya Savaşı sonrası. Savaşın galipleri (İngiltere ve Fransa ve İtalya) ve özellikle İngiltere, kendi çıkarlarına uygun olarak yeni bir dünya düzeni (yeni uluslararası düzen) kurmak istemişlerdi. Bu düzenin esas uluslararası meşruiyet kaynağı ABD Başkanı Wilson’un 14 Prensibiydi. Bu prensiplerin 12. maddesi, çoğunluk halinde yaşayan toplulukların kendi kendilerini idare etme (self-determinasyon) hakkını öngörüyordu. Bunun anlamı, mağlup imparatorlukların topraklarını bu esas çerçevesinde paylaşmak ve paylaşılacak topraklar üzerinde yeni ulus-devletler kurmaktı.</p>
<p>İşte Lozan Konferansı’nın maksadı, bu esaslar çerçevesinde  hem Osmanlı Devleti’ni hukuken sona erdirmek, hem de onun hükümran olduğu topraklar üzerinde yeni ulus-devletler kurmaktı. Yani İtilaf Devletleri, Osmanlı Devleti’ni tarihe mâl ederek “tarihî Doğu sorununu” çözmeye çalışmışlardı. Bundan dolayıdır ki, konferansın resmî adı “Yakındoğu İşleri Hakkında Lozan Konferansı” olmuştu.</p>
<p>Bu bilgiler ışığında söyleyebiliriz ki, İtilaf Devletleri, Lozan Barış Antlaşması ile Yakındoğu adını verdikleri bölgede global uluslararası sistemin bir alt birimi/sistemi olarak bir bölgesel düzen kurdular. Kanaatimizce bu düzenin adı “Lozan düzeni” idi. Kim ne derse desin, yeni Türk devleti ya da resmî adıyla Türkiye Cumhuriyeti bu düzenin bir parçası olarak kurulmuş ve Lozan Antlaşması da bu yeni devletin kurucu belgesi olmuştur. Bundan dolayı olsa gerek Atatürk başta olmak üzere yeni Türkiye Cumhuriyeti devletinin yöneticileri  “barış, uyum ve istikrar”ı gözeten bir dış politika izlemek istediklerini dile getirmişlerdir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-nisan2018">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zola’nın Gözüyle Fransız Emperyalizmi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/avrupa-tarihi/zolanin-gozuyle-fransiz-emperyalizmi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özel]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 Dec 2017 22:30:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Avrupa Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[ABD yönetiminin Kudüs kararı]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Self-determinasyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3031</guid>

					<description><![CDATA[Ortadoğu’nun yüz yıldır hiç azalmayan ateşi, ABD yönetiminin meşum kararıyla bacayı sarmaya başladı. Belki yüz yıl daha sürecek talihsiz bir kan ve ateş çağının eşiğindeyiz. Müslüman halkların Kudüs’le çarpan yüreklerinden şu kararlı çığlık yükseliyor: Ya istiklâl, ya ölüm! Peki, neler oluyor? Wilson’dan bu yana, yani en az yüz yıldır, self-determinasyon ilkesini adeta kutsallaştıran ve dekolonizasyona öncülük eden ABD, şimdi neden ateş körükçülüğü yapıyor ve kendi koyduğu ilkelere ters düşüyor? Cevap çok basit: Kendi de düşüyor, ondan! Kapitalist uygarlıkta yükselmekte olan güçler “merkantilist-sömürgeci”, yükselmiş güçler “liberal-sömürgeci”, düşmekte-olan güçlerse “militarist-sömürgeci” olurlar. Amerikan iç pazarının genişliği ve başka bazı avantajlar, ABD için birinci&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ortadoğu’nun yüz yıldır hiç azalmayan ateşi, ABD yönetiminin meşum kararıyla bacayı sarmaya başladı. Belki yüz yıl daha sürecek talihsiz bir kan ve ateş çağının eşiğindeyiz. Müslüman halkların Kudüs’le çarpan yüreklerinden şu kararlı çığlık yükseliyor: Ya istiklâl, ya ölüm!</p>
<p>Peki, neler oluyor? Wilson’dan bu yana, yani en az yüz yıldır, <em>self-determinasyon </em>ilkesini adeta kutsallaştıran ve <em>dekolonizasyona </em>öncülük eden ABD, şimdi neden ateş körükçülüğü yapıyor ve kendi koyduğu ilkelere ters düşüyor? Cevap çok basit: Kendi de düşüyor, ondan!</p>
<p>Kapitalist uygarlıkta yükselmekte olan güçler “merkantilist-sömürgeci”, yükselmiş güçler “liberal-sömürgeci”, düşmekte-olan güçlerse “militarist-sömürgeci” olurlar. Amerikan iç pazarının genişliği ve başka bazı avantajlar, ABD için birinci aşamayı büyük ölçüde gereksizleştirdi. 20. yüzyıla liberal sömürgeciliğin sözcüsü olarak girdiler. O şatafatlı self-determinasyon ve dekolonizasyon kavramları böyle bir büyülü “ülkücü gerçekçilik” ortamında icat edildi.</p>
<p><em>Self-determinasyon,</em> halkların/ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı. İnsanî düzlemde hiç kimsenin karşı çıkamayacağı kadar yüksek bir ahlâkî ilke. Her halk elbette kendi kendini yönetme hakkına sahip olmalıdır! Wilson’dan birkaç yıl sonra Lenin’in de gönülden benimsediği bu ilke, 20. yüzyıl boyunca Doğu ile Batı’yı, Komünizm ile Kapitalizmi (ABD ile SSCB’yi) birbirine bağlayan tek köprüydü.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-ocak2018">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
